Bir Fanzincinin Yeraltı Günlükleri
Budapeşte’deki Fanzinlerin Peşinde

Sırt çantamdaki fotokopiden fanzinler, afişler ve yırtık punk flyer’larıyla nitelikli kahveyi kokladığım Budapeşte yolculuğuna, Walter Benjamin’in flâneur’ü gibi sokak aralarını koklayarak devam ediyorum.1 Gündelik hayatı yaşamaya ve kaydetmeye çalıştığım bu sokaklarda punk toplulukları ve fanzin kültürüne ait olan izole mekânları kaydetmek hoşuma gidiyor. 2006 yılında tipik fotokopi A5 fanzin olarak Budapeşte’de çıkan Reaction’ın yazarı Bence Sabján, hayal kırıklığına uğratmak istemediği yerel dostlarıyla ilişkilerini ve uluslararası bağlantılarla edindiği arkadaşlıklarını canlı tutabilmek için çift dilli bir yayını tercih ettiğini söylüyor. 

Ana akım müzikler dinlediğim 90’ların sonunda bir festivalde karşılaştığım hardcore gruplar sayesinde Macaristan yeraltı sahnesini keşfettim. İlk fanzinleri de o zamanlar edindim. Egyenesen Át, Total Addiction ve Positive Front gibi dergiler, Macaristan’daki hardcore sahnesine dair bilgiler içeriyordu. Bu sıralarda güçlerimizi birleştirdiğimiz arkadaşlarla Reaction’ın ilk sayısını çıkardık. Sonraki sayılarda yakaladığımız ivme zamanla yavaşlasa da Reaction’ı bir röportaj vesilesiyle tekrar yayımladım. Yedinci sayıdan itibaren İngilizceye çevirmeye başlamam, fanzini dostluklarla örülü bir deneyim ağına ulaştırdı. (Bence Sabján, 2024)

Sabján’ın önerisiyle gittiğim Wave Records, 1989 yılından bu yana açık. Burada bulunduğum sürede türlü kanaldan deneyimleme şansına eriştiğim erken dönem UK punk scene’inden Budapeşte’ye ve Türkiye’ye doğru uzanan altkültürel muhabbet değişik pencereler açıyor. Ayrıca, mekânı gizli olan bir punk etkinliğinden bahsedilmesini ve etkinliğe gitmem durumunda adresin verilmesinin teklif edilmesini punk’ın ana akım tarafından emilmesine karşı “asi, şık ve tehlikeli bir çekicilik önerisi sunan” (Bestley, 2015: 119) bir girişim olarak yorumladım. Wave Records’ta punk plakları arasında kaybolmuş bir hâldeyken bana sticker ve fanzinler veren plak çalışanıyla konuşurken bir dergide okuduğum, “Punk İbrahim Müteferrika” başlıklı metne konu olan Müteferrika’ya sözü getiriyorum ve iki kültüre ait punk fotoğraflarını paylaşıyoruz birbirimizle. Buradaki kültürel etkileşim, Stuart Hall’un aktardığı üzere her nesille birlikte yeniden üretilirken değişen, göç eden ve hareket eden rotalar olarak karşımızdadır (Hall, 2016: 51). Birbirine yakın kültürler olarak punk’ların mücadelesinin bitmeyeceğinden laflarken, ona, Barry Phillips’in kısmen seyahatname kısmen de tarih kokan, artık var olmayan zaman ve mekâna yaptığı yolculuk sırasında sarf ettiği bir sözünü hatırlatıyorum: “Kömür madenciliği kültüründen gelen testosteronlu gençler olarak yumruklara ve botlara başvurmaya yabancı değildik.” (Phillips, 2023: 2)

fotoğraf: Hüseyin Serbes

Budapeşte’de sadece fanzinlerin değil iki sanatçının eserlerinin de peşindeyim. İkisi de fotoğraflarıyla gündelik hayatın kayıtlarını tutmuş ve punk’ın Macaristan’daki tarihine tanıklık etmemizi sağlıyor. Tamás Urbán (d. 1945), Budapeşte punk sahnesini belgelediği sıralarda henüz otuzlarındadır, yeraltının bir sakinidir. Fotoğrafları sisteme yönelik bir tehdit içerir. Esasında 90’lı yıllara dek onun fotoğraflarına çok rastlama şansımız yoktur. Hapishanelerde çektiği fotoğraflarla peşine düştüğü öykülerden oluşan Unwanted Butterfly, sergi ve kitaba dönüşmüş eserlerinden. Sayfalarına baktıkça tasarım, fotoğraf ve metnin büyüsüyle karşılaşıyorum. Szeged kentindeki Csillag Cezaevi’nde 1988’de tanıştığı kahramanının 1994’teki ölümüne dek topladığı belgelerle bir araya gelen kitap, kahramanla aynı adı taşıyor: Unwanted Butterfly (Robert Capa Kortárs Fotográfiai Központ, 2020). Beş yaşında babası tarafından terk edilen, ilkokulda kendini ıslahevinde bulan ve yetişkinlik hayatını hapiste geçiren Kelebek, yeraltı grubu Sziámi’yle Black Hole adındaki yeraltı kulübünde takılan ve geleneğe reddiye sunan bir karakterdir. András Bánkuti ise sözünü ettiğim, beni cezbeden bir başka sanatçı. Kışkırtıcı giyim kuşamlarıyla tüm Avrupa’da olduğu gibi Budapeşte’de de dikkatleri üzerine çeken punk gençliği onun deklanşörüyle ölümsüz kaldı. Bánkuti onları fotoğraflamak için partilerine katıldı; bu partilere katılan punk’ların geleneksel kıyafetlerinden birkaç saatlik kopuşunu belgeledi. 80’li ve 90’lı yıllardaki bu belgeler,2 punk’ın tabu olan düşünceye karşı çıkışını da ortaya çıkarıyor.

