Kaybolan Odaklar, Boşluklar, Dokular
Atmosferik Temsiller yazı dizisinin ilk metninde hayal kurduran açık imgelemler olarak anlamlandırdığım bulutsu ifadeler, ikinci metninde ise güçlü duyumsal etkilerin üreticisi olan sinestetik imgeler aracılığıyla atmosferik jestlerin izini sürmeye çabaladım. Bu kez de atmosferi gündelik yaşantının çoksesliliğinde arayacağım.
Yaşantısal ifadeler mimari temsil tarihinde çoğu zaman statik bir görüntüye indirgenmiş ya da belli bir yaşama biçimi üzerinden idealleştirilmiştir. Burada arzulanan, mekânın yapısal girdilerini odaktan alacak her türlü girdiyi temsil ortamından uzaklaştırmaktır. Mimari temsilde kütlesel etkiyi vurgulayabilmek için yaşantı izleğini oluşturabilecek ölçeklerin dışarıda bırakılması ya da analizlerin yalnızca tipoloji odaklı yürütülmesinin mekânları yaşamdan soyduğunu söylemek gerekir. Oysaki mimari temsil ile yaşantı arasında barışçıl bir ilişki kurulduğunda, yaşantının katmanlarını oluşturan farklı ölçeklere dair girdiler bir araya gelerek atmosferik bir ifade zenginliği yaratır.
Ölçekler Arası
Albena Yaneva mimarların tasarım süreçlerinde ölçekler arasında yukarı aşağı zıplayarak dalgalanmalara, sıçramalara ve geri dönüşlere dayanan dinamik bir ritim oluşturduğunu söyler.1 Ölçekler arası yoğun gelgitler içeren süreç ve ifadelerin mimarlığa içkin bir diyalog kurma biçimi olduğunu söyleyebiliriz. Buradan yola çıkarsak, mimari çizimde farklı ölçeklerin meselesi olarak görülen girdilerin birbirinden koparılmadığı bir diyaloğun, yaşantının ritimlerini aktarmak için güçlü bir taktik olduğunu eklemek gerekir.
Japon mimar Junya Ishigami mimari ölçeğin spektrumunu epey geniş tutar. Tasarladığı 10 metre uzunluğunda ve 2,5 mm kalınlığındaki neredeyse kâğıt gibi görünen masanın üstüne onlarca nesne dizer. Tüm bu nesneler materyal kültüre ve gündelik yaşantıya referanslar verir. Ishigami gündelik bir yaşam objesi olan masa ile yapı tasarımı ve inşa süreçleri arasında analojiler kurar. Bu analojiler gündelik olanın da mimari bir yapıya benzer titizlik ve ayrıntı içeren işlemlere ihtiyaç duyduğunu gösterir.2
kaynak: Socks Studio
Fala Atelier “portreler” olarak isimlendirdiği kolajlarında, atmosferi gündelik yaşam objeleri aracılığıyla tartışmaya açar; en küçük ölçekteki nesneler strüktürel olan elemanlarla aynı dilden konuşur. Fala’nın çizimlerinde gündelik yaşam, mekânı anlamlandıran bir araç ve yaşantının göstericisi olarak çalışır. Bu objelerin yapısal öğelerle aynı dilde konuşuyor olması mekânın yaşayan bir atmosferik organizma olarak tasavvur edildiğini vurgular.
Nesnelerle çevrelendiğimiz gündelik yaşantı bir yandan da durmaksızın hikâyeler üretir. Mimari çizimin içerdiği jestler, olaylar ve hikâyeler çoğaldıkça temsil edilen mekânsal atmosfer yaşantının anlatısallığı üzerinden zenginleşir. Çizgi romanlar anlatılarını eylemler ve bu eylemleri sahneleyen mekânlar kurarlar. Çizgi romancıların eylem-mekân ilişkilerine dair geliştirdiği anlatı tekniklerinin özellikle post-dijital mimar çizimlere ilham olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Örneğin, Chris Ware’in Building Stories’inde çift yönlü kesiti alınarak ifade edilen apartmanın farklı kot ve mekânlarında farklı hikâyeler vardır. Bu hikâyeler birbiriyle hiyerarşisiz bir ilişki içinde ifade edilmiş, bakan kişiye anlatı okumada bir açıklık ve serbestlik sunulmuştur.
kaynak: The Comics Journal
Richard McGuire zaman ve mekânın sütun ve satırlara ayrıldığı doğrusal bir anlatı kurmaktansa farklı zamansal katmanların bir arada olduğu özgün bir yaklaşım geliştirmiştir.3 Here isimli kitabında mekânı yıllara göre aynı kadraj üzerinde parçalamış, sonra da farklı zamansallıkları aynı mekânda yeniden bir araya getirmiştir. Farklı yıllarda aynı mekânda yaşanmış anlar odada ait oldukları yere yapıştırılmış, mekânın farklı zamanlardaki atmosferi hem karakterler hem de gündelik yaşam objeleriyle birlikte resmedilmiştir.
