Hayal Gücümüz İçin
Neden Gereklidir?
Ön not:
Rönesans döneminde, örneğin 15. yüzyılda yaşamış bir kişinin hayatı boyunca maruz kaldığı imge yoğunluğu, tarihin önceki dönemlerindekine kıyasla daha fazlaydı. Rönesans’ın bu bakımdan bir imge devrimi olduğunu söyleyebiliriz.* 19. yüzyıla geldiğimizde bu görsel bombardıman gazeteler, röprodüksiyonlar, ilanlar gibi çeşitlemelerle artmıştır. Artık tek bir kişinin bir günde hayatına giren imge seli Rönesans insanının hayatı boyunca gördüğünden daha fazladır.
Bu metinde 2003-2005 yılları arasında yayımlanmış, yayın hayatının sonunda yarım kalmış Carnivàle [Karnaval] dizisini, dizi jeneriğinin görsel unsurlarını bir çerçeve olarak kullanmayı deneyerek tarihsel ve politik bağlamı içerisinde incelemek istedik.
Öyleyse dizinin emekle hazırlanmış, katman katman jeneriğine geçelim:
Karnaval dizisinin jeneriği, önümüze bir tarot falı açar, sonra bu fal kartlarının içerisindeki göksel katmanlarda mitolojik ve Rönesansvari figürlerin mücadelesini gösterir, oradan da bizi alır yeryüzüne indirir. Yeryüzünde seyirciyi 20. yüzyılın dini, politik, gündelik arşiv görüntüleri karşılar. Dizinin kendisi de 1930’ların tozlu yıllarını epik bir üslupla resmeder. Bu anlamda Karnaval, 21. yüzyılın teknolojisini kullanarak 1 dakika 38 saniye boyunca seyirciyi farklı resim üsluplarına sahip görüntülerle, grafiklerle, fotoğraf/videolarla ve tüm bunları kolajlayan modern tekniklerle öyle bir görsel bombardımana tutar ki hem geçmiş dönemlerin hem de dizinin ait olduğu zamanların ruhunu bizlere tattırır. Dizi bu görselliği adeta adıyla müsemma bir etki bırakmak için kullanarak seyirciyi büyülemek ister.
Karnaval dizisinin jeneriği seyirciyi tarot kartlarının göksel katmanlarından yeryüzüne taşır ve gökyüzündeki tanrısal figürlerin arasındaki mücadeleden dünyaya bakarız: Yeryüzünde gördüklerimiz savaşta yaralanan siviller, açlık ve sefalet içerisinde sıra bekleyen insanlar, bir yandan bu muhtaçlığa tezat oluşturacak şekilde dönemin gelişen teknolojisiyle yükselen köprüler ve uçurulan zeplinlerdir. Jeneriğin yeryüzü sahneleri dizideki akışın zamansal arka planını oluşturur: Büyük Buhran yılları.
Jenerikte açılan her tarot kartında Michelangelo, Rafael ve Brueghel gibi Rönesans dönemi sanatçılarının tablolarını kart görselleri olarak görürüz. Bu tablolarda resmedilen iktidar ve yaşam mücadelesinden modern yeryüzüne süzülürüz. Yeryüzünde aynı mücadelelerin farklı biçimlerde sürdüğünü fısıldar bu manevra bize. Jenerik müziği de göksel katmanlarda ritmi yüksek seyrederken, yeryüzüne indiğimizde daha hüzünlü ve düşük tempolu bir hâl alır.
Jenerik, kart üzerindeki göksel ve mitolojik katmanın yeryüzüne, yeryüzü sahnelerinin ise sonraki tarot kartlarına açılmasıyla devam eder: Örneğin Büyük Buhran yıllarının yoksul, aç, üstü başı perişan insanları Kılıç Ası kartındaki kılıca dönüşür. Kılıç Ası kartının anlamı azim ve mücadeledir, üzerinde Rafael’in bir deniz canavarıyla mücadele eden mitolojik bir figüre dair resmi vardır. Sonra ölüm kartını görürüz: Savaş meydanını andıran bir arka planda tarot kartında gördüğümüz figürlerin yüzlerinde korku okunur, sanki bir şeylerden kaçmaya çalışıyorlardır. Ölüm kartından indiğimiz yeryüzü planında bizi siyasi liderler, Ku Klux Klan ve sonrasında çocuklar karşılar. Siyasi ve dini otoritelerin hayatlarına şekil verdiği bu kitleleri ve yüzlerindeki umutsuzluğu görürüz. Ölümün aktörleri kürsülerdedir; ardından onların ihalelerinin bedellerini ödeyen sivilleri görünür. Burada dizinin sloganını hatırlayabiliriz: “Onların yolculuğu. Onların savaşı. Bizim geleceğimiz.” Çocukların pek umutlu görünmeyen ifadelerinden Kılıç Kralı kartındaki figüre geçiş yaparız. Kılıç Kralı kartı güç ve otorite demektir. Güç ve otorite, gördüğümüz insanların umulan mücadelesinin akıbeti midir? Yoksa Kılıç Kralı politik liderlerin mülkiyetinde midir? Benzer şekilde politik liderlerin görüntüsü Mahkeme kartındaki figüre dönüşür: Mahkeme kartı değişim, kurtuluş ve özgürlüğü ifade eder. Politik liderler yeryüzü sahnesinin hüküm vericileridir diye de yorumlamaya açık, değişimin jenerikte gördüğümüz saraylara doğru yürüyen insanların eylemliliklerinden doğacağını çıkarsamak da mümkün.
