yazarın arşivinden
Muhteşem Naif

Evet, konu sanat. Yalnızca o değil tabii ki. Diyelim ki, sanat eseri vesile. Di(le)yelim ki, aslolan bakış hâli. Hislerimiz ile eser arasında kurulan hayırlı duyu mesafesi. Başlayalım mı?

Söz konusu nesne (her ne ise) hem naif, hem muhteşem. “Diyeceğimi dedim bile” desem, fazla mı basit olurdu? Tamam, biraz açayım. Ama “naif” ile “muhteşem”i ayrı ayrı ele almadan, hemencecik bir uyarıda bulunmam gerekiyor: İkisi bir araya gelince meydana gelen oluşuma ne naif, ne de muhteşem diyebiliriz. çünkü artık o, bir bambaşka. Olayın güzelliği de burada zaten. Hani tilt oynarken, çok ama çok ender, sağa sola çarpışa çarpışa çıldıran o bilyenin hâli gibi başka. Bilye bir oraya bir buraya derken, renkli ışıklar etrafa saçılırken olay kopuyor ya… Al sana bambaşka!

Buraya kadar anlaştıysak, gel arkadaş, devam edelim…

Naif: Saf bir güdüyle, kalkışılan işin zorluğunu anlamadan, korkmadan, utanmadan, kasılmadan, yorulmadan, cömertçe yapılan her işe “naif” diyebiliriz zannederim. Tersinden de geçerli olabilecek bir tariftir bu. Yani bir nesne (her ne ise) cimri, yorucu, kasıntılı, özentili, zorlama, vesaire geliyorsa gözümüze, ona artık naif diyemeyiz. Etrafımıza şöyle bir bakalım yeter herhalde, değil mi?

Peki, o hâlde “muhteşem”e gelelim. O, daha da kolay. MUH TE ŞEM. Bilirsin onu zaten. Hatta, zannettiğim gibi duyarlıysan, karanlık yönünü de iyi bilirsin muhtemelen: Hani sana kendini biraz küçük hissettiren gölgesini. Ah, o yok mu o!? Muhteşem, dikkatsizce ezebiliyor etkisi altına alabildiklerini…

Ve işte sadede gelme zamanı. Olay kapıda. “Naif” ile birleştiği zaman “muhteşem”, o gölge, o baskı, o ağırlık kalmıyor işte. Muhteşem naif eserin önünde duyular kelebek kanatlarında uçuşuveriyor. Tertemiz, ferah, şen!

Peki ara sıra gözlerimiz nemli, yaşlı olmaz mı çok özel bir eserin önünde? Olur tabii ya. “Tanrım, niye bu dünya daha sık böyle gözükmüyor gözlerime?” diye sorarcasına gözyaşları yanaklarımıza akmaz mı dostum?! O biraz önce bahsettiğim “bambaşka” olan yer ulvidir çünkü. Ulvi. Bildiğimiz hayattan kopuk bir an. Bildiğimiz hayattan kopuk bir yer. Çok ama çok yüksek bir sırtta yürür çünkü muhteşem naif. Bir yanı boşluk, bir yanı bokluk olan incecik bir dağ sırtıdır orası. Bir anda ayak kayar, bildiğin hayata dönüverirsin. Çünkü o değeri biçilemeyen muhteşem naif gözler, bakışlarını kol mesafesinden uzaklaştırmış, taaa yarına çevirmişlerdir. Projeler kurulmuş, görülenler sorgulanmıştır. Tılsım kaybolmuş, gözler de kurumuştur artık.

Barış Kansu, deneyim, sanat, yapıt