yoğum bakın

masa değil, alçak. masaydı da, bir bacağı kısa gelince, diğerlerini ona uydurmak için kese kese sehpa oldu. bir bacağı hâlâ kısa ama. en olmadık yerde devrilecek gibi olması ondan. kısa bacağının altına ne kanunlar ne kitaplar ne yazılar ne şiirler koyduk. katlana katlana koyduk. kalın oldu diğer bacaklar tıngırdadı; ince geldi tıngırdaması durmadı. sehpa ha devrildi ha devrilecek. bu sehpa ölümle kalım arasında geçmiş gelecek.

ortada bir sehpa var.
geniş, alçak, kahverengi bir sehpa. bir metreye bir metre ölçülerinde, kare. üstündeki şekil, ahşabına oyularak işlenmiş. bir geometrik şekil bu, fuga. tam ortasından başlayan, sehpanın ortasındaki bir kareyi köşelerinden dörde bölen çizgiler, sehpa boyunca ilerleyerek üçgenler, dörtgenler ve beşgenler yaratmış. tuhaf, hiç kare yok. daire de. sehpanın üstünde ne var? dibinde yarım parmak kadar açık kahverengi suyla bir cam kavanoz, bardak gibi kullanılmış belli ki ama su değil bu daha koyu renkli bir sıvı, çay ya da kola. başka. açılmış bir paket bisküvi, kenarından açılmış ve belki bir tane iki tane yenmiş. kâğıt havlu rulosu, içinde bir parmak kadar çay olan su bardağı, açılmış bir paket grisini, o da dolu gibi, içinde ne olduğu pek anlaşılmayan ama bir şey olan, ağzı bağlanmış bir naylon poşet, katlanıp konmuş krem renkli, üzerinde mavi kırmızı çizgileri olan bir masa örtüsü. orta kalınlıkta bir kitap, itinasız bir şekilde açılmış ve olduğu yere dağıtılmış şekersiz sakız paketi, beyaz ve siyah şarj kabloları, bitmiş bir tealight mum, kablolu bir bilgisayar faresi, üzerinde bahar yazısı okunan bir porselen şey. bir düzen içerisinde durmuyorlar, aksine neredeyse tüm şeyler sehpanın bir köşesinde yoğunlaşmış. yoğunlaştıkları yer cam tarafında değil, camdan uzakta, evin diğer taraflarına yakın. ışıktan, dışardan kaçmışlar, kaçıyorlar gibi. sehpanın üstünde yiyecek kırıntıları, tozlar da var, kül de. ortadaki sehpa o kadar ağır görünüyor ki yerinden uzun zamandır kıpırdatılmadığı belli. ortadaki sehpa hantal. yuvarlak formlu kalın ayaklarını birbirine bağlayan çapraz parçaların üzerinde toz birikmiş. var. kadın ayaklarında toz var.

ortada bir sehpa var.
insan kalbi gibi bu sehpa. hayat gibi, insan bedeni gibi.
o anda hayatta ne varsa. ortada. 

ortada bir sehpa var.
bir arkadaşım “‘bundan daha kötü ne olabilir’ dediğin anda kötülüğü çağırırsın; aksine ‘bundan daha iyi ne olabilir’ demeye alıştır kendini. sen” dedi, “‘daha kötü ne olabilir’ diye sorarsan hep, evren de sana hep olabilecek daha kötüleri gösteriyor” dedi. “evren insanı dinler” dedi. e ama kolay değil tabii insanın bu dil alışkanlığını, dahası yaşam alışkanlığını değiştirmesi. bunu öğretmedi, bunu deneyimletmedi ki bize bu dünya. kimseye inanma, babana bile güvenme, her şeye temkinli yaklaş, her duygunu gösterme, güçlü dur, güçlü görün, erkek ol, erkek gibi ol, sert ol, adamın dibi ol. bir.

ortada bir sehpa var.
ve her şey onun üzerinde. kadın cinayetleri, çocuk tacizleri, gözaltılar, ağzı burnu kan içinde öğrenciler, cezaevleri, depremler, yangınlar, seller, göçmenler. balkondan düşenler, camdan atlayanlar, silahlı soygunlar, pusular, ev basmalar, anlaşmazlıklar, kardeşini öldürmeler, babasını öldürmeler, annesini, kardeşini, arkadaşını, komşusunu, ortağını öldürmeler. gasp, soygun, pusu, trafik kazaları. sahte içki faciaları, salgında ölenler. batan göçmen botları, sınırda donarak ölenler. ponzi. kazanma hırsı. daha çok kazanma hırsı. en çok kazanma hırsı. başkasını ezerek kazanma hırsı. üzerine basarak kazanma hırsı. saadet zincirleri. sefalet zincirleri. kaybedecek hiçbir şeyimizin kalmaması. ortada. tam ortada. bundan daha iyi ne olabilir mi?