Jeneriğin en can alıcı noktası final sahnesi olsa gerek. Ay, Güneş ve Mahkeme kartlarıyla baş başa kalırız. İblisvari Ay figürü ve tanrısal Güneş figürü bakışımlı bir şekilde dururken dizide bir güç mücadelesinin olacağını tahmin edebiliriz. Çağrışımları yüklü olan Güneş ve Ay’ı, kartlar dağıldığında zeminde ortaya çıkan –ve dizide karnaval karavanının üzerinde yer alacak– “Carnivàle” tabelasında tekrar görürüz.
Dizi 1934 senesine açılıyor, 1. Dünya Savaşı’nın ertesi, Avrupa yavaş yavaş faşizme teslim olmak üzere. Dünya ise yeni bir şeylere gebe. Dizi açımlandıkça, özel güçlerinden seçilmiş olduklarını anladığımız karakterlerin bir şeyin bilgisinin peşinde koştuğunu, bu şeyin dünyanın gidişatına yol vereceğini ve en nihayetinde bunun nükleerin bilgisi olduğunu anlıyoruz.
Dizi paralel hikâye katmanlarını takip ediyor. İzlemeyenlerin metni takip edebilmesi için kısaca bu katmanlardan ve kilit karakterlerden bahsedelim: Amerika’yı katederek bir orada bir burada konaklayıp geçimini sağlayan bir sirk kumpanyası hikâyenin merkezinde. Sakallı kadını, geleceği gören falcısı, yapışık ikizleriyle stereotipik bir sirk ahalisi var, ancak dizi ilerledikçe çoğu karakteri daha derinine inerek yakalayabilmemiz mümkün oluyor. Kumpanyanın gerçek yöneticisi “Yönetim” adındaki görünmez, esrarengiz, kimi zaman varlığından şüphe edilen birisi. Ekibin görünen işletmecisi ise Samson adında bir cüce; çoğunluğun çıkarını gözetir görünen, nispeten salim çizilmiş bir karakter. Karnaval’ın kumpanyasına daha ilk bölümde, annesini kaybetmiş kimsesiz bir genç katılıyor: Ben Hawkins. Kısa süre içerisinde Ben Hawkins’in yaşamın ve ölümün sınırlarını zorlayan özel güçleri olduğu anlaşılıyor. Paralel hikâye katmanında ise küçük bir cemaate rahiplik yaparken kız kardeşiyle işleri büyütmek isteyen, kendisine göçmenlerden yeni bir cemaat kuran ve kariyeri yolundaki her adımı mubah sayan, büyüklenmeci rahip Justin’i izliyoruz. Justin’in de bazı karanlık güçleri vardır, dizi ilerledikçe Ben Hawkins, Ben Hawkins’in gördüğü savaş flashback’leri ve Peder Justin’i birbirine bağlayan düğümler yavaş yavaş seyirciye sezdirilir. Kötü karakter Justin ve iyi karakter Ben Hawkins birbiriyle “ele geçirilmesi gereken” bir bilgi için mücadele eder, ancak aynı zamanda anlaşılmaz bir biçimde onları birbirine bağlayan bazı bağlar vardır.
