Facebook, Clubhouse, Twitter ve Instagram gibi sosyal medya platformları, akla gelebilecek her konuda sohbetler için küresel bir platform sağlayarak yüzyılın başından beri günlük hayatımızın bir parçası hâline geldi. Artık dijital sonrası “yeni pop dünya”ya hazırız. Kimine göre artık her şeyin tükendiği bir dünyada alfabenin son harfi olan Z neslinin de etkilerini hissetmeye başlıyoruz. Bu metinde dijital dünyanın etkileri ile yıldızı parlayan sekiz genç ressamı tanıyıp işleyeceğiz. Bu genç ressamlar, içinde yaşadığımız dijital temelli ve marka takıntılı kültürün tuhaf bir arşivini oluşturarak, zamanımızın deyimlerini ve simgelerini yeniden betimliyor.
Yeni nesil ressamlarımızın birçoğu 21. yüzyıl toplumunda yaşamanın trajikomik unsurlarıyla ilgili bir dizi tema işliyor, dijital çağda yaşayan kimliklerin karmaşıklığı ve kaygılarıyla uğraşıyor. Kontrol ve bağımlılığa, kaygı ve çatışmaya yol açan tüketim bazılarının meselesi olmuş. Bu sanatçılar eserlerinde, çağımızdaki ticaret ve tüketim kültüründe yaşama deneyimini, dijital alanla olan yakın ilişkilerini birleştiriyor. Ve tabii ki hepsinin sosyal medyada izleyicilerine sunduğu içeriklerle titreşimi yüksek.
Bu yükselen sekiz genç yıldızdan gözünüzü ayırmayın!
Allison Zuckerman
[Instagram @allisonzuckerman]
Allison büyük tuvallere sanat tarihinden bir dizi kadın odaklı görüntü alıyor, akrilik boya ve CMYK Photoshop uygulamalarıyla bunları harika bir kolaja dönüştürüyor. Çalışmalarında renkli pop görüntüler ve tarihsel estetikleri yan yana getiriyor. Zuckerman, tarihlerin bu mizahi evliliği aracılığıyla, erkek egemenliğindeki sanat tarihi kanonundan kadın figürlerini geri almaya çalışıyor.
90 doğumlu sanatçı doğup büyüdüğü Şikago’da sanat dalında yüksek lisans yaptıktan sonra soluğu New York’ta alıyor. Tek odalı bir Brooklyn dairesi tutmasının ardından Soho’da bir sanat galerisinde asistanlığa başlıyor. Aynı anda Instagram’da uyguladığı pazarlama taktikleri ve dijital kolajlarıyla dünyadaki birçok koleksiyoncunun dikkatini çekiyor. Amerika’da mega koleksiyoncular listesinde olan Rubelllerin müzesinde ilk solo sergisini açıyor. 1.000 dolarlık satışlarla başlayan kariyerine en son Philips müzayede salonunda gerçekleştirdiği 252.000 dolarlık satışla son sürat devam ediyor.
Kyle Dunn
[Instagram @__kyledunn__]
Oscar Wilde 1889 tarihli bir makalesinde “Kulağa tuhaf gelse de hayat sanatı, sanatın hayatı taklit ettiğinden çok daha fazla taklit eder” diye yazmıştı. Basitçe Wilde, duyguları sanat merceğinden anlamamız gerektiğine inanıyordu. 90 doğumlu Kyle Dunn heykel figürlerini bir sahne oluşturup stilize edilmiş mekânlar arasında, çeşitli aktiviteler ve pozisyonların ortasında oynatıyor. Benzersiz Trompe l’oeil teknikleriyle her duyguyu güçlendirip, karakterlerinin psikolojik durumunu melodramla harekete geçiriyor ve izleyicinin derin düşünmesi için bolca yer bırakıyor.
Brooklyn’de yaşayan Dunn, kuir figüratif resimlerinde ilhamı heykelle edindiği tecrübeli köklerinden ve Sovyet dönemi formlarından alıyor. Şu sıralar başta LGBT+ koleksiyoncuları resimleriyle heyecanlandırsa da sanat macerasına reçine ve ahşap panel üzerine inşa ettiği heykellerle başlamış. İtalyan sinemasının yanı sıra korku ve bilimkurgu romanları gibi dizilerden etkilenen Dunn çarpık erkek figürleriyle, şişirilmiş epoksi üzerinden duygusal arzular yaratıyor. Dünün tabu cinselliğini, eşcinsel erotizmiyle bugünün tanıdık, sıradan, doğal bir imgesine dönüştürüyor.
