Pop Kartezyenizmi
Ürettiği diğer pek çok terim gibi, Mark Fisher’ın “asit komünizm”i de giderilmemiş belirsizliklere dayalı bir krizi özlü bir biçimde ifade eder; düşüncemizin orta yerine fırlatılan bir başka provokasyondur. Bu ifade, –ki Fisher’ın Ocak 2017’deki ölümü nedeniyle tamamlanamayan bir sonraki kitabının da başlığıydı– aşındırıcıkla tanımlı bu yeni niteleyicinin (asit) Marx’ın manifestosundaki orijinal terimi (komünizm) ne tür bir değişikliğe uğrattığını merak eden birçok kişi tarafından büyük ilgi toplamıştı.
Aslına bakılırsa, asit komünizm her tür tanıma direnir. Özellikle de “asit” kelimesi –hem endüstriyel kimyasalları hem zihin açıcıları [psychedelics] hem de dans müziğinin çeşitli alt türlerini çağrıştırdığından ötürü– kulağa fazlasıyla belirsiz gelir. Farklı bağlamlarda pek çok kullanımı ve örneği olduğundan, asiti tanımlamak 21. yüzyılda komünizmi tanımlamak kadar zordur. Bu anlamsal karışıklık, şüphesiz ki Fisher’ı bu ifadeyi üretmeye iten şeydi. Ancak bu, onun yokluğunda bu ifadeyi somut bir şekilde tanımlamaya yönelik girişimlerin durmasını beraberinde getirmedi.
Fisher’ın eski işbirlikçilerinden Jeremy Gilbert, asit komünizmi 60’ların ve 70’lerin karşı kültür ütopyacılığının ihyasına kilitlenmiş tek boyutlu ve tamamen olumlayıcı bir projeye dönüştüren bir dizi makale yazarak bu ifadenin tanımlanışına öncülük etti. Gilbert, New Statesman’daki bir makalesinde “asit” kelimesi üzerinde özellikle durur ve bu kelimenin hâlâ “arzu edilebilir, erişilebilir ve tatmin edici bir hedef olarak insan bilincinin kapitalist toplumun normlarından özgürleşmesi”ni çağrıştırdığını yazar.1 Gilbert’ın özetlerinde eksik kalan şeyi burada açıklığa kavuşturacağız. İnsan bilincinin böylesi bir özgürleşmesi arzu edilebilir midir? Kesinlikle. Erişilebilir midir? Muhtemelen. Tatmin edici midir peki? Her zaman değil, öncelikli olarak değil.
Asit komünizm haz ilkesinin ötesinde konumlanan bir projedir. Yalnızca karşı kültürün kayıp potansiyelini gerçekleştirmeye yönelik değildir; ayrıca (çağdışı bir şekilde ütopyacı olmaktansa) deneysel olan bir solcu politikanın ifadesidir. Bu teorik manevra, komünizmin farklı yorumlarının içerisinde de mevcuttu. [Karl] Marx ve [Friedrich] Engels’in vakti zamanında “[K]omünistler her yerde kurulu toplumsal ve siyasal düzene karşı her devrimci hareketi destekler” diye yazmış olduğunu biliyoruz.2 Öyleyse asit komünizm, özünde sosyopolitik hegemoninin “dışarı”sının arayışında olan bir projedir. Fisher’ın pek çok metninde altını çizdiği üzere bu, şeylerin olağan gidişatını bozmanın doğası gereği rahatsızlık verici olduğu gerçeğini kabul etmeyi gerektirir, ama “[d]ışarısı […] dehşetten ibaret de değildir.”3
Acid Communism’in* yayımlanmamış girişinde Fisher, şu anki mücadelenin “şu ‘kayıp’ kimliğimizi geri kazanmakla, mahkûm edilmiş doğamızı, en derin hakikatimizi özgür kılmakla ilgili değil, bunun yerine […] kökten Öteki olan bir şeye doğru ilerlemekle ilgili” olduğunu ifade eden Michel Foucault’yu alıntılar.4 Bu Öteki şey Marx ve Engels’in Avrupa tarihinin içinden çekip çıkardığı hayalettir; Herbert Marcuse için ise “özgür olabilecek bir dünya hayaleti”dir.5 Fisher’a musallat olan da benzer bir düşünceydi: Uzunca bir süredir arzulanan fakat hâlen var olmaya direnen bir kolektif özne. 2009 tarihli kitabı Kapitalist Gerçekçilik’te** yazmış olduğu gibi: “Gereken özne –kolektif bir özne– mevcut değildir, gene de, şimdi karşı karşıya olduğumuz tüm diğer küresel krizler gibi, bu kriz de onun bina edilmesini talep eder.”6 Burada bahsedilen hayalet ölmüş ya da kaybolmuş bir şeyden arta kalan değildir. Tam aksine, zamansızdır; tam da Fisher’ın diyeceği gibi, bir “tekinsiz varlık”tır. Aynı anda hem bir yokluğun hem de bir mevcudiyetin başarısızlığını temsil eder. Mutlak eksiklikten kopuk olan arzudur o.
