illüstrasyon: Ömürden Bakaçhan, 2023

İmlada Şefkat Devrimi

Biliyoruz, okuyup yazan herkesin çilesi alfabeyle başlıyor bu ülkede. Abeceyle. Orada hazır bekliyor öyle, çileye dönüşmek üzere, tetikte. Biliyoruz, kendi dilinde bir şey okumaya başladığı anda bir sözcüğün birbirinden üç, dört, beş farklı yazımıyla karşılaşmak, zaten artık pek yazı yazamayan insanların elini titretir oldu. Tir tir. N’apacağını bilmiyor kimse. Türk Dil Kurumu’nun imlasını mı kabul edecekler, eski Türk Dil Kurumu’ndakilerinkini mi, Dil Derneği mi, Necmiye Alpay mı? Yüz kere, bin kere konuşuldu bunlar. Bir şey olmadı. O cephede yeni bir şey yok hâlâ. O yüzden gelsin şimdi yüz birinci, bin birinci:

“TDK’yı mı TDK’yi mi?” ile başlayabiliriz sormaya (eyvah eyvah). Bu soruyla başlamanın aşırı sıkıcı gelebileceği riskini kahramanca göze alarak. Şimdi, PKK’ye Kürtler pekeke diyor diye birileri tedekeye ısrarla tedeka dememizi tembihliyorsa onlara nazikçe “Aşkolsun yani,” gibi şeyler söyleyebiliriz hafif bir tebessüm eşliğinde. TDK’yi elbette “tedekeyi” diye okuyacağız. Gelgelelim bazen de insanın içinden “ka” demek geliyor, gelebiliyor şöyle kalınından, değil mi: “KA”! Mesela STK. Seteke demek de bir acayip olmuyor mu? N’apacağız? Çok kolay: K harfi ke okunuyor. Yumuşak ge, he, ı, i, je, ke… Ke işte. Demek ki her bir K’yi ke okumamız lazım, ka diye bir şey yok ama ka diyene de parmak sallayamayız, “Lütfen, rica ederim ke diyiniz,” diyemeyiz. Bırakalım o ka desin, öyle de yazsın, n’olur ki? Şöyle düşünerek teselli bulabiliriz bir süre: Bir yıl içinde bir K kaç kere ka diye okunabilir? Bu, ılımlı ya da kaypakça bir yaklaşım değil hiç. Böyle bir yaklaşımla önünde sonunda –ya da eninde sonunda– bir yere, bir çözüme varılacak ama bu, sırf o yüzden kurnazca bir tavır gibi de görülmesin. İmlada şefkat devriminin hevesle emeklemeye başlaması gereken ilk yumuşak zemin burası işte: kısaltmalardaki K’lerin okunuşu ve yazılışı. (“İlkliği” tek harf olmasından geliyor). Sonra da/de’ler. “Ki” var bir de ki o daha şey. O yüzden o en son (hatta ona sıra gelemeyebilir bile).

Okuryazar olarak bu imla meselesini nicedir kendi en mühim meselemiz ilan etmiş bulunuyoruz. “Muhakkak ama muhakkak” ayrı yazılması gereken da’ları/de’leri ayrı yazmayanları arkadaşlıktan bile çıkarabiliyoruz ki hiç olur mu? Nefis yazılar yazsalar da onlara kalp ya da like atmamayı kendimize görev addediyoruz. Kalplerden, like’lardan mahrum kalan nice da/de engelli insanımız bu belaya artık bütün da’ları/de’leri (bari?) ayrı yazmaya başlayarak göğüs germeye de çabaladı ama ne fayda. Hâlâ bir kalp yahut like’ı çok görüyoruz onlara (“gene olmadı” diyen suratımızla). Alenen alay ettiğimiz bile oluyor. Niye? Çünkü biz çok biliyoruz. Hepimiz çok biliyoruz. Çok. İmlaya şefkat katmak işte burada önem kazanıyor. (“Tam da burada” değil, sadece “burada”.) Hiçbir şey bilmiyoruz biz. Hiçbir şey. Bunu devrimden hemen önce mutlaka kabullenmemiz, içimize iyice sindirmemiz gerekiyor. Aksi takdirde o devrim gene danssız olur.

