Kütüphane Okumaları:
Eşyalar Kütüphanesi Üzerine Eleştirel Düşünceler

Döngüsel ekonomi yaşamımızda sıklıkla yer kaplamaya başladı. Özellikle karbon salınımını azaltma hedefli çevre politikaları ekseninde döngüsel ekonomi temelli çeşitli teoriler ve pratiklerle gündelik hayatta karşılaşmak pekâlâ mümkün. Bu uygulamalardan biri de “eşyalar kütüphanesi”. Eşyalar kütüphanesi, ismiyle uyumlu olarak kitap yerine çeşitli eşyaların dolaşımına, paylaşımına veya kiralanmasına olanak sağlayan bir uygulama. Bu kavramın doğuşunda aşırı tüketime karşı, paylaşım esaslı bir model fikrinin öne çıkması bulunuyor.

Bu metni eşyalar kütüphanesi özelinde, kişisel deneyim ve düşüncelerime dayanan bir değerlendirme olarak planladım. Yaklaşık bir yıl süresince, dokuz kişilik bir ekiple projeyi yönetme fırsatım oldu. Her ne kadar finans/muhasebe tarafıyla daha yakından ilgilenmiş olsam da kütüphanenin işletmesi ve temelinde yatan düşünce bütünüyle de ilgilendiğimi düşünüyorum bu süre içinde. Kütüphane projesinde yer almak farklı düşünceler ve önerilerle de iletişim kurmamı sağladı. Kütüphane fikri iki temelde çekiciydi. Birincisi, bu bir kütüphaneydi ve eşyaların satışı söz konusu değildi. Bu yüzden çeşitli sosyoekonomik gruplardan ihtiyaç sahipleri kütüphaneden eşyaları çok düşük bir bedele kiralayabiliyor (kimi zaman bedelsiz olarak ödünç alıyor) ve kullandıktan sonra iade edebiliyorlardı. Sahiplik fikrini bir kenara bırakıp eşyaların fantazmagorik özelliklerini görmezden geldiğimde, eşyalar kütüphanesi modelinin hayatımızda sıkça yer alması ve olanaklarının genişletilmesi gerektiğini düşünüyordum. Burada tabii bir ayrım vardı. Bu kütüphane eşyaların genellikle sembolik değerden ziyade kullanım değerine dönüktü. Başka bir deyişle, lüks sayılabilecek olanlardan ziyade basit ve aynı işlevi gören eşyalar içermekteydi. Bu yüzden envantere dahil edilen eşyalar da pahada az çeşitte fazlaydı. Beni etkileyen ikinci bir faktör, kütüphanenin paylaşım fikriydi. Spesifik olarak, bu kütüphanenin bireysel yaratıcılığı tetiklediğine inanıyordum. Raflarda yer alan halılar, çadırlar, araçlar, boyalar, oyunlar ve mutfak gereçleri daha önce denenmemiş sınırlara veya aktivitelere öncülük edip eşya-insan veya insanlar arası farklı etkileşimlere ön ayak olabilirdi veya yaşamın içindeki aktivitelerin ve hobilerin sınırlarını genişletebilirdi. Bu ilham verici fikirler, beni bu organizasyona katılmaya teşvik etti. Süreç içinde kendi üzerime düşen rolü, bu modeli tanımak ve ona katkıda bulunmak olarak gördüm.