Marx için “arzu” çoğunlukla metadan ayrılmaz bir şeydir; hiçbir zaman bir nesneden bağımsız değildir. Kapital’in daha ilk sayfasında, bir dipnotta Nicholas Barbon’u alıntılayarak metayı şöyle tanımlar Marx: “Arzu, ihtiyaç demektir; o, ruhun iştahıdır ve vücut için açlık ne kadar doğalsa, o da o kadar doğaldır.”7 Diğer taraftan Komünist Manifesto’da ise arzu, doyumsuz ve vesveseli bir şeye dönüşür: “Ulusal ürünlerin karşıladığı eski gereksinmelerin yerine, karşılanmaları çok uzak ülkelerin ve iklimlerin ürünlerini gerektiren yeni gereksinmeler doğdu.”8 Politikanın üretimi de aşağı yukarı aynı etkiyi yaratmıştır; arzuyu erotikleştirmek, onu ne idiği belirsiz ve girmenin yasak olduğu diyarlara fırlatmak: Arzuyu sınırsız, uçsuz, kısıtsız kılmak. Bu bağlamda zevk ise, arzuya kıyasla, kaçınılmaz şekilde tanıdık olanla ilişkilenecektir.
Asit, tüm o gelişigüzelliğinde, bu spekülatif arzunun hem yeni hem de unutulmuş yollardan komünizm aracılığıyla geri akmasını sağlar. 1977 yılında Gilles Deleuze, bilhassa da Foucaultcu “haz”za zıt düşecek şekilde, böylesi bir arzunun nasıl işlediğine dair en özlü özeti sunar:
[N]esnesi olmadığı gibi, arzunun bir öznesi de yoktur. Sadece akımlar arzunun kendisinin nesnelliğidirler. Arzu hiçbir zaman yeterli derecede yoktur. Arzu, kendisinden itibaren tarihsel sosyal bir sahada bilinçdışı akımlarının üretildiği imleyensiz işaretlerin sistemidir. Arzunun, her nerede olursa olsun, ailede ya da mahalle okulunda, sosyal alanı sorunsallaştırmayacak ya da aygıtı sallamayacak bir çatlayıp açılması mümkün değildir. Arzu devrimcidir, çünkü her zaman daha fazla bağlantıyı talep etmektedir.9
Böylece asit, arzu hâlini alır. Aşındırıcı ve doğal addedileni bozan bir çokluk olarak, komünizmin kendisinin barındırdığı çoklukların içinden akarak dilbilimsel geri besleme döngüleri yaratır. O ki ideolojik bir ivmelendiricidir; hâlihazırda ve sehven hâkim olduğumuzu düşündüğümüz bir politikanın içinde daha önceleri bilinmez kalanın ve yeni keşfedilecek olanın aynı anda bulunmasını sağlar. Ve gelmekte olan bir politikayı yeniden devreye sokar.***
{fold içindeki imge: WATER LsdILY, 15.11.2018, fotoğraf: Wayne S. Grazio (CC BY-NC-ND 2.0)}* Acid Communism, Fisher’ın en az okunan metni olmanın yanı sıra K-Punk’la beraber belki de en uç metnidir; bu iki metin (ya da “metin birikintisi”) birbiriyle ilişkilendirilmiş olacak ki K-Punk’ın son bölümü tamamen Acid Communism’e ayrılmıştır. Colquhoun’un da ima ettiği üzere, asit komünizm tamamen olumlayıcı bir politik projedir, ama bir yandan da retroaktif bir mahiyete sahiptir; yani nihayetine ermemiş bir devrimin gelecekteki muhtemel yankısı olmayı sürdürür. Bu, olağanüstü bir hüsranla sonuçlanan 90’ların “internet devrimi”nden bir önceki devrim olan psikedelik devrim ya da 68 devrimidir. Bu devrimin ayırt edici yanı, herkesin kafasının güzel olmasının yanı sıra Doğu fikriyatına, herkesin ilişkisel birliğine ve çokun içindeki birliğe ya da basitçe siyasal tekanlamlılığa yaptığı dolaylı vurguydu. Fisher’ın, tüm bu olup bitenleri bir “68 çocuğu” olarak bir tür “spiritüel komünizm”mişçesine okuması şaşılacak bir şey değil. Bugün komünizmin, bir parti ya da sınıf diktatörlüğüne işaret ediyorsa, gerçekten bir anlamı kalmadı. Ama eğer sınıf ötesi ve hizip dışı, daha doğrusu antagonistik fakat teröristik olmayan, uçları, uzlaşmalarına gerek kalmaksızın birleştirebilen bir komünizmse söz konusu olan, ki asit komünizm (bir protokol olarak) bundan başka bir şey değildir, evet, komünizm hâlâ anlamlıdır. Fakat bir hayalet olarak değil, bir hap ya da mantar olarak bu sefer: Politik açıdan hakikaten anlaşamadığınız birinin dizine tekmeyi yapıştırmayı düşünmeksizin bir tartışma yürütebilmek bugün bir lüks hâline geldi ne yazık ki, biraz rahatlamalı… (ed.n.)
