Mimarlık pratiğini aralıklarla sürdüren bir sanatçı olarak, mekân ve bellek üzerine video, enstalasyon ve metin odaklı işler üretiyorum. Film üretimi ise diğer disiplinlerle karşılaştırıldığında kendimi en rahat hissettiğim temsil biçimi olmayı sürdürüyor. Bakma biçimine mimarlıktan gelen bir katkı ya da tam tersi mesleki deformasyon olarak da yorumlanabilecek şekilde, yapı üretimi dışındaki alanlarda da herhangi bir fikir üzerinde derinleşmenin yolunun, o fikrin mekânını bulmaktan geçtiğini geriye baktıkça daha iyi idrak ediyorum.
Bu nedenle, Manifold için videoları eski tozlu hard disk arşivlerinden çıkarıp tekrar izlemek ve birlikte düşünerek havalandırmak adına bir seri oluşturma fikriyle yola çıktığımda, tüm videolar tek bir yapıya odaklanmasa da üst başlığa “Mekân Kayıtları” demek doğru geldi. Zira gerek “ısmarlama” –tabiri caizse ticari–, gerek bağımsız olarak ürettiğim filmlerin tümü, mekânın kendisini kayıt altına almasa da mekânla ilişkilenen filmler.
Bunların içinde, özellikle mimarlar için yaptığım filmlerde, mekânı, yapıyı daha tasarım, inşa hatta kimi zaman da yıkım aşamasındayken belgeleme odaklı bir anlayış hâkim. Mekânın kendi tarihini yazmak adına onun sıradan anlarına da tanıklık etmeyi, hem kaydetme hem kurgu aşamasında mekânla özdeşleşen bir görsel dil üretmeyi deniyorum.
Bu vesileyle bir dönem okul sınırları içerisinde kesiştiğim ve devamında da akıl hocalarım olan mimarların yapıları üzerine çalışma fırsatı buldum. Bu kişilerin başında Nevzat Sayın geliyor. NSMH’nin üç yapısı üzerine süreç videoları çektim ve bu seriyi de o yapılardan biriyle açmak istedim.
Cephe: Lapis Han
Mekân üretiminde olduğu gibi filmde de talebi ve ihtiyacı tarif etmek, iyi bir brief vermek “müşteri” sorumluluğunda olan bir kalem. Bu video özelinde mimar-müşteri Nevzat Sayın yapıya dair tek bir şeyi öne çıkarmak niyetindeydi: Cephe.
Nevzat Bey mimarlık hizmeti alan müşterisinin bir “yüksek yapı” aracılığıyla görünür olma talebine ise bir anlamda karşı çıkmıştı. Zira “yüksek yapı” fark edilme arzusunu karşılamanın tek yolu olmayabilir ve renk, kütle, sürdürülebilirlik gibi başka nitelikleri öne çıkarmak da pekâlâ aynı amaca hizmet edebilirdi.
Böylelikle, İstanbul’un işlek ana yollarından birinin kenarında, bu dev yüzeyin yavaşça beyazdan kırmızıya dönüşüne tanıklık edebildik; cephe kaplamasının plastik koruyucusunun sökülürken çıkardığı ses, bir inşaat işçisi mesafesinden kulağımıza çalındı.