Kaynak: Circle Centre Instagram sayfası, fotoğraf: Philipp Montenegro

Kütüphane diyerek iddialı bir giriş yapsam da, bahsettiğim organizasyon iki odadan oluşuyordu. Yirmişer metrekareden toplam kırk metrekareye tekabül eden bu alanın kendine has bir görüntüsü vardı. Bu iki odaya uzaktan bakınca, tanımadığınız bir insanın hayatını hayal edebilirdiniz. Eşyaların kapladığı yerden dolayı içeride güç bela adım atılsa da, birkaç vardiyadan sonra içeride serbestçe hareket etmek zor olmadı. Öyle ki içeride bulunan eşyaların yerlerini ezberlemem bir ya da iki vardiyayı müteakip gerçekleşti. Kütüphaneyi benim açtığım günlerde, eşyaları kontrol edip, önceden ayırtan kişilere hazırlıyordum. Bir yandan her kontrol ettiğim eşya beni yeni planlamalara sevk ediyor ya da geçmişe götürüyordu. Diğer yandan da onları alacak insanların seçtikleri eşyalardan aktivitelerini tahmin ediyordum. Eşyaları teslim ederken, onlarla ayaküstü yaptığım konuşmalarda tahminlerimin doğruluğunu sınayıp, farklı seçenekler öneriyordum. Bazen de bu konuşmalarda çoğu kişinin bu kütüphane fikri ve organizasyonu hakkında takdirine mazhar oldum. Bu takdirlerin sınırları çok keskin belirlenmese de bizim toplum için önemli bir iş yaptığımızı belirtiyordu. Benim düşüncelerim ise yavaş yavaş yerine oturuyordu. İnsanların bu kütüphaneyi kullanımında çevre faktörü ve aşırı tüketim ne kadar önemliydi? Bir başka deyişle, acaba bu kütüphanenin kullanımında ekonomik faktörler daha mı ön plandaydı? Bu sorular eksenli düşünce pratiği yapmak fena bir uğraş gibi gelmemişti. Her iki sorunun cevabı bu kütüphanenin varlığını desteklese de bize kesişen iki farklı yol sunmaktaydı. İnsanlar bu kütüphaneyi çevresel kaygıları ve döngüsel ekonominin bir parçası olmak nedeniyle tercih ediyorsa, bizim işletme stratejilerimiz de bu yönde mi olmalıydı? Eğer öyleyse, kiraladığımız bisiklete yeni bir kilit almak için seri üretim temelli bir spor mağazasına gitmek ne kadar doğruydu? Kendi içinde bir çelişki barındırıyor muydu? Ama o kilit, pek çok insanın bisikleti rahatça kiralamasına yardımcı olduysa ve insanlara bu organizasyonu tanıtmada küçük bir katkı yaptıysa, bu tercih onu doğru yapar mıydı? Aynı zamanda fiyatı makuldü ve ne yazık ki, bu kütüphanenin dışarıdan aldığı kısa süreli ve öngörülemez destekleri saymazsak, geliri giderine muadil olmuyordu. Dolayısıyla, harcama bütçesi bazı kararlarda çok da bonkör olanaklar sağlamıyordu.

Bu destekleri saymazsak dedim ama, destekler veya fonlar olmasa bu kütüphane fikrinin serpilmesi ve rayına oturması ne kadar zaman alırdı, tahmin etmesi güç. İlk düşüncede, desteklerden yoksun bir ortamda, kataloğu gösteren bir web sitesinin kurulumu, insanlara ulaşmak ve imkânları tanıtmak sorun teşkil edebilirdi. Aynı zamanda, eşyaların tamirinde ve bakımında çeşitli aksaklıklar yaşanırdı ve kütüphane kendi sürdürülebilirliğini sağlamada derin sıkıntılara gebe kalırdı. Başka bir ihtimali göz önüne alırsak, bu kütüphane amatör bir uğraş olarak kendi doğal sınırlarını aşamaz ve kısa bir macera olarak sonlanırdı. Diğer bir ihtimal de, çeşitli çabalara rağmen büyüyemezdi. Tabii bu spekülasyonlar pek çok ihtimali ve bileşeni göz ardı etmekte, fakat ihtimallerden biri olan “büyüyememek” de ilginç bir noktaya veya sorunsala işaret ediyor. Bu kütüphanenin boyutu ne olmalı ve aşırı tüketim karşı durmak amacıyla sürekli büyümeli mi? Envanterdeki bisiklet sayısı, örneğin, düzenli bir biçimde artış göstermekteydi. Bisiklet kullanıcıları olan üyelerimiz ise daha sağlıklı ve güvenli bir kullanım için, bu artışa paralel olarak kilit ve lamba takımı talep etmekteydi. Bu talepler doğrultusunda, kilit ve lamba takımı alma gerekçesiyle seri üretim temelli bir spor mağazasının yolunu tuttum. Süreç bir kez daha tekrarlandı ve yine aynı mağazadan bu talepler karşılandı. Büyüyorduk. Nevresim takımları çoğalmıştı ve bu takımları yatak odası malzemeleriyle birleştirerek yeni bir kit oluşturma fikri ortaya atılıp uygulamaya koyuldu. Bu eşyaları birleştirecek vakum torbalarının siparişi uzak diyarlardan verildi, denizyolu taşımacılığı yoluyla bir aya yakın bir tarihte elimize ulaşıp, küçük odalardan birinde kendine yer buldu. Bu meşakkatli süreç de büyümenin izini taşıyordu. Evet, büyüyorduk ama büyümeli miydik veya ne kadar büyümeliydik? Büyüme fikrinin altında, daha fazla kişiye ulaşma ve farklı bir yaşam adına alternatif sunma heyecanı baskındı; doğru. Bu doğrultuda siparişler veriliyor ve gönüllülük esaslı bir çaba yürütülüyordu. Kendi yaşamımızdan ve zamanımızdan da tavizler veriyorduk. Organizasyon adına konuşmak gerekirse, bu heyecan olmasaydı belki farklı olasılıkları gözden geçirip alternatif bir yol kurgulayabilirdik.