Cristina BanBan
[Instagram @cristina_banban]
87 yılında Barselona’da doğmuş BanBan. Barselona’da resim lisansını tamamlayıp hemen ardından Londra’ya yerleşiyor. Koleksiyoncuların ve galerilerin ilgisini çekmek için çok vakit kaybetmiyor. Maksimalist kompozisyonları, tuvalin sınırlarından dışarı taşan, abartılı gözleri, büyümüş elleri ve ayakları olan özneleriyle alıcılar tarafından hemen fark ediliyor. Freud’dan Picasso’ya kadar çok çeşitli referanslara atıfta bulunan BanBan tuvalini romantik ilişkiler, dostluklar ve bedenin duygusal coğrafyası üzerinden bir sanat tarihi kanonuna dönüştürüyor.
Cristina BanBan’ın resimlerinde fil gibi uzuvları olan kıvrımlı figürler var. Bazen neoklasik estetikten esinlenerek Jenny Saville’in tuvallerini de akla getirmiyor değil. Ancak şimdiden dünyanın en prestijli galerilerinde bireysel sergileriyle ve sayısız koleksiyonda işleriyle hemencecik yerini alıyor.
Trey Abdella
[Instagram @mysticfishstick]
Hayatların büyük bölümünün Walmart ve Taco Bell arasında geçirildiği Batı Virginia’da doğmuş Trey. Çocukluğunda Looney Tunes, Tom ve Jerry izlemek ve N64 oyunları oynamak dışında pek bir sanat aktivitesi olmamış. Cezalı olduğu zamanlarda ailesi ona bilgisayar/TV izlememe ve dışarı çıkmama gibi yasaklar koyup “Kendi karikatürünü kendin çiz” deyip kâğıt kalem vermiş. Aslına bakarsanız bugün de hâlâ aynı şeyi yapıyor.
Abdella ressamlık pratiği boyunca, kütüphane ve kitapçılardaki resim koleksiyonlarından yararlanarak, çevrimiçi filmlerden veya videolardan ekran görüntüleri alarak bir dizi kaynak kullanıyor. Eskizler çizerek fikirlerini not alıyor, ardından kompozisyonlarının çerçevesini Photoshop’ta dijital eskizler aracılığıyla uyguluyor. Geleneksel yağlıboya ve akrilikten airbrush, kumaş, simler, cam boncuklar ve peruklara kadar çok çeşitli medya aracılığıyla dijital eskizleri tuvale çeviriyor. Trey’in işleri şimdiden Sotheby’s açık artırmalarında mevcut. Ekim 2021’de satışa çıkan “Backyard BBQ” (2018) başlıklı eseri tam 160.000 dolardan alıcı buluyor.
Anna Park
[Instagram @annaparkart]
Anna Park’ın kariyeri, dünya tecrit altına alınmadan önce, sanat dünyası tarafından tanınan birkaç ünlünün dikkatini çektiğinde hiper hıza ulaşmış. 2019’da sanatçı KAWS, mezun olduğu New York Sanat Akademisi’nde Anna’nın çizimlerini görüp içlerinden birisini satın alıyor ve ardından çalışmalarını Instagram’da yayımlayarak onun hesabına binlerce takipçi kazandırıyor.
96 Güney Kore doğumlu olan Anna’nın çılgın karakalem çizimleri, soyut kompozisyonlardan ahlaksız partilerin temsili kaleydoskopik sahnelerine kadar uzanıyor. Tekniği nostaljik tabanlı bir illüstrasyon uygulamasından, karakalem denemelere dönüşüyor. Tuvallerinde şişmiş uzuvlar, kırık yüzler, akşam yemekleri ve diğer yüksek enerjili sosyal partiler var. Resimlerinde soyutlama ile figürasyon arasında gidip gelen klostrofobi hisli kalabalık sahneler ve bu girdap arasında dönen gri tonlamalı kargaşalar hâkim. Anıtsal karakalem işler çizen Anna, New York, Londra, Paris, Los Angeles, Amsterdam ve Miami’de bireysel sergiler açmış. Dört müzede açılan sergilerinin biletleri ilk günden tükenmiş.
Salman Toor
[Instagram @salman.toor]
eser sahibi izniyle
1983 yılında Lahor’da doğuyor Salman. Sanat okumak için soluğu Amerika’da alıyor. Ohio Wesleyan Üniversitesi’nde sanat eğitiminin ardından A+ liste sanatçıların kaçınılmaz mıknatısı New York’a yerleşiyor. Yüksek lisans derecesini Pratt Enstitüsü’nün resim bölümünde tamamlıyor.
