“Yeter artık, Balenciaga’dan bahsetmek istemiyorum” diye en az üç kişiye dert yandım bu yazıya başlamadan önce. Daha geçen yazımda markanın fotoğraflarını örnek olarak kullandım, kaldı ki Demna Gvasalia kreatif direktörü olduğundan beri sürekli iyi kötü kendinden bahsettirmenin yolunu bulduğundan, Balenciaga’yı birçok yazımda irili ufaklı örnek olarak kullandığıma yemin edebilirim. Ama çok geç, bir metnin fikri aklıma düştüğü andan itibaren, eninde sonunda kaşıyıncaya kadar rahat etmeyen bir sivrisinek ısırığı gibi kafamı kurcalamaya devam ediyor. Yine de oturup kuru kuru “Bakın Balenciaga ne yapmış” yazısı yazmak istemiyorum, o yüzden bir “2020’yi kapatırken” denemesi yazıyorum, markanın son yediği haltı da dijital teknolojilerin moda sektörüyle ilişkisinin geçtiğimiz bir yılda aldığı hâlin metaforu olarak kullanacağım. (İkna oldunuz mu? Kendimi inandırdım sanırım, devam…)
Hani filmlerde bir nokta gelir ya, hikâyedeki bütün detayların birbirine bağlandığı, bütün ipuçlarının anlam kazandığı o an... Geçtiğimiz son birkaç yıl distopik bir filmin ilk 80 dakikasıysa, 2020 o noktasıydı. Sosyal, politik, fakat özellikle de teknolojik birçok gelişmenin anlam bulduğu, yeni kullanım alanlarının ortaya çıktığı, tepetaklak olup tekrar adapte olduğu o garip an. Modanın özellikle dijital teknolojilerle gelişiminde de, son birkaç yıldır takip ettiğim, üzerine düşündüğüm birçok konunun zirveye ulaştığını fark ettim.
Bundan birkaç yıl önce, sosyal medyanın değiştirdiği giyinme, “süslenme” alışkanlıklarından, “görünürlük” algımızın fiziksel mekândan dijitale doğru kaydığından bahsetmişim. 2020’nin Nisan ayında ise karantinanın klostrofobik zirvesinde, pijamalara hapsolan benliklerin var olduğunu hissetmek için başvurduğu, sosyal medyaya performatif olarak giyinme olarak yansıyan savunma mekanizması hakkında yazmıştım. Aradan geçen aylarda bu yeni alışkanlıklar yeni bir boyut kazandı, daha fazla ertelenemeyen ödül törenlerinde, evlerinde giyinen ünlülerin baş gösterdiği dijital kırmızı halılara hızlıca adapte olundu, kimse şaşırmaya güç bulamaz oldu.
Modanın büyüklü küçüklü isimleri de, hâlihazırda hızlı adapte olmaya alışık bu sektörde, sosyal mesafe ve dijital kültürü harmanlayan defilelerde inovasyon yarışına girişti. Moschino ilkbahar-yaz 2021 tasarımlarını, bir kukla gösterisi üzerinden, kukla boyutlarında hazırlanmış bir koleksiyonla tanıttı. Collina Strada kıyafetlerini, insan modellerini dijital mekânlarda, dijital 3D karakterlerin taşıdığı kıyafetleri ise gerçek mekânlarda dolaştırdığı bir üçünü boyutta sergiledi. Gerçek mekânda gerçekleştirilen bir defileye abartılı bir Zoom toplantısı hissiyatı veren Balmain defilesinde, ön sıralarda, defileye fiziksel olarak katılamayan ünlü yüzler, her biri kendi yüzüne atanmış büyük televizyon ekranları olarak katıldı. İnovatif olsalar da özünde video formatını kullanan bu sunumların bir adım ötesine geçen Khaite markası, parçalarını bir AR* deneyimi olarak, kullanıcının telefonundan doğrudan masasının üstünde inceleyebileceği şekilde sundu.
Gerçek kıyafetler giyen dijital “influencer”lardan ve gerçek insanların giydiği dijital tasarımlardan, yapay zekânın moda tasarımı yaptığı deneylere, bir süredir modanın dijital boyutla ilişkisini beraber takip ediyoruz. İşte bu yazının başında serzenişte bulunduğum mesele de tam bu noktada devreye giriyor, çünkü Balenciaga son defilesini bir bilgisayar oyunu olarak tanıttı. Eh şimdi, bunca konuya değinmişken bu yeni gelişmeyi nasıl yazmasaydım ben?
