Fransızlar Neden Şişmanlamaz?
Kilolu = Kötü

Yazı dizimin ilk bölümünde Fransız paradoksundan ve Fransızların nasıl ince kaldığından bahsetmiştim. Bu bölümde, formda kalmanın “spora gitmek” ya da “diyet yapmak”tan öte, ne kadar kapsamlı bir yaşam biçimi olduğuyla devam edeceğim.

Fransa’da çoğu insan fazla kilolu olduğu için birini eleştirmekte bir sakınca görmüyor. Yabancılar için rahatsız edici görünse de aslında bu onlar için son derece normal: Problemi görmezden gelmiyor, aksine üzerini fosforlu kalemle çiziyorlar. Şu tip anekdotları Fransa’ya yeni ayak basmış kimselerden duymak çok sıradan: “Bir keresinde vitrininde çok güzel işlemeli bir ceket gördüm. Üstelik indirimdeydi. Hemen içeri girdim. Tezgâhtar bana ‘Bu elimizdeki son ceket’ dedi. Onun ve iş arkadaşının bana şüpheli bakışlar attığını fark ettim. Hantal kışlık montumu ve üstüne sardığım kalın şalı çıkarırken sordum: ‘Deneyebilir miyim?’ ‘Ah’ diye haykırdı satıcı kadın, sesini alçaltma zahmetine girmeden, ‘O kadar da büyük değil!’ Yine de paltoyu denememe ve üstümde nasıl kötü duracağını kendi gözlerimle görmeme izin verdi. Bu dürüstlüğün iyi yanı, satıcıların size küçük gelen bir şeyi asla ‘Sonradan açılır, giydikçe bollaşır’ gibi saçmalıklarla kakalamayacak olması.”

Hamiş: Kiloluysanız Fransa’da gururunuzu bir kenara bırakacaksınız.

İnce bir beden Fransızlar için olması gereken bir şey. Diş fırçalamak gibi. Gerekliliğini hepimiz bilsek de üşenip diş fırçalamayı atladığımız olur. Ancak ertesi gün kaldığımız yerden devam ederiz. Devam etmezsek ağız kokumuzun etrafımızdakilere vereceği rahatsızlığı, insanların bizi mimleyebileceğini tahmin eder, bedenimize olan zararını biliriz. Dişin çürümesi ağız sağlığını tehlikeye atar, ağrı kulağa vurur ve sonrasında buna bağlı olarak ortaya çıkacak başka hastalıkları muhakkak duymuşuzdur. İşte Fransızlar da kilolu olmaya tıpkı böyle bakıyor. Onlar için derhal müdahale gerektiren bir durum bu. Çünkü çürük dişin diğer organlara zarar verdiği gibi fazla kilonun toplumda kabul görmeyi engelleyen bir unsur olacağının farkındalar. Bu yüzden “Aldığım kiloyu derhal vermem gerekiyor” dediğinizde akan sular duruyor.

Fransız halkı tarafından zarafeti takdir edilen Madam Macron’un yemek listesi açıklandığında çok acımıştım kadına. Her Fransız gibi sebze ağırlıklı beslenen Madam Macron, aynı zamanda her gün yoga ve pilates yapıyor. İşlenmiş şeker ve un tüketmiyor ve incecik fiziğine rağmen kalori hesabı yapıyor.

Telegraph’ta rastgele gördüğüm bir fotoğrafı şöyle: Brigitte Macron, yakışıklı kocasının kabine çalışanlarıyla birlikte… Çevresindeki insanlara bakın, o insanlar oyuncu veya şöhret değil. Ancak yine de ince yapılarını korumaları gerek… Kabul görmek ve alt sınıfa düşmemek için. İçerden temizlik!

Her ne kadar bu konuda ketum davransalar da birçok Fransız kadına düzenli olarak ne yediklerini sorarsanız sıklıkla şu gibi şeyler duyarsınız: “Uyandığımda limon suyu ile sıcak su içerim” veya “Öğünlerimde yoğurdu eksik etmem.” Bağırsakların düzenli boşalmasının gereğini bağırsak problemi daha ortaya çıkmadan doğal ve sağlıklı teknikler kullanarak yapıyorlar.

Tisane denen bitki çaylarının otlarını Fransızlar kendileri yetiştirmeyi de seviyor; yani Türklerin evlerinde çeri domates, maydanoz ektiği gibi onlar da adaçayı, biberiye, papatya, minyatür gül ekiyor.