Aslında dizideki bilgi yani iktidar savaşı iyi ile kötü arasında değil, bu bilgiye yani güce sahip olmak isteyen daha güçlü ve güçsüz taraflar arasında geçer. Bu savaşta gücün meşruiyeti, kitleler tarafından ne kadar onay görürse o kadar büyür. Bu meşruiyet için gücün kitlelere gösterilmesi, kitleleri büyülemesi gerekir. Hawkins’in bilgisini, yani gücünü kitlelerle paylaşmasının bir tür gösteri niteliği vardır: Hem bir çadır içerisinde bu mucizeleri seyircilere izleterek doğrudan bir gösteri, hem de bacağı iyileşen kumpanya çalışanı Jonesy’nin bunu kızgın kalabalığa gösterişindeki gibi dolaylı bir gösteri. Kitlelerle paylaşılmayan ancak onların izleyerek maruz bırakıldığı bu güç bir mıknatıs görevi görür. Güçlerinin seyircisi henüz bulunmayan genç Ben Hawkins “Milfay”lı bir çocukken, mucizelerine kademe kademe şahit olan köy halklarının ve karnaval ahalisinin gözünde takip edilmesi gereken, onun hedefleri için belirli fedakârlıklarda bulunulması gereken (karnavalı fanatik dindarların yerleşim yerine taşımak gibi) yüce birine dönüşür. Bu meşruiyetin kendisine dizinin çekimleri devam etseydi Yönetim’in koltuğunu vereceğini okuruz. Zaten çekilebilen bölümlerin sonuncularında da karnaval yöneticisi Samson ve Ben’in el sıkışarak iktidarı paylaştığını izleriz.
Karnaval çalışanları seyirciler için birer göz boyayıcıdır. Para karşılığında biraz sihir biraz şovla başka dertlere kafa yormaya gerek kalmaz. Her çadırın kendi uzmanı olduğu bir gösteri vardır. Belki biraz toplumdaki uzmanlaşmış kurumlara benzetebiliriz onları, vatandaşlara bir şeyleri asla olduğu gibi göstermeyen, hep bir perdenin arkasından -mış gibi yapan. Ancak bu göz boyayıcılık mutfağındakilerin gözünü boyayan nedir? Neden gidip yönetimin perdesini olaylar sarpa sarmadan açmazlar? Yönetim’e tam inanmıyorlardır da aslında. Bazen Samson’ın bir uydurması olduğunu düşünürler. Tam bir başkaldırı anı yakalanacakken, Samson’ın Hıristiyan rotasına itiraz edip kendi rotalarını çizecekken seyircinin içinden “Yapmayın” demek gelir; çünkü o ana kadar bilgi sahiplerinin bildikleri ve güçleri onlarla paylaşılmamıştır. Onların bu bilmez başkaldırısı sığ görünür ekranda. Hakikate hâkim değillerdir, sadece tepkisellerdir. Bunların sunulduğu seyirci ise Samson’ın rotasının “daha ulvi bir amaca” hizmet edeceğini bilir. Böylece seçilmişlerin sahip olduğu bilginin dışında kalanların isyanı hakikate vakıf olamamış olarak sunulur.
Dizinin en bilge ve aklıselim karakteri diyebileceğimiz Samson ise aslında Yönetim’in (en azından öldüğü anlaşılana kadar) karnaval üzerindeki etkisini sürdürmesini sağlar, bir nevi karnaval içerisindeki güç dengesini ve statükoyu korur. Bunu kimi zaman tatlı sert ve babacan bir tavırla dert dinleyerek, kimi zaman zor durumdaki çalışanlarına para ya da emir vererek ama öyle ya da böyle Yönetim’in istediklerini uygulatarak sağlar. Karnavalın yönetiminin politikası bilgiye erişerek güçlenmektir. Bu, bilgiye erişilecek güzergâhı çizmek için pek fazla müşterinin olmadığı yerlerde gösteri çadırları kurmak anlamına gelir. Karnaval göstericilerinin kendi aralarındaki ilişkiler, çıkmazlar, yasak aşklar dizide gündelik hayatın renkli dolgusudur, bir dalgaboyunda bunu izlerken başka bir dalgaboyunda yöneticilerin politikalarını, “önemli meseleleri”, makam sahipleri arasındaki mücadeleyi takip ederiz. Yöneticilerin, yönetim politikası öyle katıdır ki karnaval çalışanlarının hayatına mal olsa dahi izlenecek tek rotadır.
