Macahelce 101
Annemin Bahçe Müzesi

Macahelce değilse de Macahel’e dair çocukluğumdan kalan ilk kelime “istimlak” olabilir. Konu ne zaman köyden açılsa bir gün mutlaka devletin o yolu genişleteceği, bizim de topraklarımızdan bir parça kaybedeceğimiz konuşulurdu. Yolun nereden geçeceği, arazimizin hangi bölümünü alacağı bilinmediğinden, on yedi günde yaptırdığımız kırk metrekarelik ahşap prefabrik kulübede geçen uzun yaz tatilleri biraz da bu bekleyişin hikâyesiydi. Nihayet seneler sonra Macahel’i ilçeye bağlayan dağ yolu genişletilip istimlak hattı kesinleşince annemle babamın hayali olan köy evinin temeli de atılmış oldu.

Macahel’in merkez köyü Camili’den babamın köyü Düzenli’ye1 gelin gelen annem burayı kendi köyünden daha çok sevdiğini söylemeye çekinmez. Haksız da değil. Benim için de ilçeye en yakın köy olması ve havadarlığından dolayı Macahel’in en güzel köyü Düzenli’ymiş gibidir hep. Annemle babam Düzenli’deki arazimize hayallerindeki iki katlı, ahşap köy evini yaptırınca sıra en önemli işe gelir: “Kapı baca.” Özellikle annem için bahçenin temizliği ve düzeni her şeyden önemlidir. Öyle ki yapraklarını döküp bahçesinin düzenini bozmasın diye evin önüne meyve ağacı yerine çam ağaçları dikmeyi tercih eder.

Çok daha pahalıya patlaması ve soğuk havalara dirençsiz olmasına rağmen evlerini beton yerine ahşap inşa ettirmeleri gibi diğer pek çok hususta da doğallıktan yanadır annemle babam. O kadar ki bahçe duvarını bile çimento kullanarak değil, eski usul yöntemlerle ördürürler. Tıpkı meyve ağacı yerine çam ağacı diktikleri için köylüler tarafından “ecnebi” sayılmaları gibi çimentosuz taş duvar yaptırmaları da cimrilik olarak yorumlanır.

Bizimkilerin antikalıkları bunlarla sınırlı değildir üstelik. Annemin bahçesini güzelleştirmek, otantik dokunuşlar yapmak gibi estetik kaygılarla başladığı köyde kullanılan eski eşyaları toplama sevdasının mahsulleri yıllar içinde genişleyerek benim “Annemin Bahçe Müzesi” adını verdiğim bir çeşit açık hava sergisine dönüşür. Müzenin tohumları annemin eskiden fasulye pişirmek, turşu saklamak gibi işlevleri olan toprak kapları bulup buluşturup bahçesinde, bazen de evin içinde kullanmasıyla başlar. “Dergula” denen bu irili ufaklı toprak küplerin kırık veya hasarlı olması hiç sorun değildir annem için. Kırık küpleri toprağa gömerek içine çiçek ekmek için kullanır, sağlam ve görece daha güzel olanları da evin içinde fındık, ceviz gibi şeyleri saklamak için.

Zamanında farklı ebat ve şekilleriyle işlevsel bir araç olarak kullanılmış godoriler de Annemin Bahçe Müzesi’nin önemli bir parçasını oluşturur. Annemin balkonun hemen önüne asarak sergilediği godoriler Karadeniz Bölgesi’yle özdeşleşmiş, fındık dallarından örülen taşıma sepetleridir aslında. Şimdilerde plastikleri daha pratik ve kullanışlı olduğundan tercih edilse de eskiden bu sepetler genellikle tarla veya bahçedeki ürünleri toplayıp taşımak için kullanılırmış. İki omuza takılan ipleriyle sırta yüklenen godoriler çocukluğumda bana sırt çantalarını anımsatırdı. Hâlen bu çocuksu imgeyi silebilmiş değilim. Fındık dallarıyla örülmesiyle godoriye benzeyen ucu sivri, huni biçimindeki ince uzun sepetlere ise “gideli” denir. Bu sepetler godoriden farklı olarak ağaçların yüksek yerlerine çıkıldığında kullanılır, içleri doldurulup sarkıtılmak üzere.2 Bir de odun, dal gibi yükleri taşımak için kullanılan halat kalınlığında “sabeli” denen ipler vardır. Kendine has bağlama biçimiyle sırta takılan bu halatların arasına dallar koyularak bir yerden bir yere yük taşımak kolaylaşır. Köydeki kulübemizde geçirdiğimiz ilk yaz, annemin bana oyun olsun diye sabeliyle yük taşıttığı hatırasıyla zihnimde hâlen capcanlı.