“Afterworld: The Age of Tomorrow”,
2020, ekran görüntüleri
Yayında kaldığı kısa süre içinde oyunu deneyimleme fırsatı buldum, ancak görünüşe bakılırsa internette daha fazla yer kaplamasına izin verilemediğinden şimdi yalnızca video olarak izlenebiliyor. Hiçbir şey indirmeden, browser içinde oynanabilen oyun, elbette özellik olarak basit, fakat görsellik olarak azımsanmayacak kalitedeydi. Adı “Afterworld: The Age of Tomorrow” [Yarının Çağı] olan bu oyun, gittikçe gerçeklikten uzaklaşan çeşitli “bölgelerden” oluşuyor. Ekrana ilk ulaştığınızda, klasik bir video oyununda görüleceği üzere karakterler (mankenler) önünüzden birer birer geçiyor, normalde karakterin silah ve yeteneklerinin yazacağı yerde de üzerindeki kıyafetler yazıyor. Oyuna girdiğinizde, karizmatik bir karakter size dijital bir harita gösterdikten sonra ilk bölgeye giriyor, huzurlu bir ışıkla, ferah, minimal bir mağazada yürümeye başlıyorsunuz. Sonra karizmatik bir karakter daha ve bu sefer sokaklarda yürüyorsunuz. Yürürken de, mevzubahis koleksiyonu giymiş, bulunduğunuz mekânda sağlı sollu konumlanarak poz vermiş mankenlerin arasından geçiyorsunuz. Birisi size bir gül uzatıyor, biraz daha yürüyorsunuz; bu sefer otobüs durağında ellerinden ateş püskürten bir karakter daha ve “Afterworld”e giden bir otobüs havada bükülerek başka bir boyuta geçiyor. Buradan sonra mekânlar gittikçe hızla absürdleşiyor, birisi size beyaz bir tavşan resminin olduğu bir afiş işaret ettikten sonra, ormandasınız ve yine mankenlerin arasından geçerek bir partiye ulaşıyorsunuz, ama partide çok fazla oyalanmıyorsunuz, görünüşe bakılırsa daha gitmeniz gereken yerler var. Bir mağaraya varıyorsunuz ve ilk defa oyundaki karakterinizi görüyorsunuz. Baştan aşağı zırhlar kuşanmış olan karakteriniz, bir kayaya, kınında Balenciaga logosu olan bir kılıç saplıyor ve post apokaliptik bir çölün üzerinden güneş doğuyor. —Son.
“Afterworld: The Age of Tomorrow”,
2020, ekran görüntüleri
Bir bilgisayar oyunu olarak çok ilgi çekici mi? Eh… Bir defile olarak kayda değer mi? Kesinlikle. Mantıktan ziyade imgeleri takip eden bu oyun, bir kez daha markanın gerçeklikle pek işi olmadığı konusundaki şüphemi onaylıyor. Peki ya tasarımlar? O konu biraz karışık, hâd safhada zarif, uzun elbiseler ve kabanlarla, aynı uç noktalarda yırtılmış, yıpratılmış kıyafetler birbiri ardına geliyor; bulundukları mekânla pek ilişkileri yok, rastgele yerleştirilmiş gibiler. Oynarken bütün karakterlerin ayağındaki, sivri burunlu metalik çizmeler sandığım şeylerin aslında bir zırhın botları olduğunu videoyu izlerken fark ediyorum.
Benim için bu defile, bu oyun, gerçeklikle dijitalin iç içe girişinin mükemmel bir metaforu niteliğinde. Bir defile ya da bir oyun olarak tek başlarına pek sıradışı olmayan bir şeylerin, bağlamsal olarak kendilerini mutlaka bahsetmeye değer kılmasının resmi. Apokaliptik bir distopyada yaşadığımız şu günlerde, pek bir şeye şaşıracak hâlimiz kalmadı… O zaman neden sınırları tamamen silip fantastik bir boyuta geçmeyelim ki?
* AR: Augmented reality [artırılmış gerçeklik]