Pop Kartezyenizmi
Billie Eilish’in yeni single’ının1 nakaratında [René] Descartes’ın ünlü önermesi “Düşünüyorum, öyleyse varım”ı2 kullanması pek de üzerine düşünmeye değer değil gibi. Ancak durum Eilish’in bir alışveriş merkezinde koşar vaziyette oradan buradan fast food topladığı bir video eşliğinde ve bir yıldız olarak figürünün magazin basınına sık sık malzeme olduğu bir yıl içerisinde düşünüldüğünde, Eilish’in 17. yüzyıl zihniyetinin ifadelerinden biri olan zihin-beden ikiliğine göndermede bulunması hakkında söylenecek bir şey olabilir yine de.
İlk bakışta parçanın sözleri, Eilish’in hater’larına3 ve onun ismini kullanarak prestij elde etmeye çalışanlara yönelikmiş gibi duruyor ama ben başka tip bir okuma önereceğim. Burada, popüler kültür politikasının altında yatan, yabancılaşma duygusunun derinlemesine bir kavranışı mevcut: Birden çok Eilish tiplemesinin birbiriyle çatışan parazitimsi maddelerce çarçur edildiği bir tür şizoid monolog bu. İlk olarak, basında üzerine konuşulan iki tip Eilish var ki bunlar sanatçı ve ünlü olan Eilish’ler; bir de iki apayrı tip Eilish var bizzat Eilish’in kendisi tarafından söz konusu edilen ki bunlar da onun tasarlanan benliği ve içe yansıtılmış öznelliğini oluşturuyor. Birbiriyle ilgi görmek için yarış hâlinde Eilish’ler söz konusu ama her biri de iki büyük kategorinin içine yerleştirilebilir nitelikte: biri zihin, diğeri beden kategorisi.
Şarkı sözlerini göz önünde bulundurup zihnin bedeni nasıl da dumura uğrattığını düşünün bir: Göründüğümden fazlasıyım ben, bedenimden fazlasıyım, benim kalibremdeki bir sanatçı bahis konusuysa zihin bedenden önce gelir (ya da gelmelidir). Ancak sonrasında, Eilish’in kendisine dair algısı ile dünyanın öne sürdüğü bedensel idealler çatışmaya başladığında bir geri tepme yaşanıyor. İlk dizenin sonunda, artık kimin kime hitap ettiğini kavramak epey zor. Örneğin şöyle söylüyor Eilish:
Birlikte ya da değil, birbirimize benzemiyoruz biz
Benim hakkımda ne hissettiğimi biliyo’muşsun gibi konuşma
Dünyanın zirvesindesin ama senin dünyan gerçek değil
Senin dünyan idealinden ibaret4
Nahoş bir süperegonun etkisi altındaki bir bedenin bir zihne çağrıda bulunduğunu duyuyor gibiyim.
Çok geçmeden, bu şizoid ses ve bakış girdabının, Kartezyenizm heyulasının 21. yüzyılda parayı kırdığı yer olduğu ortaya çıkıyor: [Sigmund] Freud’la birlikte çözünen Descartes. Zihin ve onun üçüz bir formasyona (süperego, ego ve id) sahip içsel yapısına aşinayızdır ve her bir perspektife ayrı ayrı ses verir hâlde bulmuşuzdur kendimizi. Omuzlarımıza bir melek bir de şeytan kondurulmuştur, ben merkezli bilinç de ikisinin arasında bir yere yerleştirilmiştir ama ya boynumuzun altında5 pusuya yatmış olan? Eilish’in kucak açtığı ve bir savaş alanına eşdeğer şey peki? Burada, yüzeyin altında gizlenen bir organsız beden var, tabloit lakırdısı ve Eilish’in iç monologunun üzerine çıkarak kendini duyurmaya çalışan.
Psikanalizin cevaplaması gereken pek çok şey olduğu açık. Herkesçe bilinen bir örnek: [Gilles] Deleuze ve [Félix] Guattari için –ki her ikisi de antipsikiyatri6 hareketiyle az çok ilişkilenmişti– Freud’un zihni katmanlı bir yapı olarak kavrayışı gerçekte olduğumuz ve potansiyel olarak olabileceğimiz kişiyi mahkûm eden bir kafesten başka bir şey değildi ve bir açıklamaya muhtaçtı kendi payına. Bin Yayla’da yazdıkları gibi, psikanaliz “gerçeği tümüyle ıskalar, çünkü OsB’yi ıskalar.”7 Daha ziyade toplumsal normları eğip bükmek suretiyle her tür sapmaya teşne bir özneye alan açmakla ilgileniyordu Deleuze ve Guattari.
Eilish ise Therefore I Am’de8 kendi kaçış çizgisinin cakasını satıyor gibi gözükür. Sanki boş bir alışveriş merkezinde, arzunun o devasa tapınağında istediği her şeyi yapıyordur çünkü o Billie Eilish’tir. Küstahça bir bireyleşmenin dışavurumu mu bu? Başka bir şey mi yoksa?