Annemin Bahçe Müzesi’nin belki de en orijinal parçalarından biri, yılın yarısında karlar altında olan Macahel bölgesinde en çok ihtiyaç duyulan şey: Hedik. Kara batmadan yürümek için ayakkabının altına geçirilen, tabanında iki veya üç şerit olan ahşaptan yapılma bu kar ayakkabıları Karadeniz Bölgesi’nde yaygın olarak kullanılıyor esasında. Türkçe kökenli edik sözcüğünden mi yoksa Ermenice hatik’ten mi türemiş olduğunu bilemesek de Macahelcede (diğer pek çok sözcükte olduğu gibi) sonuna bir -i takısı alarak “hediki” şeklinde söylendiğini biliyoruz. Annem de adeta her an kar yağacak ve kullanacakmışız gibi kapının hemen önündeki ayakkabılığın duvarına asarak sergiliyor hediki’lerini.

Ayakkabılığın üstünde hedikilerin sergilenmesi gibi mutfağın dış duvarında da temaya uygun olarak mutfak eşyaları yer alıyor. Başta malahto olmak üzere birçok yöresel yemek yapılırken kullanılan ve “tepşi” denen ahşap sahan baş köşedeki yerini almış. Mutfak robotunun olmadığı dönemlerde kadınların en kıymetli gereci işte bu tepşi’ler. Coğrafyaya uygun olarak ağaç kütüklerinin oyulmasıyla derin ve büyük kâse biçimi verilen tepşi’lerde fesleğen, kişniş, maydanoz gibi otlar veya ceviz, fındık gibi yemişler ezilirken dere kenarında bulunan sağlam, ele tam oturan ve “çali kva” denen taşlar tercih ediliyor. Tepşi sözcüğünün Macahelceye tepsiden geçtiğine emin biçimde Gürcüce sözlükte sahan kelimesini aratıyorum. Ta taa! Güncel Gürcücede de sahana tepshi (თეფში) deniyormuş meğer. Biraz daha araştırınca tepsi sözcüğünün eski Türkçeye de Çinceden geçtiğini öğreniyorum. Etimolojinin sonu yok!

Tepşi’nin hemen altında, temaya uygun olarak bir didi k’ovzi (დიდი კოვზი) yer alıyor. Didi k’ovzi Gürcüce bir ifade, doğrudan çevirirsek “büyük kaşık” anlamına geliyor. Bu büyük tahta kaşıklar eskiden köy düğünlerinde kazan kazan hazırlanan, etli patates, karalahana sarması, sütli gibi yemekleri karıştırmak için kullanılırmış. Bir çeşit tuzlu sütlaç yemeği olan sütli yapmak için düğün günü komşu komşu dolaşılır, her evden süt toplanır, kazanlarda kaynatılarak bu tahta kaşıklarla karıştırılırmış. E burası Karadeniz. Elbette sütlinin de ana eşlikçisi mısır ekmeği yani “ç’adi”.

Ç’adi de ilk öğrendiğim Macahelce sözcüklerden olsa gerek. Biraz araştırınca sadece Macahel’de değil Artvin, Ardahan, Kars, Van hatta Tokat’ta bile benzer söyleniş biçimleri olduğu öğreniyorum mısır ekmeği anlamındaki bu sözcüğün. Etimolojisine daldığımda yine kafam karışıyor. Gürcüce, Ermenice, Lazca, Avarca, Megrelcede de benzer kullanım biçimleri olduğu anlaşılıyor. Bense kişisel tarihime dönüyorum yine, yeğenlerime ç’adi’yi “cadı ekmeği” olarak tanıttığımı hatırlayıp gülüyorum.

Annemin tüm bu aletleri nereden, ne biçimde bulduğunun hikâyesi ise çeşitli. Mesela duvardaki “nali” (ნალი) yani at nallarını babam bir gün toprağı kazırken bulmuş. “Biliyor ya benim böyle şeyler topladığımı, ‘Hanım bak sana ne buldum’ diye getirdi bana” diye anlatıyor annem bu olayı. Şimdilerde nalların yanında sergilenen antika makası görüp isteğinde “Ne yapacaksın bunu?” diyen komşusuna ise “Asacağım” diye cevap vermiş. Daha iyi ne yapılabilirdi ki sahi?

Tabii tüm komşular bu kadar cömert olmuyor. Annemin senelerdir peşinde olduğu “cilga”nın hikâyesi tam da burada başlıyor. Cilga, boyunduruğa bağlanan kara sabana verilen Gürcüce isim. Boyunduruk yani bonduriğin ana parçası mevcutsa da cilga denen bu kısmını bir türlü bulamıyordu annem. Kimden istediyse vermiyor, satın almayı bile teklif ediyordu. Tesadüf bu ya, benim de köyde olduğum bir gün, ceviz satın almaya gittiğimiz komşuya soruyor cilga’sı olup olmadığını. Neyse ki “seve seve” vermeyi kabul ediyor da Annemin Bahçe Müzesi’nin bir eksik parçası daha tamamlanıyor.