kaynak: Richard Mcguire
Hiyerarşisiz Katmanlar
Öyleyse, canlılığa dair davranış ve yaşayış hâllerini ve hikâyelerini mekândan koparmayan ifadeleri yaşantısal olarak tanımlamak mümkündür. Böyle çizimler mekânın inşası için gerekli teknik ya da biçim bilgisine, inşa sürecine doğrudan katkısı olmayan fakat sosyal, kültürel davranış dinamiklerinin aktarımı olan yaşantısal bir çizim paketini eklemler. Mekâna özgü atmosfer görünür, görünmez; yapısal, yaşantısal; maddi, maddi olmayan girdilerin hiyerarşisiz ve yatay ilişkileriyle temsil edilir. Miralles’in plan çiziminde hiyerarşik bir dizim göremeyiz; burada hareketli ve sabit nesneler aynı çizgi kalınlığına sahiptir. Yapısal ve yaşantısal objelerin ötesinde mekândaki hareketi ifade eden çizgiler bile mekânın diğer öğeleriyle hiyerarşik bir düzene oturtulmaz. Bir yandan görünüş çizimleri de parçalı katmanlar olarak plana eklenir; böylece plan düzlemi görünüşe, iç mekân dış mekâna karışır.
Momoyo Kajima 2018 Venedik Mimarlık Bienali kapsamında küratörlüğünü yaptığı Japonya Pavyonu’nda, belli değişimlerin getirdiği kayıt altına alma güdüsüyle üretilmiş, yerle bağlamsal eksende güçlü ilişkiler üreten mimari çizimleri “Mimari Etnografi” olarak isimlendirmiş ve sergilemiştir.4 Japonlar özellikle gündelik yaşamı inceledikleri etnografik tekniklerin modernleşme ve endüstrileşme sürecinde yaşanan toplumsal ve ekonomik alanlardaki derin değişimleri belgelemek için kullanmış, yaşantıyı zamanın etkileri üzerinden temsil ederken bir yandan da zamanın kaybettirdiklerini belgelemeye çalışmışlardır. Japon mimar, sosyolog ve eğitimci Kon Wajiro, 20. yüzyılın başlarında yaptığı ve “Modernology” ismini verdiği çalışmalarda, bir kültürün modernleşmesinin karmaşık bir görsel taksonomisini oluşturarak yaşam alanlarını, gündelik eşyaları, sıradan objeleri ve insanların alışkanlıklarını izlemiştir. Bu, çizim parçaları arasında hiyerarşinin olmadığı “kaleydoskopik” bir gözlemdir.5
1924-47, kaynak: Socks Studio
Mimari etnografik çizimlerde yaşantısal atmosferi ortaya çıkarmak için farklı taktikler izlenebilir. Bunlardan biri yapısal elemanları yaşantının üzerinde aşkınlaştırmadan, yaşantının uzantıları olarak ifade etmektir. Burada gündelik nesneler, malzeme, materyal ön planda olsa da tipolojik analizlerin dışlayıcı yapısından uzak, yaşantıdan izole olmayan bir bakıştan bahsedebiliriz. Suto “W House” isimli mimari araştırma projesi bir ailenin nesillerdir yaşamış olduğu fakat kısa zaman sonra yıkılacak olan evle ilgili mimarlık araçları kullanarak yapılan etnografik bir çalışmadır. Bu çizimlerde yıllar içinde hibritleşmiş geleneksel ve modern yapı elemanları, değişen peyzaj öğeleri ve bu öğelerin mevsimsel dönüşümleri birbiri üstüne çizilmiştir.
kaynak: Socks Studio
Bir diğer bakış ise doğrudan inşaya dair olanı anlatısallaştırmak olabilir. Burada yapı üretim ritüel ve tekniklerini bedensel ve sosyal ilişkileri içeren bir anlatı olarak aktaran örnekler öne çıkar. SUDU Manual çalışması Etiyopya’da lokal yapı üretme ritüel ve tekniklerini aktarır; hikâyeleştirilen kerpiç uygulamalardaki bedensel jestlerin malzeme ve araçlarla olan ilişkilerine yakından bakar. Burada ilginç olan, doğrudan tektoniğe dair bir bilgi paketinin, var olanı çizgi roman gibi güçlü bir anlatı aracıyla aktarma refleksidir.