Hepimizin birtakım fikirleri var çok şükür ama bazen o fikirler pek bir işe yaramıyor. Dil yaklaşımı ve imla seçimi politik görüşe dayanıyor. Mesela devletin TDK’si sırf Dil Derneği bitişik yazıyor diye herhangi bir sözcüğü birdenbire ayrı yazmaya başlayabiliyor. Bunun tersi de geçerli (Dil Derneği, TDK ayrı yazıyor diye bitişik yazıyor vs) veya birinin şapka çıkardığı sözcüğe öbürü bir gece ansızın şapka giydirebiliyor.

L’örnek: “Sıradışı” sözcüğünü TDK ayrı yazıyor, “hal”i de şapkalı; Dil Derneği’nde ise “sıradışı” bitişik, “hal” şapkasız. N’apacağız? Kolay. Politik görüşümüz neyse ona göre davranacağız ya da şanslıysak ve bir dil duygumuz varsa o bizi nereye götürüyorsa öyle. Benim dil duygum “bitiştir” buyuruyor. Ali veya Ayşe, kafası çalışan, açıkfikirli editörler olarak, hiç olmazsa Dil Derneği’nin ya da Necmiye’nin imlasını takip edeyim istiyor ama çalıştığı yayınevi TDK’yi takip ettiğinden Ayşe veya Ali, bu sözcüğü bitişik yazmayı çılgınlar gibi istediği halde ayrı yazıyor. Kader utansın Ali ve Ayşe, hepsini halledeceğiz, söz! Bu yazı belki de sizin için işte, kim bilir ya da pardon, kimbilir.

Ayrı veya bitişik yazılan sözcüklerin yarattığı (“gerçek dışı” by TDK / “gerçekdışı” by Dil Derneği) imla kargaşasıyla, çok sevgili nice insanımız tarafından ayrı yazılan da/de’nin bitişik yazılması kargaşasını bir tutmak, aynı kefeye koymamak gerekir belki. Oysa imlada şefkat taraftarları, bunların şimdilik aynı kefeye koyulabileceğinin, bu şefkat mücadelesi boyunca gereken sabır ve gayret gösterilirse devrim olduğunda bütün insanların bütün sözcükleri aynı şekilde yazarken da’ları, de’leri de mükemmelen ayırabileceğinin müjdesini veriyor. Şefkat taraftarları bununla da kalmıyor, bu zor zamanlarda ülkenin dört bir yanında “hangi de’lerin ayrı yazılıcağını çok iyi bilsemde yanınızdayım. Siz ayrı yazana kadar bende de’leri ayrı yazmıycam” gibi metinler yayımlamayı kurgulayarak birer şefkat neferine dönüşmekten bile korkmuyor.

İmlada belli bir standardı tutturamamanın örnekleri özellikle internet mecralarındaki bazı gruplarda çeşit çeşit komikliğe, şakaya da konu olabiliyor. Şefkat taraftarları bu meseleye de alabildiğine şefkatli yaklaşarak sözkonusu alanda kendi esprilerini üretiyor. Espriler kimilerince hor görülürken imlada şefkatçiler bu hor gören mesajlara bile kalp veya like atarak karşılık verebiliyor. Devrim bunu gerektiriyor çünkü. (Kahkaha atan emoji bile kesinlikle yasak mesela.)

Hiç kimsenin doğru düzgün bir şey okumadığı, kendi dilini de başka bir dili de doğru düzgün bilmediği, eğitimden öğretimden pek de nasiplenemediği bir ülkede imlanın böyle bir kargaşa içinde olması gayet normal kabul edilmeliyken farklı ya da hatalı yazıma nefretle, hışımla, hınçla savaş açmak ilk kimlerin aklına geldi k-i-m-b-i-l-i-r. Devrimden hemen önce kimlerse onlar, hepsinin içi şefkatle dolacak. Ki’leri, de’leri bitişik yazana bile kanları kaynayacak. Hep beraber adım adım bu işi bir hale, yola koymaya deli gibi gönüllü olacaklar. Bizi bile geçecekler şefkatte.