“Düşünüyorum, öyleyse varım”ın kısa bir süre içerisinde yüklü bir ifade gibi tınlamaya başladığını sezinleriz. Tam olarak nasıl düşünmek? Ya da neyi düşünmek? Parçanın başlığından Descartes’ın cümlesindeki “Düşünüyorum” kısmının atılması bir işaret başlı başına. “Therefore I Am” başlığı “lekesiz doğum”9 deyimine yeni bir anlam katar: Düşünce yoktur artık, yalnızca OsB’den söz edilebilir bundan böyle. Eilish kendini (pop-kültürel etkinin kıskacından kurtulmuş vaziyette) kendi zihni üstünden ya da dışarıdan kavrar. En nihayetinde OsB “her şey çıkartıldıktan sonra geriye kalandır” diye yazar Deleuze ve Guattari de.10 Tüm bu böbürlenmenin ardında, ötesinde arzunun Eilishci programına dair bir ipucu saklı olabilir mi? “[D]eneylemenin motor programı”na11 dair bir ipucu?
Spinoza ve İfade Problemi’nde12 Deleuze “Doğadaki ifade asla nihai bir simgeleme değil, her zaman ve her yerde nedensel bir açıklamadır” diye yazar.13 Deleuze’e göre, divana uzanmış nevrotiğin değil de gezintiye çıkmış şizofrenin14 organsız bedenin daha yerinde bir ifadesi olmasının nedeni de tam olarak budur. Psikanalist sembolizasyonu, “bir parça vasıtasıyla bir nesnenin ya da fikrin bir başka nesne ya da fikrin yerine geçirildiği bilinçdışı zihinsel süreci”15 keşfeder ve uygulamaya sokar; oysaki şizofren hakikati şeylerin sonsuzca birbirine karışmasında bulur.
Eilish için pratikte bu, bomboş bir alışveriş merkezinde gönlünün istediği gibi oraya buraya hoplayıp zıplarken hater’larına şarkı söylemekte ifadeleniyor; çatışan benliklerine rücu etmeksizin arzularının izini sürüyor o. Ama yine de: Gezintiye çıkmış şizofren figürünün hâlâ bir şey ifade ettiğinden söz edilebilir mi 21. yüzyılda? Bir alışveriş merkezini mesken edinmiş ve medya tarafından merakla takip edilen bir pop yıldızı da aynı oranda iyi bir benzetme mi yoksa? “Öyleyse varım”: Bir açıklama olarak Eilish.16
{fold içindeki imge: Billie Eilish’in Therefore I Am adlı klibinden ekran görüntüsü} 1. Bu metin Eilish’in ilk stüdyo albümünün yayının ardından, 2020 yılında yazılmış. Metinde söz konusu edilen single ise sonrasında Eilish’in ikinci stüdyo albümüne dahil edildi. Bu metin iki albümün arasında yazılmış denebilir kısaca. (ç.n.)
2. Bu ifade ve etrafında gelişen diğer ifadeler türlü şekilde çevrildi ve Türkçe felsefe literatürüne kaydoldu. Biz ise Descartes’ın eserlerini olağanüstü bir titizlik ve dikkatle Türkçeye çeviren Aziz Yardımlı’nın çevirisini baz alıyoruz. René Descartes, Söylem/Kurallar/Medistasyonlar, çev. Aziz Yardımlı (İstanbul: İdea Yayınevi, 1996).
3. Bu ifadeyi “nefret eden kimseler” veya “nefret edenler” veyahut bir başka şekilde çevirmek yanlış olurdu zira hater ifadesi İngilizcede neredeyse özel bir isim, bir deyim olarak kullanılıyor ve dile de o hâlde sirayet etmiş durumda. Bu terimin anlamını da o anlamı kaplayan haleyi de kavramak için İngilizce bilmek, daha doğrusu İngilizce düşünmek ve hissetmek zorunlu. Dolayısıyla metnin geri kalan kısımlarında da bu ifade çevrilmeden bırakıldı. (ç.n.)
4. Söz konusu klibin bağlı olduğu parçanın liriğinden bir kesit. (ç.n.)
5. Yazar burada Descartes’ın zihni ve bedeni iki ayrı töz olarak tanımladıktan ve ikisi arasında hiçbir ilişkinin bulunmadığını söyledikten sonra bu ikisinin ilişkisizliğinin neden çift taraflı bir mevcudiyete yani zihne ve bedene aynı anda sahip insan varlığına mahal verdiği sorusunu savuşturmak için öne sürdüğü, gerçekten de boynun, daha doğrusu ensenin altında yer alan epifiz bezine göndermede bulunuyor. Ek not: Epifiz bezinin kendisi maddi bir entite olduğundan, maddi olan ile olmayan arasındaki mutlak ayrımın nasıl olup da maddi bir şey aracılığıyla yumuşatıldığı ve bağlantıya evriltildiği düşüncesi hiçbir şeyi açıklığa kavuşturmuyor ve bir sabuklamadan ibaret tabii ki. (ç.n.)