Ağaç Yaşken Eğilir

Müzelerin hediyelik eşya bölümlerini gezmeyi herkes gibi ben de pek seviyorum. Bilhassa Fransız kültürüne ayrılmış müze veya sonradan müzeye dönüşmüş mekânlarda çocuklara nezaket ve görgü kurallarını hatırlatan kitap ve objeler rastlayınca almadan duramıyorum. Ne güzeller, değil mi!

“Tavuğu elimle yemiyorum”, fotoğraf: Zeynep Rade
“Çatalı sol, bıçağı sağ elime alıyorum.”, “Masada otururken dik duruyorum.”, “Sandalyemde sallanmıyorum.”, “Yemek bitmeden masadan kalkmıyorum.”, fotoğraf: Zeynep Rade

Anadolu kültürü ve İslam etkisiyle kadın ve erkeğin sosyalleşmemesi, yan yana gelmemesi, yan yana geldiğinde nasıl davranacağını bilmemesi nedeniyle (bugün hâlâ hafta sonunda bir araya gelinen yemeklerde harem, selam ayrışmasını başka nasıl açıklarız?) sofra adabı Türkiye’de “Yemek yerken ağzını kapat”tan öteye gitmez. Mesela “Kalabalık sofralarda saygı gösterilmesi gereken hiyerarşiye göre, en önemli erkek misafir, evin hanımının sağına, ikinci en önemli misafir ise soluna yerleştirilir. Misafir bir kadınsa, evin beyinin sağına yerleştirilir” demeye kalksak işitmediğimiz laf kalmaz.

Fransız yazar ve gazeteci Antonin Périvier, yirmi yıl boyunca Le Figaro’nun eş direktörlüğünü yapmıştı. 1889’da sofra adabına ilişkin yayımladığı on ilki kuralın ilkinde “İyi yemek yemek için en az iki kişiye ihtiyacınız vardır” diye yazmış, “zira tek başına yemek yiyen kişi, aldığı hazzı konuşamamaktan muzdariptir.”

Yemek yemek Fransızlar için çok önemli. Ancak doğru şekilde; az miktarda, aheste ve sohbet ederek.

Görgü Kuralları

Fransız görgü ve nezaket kurallarını Larousse, vintage bir baskıyla, yine çocuk kitapları bölümünde satışa koymuş.

Larousse, 1852

Kitabın tanıtımını şöyle yapmışlar: “Bu kitapçık, görgü kurallarının yaş sınırı olmadığı için, toplum içinde iyi yaşamak ve her durumla nazikçe başa çıkmak için gerekli olan görgü ve nezaket kurallarını bir araya getiriyor!” Üç bölüm var içinde: Günlük Yaşam, Konuşma ve İletişim, Kabul Etmek ve Kabul Edilmek.

İlk bölümde kişisel bakım, hitap etme, evcil hayvanlar, restoran, sinema veya gösterilerde nasıl davranılır, toplulukta öksürme, hapşırma, para nasıl alınıp verilir, vs; ikinci bölümde selamlaşma, siz-sen ayrımı, telefonda konuşma, mektup yazma, dili doğru kullanma, nasıl gaf yapmayız vs; üçüncü bölümde davet vermek, davetlerde nasıl davranılacağı, ne ikram edilebileceği gibi konularda bilgiler verilmiş. Kitap kapağı vintage, ancak kurallar değil. Hâlâ okullarda okutuluyor, hâlâ aileler tarafından üstünde duruluyor.

Bedenin ince ve fit olmasının gerekliliği, Fransızların estetik anlayışının bir kısmı sadece. Ve bu toplumun uyması beklenen görgü kurallarının bir sonucu aslında. Ağzı kapalı ve fazlaca çiğnemek. Aralarda konuşabilmek için vereceğiniz esleri düşünürseniz yemek zaten bir saat sürüyor. Yemeğe başladıktan 20 dakika sonra doygunluk hissi oluşmaya başladığı için sofradan çok yemeden kalkabiliyorlar.

Estetik anlayışından bahsederken giyim alışkanlıklarını konuşmazsak olmaz. Bir sonraki yazımda Fransızların kıyafet kodlarına, alışkanlıklarına, tapon algısına göz atacağız.

beden terbiyesi, diyet, estetik, Fransa, Fransızlar Neden Şişmanlamaz?, ideal beden, ideal kilo, Zeynep Rade