Otoportre,
Diğer Portreler
ve Şeyler
Bir mekânı deneyimlemek için ona ne kadar temas etmek gerekir? Onu uzaktan izlemek, merdivenlerinden bir kere korkuyla inmek ya da yıkımına tanıklık etmek bizde bir “yer” etmesi için yeterli midir?
asbestle iştigallere karşı
odada dev bir dalga çıkardı fırtına
masal bu ya, ciğerlere su serpildi
fiiüüüüüüü füüuüuuüuüuüuüuüuuuüuüüuuü
cam çözüldü, kum toprağa sızdı
üzerinde tavuskuşları
ruhumuza el fatiha fısıldadı
denizdi cam/camdı çıplak/çıplaktı hakikat
bir mavi damla idi kırılganlık
ihtiyaç halinde kırıldı içimdeki deniz
Mekân ve bellek arasında karmaşık bir ilişki var. “Otoportre, Diğer Portreler ve Şeyler” de tam da bu karmaşayla tetiklenen çağrışımlar, anılar ve tesadüflerden beslenen bir anlatı ve “Cam” şiirinden bir bölümle açılıyor. 2018 yılında açtığım Muhafaza isimli sergimin merkezindeki filmde, birbirine bağlanan anıların ilk fişeğini ise çocukluğumun geçtiği evin penceresinden görünen bir apartmanın yıkımı yakıyor; devamında çeşitli politik kodlardan birçok popüler kültür referansına, Adile Naşit’ten Metin Erksan’ın Şeytan filmine, Diyarbakır halk oyunlarından deq geleneğine, asansörden sağlık sigortasına uzanan bir “portreler ve şeyler” silsilesi var. Bu fragmanlar birbirinden beslenerek anımsanan müşterek kaygıların, hafızanın ve bazen travmaların izdüşümleri.
Bir apartman, bir vinç, bir kayıt nelere kadir...