Zara Gray, SUDU Manual, 2015,
kaynak: SUDU
Uluslararası tasarım kolektifi ConstructLab’in “Mon(s) Invisible” projesi ise Belçika’da artık işletilmeyen bir fırının çatısındaki bahçeyi katılımcı bir kamusal alan olarak üç aylık bir yaz kampıyla yeniden inşa etmeyi amaçlar.6 Tasarım kolektifinin tüm süreci yataylaştıran ve demokratikleştiren bir sahne ve forum alanına dönüşen dairesel ahşap platformla başlatan inşa sürecine, mahalleli de kendi strüktürleri ve dinamikleriyle katılır. Kısa bir süre sonra bu park, mahallenin en hareketli kamusal alanına dönüşür. ContructLab yaz boyu süren bu coşkulu hazırlığı bir kitapla anlatısallaştırmış, medya üzerinden de oyunculu bir deneyim alanı açmıştır. İnsanların karşılıklı anlayış ve işbirliği içindeki kurgusal hayvan türleri olarak temsil edildiği kitap, süreci konstrüksiyondan fragmanlarla gösteren harita, aksonometrik serbest el çizimleri ve onlara eşlik eden metinlerden oluşur; okuru strüktürlerin içinde dolaştıran bir yürüme deneyimidir. Katmanlar arasında hiyerarşilerin minimize edildiği bu çizimler kolektif ritim ve çoklukları indirgemeden anlatıya sokmaktadır.
kaynak: ConstructLab
Mimari etnografik çizimler farklı iklim, topografya ve kültürlerde objeler, araçlar ve mekânların farklılaştığı farklı yaşama biçimlerini de inceler. Burada yaşantının kendisi bir araştırma sahasıdır, mekânın yapısal özellikleri gündelik ilişkileri sökmek için araçsallaşmıştır. “Refugee Republic” isimli proje Kuzey Irak’ta Suriyelilerin bulunduğu mülteci kampındaki gündelik yaşam dinamiklerini araştıran haritalama teknikleriyle üretilmiş panoramik çizimlerden, seslerden, eskilerden, sözlü ve yazılı minör anlatılardan oluşan interaktif bir dokümantasyondur. Çizimlerde kalın konturlar, naif dokular ve taramalarla bir araya gelerek durmaksızın devam eden konstrüksiyonun içindeki beraber yaşama hâllerini ortaya koyar.
Dirk-Jan Vissel, Aart can der Linden, Refugee Republic, 2014,
kaynak: Refugee Republic
Bir başka yaklaşım, coğrafyalar arası geniş ilişki ağlarının izini sürmek, doğal ya da insan eliyle üretilmiş farklı peyzajlar ve topografyalardaki ortak ritimleri söküp bir araya getirmektir. Örneğin “Do You Hear People Singing” projesi farklı metropollerde protestolar esnasında ortaya çıkan kentsel peyzajlara odaklanır; burada “alegorik sokak sahneleri”, içgüdüsel olarak biçimlenen ve temsil edilen demokrasi hâlleri yer alır.7
with Hugo Corbett,
“Do You Hear People Singing”, 2016,
kaynak: Crimson
Mimari temsillerde atmosferi gündelik yaşantı üzerinden ararken en büyük yol gösterici, performatif bir belgeleme, tartışma ve değerlendirme aracı olan mimari etnografi çalışmalarıdır. Etnografik mimari çizimlerde insanın ve insan dışı kullanıcıların mekândaki hâlleri, ihtiyaçları, beklentileri ve bağlamla kurdukları ilişkiler bütünü mimarlık temsili dünyasına dahil edilir. Mimari temsil yöntemleri bu bağlamda, salt “tasarlananın” bilgisini vermekten öte geleneksel ya da sözlü iletiyle gelmiş yaşantısal bilgi paketlerini de belgeler, yerel üretim biçimleri, gündelik dinamikler gibi eylemsel girdilere ait verileri görselleştirebilirler, bir yandan da mimari üretimlerin sosyal ve ekonomik olgularla, çevre, iklim gibi büyük anlatılarla nasıl ilişkilendiği ve yeri nasıl dönüştürdüğüyle ilgilenirler. Böylece idealleştiren değil, örtük dinamikleri ve farklılıkları ortaya çıkaran bir pratikten bahsedebiliriz.
1. A. Yaneva, “Scaling up and down: Extraction trials in architectural design”, Social Studies of Science 35(6) (2005): 867-894.
2. F. Lucarelli, “The Limits of Rationality: Impossibly Thin Table by Junya Ishigami”, Socks, 2016.
3. R. McGuire, Here (New York: Pantheon Books, 2014).
4. M. Kajima, “Learning from Architectural Ethnography”, ed. M. Kaijima, L. Stalder ve Y. Iseki, Architectural Ethnography (Tokyo: Toto, 2018).
5. M. Fabrizi, “Kon Wajiro’s Archaeology of Present Times”, 2017.
6. Kajima, agm.
7. Kajima, agm.