Dükkândan aldığım fanzinleri plak dükkânının playlist’i eşliğinde okumak üzere yola koyulduğum Budapeşte’deki Kontakt nitelikli kafelerden. Kafede baristanın önerisiyle tattığım El Salvador, Mauricio Salaverria kahve çekirdekleri, volkanların ülkesindeki Ahuachapan’dan geliyor. Tadım notları (keskin kahve kirazı, elma, cranberry dengesiyle) şimdilik beni benden alıyor. Bu kahveyi tattığım sırada sokakları bir tuval gibi gören Banksy’nin sergi afişini fark ettiğimde Hakan Günday3 fanzinlerin de tıpkı bir sokak gösterisi gibi son derece kısa ömürlü olması gerektiğini hatırlatıyor bana.

Ne de olsa, fanzin doğası gereği tam da üretildiği güne ait ve dağıtım biçimleri göz önüne alındığında kaybolup gitmeye son derece müsait. Hatta bana kalırsa, bir sokak gösterisi gibi son derece kısa bir ömrü olması fanzini daha da değerli kılıyor. Dolayısıyla, otuz ya da kırk yıl önce, ne kadar hayatta kalacağı asla umursanmadan üretilmiş ve sokaklar, barlar ya da müzik dükkânlarında elden dağıtılmış o fanzinlerin yıllar sonra karşınıza çıkması bence tam da “anın zamana meydan okuması”na bir örnek. Ve ben de elimden geldiğince, girdiğim sahaflarda “normal şartlarda yok olması gerekirken hayatta kalmış” o fanzinleri arıyorum. (Hakan Günday, 2024)

1. Böyle bir yürüme ve öğrenme biçimini doktora tezimi adadığım Esat C. Başak’a borçluyum. Doktora tezimde izini sürdüğüm Mondo Trasho fanzinini anlayabilmek için, Cemil Meriç’in Bu Ülke’sinde de işaret ettiği gibi, ondaki düşünceleri, acıları, heyecanları kavramak gerekiyordu ve bu benim onunla bir antropolog gibi yaşamamı gerektirdi. Öyle yapmaya çalıştım ve yine bir sanat eserine yaklaşır gibi yaklaştım ona. Ulrich Gutmair “Bir evsizin ölmesi, bir büfenin şehrin manzarasından silinmesi; bunlar tarihçileri ilgilendiren hadiseler değildir” der. Esat’ın gidişi de ana akımcıları hiç ilgilendirmeyecek ama benim gibiler için onun yokluğu bir şehrin manzarasının da yok olması anlamına gelecek. Ona adadığım eserlerim için, bkz. Bu metnin kaynakçası.

2. Kişisel sayfasındaki fotoğraflara ek olarak Bánkuti’nin eserleri “Demir Perdenin Ardında” başlığıyla The New York Times’ın Lens adlı fotoğraf blog’unda da yer alıyor, bkz. Moroz, 2018.

3. 1976 yılında Rodos’ta doğan Hakan Günday, Kinyas ve Kayra (Om Yayınevi, 2000) adlı romanıyla dikkatleri üzerine çekti. Romanlarında yeraltı şahsiyetlere ve punk karakterlere yer veren sanatçının senaryosunu yazdığı Uysallar dizisi (Netflix, 2022, yön. Onur Saylak) orta yaş bunalımına giren mimarın gençliğinde yaşadığı punk yaşam tarzına gizli dönüşünü ele alıyor.

Kaynakça
Bence Sabján, yazarla yüz yüze görüşme, Budapeşte (Macaristan), 11 Mayıs 2024.
Russ Bestley, “(I Want Some) Demystification: Deconstructing Punk”, Punk & Post Punk 4(2) (2015): 117–127.
Stuart Hall, Cultural Studies 1983: A Theoretical History (Duke University Press, 2016).
Barry Phillips, In Search of Tito’s Punks: On the Road in a Country That No Longer Exists (Intellect, 2023).
Ulrich Gutmair, The First Days of Berlin: The Sound of Change (Polity Press, 2022).
Hakan Günday, yazarla yüz yüze görüşme, Viyana (Avusturya), 12 Mayıs 2024.
Sarah Moroz, “Behind the Iron Curtain: Intimate Views of Life in Communist Hungary”, The New York Times, 10.01.2018.
Hüseyin Serbes, Fotokopiden Dijitale Yeraltı Yayıncılığı: Türkiye’de Fanzin Altkültürü Üzerine Soykütüksel Çözümleme, Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, 2024.
Hüseyin Serbes, “Provocative Encounters: A Few Notes on Esat C. Başak”, Punk & Post-Punk 12(3) (2023): 389–394.

altkültür, Budapeşte, fanzin, gündelik hayat, Hakan Günday, Hüseyin Serbes, müzik, punk