ortada bir sehpa var.
ve hiçbir şey bitmiyor. gücüm de yetmiyor.

ortada bir sehpa var.
oysa günler iyice birbirine benzemeye başladı. yaklaşık on yıldır, tam on yıldır burada kapalıyım. bu kadar süreceğini gerçekten kimse tahmin etmiyordu sanırım. bundan sonra ne kadar devam edeceğini de. arada, saatin kaç olduğu hiç fark etmeksizin birdenbire başlayan müzik de olmasa hiç bir ses yok. televizyon da açmadığım, sosyal medya hesaplarım da olmadığı, dahası artık gazetelerin internet sayfalarına da bakmadığım için, dışarda gerçekten ne olup bittiğini bilmiyorum. başlarda, kapının önünden geçen bir araba sesiyle cama koşuyordum, resmi bir araç ya da dağıtım şirketlerinin aracı olduğunu görüp yerime döndüğüm günlerden beri artık yerimden de kalkmıyorum. araç sesleri bazen çoğalıyor ama. bazen de ortak bir avluya baktığımız komşu evlerin birinden bir çığlık geliyor gecenin bir yarısı, sabahın çok erkeni ya da. “birisi daha düştü” diyorum, “birisi daha dayanamadı ve terk etti cepheyi”. acaba dışarda her şey bitti, hayat normale döndü de ben mi farkında değilim. bazen böyle düşünüyorum. var.

ortada bir sehpa var.
idam sehpası mı bu? insanların çaresiz bırakılmışlığı idamdan başka ne ki? ha öyle, ha böyle. soğuk savaş bitti, soğuk idam bitti ama çaresizlik ya da sürü bağışıklığı idamdan başka ne ki? yaşlıların idamı. ve sistemin insanın işine yaraması ölçüleriyle sınıflandırarak niteliksiz işçi diye ayırdığı kesimin. ölen ölsün, kalan sağlar bizimdir. ortada.

ortada bir sehpa var.
her şey değişiyor evin içinde. sehpa yerli yerinde. kıpırdamayacak kadar, kıpırdatamayacak kadar ağır. taş gibi. sehpa.

ortada bir sehpa var.
sehpanın üzerinde babam var. annem içerde gene. sehpada babamın gazetesi, sehpada babamın küçük çantası. sehpada babamın aylık bütçe hesaplaması var. babam da sehpada. ya da babam sehpa. bir.

ortada bir sehpa var.
bu ölüyü kim kaldıracak salonun ortasından? sehpada babamın hiç koymadığı kuralları var. babamın babasına kadar uzuyor sehpa. hatta onun da babasına. annelerin sarılması babaların gizli mesajı mıdır? öyle düşünmek istiyorum. babam benimle konuşsun istiyorum ve annem çekilsin aradan. belli ki onu hiç anlamayacağım, baba olmadım çünkü. ama babamı anlamak da istiyorum. hiç kızmayan, hiç öfkelenmeyen, hep anlatan, izah eden, hep tane tane en doğrusunu söyleyen, benim bütün kapıyı çarpmalarımda bile baba benmişim gibi anlayışla karşılayan babam. bir babanın bu kadar iyi olması, bu kadar doğru olması bile bir baba sancısıdır, sancısı. insan kötüyü de görerek öğrenmek, eğitilmek istiyor, ister, istemez mi? ortada.

ortada bir sehpa var.
ben bunları yazarken postacı geldi kapıya, yeni kimlik kartımı verdi. şimdi kimliğim de sehpada. gerçekten kim miyim? var.

ortada bir sehpa var.
“sen” diyor “avuttuğun kadar başkasını avuttun mu hiç kendini? bu sehpa” diyor “bir çukur”. sehpada ölüm dersleri. sehpada günlük gazeteler. sehpada elmanın çekirdeği. şeyler değişiyor. gidip gelecek kadar şeyler. ama sehpa sabit, hep ortada. hep ağır. geliyor bitiyor kirleniyor ve gidiyor gelenler. kimisi uzun süre bekliyor, kimi kısa. ama hepsi gidiyor. sehpa hep ortada. bir.

ortada bir sehpa var.
ne sancı üzerinde, ne kaygı. taş gibi. ağır. sehpa olduğunu bile unutmuş kadar ağır. ve hep ortada. üzerine gelip giden şeyler kadar dokunmuyor belki hayatımıza. öyle görünüyor. uzanıyor boylu boyuna ortada. varlığı yok olunca hissedilen şeyler gibi o da. en çok da öyle. bir de karanlıkta. görmeden dizini çarptığında. kendini hatırlatıyor sehpa.

ortada bir sehpa var.
ağır ve hantal oysa. hem değiştirecek hem de değiştiremeyecek kadar. milyonlarca çocuk sehpanın üzerinde. milyonlarca kez ayak uzattığım sehpanın. bir dayanak sehpa. koltukla hayat arasında. gözaltında kaybolanlar da sehpada. bütün gözler üstünde kayıplar da. sehpada.