Dizide daha kötüyü temsil eden Peder Justin’i, Ben Hawkins’e göre daha yerleşik bir düzene sahip şekilde görürüz. Ben Hawkins’i kitap okurken hiç görmeyiz ama Peder Justin’in elinde hep bir kitap vardır. Ben Hawkins serseridir, üstü başı partaldır, pistir, yanında yöresinde mucizelerini sergileyip gönüllerdeki tahtını sağlamlaştırana kadar bir iki kişi bulunur. Peder Justin ise dizinin sonlarına doğru kendi müritlerinden oluşan bir köy kurar, kendisine de güzel bir ev. Hatta ABD seçimleri için siyasilerle kulis yapar, kozu oylarını etkileyebileceği on binlerce göçmen mürididir. Peder Justin bilgiye daha organize bir şekilde ulaşmaya çalışır. Belki seyircinin gözünde Ben Hawkins’i daha sempatik yapan unsurlardan biri de şaşkın ve yersiz yurtsuz, “arkası sağlam olmayan” hâlidir. Oysa Yönetim’in de söylediği, Ben Hawkins’in de sonradan telaffuz ettiği gibi, bu bilgi mücadelesinin içindekilerin birbirinden pek farkı yok. Gözlerinin siyaha dönmesinden şeytan olduğunu anladığımız Peder Justin’i birilerini öldürürken görmeyiz ama Ben Hawkins ihtiyaç sahibi ölülere can vermek için başkalarının canını alır.
Peder Justin’in dizinin başlarında göçmenler için ayrı bir kilise açmayı kafasına koyması ve “tabanını” göçmenlerden oluşturarak kariyerinde ilerlemesi stratejik bir seçimdir. Bu yersizyurtsuz ve kimsesiz kitlenin yönlendirildiği yere doğru akacak büyük bir dinamizmi vardır. Ne de olsa sömürgecilerin Amerika’sını da kuranlar göçmenlerdir. Dünyayı değiştirecek olanlar da onlardır.
Samson dizinin en başında seyirciyle konuşur: “Başlangıçtan önce, cennet ve cehennem arasındaki büyük savaştan sonra Tanrı Dünya’yı yarattı ve Dünya’yı insan adındaki hünerli maymunun hükmüne soktu. Ve her çağa bir Işık Varlığı ve Karanlık Varlık doğmuştur... ve görkemli ordular iyi ile kötünün kadim savaşında karanlıkta çarpışır.”
Hem Samson’ın kendi ağzından hem de diziyle ilgili yazılan pek çok inceleme tarafından dizinin ana gerilimi iyi ve kötü arasındaki savaş olarak yorumlansa da, bizce dizi bir iktidar mücadelesini anlatmaktadır: Rahip Justin ve Ben Hawkins ikiliğinde muktedir, seçilmiş, mavi kanlı figürlerin bilgiyi aradığı bir iktidar mücadelesi. İktidar her kime geçerse geçsin güç ayartıcı olacaktır. Hawkins bir insanı ölümden döndürebilmek için bir diğerini öldürür. Jeneriğin mitolojiden modern döneme gelen akışındaki savaş, kıtlık ve ölüm sürekliliği de bu izlenimi besler; seyirciye der ki güç Roosevelt’te de olsa Stalin’de de, Ku Klux Klan’da da, bunun faturası insan eliyle ve uygarlık marifetiyle gelen sefalet, yoksulluk ve ölüm olarak insanlara kesilecektir.
Dizinin masalı “Yalancı Güneş Patladığında İnsanlar Sonsuza Kadar Büyüyü Akıl Uğruna Feda Etti”dir. Dizinin senaristi ve yapımcısı Daniel Knauf bununla ilgili, 1930’ların büyünün son çağları olduğunu, atom bombasının akıl çağının habercisi olduğunu söylüyor. Zaten dizinin üstün güçleri olan Avatar’larına modern dünyada gerek kalmayacağını okuruz. Akıl çağında kurtarıcılara, peygamberlere, büyücülere yer yoktur. Ancak tersinden bakarsak, nükleer silahların insan eliyle nasıl tasarlanabildiğini ve sebep açacakları felaketi, çağın yükselen faşizmini ve sonuçlarını aklın sınırları içerisinde tahayyül edebilmek güçtür. Belki de insan zihni tam da böyle bir dehşetin içindeyken devam edebilmek için “büyülü bir şeylere” ihtiyaç duyar.
* Rönesans’la birlikte zanaat ve sanat, zanaatkâr ve sanatçı ayrımı ortaya çıkar. Yine bu dönemde atölyelerin artması ve kilise dışında zenginlerin mevcudiyetlerinin güçlenmesi, sanat siparişlerinin ve sonuç olarak üretilen eser sayısını artırır. Ayrıca tablo formunda eser üretme, yağlıboyanın kendisi ve portre türüyle ilk defa bu dönemde karşılaşırız.