Döngüsel ekonomiyle içli dışlı olan küçülme akımı, basitçe kaynak tüketiminin azaltılması ve kaynakların daha adilce bölüşülmesini savunur. Batının aşırı kaynak tüketimi ve küresel çevre tahribatının öznesi oluşunu temel alarak, eleştiri üreten bu akım tahayyüllerini de bu doğrultuda kurar. Her ne kadar gelişmekte olan coğrafyalarda farklı yorumlama biçimleri olsa da, gelişmiş ekonomilere sahip ülkeler için bu akımda savunulan düşünce çoğunlukla benzerlik gösterir. Küçülmeden bahsetmemin nedeni, gelişmiş bir ekonominin parçası olan bu organizasyonun büyümeye çalışması ya da büyüme refleksine sahip olmasıydı. Aşırı tüketime karşı bir duruşu vardı; bunu doğru sayabiliriz. Fakat bu duruş, kaynak tüketimini azaltmakla paralellik göstermiyordu. Aksine, her ne kadar döngüsel ekonominin bir parçası olsak da, çok da döngüsel olmayan ekonomiyle iç içeydik. Satın alıyorduk, kiralıyorduk veya ödünç veriyorduk. Ortaklıklarımız veya bağlılıklarımız da çizgimizin dışındaydı. Bu, özellikle finans konusunda öne çıksa da diğer işleyiş alanlarında da örneklere rastlanabilirdi. Döngüsel ekonomiyi ve alternatif bir yaşam modelini temsil ediyorduk ama, bu alternatif, ana akım modellerin ve pratiklerin sınırlarını çok fazla aşamıyordu. Aynı zamanda, büyüme refleksimiz ve zaman zaman bu reflekste yapılan tercihler, içinde bulunduğumuz bölgenin bir bağımlı bileşeni yapıyordu bizi. Elbette, bu organizasyonun yürütme sürecinde kimi tercihler geleneksellikten uzak, organizasyonun çevreci idealleriyle örtüşüyordu. Fakat bağlantılarımız, ihtiyaçlarımız ve reflekslerimiz, bizi üzerine kurulduğu felsefesi dar sınırlar içinde hapsolmuş bir alternatif kılıyordu. Bu bağlamda düşündüğümüzde, alternatif kelimesi “olması iyi” olandan öteye gitmiyordu. Tekrar küçülme bağlamına dönersek, kimi zaman eşyaların paylaşımına olanak sağlayarak (çoğu zaman bağışlanan eşyaları envantere ekleyerek) küçülme akımıyla benzerlik gösteren bir modelken, kimi zaman da radikal bir reddediş göstermekten kaçınarak, içinde bulunduğu ekosistemin bileşeni olarak bu paralellikten uzaktık. Farklı bir tahayyül kurulabilir miydi bu kütüphane için? Belki, fakat bir yıl gibi kısa sürede bu radikal değişimin olmasının, bunun altyapısının hazırlanmasının ve özellikle bu çabaların gönüllülük esasıyla gösterilmesinin çeşitli zorluklara gebe olacağı düşüncesindeyim.

fotoğraf: Can Yamanoğlu

Başlangıçtaki sorulara geri döndüğümüzde, eşyalar kütüphanesinin, kullanıcılarının çevresel endişelerine ne derecede yanıt verdiği konusunda emin değilim. Elbette, kullanıcı deneyimi ve sunulan olanak insanlara yeni bir pencere açsa da edindiğim deneyim pürüzsüz değil. Bununla beraber görüşüm sabit kaldı: Bu tür organizasyonların ve düşüncelerin yaygınlaşması ve olanaklarının artırılması, farklı seslerin duyulmasına veya farklı yaşam biçimlerinin tecrübe edilmesine olanak sağlayabilir. Son olarak, elbette bu ve benzeri inisiyatiflerin kaçınılmaz politik bir yönü, doğru ve yanlışları mevcut. Bu yönler de bu yazıda irdelenebilirdi. Farklı ülkelerde kurulan benzer alternatif organizasyonların politik çizgisi ve seviyesi, içinde bulunduğu ülke koşullarından pek bağımsız değil. Belki, farklı bir coğrafyadaki eşyalar kütüphanesi, ekolojik altyapısı dışında sosyal ve politik dönüşümün bir parçası sayılabilir. Fakat benim deneyimimde bu dönüşümün izleri ya bir fısıltıydı ya da tamamen susturulmuştu.

{fold içindeki imge: Circle Centre, fotoğraf: Philipp Montenegro}

büyüme, Can Yamanoğlu, döngüsellik, ekonomi, eşya, eşyalar kütüphanesi, gündelik hayat, küçülme, kütüphane, paylaşım ekonomisi, tüketim