Macahelce 101
Helessa!

Coğrafyanın fiziki yapısının yöre insanını kişiliğine etki ettiğine dair çok şey söylenir. Bu ne kadar doğru bilmesem de ben annemin tıpkı Macahel’in dereleri kadar hızlı, coşkun, eh biraz da aceleci olduğuna şahidim. Belki bu nedenle ilk öğrendiğim Macahelce sözcüklerden biriydi “helessa”. Çocukluğumdan bu yana annemin ben ne zaman yavaş hareket etsem hafif sitemli, biraz öfkeli, azıcık da meraklı ses tonuyla söylediği bu sözcük gündelik dilde “haydi”, “hadi ama” gibi anlamlarda kullanılsa da esas kullanım alanının biraz daha farklı olduğunu zamanla öğrendim.

“Helessa” kesinlikle Macahel’e özgü bir ifade değil. Çok daha yaygını olan “heyamola” ve “yelessa”, Orta ve Doğu Karadeniz’de özellikle de denizcilerin çok sık kullandığı ifadeler. Macahel’de ise “nadi” yani meci/imece usulü toplu yapılan eylemlerde “hey”le birlikte ritmik biçimde söylenerek, yapılan işin ağırlığının hafifletilmesi amaçlanıyor.

“İşin keyif verici yönü ise eylem yerine yaklaştıkça duyduğum o muhteşem ritmik, asi ve gür bir ses tonuyla topluluğun söylediği ‘HELESSA, HEY…’. Tabii öncesinde söylenen manilerin verdiği dinamizm […] çok önemli. Zorlu bir iş yapıldığını ve zorlu işin şarkı söylenerek eğlenceli bir hâle getirdiklerini düşünmüştüm o an. Ben de coşa gelip ‘HELESSA, HEY’ bölümlerine katıldığımı hatırlıyorum.”1

Annemin kullandığı “helessa” ile Bayar Şahin’in2 canlı tasvirleriyle anlattığı “helessa”nın kullanım alanı yakın görünmekle birlikte nüanslarda farklılaşıyor. Cevabını bulamadığım soru ise imece yapılırken grubu coşa getirmek için kullanılan sözcüğün nasıl olup da günlük yaşamda “haydi” anlamında kullanılır olduğu. Benim için “helessa” sıradan bir seslenme sözcüğü değil, içinde sitem ve telaşı da barındırıyor her zaman. Belki de hep anamın dilinden duyduğum için bendeki duygusu böyle. Öğrendiğimiz ilk dile neden anadili dendiği bu gibi durumlarda daha çok anlam kazanıyor.

İlk öğrendiğim Macahelce kelimelerden bir diğeri “uğur olla”. Bildiğimiz “uğurlar olsun” aslında. Özbeöz Türkçe olan bu sözcüğün Macahel’de “eyvallah”la birlikte en çok tercih edilen veda ifadesi olduğunu söylemek mümkün. Tabii bir de “güle güle” anlamındaki “k’argobit” (კარგობით) var, baştaki k harfinin k-g arası sesine, ilk hecedeki vurguya bayıldığım için bu sözcüğü duymak bana tarifi zor bir haz veriyor.

Ne diyordum… Bir dili çevreden duyarak öğrenmek, kelimelere yüklenen duygularla şekilleniyor. Tıpkı benim için “helessa”nın annemin vurgusuyla sitem ve telaş anlamı kazanması veya  “k’argobit”i duyunca içimi saran sıcaklık gibi. Peki ya dili yaşayarak değil de zorunlu olarak öğrenmek? Ana dili Macahelce olup Türkçeyi ancak okula başlayınca öğrenenler için durum nasıldır örneğin?

Evin en küçüğüne, teyzeme soruyorum “Çok kolay öğrendim Türkçeyi” diyor. “Zaten biraz biliyordum okuldan önce de.” Teyzem hem abi ve ablalarının okulda Türkçe öğrenmesinden faydalanmış hem de büyükleri okula giderken peşlerine takılmayı sevdiğinden okula aşinaymış. Teyzemin okul merakının izini ilkokul diplomasında sürüyorum: Resmiyette 1971 doğumlu olmasına rağmen 1979’da, daha sekiz (!) yaşındayken ilkokulu bitirmesi okula gitmeye ne kadar hevesli olduğunun kanıtı adeta. Türkçeyi kolay öğrenmiş öğrenmesine ama “Kendi aramızda yanlışlıkla Gürcüce konuşacak olsak hemen uyarırdık birbirimizi, öğretmenler kızacak diye korkardık” diye de ekliyor.

Teyzemden yedi yaş büyük annem okula başlarken hiç Türkçe bilmediğini, Türkçe öğrenirken çok zorlanmamış olsa da öğretmenlerinin “Gürcüce konuşmak yasak” cümlesinin hâlen kulağında olduğunu söylüyor. Babam ise evin en küçüğü olmasının sefasını süren diğer bir isim. Daha okula başlamadan, büyük abisi küçük abisine ders çalıştırırken kapmaya başlamış harfleri, sayıları. Buna rağmen Türkçeyi esas okula başladıktan sonra öğrenenlerden o da. Garip değil, Macahel’de Türkçeyi okulla öğrenmek neredeyse bundan on-on beş sene öncesine dek devam eden bir olgu. 1999’da Macahel’de doğan kuzenim ilkokula başlamadan önce o Türkçe ben Gürcüce bilmediğimizden doğru dürüst iletişim kuramadığımız dün gibi hatırımda zira.