Bu metin üzerinde çalıştığım dönem Odunpazarı Modern Müze’deki Ehlikeyf sergisine denk gelmek benim için güzel bir tesadüf oldu. Yalnızca ilhamını değil, çoğu zaman yapı malzemelerini de doğadan alan tasarımcıların işlerini görünce aklıma ağaç kütüklerinden oturma köşeleri, toprağı kazarak doğal merdivenler icat eden annem geldi. Andrea Branzi huş ağacı kullanarak Animali Domestici Bank’i tasarlamış, annemse kestane ağacı kalıntılarından bahçe müzesinde sergilenmek üzere bir bank yapmıştı. Bu bahçeye müze demekte ne kadar isabetli davrandığımı bir kez daha hatırlamış oldum ben de böylece.

Kestane ağacı kalıntılarından yapılan bank, fotoğraf: Gökçe Özder

Annemin Bahçe Müzesi’nin hâlâ eksikleri var elbet. Tesadüflerle ve çabalarla şekillenen bu birikimin asıl ruhunu onun işte bu heyecanlı arayışı oluşturuyor. Toprağın, belleğin ve emeğin iç içe geçtiği bu küçük açık hava müzesi yalnızca geçmişi saklamıyor; ona yeniden hayat veriyor.

Bu kez metne fotoğraflar yerine annemin heyecanını daha iyi yansıttığını düşündüğüm bir mini belgesel eşlik etsin istedim. Yanına da meraklısı için mutfaktan iki tarif ekledim: Sütli ve malahto.

***

Sütli Tarifi

Malzemeler

  • 1 kilogram süt
  • 1 su bardağı pirinç
  • Bir kaşık un
  • Tuz
  • Servis için mısır ekmeği

Yapılışı

Süt ve pirinç kaynatılarak lapa bir kıvama gelene dek pişirilir. Ardından un eklenerek biraz daha kıvam verilir. Tuzu ekledikten sonra birkaç taşım daha kaynatılır. Mısır ekmeğiyle servis edilir.

*

Malahto Tarifi

Malzemeler

  • 1 kilogram yeşil fasulye (lobyo [ლობიო])
  • 3-4 dal pırasa (p’rasi [პრასი])
  • 1 demet fesleğen (şaşpirami)
  • 3-4 adet biber (surunci)
  • 1 demet maydonoz (makido)
  • 1 avuç ceviz (k’ak’ali [კაკალი])

Yapılışı

Taze fasulye tuz ekleyerek haşlanır. Pırasa, fesleğen, biber, maydonoz ve ceviz sahanda (tepşi’de) püre kıvamına gelene dek dövülür. Karışım fasulyeye eklenir. İyice harmanlanıp bütünleştikten sonra mısır ekmeğiyle servis edilir.

***

Bu Metnin Sözcükleri

Bonduruği: Boyunduruk.

Ç’adi: Mısır ekmeği.

Hediki: Karda kaymamak için ayağa giyilen, el yapımı ahşap ayakkabı, edik. Kelimenin eski Türkçe “etük” (ayakkabı, çizme) kelimesinden türediği tahmin edilse de Ermenice “hatik” sözcüğünden geldiği de ileri sürülür. (Kaynaklar: Kubbealtı Sözlüğü, Nişanyan Sözlük.)

Otağı: Öküzle tarla sürerken önde durup hayvanları yöneten kişi.

P’ra’sa: Pırasa. Yunanca kökenli bu sözcük Gürcücede Türkçedekiyle ortaktır.

Sütli: Bir çeşit tuzlu sütlaç yemeği.

Tepşi: Çoğunlukla mutfakta bir şeyleri döverek parçalamak üzere kullanılan, ahşap derin kase.

1. Macahel’de köy isimlerinin orijinalleri de elbette Gürcüce. Türkçe isimler sonradan verilmiş. Köyde Düzenli yerine Zedvake, Camili yerine Hertvis deniyor.

2. Radyocu, çevirmen Yiğit Yavuz’un şu metnini okuyunca Karadeniz’in diğer bölgelerindeki sepetçiliğin ve işlevlerinin Macahel’dekiyle aynı olduğunu fark ettim. Sadece kullanılan sepetlere verilen isim değişiyor.

aile, anadil, anne, bahçe, dil, dil (lisan), Gökçe Özder, Gürcistan, Gürcüce, Macahel, Macahelce, müze, Türkçe