Kent Şiirleri
iyi bak kentine

1.

bütün filmlerin en kötüsünü
ben şehirlerin hep en çirkinini sevdim
kalk yerine yat, uyuma, uyursan ölürsün burda
o kent uzak bu kent tuzak sana.

2.

gazetenin tam katlandığı yerdeki satır silinmiştir
tek satırlık eksiklik bütün anlamı değiştirebilir değiştirir
tarihi de günceli de silinmiş eksik tek satırla okursanız
o boşluğu doldurmak okuyanın kenti deneyimi
başka bir göndermeye göndermeyle:
yanlış yazılan tarih doğru okunamaz.
değiştirerek yazılan tarih değiştirilmeden okunamaz.

3.

aynı anda ve farklı yanlarda
iki komutan biner iki ata
ikisinin de ensesinde ay
yol göğe doğru açılmış bir bıçak gibi duran dağlarda
aynı anda ve farklı zamanlarda
tarihe mil takarsanız yuvası dağılır zamanla
coğrafyaysa hiç tutmaz o mili
dere hakkını alır, dağ dört taraflıdır ve deniz unutmayacaktır
yazılı tarih yazanın da yazmaktan inandığı bir sanrıdır.

4.

kızma bana bana kızma
benim suçum ayna
ben belleğin yalancısıyım
gerisi nefsi müdafaa.

5.

boşlukta hata yoktur
ayağa kalkan ağaç sayılarla vurulmuştur
saray kendi kendini boğmuştur
250 kardeş 75 baba 12 anne katli
soru: saltanat bir içdeniz hastalığıdır
pencereleri dışarı bakan ölülerle doldurulmuştur
krallık insanın yumuşak karnıdır da
tebaanın da tebaanın da
pankartlar var kentin sokaklarında
arkasını göstermeyen pankartlar
soru: iki taraftan da kraldır
bir tek prenslerin bacağı vardır
rakıyla çay içmemiz her şeyi
sabahla akşam gündüzle gece sıcakla soğuk
doğuyla batı
açıklar vururken vurulacaktır
hep öyle olur, bazıları uyurken boğulacaktır
açıklamaz açıklayamaz olur ve olacaktır.

6.

metal yorgunu olduğum doğrudur
üsküdar’ın kapıları kapalı beyoğlu’na doğrudur
son karede sabit kalemlerle yazılır sorulan
cevabın kendisi de taş gibi bir sorudur
bugünün yanlışı yarının doğrusu
bugün kahraman yarın hain
insanın terazisi kendi yolu
kabına göre şekil alan işte insan oğludur
herhangi bir canlının ölümüne sevinilen bir ülke
kesindir ve şüphe yoktur ki artık kötülüğün yurdudur.

7.

uyanınca anlayacaksın bacağındaki kan
uyurken duvara tekme attığından
uyanınca anlayacaksın uyku bu sana ödül gibi sunulan
kitaplar gökler kumlar inanırken sen tebaa olmaya adan
yükseliyordu bulutlar ya da alçalırken anlam
matem gibi yaşayarak hayatı
sen kapanda kendine sunulan zehir bir insan
cam kırıklarından bir yatak
çakıltaşları biriktirilmiş çorabından
uyanınca anlayacaksın uyan
yerlerin aslında hep kaygan
yüzünün yarısı şeytan, yarısı seni zehirleyen safran
dağı dinle dağ konuşur seninle
dağ dediğin tersten bir çukur göğe
göl dediğin zirvedir gökyüzüne
uyanınca anlayacaksın içindedir orman
bacağındaki yara yuvarlanır ne varsa eskide kalan
göğermiş bir yanım aşkın ve ölümün paylaşılan
ay yürüyüşü çiçekler bir zar atımı falan
gaip neresi diye soruyor sormakta olan

8.

ayağa kalkarken yıldızlar dökülen eteğinden
kendi sandalyesini düşünmeden veren usta işi bir çırak
oturduğu yerden kalkmaz kalfa işi yarım yamalak
yer alanlar saygıdan aldıkları yeri
vermezler yapışmıştır çivili sekmen tıngırdak ve oynak
e naparsın hafız tatlıdır eleştirdiğin güçle sınanmak
duvar diplerine çökmüş iki cigara tabakası gibi
hep yere bakar bizim ülkede insan olmak

9.

katlanarak küçülürken kara kuru çelimsiz bedenlerimiz
ve bir bavula girmek için katlanarak büyüyen çekimsiz biz
çiçek alıp çiçek veren bir dağda olmadık ve değiliz
inatla ve inançla kuzeye bakıyor kırık penceremiz
biliyorum ancak sararınca düşecek neslimiz ve berrak
sesinde büyüyor aşka aşk diyen bayrak gibi bir kara deniz
ne sen meleksin ve ben aziz.

fotoğraf: enderemiroğlu

enderemiroğlu, kent, Kent Şiirleri, şehir, şiir