Teyzemin ilkokul diploması. / Eniştem ortaokulda, arkadaşıyla. Borçka, 70’li yıllar. (Aile arşivinden belge ve fotoğraf.)

Eniştemin (da’yi’min) deneyimi biraz farklı. O da ilkokula başladığında Türkçeyi hiç bilmeyenlerden. Her ne kadar okulda Türkçe öğrense de okul dışında Macahelce konuşmak işleri zorlaştırıyormuş tabii. Belki de bu yüzden Türkçeyi ne yaptıysa çok iyi öğrenemediğini düşünüyor. “Aynı köyden iki üç arkadaştık. Ortaokul için ilçeye (Borçka) gittiğimizde ne olduğunu şaşırdık. Okula uyum sağlamakta zorlandık. Belki de bu yüzden ilk sene sınıf tekrarı yaptım. Türkçe biliyordum bilmesine ama derste geçen her kelimeyi de anlayamıyordum. Bu da beni zorluyordu. Üstüne bir de ilçe kültürünün farklı gelmesi… Zamanla alıştık tabii” diye ekliyor. Ortaokulda büyük şehre gidince Türkçe yüzünden zorluk çeken tek isim eniştem değil. Parasız yatılı sınavını kazanıp Gümüşhane Lisesi’nde okumaya hak kazanacak denli “kapali” babam da ortaokul bitirme imtihanlarında matematik dahil diğer tüm dersleri 10 olmasına rağmen Türkçeden ancak 5’le geçebilmiş.

1970 yılı Nisan ayı, Macahel, Düzenli Köyü İlkokulu. Babam 4. sınıfta, okul arkadaşlarıyla. (Aile arşivinden fotoğraf.)

Diller yalnızca sözcüklerden ibaret değil elbet. Her kelimenin sırtında taşıdığı belli duygular var ve sözcükler kuşaktan kuşağa, ağızdan ağıza bu duygularla birlikte aktarılıyor. Tıpkı “helessa”nın barındırdığı ritim, duygu ve kültürel hafıza gibi. Bir önceki metinde mektep sözcüğüyle tanışma hikâyemi anlatmıştım. Macahelcede tıpkı mektep gibi “muallim” ve “talebe” de öğretmen ve öğrenci yerine kullanılan kelimeler. Merak edip güncel Gürcüce sözlüğe bakınca okula “sk’ola” (სკოლა), öğrenciye “st’udent’i” (სტუდენტი) dendiğini öğreniyorum. Gürcücede Latince kökenlileri tercih edilirken Müslüman Gürcülerin yaşadığı Macahel bölgesinde hâlen Arapça/Osmanlıca kökenlilerin kullanılması ve ulus devletin icadı okul, öğrenci, öğretmen kelimeleri üstüne düşünüyorum. Sonra aklıma Sovyetler’de doğup gençliğini Gürcistan’da geçirmiş, on beş sene evvel Macahel’e yerleşmiş, dört dil bilen Gürcü gelinimizin Macahelce konuşurken “kafalı” sözcüğünü “kapali” biçiminde telaffuz ettiği aklıma geliyor, beni bir gülme tutuyor. Diller birbirine giriyor, bir kez daha arı dil diye bir şey olamayacağından emin oluyorum. Anlıyorum ki sadece kelimeler değil duyguları taşıyan, bizim o kelimeleri ne biçimde, nasıl öğrendiğimiz de duygularımızı, hatta belki kişiliğimizi belirliyor. İşte annemden öğrendiğim “helessa” yine peşimde, bir an önce metni bitirmemi salık veriyor. O hâlde ben yeni maceralar için annemin bahçe müzesine yol alırken sizi de bu metnin sözcükleriyle baş başa bırakıyorum.

Bu Metnin Sözcükleri

da’yi: Hem dayı hem enişte için kullanılan akrabalık sözcüğü.

helessa: “Haydi” anlamında günlük konuşma dilinde kullanılan sözcük.

helessa hey: İmece anında özellikle ağır şeyleri çekerken veya kaldırırken söylenen, grubu ısındırma ifadesi.

kapali: Kafası çalışan, zeki. “Kafalı” sözcüğünün Macahelce söylenişi.

meci: İmece. Anadolu’nun pek çok farklı bölgesinde kullanılan imece ve meci sözcüklerinin kökeni hakkında tartışmalar vardır. Lazca, Yunanca, Ermenice, Türkçe, Arapça kökenli olduğuna dair farklı yorumlar mevcuttur. Detaylı bilgi için bkz. Artvin Etimoloji Sözlüğü, “meci” maddesi.

muallim/muallimi: Öğretmen.

uğur olla: “Uğurlar olsun” sözünün Macahelce söylenişi.

talebe: Öğrenci.

1. Bayar Şahin, “Helessa, Hey…” Macahel, sy. 11 (Yaz 2008): 23.

2. Buraya Macahel’in kıymetli müzisyeni Bayar Şahin’in kendisi gibi müzisyen kızları Samida grubuyla “Cilveloy” performansını bırakmak isterim.

anadil, dil, dil (lisan), Gökçe Özder, Gürcistan, Gürcüce, Macahel, Macahelce, Türkçe