6. 60’larda İngiltere’de doğan, fahri öncüsü Ronald Laing, eğreti öncüsü Michel Foucault olan, (psikoloji ile politika arasında kurulmasını salık verdiği ve bilhassa kurduğu bağlantıların çokluğuyla) Deleuze ve Guattari’nin Anti-Ödipus’unun her şeyden çok ilham kaynağı, geleneksel psikiyatri yöntem ve teorisini, özellikle de Freud’un psişiye has tüm anomalileri doğallaştırıcı kuramını azılı bir şekilde eleştiriye tabi tutan adı çıkmış düşünce akımı. (ç.n.)
7. Metindeki tüm Bin Yayla alıntılarının çevirisinde Emre Sünter’in kusursuz çevirisini referans alıyoruz. Gilles Deleuze ve Félix Guattari, Kapitalizm ve Şizofreni 2: Bin Yayla, çev. Emre Sünter (İstanbul: Norgunk Yayıncılık, 2023), 165.
8. Parça başlığını çevirmiyoruz zira parçadaki eksiltmenin orijinal hâliyle gözükmesi zaruri. (Bu bağlamda istisna ise bu metnin son cümlesinde tırnak içindeki ifade: Aynı anda hem Eilish’in parçasına hem de Descartes’ın önermesine göndermede bulunduğundan fakat yine de düz bir cümle olarak yazıldığından çevrildi.) (ç.n.)
9. İng. Immaculate conception. Teolojik bir konsepte göndermede bulunan ifade. Hıristiyanlığın peygamberi İsa’nın annesi olarak görülen ve kabul edilen Bakire Meryem’in bekaretine halel gelmeden İsa’yı doğurmasını anıştırır. (ç.n.)
10. Deleuze ve Guattari, Kapitalizm ve Şizofreni 2: Bin Yayla, 165.
11. Age, 165.
12. Metnin orijinalinde alıntının Fark ve Tekrar’dan yapıldığı belirtilmiş, oysaki alıntı Spinoza ve İfade Problemi’nden. Hatayı çeviride giderdik. (ç.n.)
13. Gilles Deleuze, Spinoza ve İfade Problemi, çev. Alber Nahum (İstanbul: Norgunk Yayıncılık, 2013), 232.
14. “Divana uzanmış nevrotik” ve “gezintiye çıkmış şizofren” ifadeleri özelinde Anti-Ödipus’un Türkçe çevirisini takip ediyoruz. Gilles Deleuze ve Félix Guattari, Kapitalizm ve Şizofreni 1: Anti-Ödipus, çev. Fahrettin Ege, Hakan Erdoğan ve Mustafa Yiğitalp (Ankara: Bilim ve Sosyalizm Yayınları, 2014).
15. Tırnak içindeki ifadenin kaynağı Deleuze’ün tüm eserleri taranmış olsa da bulunamadı, dolayısıyla doğrudan çevrildi. (ç.n.)
16. Burada “açıklama” ifadesi doğrudan Deleuze’ün Spinoza ve İfade Problemi’nden metne eklenen cümleye bağlanıyor, fakat farklı bir anlam taşıyor. Deleuze, Spinoza’nın doğanın ifade üretiminin kendi kendini açımlayarak kendi açıklamasını sunduğunu yani belli, tekil ve nihai bir düşünce tarafından ifadelendirilemeyeceğini belirtir. Daha basit bir ifadeyle: Doğa semboller üreterek değil kendini nedensel olarak açıklanabilir kılarak yani kuvvet ve kapasitesinin (ama asla eriminin değil) izdüşümünün yapılabildiği fenomenler aracılığıyla çalışır ve bunları çeşitler, sembol ise genel ve genel geçer örüntüleri doğanın modus operandi’sinden soyutlayarak doğal ifadeleri zapt eder, “doğası gereği” nihai olarak. Burada yazar, üstü kapalı bir şekilde bu ilk anlamla oynuyor: Eilish’in ifadesi ile müzik klibindeki davranış şeklini örtüştürüyor ve bir “doğal ifade” olarak okuyor; yani Eilish’i bir bedene ve hareket etme arzusuna sahip olma bilincini yoğunlaştırmasından mütevellit kendini bu şekilde sözceleyen biri olarak konumluyor. (ç.n.)
Bu metin ilk olarak Xenogothic adlı blog’da, “Billie Eilish’s Pop Cartesianism” başlığıyla yayımlandı ve yazarın izniyle Manifold için Hasan Cem Çal tarafından Türkçeye çevrildi ve notlandırıldı.