ortada bir sehpa var.
bir idam sehpası. darağacından yapılma.

ortada bir sehpa var.
bir insana başka bir insanın hayatını alma, onun hayatına son verme, haydi daha açık söyleyelim, onu öldürme gücü veren nedir? ne olabilir? kendi koyduğumuz kurallar bu kadar güçlü kılar mı bizi? kılmalı mı? kendi yazdığın bir oyunda, kendini o kadar kaptırıyorsun ki oyuna, sen kurallara, benim koyduğum kurallara uymuyorsun diye öldürüyorsun onu, öldürebiliyorsun, kendinde bu gücü görebiliyorsun. üstelik, kurallar ve normlar o kadar siyasi, manipülasyona açık ve değişken, değişme potansiyeline sahipken. bugünün doğrusu daha deminin doğrusu şimdinin yanlışı olabilir olur oluyor. ortadaki sehpa ağır, çok ağırlaşıyor bir anda.

ortada bir sehpa var.
sehpada kadın cinayetleri, sehpada çocuk tacizleri, sehpada cinnet, sehpada, savaşlar, sehpada göçler, mülteciler, sehpada aylan var. sehpada göz yaşartıcı bombalar, ters kelepçeler var. sehpada ölümler.

ortada bir sehpa var.
eriyor sehpa. ayaklarımız ıslanıyor. bu su yükselecek daha. gezegen alarm veriyor. ağaçları kestik, madenleri çıkardık, suları bitirdik, buzları erittik. kaosla aramızdaki buzları erittik. bu küresel ısınma bizi üşütecek, çok üşütecek.

ortada bir sehpa var.
sehpada maske var. sehpada virüs, sehpada tv kumandası, içine kapanan kentlerin, ülkelerin çaresiz yalnızlığı var. sehpada dün akşamdan yenmiş yemeğin kirli tabağı, yarım kalmış bir tonik şişesi.

ortada bir sehpa var.
nasıl diyebilirim ki, bundan daha iyi ne olabilir diye. ama demeliyim sanırım.
daha kötüsü olmaması için. daha kötüsü hep vardır, var çünkü.

ortada bir sehpa var.
sehpada urgan sehpada pala sehpada kama sehpada kan var. sehpada ağu zehir baldıran var. sehpada ne can kara saplı bir bıçak var. tam ortada sehpa ulaşana dirim geç kalana ölüm var. yazanın tarihidir yazılan tarih. kalemin sahibi tarihin de talihidir. sehpa tam ortada görünebilir ama kuşlara bakanlar hep bir adım geridedir. ondan sehpada hep onların canı var.

ortada bir sehpa var.
ölü kelebekler ölü sinekler ölü arılar var. sehpada kafamın içinde uçuşan kelimeler var. kaç yıl sürer insanın kendini anlaması, kaç yıl sürer insanın ölüme inanması? sehpada su damlası gibi uçan isimler adlar var. sehpada annem sehpada babam sehpada plastik kumaş ve metal var. katılar da karışabilir. gazlara da dokunabilir insan. insan yarasını başka yaralarla sıvar. açılır ara sehpa çocukluğumla aramda. sehpada ölü şairler var. şarkılar filmler ezberlediğim tiradlar koştuğum sokaklar var.

ortada bir sehpa var.
babaannemin taflanı anneannemin kirazı babamın dutu annemin armutu sehpada ahşabın hatırası var. sehpa sehpa değil şimdi. sehpa ben. üstümde bir dünya var. suyun hafızası var diyorlar taşın bir bildiği. eşyanın da bir dediği olmalı. camın metalin ahşabın plastiğin porselenin bile. oturup dinlesem sehpadan gelen sesleri. dese bana sehpa içine birikenleri. sehpa tam ortada. izlerim.

ortada bir sehpa var.
sehpa ortada ben dârdayım. hem evim hem yerim hem mertebem hem ağacım. hem girdiğim hem çıktığım yer. dâr benim kapım. hem evim hem ecelim. sehpa benim kalbim. ayaklarımın altında sehpa. tekme atan atana. devirdim sehpayı düştüm ocağıma.

ortada bir sehpa var.
sehpada bir ceset bin bir gecede bin bir mezar var.
cesede bir yandan suni teneffüs bir yandan da kalp masajı yapıyorlar ve bir yandan da karın boşluğuna vuruyorlar. bir bacağı kesmeye çalışanlar da var. ve yangın izleyerek doyuma ulaşan bir halk çember oluşturup meydanda kimisi camların arkasında kimisi ekranın arkasında cesede bakıyorlar. kimsenin ne yardım etmeye ne yardım istemeye ne de taraf olmaya hâli var. izleyenler sonucu merak ediyor. evet evet ediyorlar.

yoğum bakın.
yok var.

{fold içindeki imge: William J Sisti, CC BY-SA 2.0}

enderemiroğlu, ölüm, öykü