Resimlerinde kendisinin ve arkadaşlarının hem Güney Asya’da hem de New York’taki eşcinsel erkeklerin deneyimlerine dayanan hayali sahneler var. Resim, illüstrasyon ve karikatürle sınırlanmış estetik bir alanda çalışıyor. “Geçmişte resimlerim daha çok Güney Asya’daki yaşam, sınıf ve kaygılar hakkındaydı, şimdi ise ABD ve Güney Asya’da yaşayan kuir erkeklerin hayatlarına samimi bir bakış sunmaya çalışıyor” diyor.
Salman’ın yağlıboya resimleri çok eski bir döneme aitmiş gibi grafik roman tadında görünüyor, hatta Rubens veya Vermeer’in fırça detaylarını çağrıştırıyor. Ancak resimlerine daha yakından baktığınızda onun çizdiklerinin zamanımızın ruhuna daha uygun olduğunu görebilirsiniz. Kasım 2020’de New York’taki Whitney Müzesi’nde bireysel sergi düzenleyen Toor’un eserleri şimdiden ikinci el piyasada milyonlarca dolara alıcı buluyor.
Ewa Juszkiewicz
[Instagram @ewa_juszkiewicz]
1984 yılında Polonya’nın Gdańsk kentinde doğan Juszkiewicz, Varşova’da yaşıyor ve halen oradaki stüdyosunda çalışıyor. 2009 yılında Akademia Sztuk Pięknych, Gdańsk’tan resim dalında yüksek lisans ve Akademia Sztuk Pięknych im’den doktora derecesini alıyor. 2014 tarihli Thames & Hudson kitabında “Geleceğin 100 Ressamı”ndan biri seçiliyor.
Ewa eserlerini “Yeni bir masal anlatmak ve kendi dilimi yaratmak istiyorum: muğlak, yoğun, doğal ve organik” diye yorumluyor. Resimleri aracılığıyla görsel geleneklere meydan okuyor ve klasik Avrupa resimlerindeki kadın güzelliğine dair klişeleşmiş algılarla yüzleşiyor. Sanat tarihi eserlerindeki kadın özneleri bozuma uğratarak yeniden yorumluyor, onların değişmez karakterlerini baltalıyor. Günümüzün en ünlü çağdaş Polonyalı ressamlarından sayılan Juszkiewicz, kadın figürü ve yüz biçimlerini yorumlayarak izleyicinin algısına meydan okuyor. Eserlerinde insan ve insanlık dışı unsurları dengeleyerek hem teknik hem de klasik bir üslup ortaya çıkarıyor. Temsilciliği Gagosian Galeri tarafından yapılan Ewa’nın resimleri Sotheby’s gibi müzayede salonlarında şimdiden 400.000 doları aşan fiyatlardan alıcı buluyor.
Oli Epp
[Instagram @oli.epp]
eser sahibi izniyle
Frieze dergisi sayfalarından Oli Epp’in 94’te Londra’da doğup, City & Guilds of London Sanat Okulu’ndan yeni mezun olduğunu ve dünya çapında birçok sergiye katıldığını öğreniyorum. Stüdyosu halen Londra’da ve orada yaşıyor. Yarı Kanadalı yarı İngiliz olan Epp, mezun olduğu gün eserlerinin tamamının satıldığını Instagram hesabından “#satıldı” etiketiyle duyurup sanat eleştirmenlerinin dikkatini çekiyor. O da diğer yaşıtları ve başarılı meslektaşları gibi Instagram gönderileriyle adını duyurmayı başarıyor. Çalışmalarında materyalist toplumlara keskin ve eleştirel bir mizah anlayışıyla hitap eden Epp, işlerini aşırı tüketim ortamı görüntüleriyle besliyor.
Oli Epp’in tuvalinde genellikle teatral ortamlarda sahnelenen deforme, tuhaf ve mutlu figürler var. İlk bakışta bu aşırı okunması kolay ve dramatize edilmiş karakterler, teknoloji ve sosyal medyayla olan karmaşık ilişkilerimizi bize sorgulatıyor. Epp’in kendine özgü trippy estetiği, gerçekçi bir üslupla boyanmış detaylar, airbrush ve lineer maskelemedeki grafik tekniklerle birleşiyor.