Otuz yıldır kitap okuyabilen herkes şunu bilir: Otuz yıl önceki imlayla, on yıl önceki farklıydı. Altmış yıl önceki imlaya neşeyle bakarız. Seksen yıl öncekine ise sessiz bir hörmetle. Hiçbir şey yerinde durmuyor elbet fakat bu demek değil ki şimdi bir yol tutturmayalım. Tutturalım tabii (en şefkatlisinden).

Şu anda yirmi otuz yaşlarında olan yüz kişiden sekseni yazı yazmayı bilmiyor. Da’lar, de’ler henüz sözkonusu bile değil (ya da söz konusu değil). Çünkü yazı yazmadı onlar. Neredeyse hiç. Eğitim görmek üzere girdikleri bütün sınavlarda en zor Türkçe soruları “anlatım bozukluğu” olarak belirlendi. Çocuklar şık işaretledi. Yazılı devri bitti. Bitmediyse de biteyazdı. Bugün paralı/parasız, bu ülkedeki eğitimin, dil eğitiminin iyi olduğunu söyleyeceklere doğrudan üşütük gözüyle bakabiliriz (sosyal medya diliyle: “rabbim onlara şifa versin”).

Devrimin hemen öncesinde içimize dolacak taptaze şefkatle pek çok safhadan geçeceğiz beraberce. Parmak sallamamak, alay etmemek, küçük görmemek kaydıyla. Da’ları/de’leri ayrı yazamayanı küçük gören, da’ları/de’leri ayrı yazabiliyorum diye kendini büyük görüyor demektir çünkü. İmlada şefkat hareketi herkese eşit davranacak. Seksen yıl önceki imlayı hatırlatacak ikide bir. En itibarlı örneklerini hem de. Dilin işi çok, onu kanıtlayacak önce belgelerle. Ne çok işi var dilin ah! “Ah!” diyecek, “bu dili hep beraber var etmişiz, ediyoruz ve edeceğiz!” Bunu diyecek. Böylece hatırlayacağız biz de asıl işimizi.

Bir sözlük yazacağız mesela. Bir sözcüğün yazımını o edebiyatın yazarlarına, şairlerine emanet etmek üzere. Şöyle: “Makine, makina diye mi yazılır makine diye mi?” Nâzım Hikmet, “makina” diye yazıyor, öyleyse o dilde makina, “makina” diye yazılır. Ahmet Hamdi Tanpınar “mabet”i şapkayla ve son harfini “d” ile yazıyorsa, o kelime “mâbed” diye yazılır o dilde. Bitti. Yok bitmedi, bu işin Necip Fazıl’ı, Peyami Safa’sı da var. Şimdi onlara vaktimiz yok ama onlar da olur. Bundan hiç kimse zarar görmez. Dil ve imlada referans o dilde yaratanlara havale edilmiş olur. Olur biter.

Böyle girişimler, eylemler, hareketler imlada şefkat devriminin tarihe geçecek safhalarından olacak. Ki’ye sıra bile gelmeyecek. Bir de bakacağız, öyle bir yol tutturmuşuz ki herkesin ne dediğini, ne yazdığını anlıyoruz, beğeniyoruz (hatta onlara kalp atıyoruz –kalp kalp kalp–). Bu yolu tutturmamızın tek yolu şefkat devrimi. Asıl devrimin bir öncesi yani. Aslı da yakın ve oracıkta bekliyor. Hazır. Yeter ki bu davete herkes gelsin.

Herkes, bütün okuryazarlar, yazarlar, çizerler bugünün imlasına bir süre, bir süre, bir süre şefkatle bakmaya davet ediliyor. Devrime dek!

dil, imla, okumak, Tuba Nur Bakaçhan, Türkçe, yazmak