** Türkçede Habitus Yayınları tarafından, şahane bir çeviri ve müthiş bir kapak tasarımıyla yayımlanmıştır. Kapitalist gerçekçilik konseptini kapkaranlık, mat ve tüm düşey heybetiyle, z aksını yaran haşmetiyle kapağın içine sığamayan bir gökdelenden daha iyi hiçbir şey yansıtamazdı. En az bu örnek kadar huşu uyandırıcı bir diğer örnek için bkz. Anna Greenspan’in Şanghay fotoğraflarından biri kullanılarak, Time Spiral Press tarafından yayımlanmış Nick Land metni, Shanghai Times. (ed.n.)
*** Sol ivmecilik ile asit komünizm arasındaki bağlantı kendinden açıklamalıdır; zira her iki post-post-ideoloji de solculuğu kapitalizme karşı dirençten ziyade kapitalistik süreçlerin yoğunlaştırılmasında bulur. Yalnızca biri bunu teknik olarak gerçekleştirmenin daha mümkün olduğu savını öne sürerken, diğeri bunu mümkün kılmak için psikedelik yolun, neredeyse narkotik olduğu söylenebilecek, çizgi dışı ve gitgide kriminal bir hattın izlenmesini salık verir. Fisher’ın tutkulu bir sol ivmeci olduğunu çok az kişi biliyor. Son ve harikulade metinlerinden biri olan “Terminator vs. Avatar: Notes on Accelerationism”de, ivmeci olmayan bir Marksizmin bir hiç olduğunu söylemişti. Ve haklıydı. Komünizm gerçekleşecekse bu, kapitalistik tüm aygıtların temellüküyle olacak, yoksa lağvıyla değil. Tam otomatik bir lüks komünizmden başka bir şey imkân dahilinde bulunmuyor, asla da bulunmadı. Taş toprak, bayır çayır, kulübe çadır komünizmine, namı diğer “ilkel komünizme dönüş”, gelmiş geçmiş en büyük “yoldaş yanılgısı”dır. (ed.n.)
1. Jeremy Gilbert, “Why the time has come for ‘Acid Corbynism’”, New Statesman, 24.10.2017.
2. Karl Marx ve Friedrich Engels, Komünist Parti Manifestosu, çev. Rekin Teksoy (İstanbul: Oğlak Yayıncılık, 2009), 71.
3. Mark Fisher, Tuhaf ve Tekinsiz, çev. Berkan M. Şimşek (İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları, 2018), 10.
4. Michel Foucault, Remarks on Marx: Conversations with Duccio Trombadori, çev. R. James Goldstein ve James Cascaito (Los Angeles: Semiotext(e), 1991), 121.
5. Herbert Marcuse, Eros ve Uygarlık: Freud Üzerine Felsefi Bir İnceleme, çev. Aziz Yardımlı (İstanbul: İdea Yayınevi, 1998), 80.
6. Mark Fisher, Kapitalist Gerçekçilik: Başka Alternatif Yok mu?, çev. Gül Çağalı Güven (İstanbul: Habitus Kitap, 2010), 77.
7. Karl Marx, Kapital: 1. Cilt, çev. Mehmet Selik ve Nail Satlıgan (İstanbul: Yordam Kitap, 2011), 49. Alıntılanan yer: Nicholas Barbon, “A Discourse on coining the new money lighter. In answer to Mr. Locke’s Considerations etc.” (London: 1696), 2-3.
8. Karl Marx ve Friedrich Engels, Komünist Parti Manifestosu, 20.
9. Gilles Deleuze, İki Delilik Rejimi: Metinler ve Söyleşiler 1975-1995, çev. Mahir Ender Keskin (İstanbul: Bağlam Yayınları, 2009), 87.
Bu metin ilk olarak Krisis’te (Sayı 2, 2018), “Acid Communism” başlığıyla yayımlandı ve yazarın izniyle, Manifold için Hasan Cem Çal tarafından Türkçeye çevrildi ve notlandırıldı.
