Yüz kere, bin kere konuşuldu bunlar.
Bir şey olmadı. »
— Nerede çalışıyorsun şimdi?
— Şu-Bu Yayınları’nda.
— Ne iş yapıyorsun?
— Editörüm.
— Vay! Harika!
— Hih hih, eh işte…
— Niye öyle diyorsun, mis gibi iş ama ne kadar da zordur kimbilir, değil mi?
— Zor.
— Ne kadar alıyorsun?
— 10 lira.
— Neee?
— Sayfasına 10 lira veriyorlar.
— Oha! Ciddi misin sen?
— Evet.
— E niye yapıyorsun kızım o zaman?
— Çok seviyorum bu işi. Elimden başka bir iş de gelmiyor…
— Allah allah. 10 lira diye bir şey mi kaldı ayol? Öğretmenlik yap sen, boş ver!
— 2 Şıpsevdi çikleti alabiliyorum bu parayla! Öğretmenlik de çok farklı değil ki… En az para getiren meslekleri seçmeye yemin etmişim ben!
— İtibarı yüksek, ücreti düşük meslekler…
— Hah! Çulsuz muteberler!
— Peki, bir şey yapmıyor musunuz? Bir örgütlenme vesaire için hiçbir çalışma yok mu?
— Pek bir şey yok.
— Niye?
— Zaten çoğumuz dışarıdan çalışıyoruz. Ne kadar para aldığını bilmeyen bile var. Yayınevlerinin fiyat belirleme tarzı esrarengiz… Mesela Word’de çalışıyorsun, PDF sayfası üzerinden para alıyorsun. Sayfa sayısı fark ediyor yani. Kimi yayınevi de karakter, yani harf başına para ödüyor. Daha PDF’yi göremeden parayı yatırıyorlar, sen de “Hmmm, eyvallah” diyorsun, doğrudur herhalde…
— Allah allah, nasıl iş bu ayol?
— Kârlı iş ama bize bir kârı yok!
— E çizgiye dön o zaman, tekrar çizmeye başla.
— O daha da beter.
— Sahi mi?
— Sahi. Kapı Kredi Yayınları’na illüstratör olarak başvurmuştum. Yayın yönetmeni kapak illüstrasyonları için benimle görüşmek istedi. 2011’de. Ne kadar veriyorlardı biliyor musun?
— Sormaya korkuyorum… Ne kadar?
— 100 lira. Çizgi başına.
— Yuh!
— Gene de bir sene kadar devam ettim. Yayın yönetmeni adam ilk görüşmede ne anlattı bana?
— Ne?
— Birkaç sene önce Alman bir çizerin –kimdi, hatırlamıyorum şimdi– illüstrasyonlarını izin almadan kapakta kullanmışlar. Herifin yayıncısı bunları yakalamış. Telif için cezalar, davalar vesaire üstüne Kapı Kredi’ye uyarı yazıları göndermeye başlamışlar. Derken, aşırı zeki yayın yönetmeni Alman çizere doğrudan bir mektup yazıp memleket şartlarından dem vurmuş. Şöyle zordayız, böyle mustaribiz falan… Çizer derhal merhamete gelmiş, “Basın lan o zaman” demiş, “Tamam, benden olsun!”
– Hah hah! “Sen de bedava çiz” diyor yani. “Koskoca bilmemkim bedava verdi bize illüstrasyonlarını, sen kimsin ki!”
– Öyle demeye getiriyor.
– Ah, çok yazık!
– Yazık tabii ama bize müstahaktır. Bunca yıldır bu işler böyle devam ediyor. Çalışmaya devam ediyoruz. Google Translate ve benzerleriyle çevrilmiş bir yığın kitap basılıyor. İnsanlar başını “olumlu anlamda sallıyor” artık ve “ellerinin iki yana düşmesine izin veriyor”…
– Hah ha! O ne be?
– İngilizceden dümdüz çeviri.
– Ay, çok iyi! Başka peki? Başka ne var böyle, söylesene n’olur!
– Bir de “günün sonunda iyi hissetmeyebiliyorsun” tabii. “Kendini” falan yok, hayal o artık ama böylesi demek ki “çok daha iyi duyuluyor” ve “kimseyi acıtmıyor”!
– “Geri aramak”, “dönmek” falan zaten çoktan girdi artık dile değil mi, yerleşti bile?
– “Geri koymak” falan ve “geri”li her bir şey derhal kabul görüyor. Olacak iş değil!
– Bu “sözlerin beni çok acıttı”!
– “Yaşanan deneyimler”, “yapılan ziyaretler”, içindeki duyguları –mesela– “özlemle değiş tokuş etmeler”… “Ön koldaki” dövmeler… ve daha neler neler… “Heyecanlanmamı engelleyemiyorum”, kusura bakma!
– Bunları “basitçe” görmezden gel sen de canım. Sana tavsiyem, “bu noktada”* müsterih olman. Bunları düzeltmek çevirmeni taltif eder.
– Eee, n’apacağım peki? Öyle mi bırakayım?
– Evet, bırak gitsin.
– Olmaz.
– Niyeymiş?
– Yazık çünkü. Kitap böyle çıkmasın zihniyeti…
– Salak!
– Hem de ne salak!
– “Bir tık” da enayi!
– Enayi ne kelime!
– İyi, çalış o zaman sen de! Hem bu kadar şikâyet edip hem böyle it gibi çalışmak olur mu yahu?
– Edip edip dolaşıyoruz işte ortalıkta! Üç beş kuruş için…
– Bu böyle gitmez ama. Bir yola girecektir, eminim ben…
– Öyle mi? Nerden eminsin? Gitgide daha beter oluyor halbuki.
– Anadilini savunmaktan, onun için çabalamaktan daha güzel bir uğraş olabilir mi?
– Ay, ne romantiksin.
– Ama öyle yani! Dille inşa olmuyor mu her şey? Dilden geçmiyor mu her fikrin yolu?
– Öyle. Gel gör ki bir kıymeti yok bunun artık. Kalmadı.
– Var.
– Yok.
– Var.
– Yok.
– Var!
– Peki (şükran, inşallah, amen ya da dua emojisi)!
* İngilizceden çeviri örnekleri için Facebook - Çeviride Kaybolanlar grubunun sevgili üyelerine teşekkürler.