Bay Maurel, Çimiskis, Ölüm Nöbeti Böceği
Küçük Kardeşi:
Club de Constantinople
19. yüzyılın ortalarından itibaren şehircilik anlayışı ve sosyal ilişki kurma biçimleri günden güne Batılılaşma eğilimi gösteren İstanbul, yüzyıl sonlarına doğru bu yönelimin bir sonucu olarak ortaya çıkan ve Batı’da örneklerine sıkça rastlanan sosyal kulüplere ev sahipliği yapmaya başlamıştır. Kentin elit kesiminin belirli bir çerçeve içinde sosyalleşmek, politik ve ekonomik gelişmeleri takip etmek, gazete/dergi okumak ve kumar oynamak için tercih ettiği salonların en tanınmışları günümüze kadar varlığını sürdürebilmiş Büyük Kulüp, diğer adıyla Cercle D’Orient ve ona dolaylı olarak adını veren, Cumhuriyet öncesi kaynaklarda Club de Constantinople olarak geçen, hakkında bilgi edinmenin büyük kardeşine oranla daha güç olduğu Küçük Kulüp yani İstanbul Kulübü’dür.
Tanzimat Fermanı’nın ilanıyla beraber İstanbul’da yürürlüğe giren yeni kanunlar ve yönetim şekilleri bir kent ve şehirlilik bilincini de beraberinde getirir. İstanbul şehri dairelere ayrılırken, özellikle Pera civarında halk artık iyi ışıklandırılmış sokaklar, geniş parklar ve hijyenik bir çevre düzenlemesi beklemektedir. Belediyeler tarihlerinde ilk kez halkın istek ve şikâyetlerini dinlemek üzere dilek kutusu uygulamasına geçer. Sosyal ilişkiler artık bir evin sınırları içinde kurulmamaktadır; bulvar hayatı önem kazanmış, İstanbullular için bazı mahallelerde bulunmak bir yaşam biçimi olmuştur. Bu dönemin İstanbul’unda yüksek sosyal sınıflara ait kişiler için sokaktan ve dünyadan haberdar olmak bir mecburiyet hâline gelmiştir. Toplumsal hayatta saygıdeğer insanların gündemi yakından takip etmesinin gerekliliği vurgulanmaya başlanır; dönemin otel, kafe ve lokal ilanlarındaki önemli reklam unsurlarından biri, mekânın yerel ve yabancı gazete ve dergilere erişim sağlamasıdır.1 1862 yılından bir Journal de Constantinople ilanında, Karaköy Ticaret Odası’nın önceleri sınavlar için kullanılan bir bölümünün “Gazete Okuma Odası” olarak düzenlendiği belirtilir. Yılda bir liralık bir abonelik ücreti karşılığında erişim sağlanabilecek gazetelerin on yedisi İngilizce, –Amerikan ve İngiliz gazeteleri karışık olmak üzere– beşi Almanca, dördü Fransızcadır. İtalyanca, Rusça, Yunanca ve Ermenice dillerinden de birer gazete bulunan koleksiyonda Türkçeyi Ceride-i Havadis temsil eder. Gazetelerin uygun fiyatlarla satışa sunulduğu bilgisi de ilana eklenmiştir.2
Şehrin mahallerinin birbirinden giderek koptuğu, hızla akan sosyal ve politik hayatın gelişmelerini takip etmenin elzem görüldüğü bu zamanlarda, İstanbul’un elit sınıflarına ait erkekleri sokaktaki insanla ‘muhatap’ olma yükünden kurtaracak, birbirleriyle tanışıp zaman geçirmelerine imkân verecek, bir yandan da haberlerden geri kalma anksiyetelerine çare olacak iki kulüp kurulur. Cercle D’Orient diplomatlar, politikacılar, bankerler, kısaca toplumun en üst tabakalarından insanlardan oluşan üyeleriyle Büyük Kulüp olarak anılırken, daha küçük ölçekte iş yapan tüccarlar, konsolosluk çalışanları ve dragomanları kendine çeken İstanbul Kulübü’ne ‘Küçük Kulüp’ lakabı uygun görülür.3 İstanbul Kulübü’nün Fransızca ve Osmanlıca olarak yazılmış ana tüzüğünün birinci maddesinde belirtilen üç amaçtan birinin Türk ve yabancı üyelere “okuma salonlarında bir kütüphanenin yanı sıra farklı dillerde gazete ve haftalık dergiler sunmak” olması gündemi kaçırma stresinin ne denli etkinleştiğinin bir göstergesidir.4 İstanbul Kulübü’nün ilk lokali İstiklal Caddesi’nde M. Leon Saryan’ın mücevherat dükkânının üzerinde konuşlanmıştır. Kulüp büyüyünce, kendisiyle özdeşleşmiş mekânların ilki olan Eski Amerikan Konsolosluğu ve Pera Palas Otel’in arasında bulunan ve hâlâ ayakta duran binaya geçer. Tubini Evi olarak bilinen bu binanın yan duvarına demir bir yangın merdiveni monte edilmiştir. Sıkça çıkan yangınlardan kurtulmak için büyük önem arz eden bu özelliğe sahip binalara kentte nadiren rastlandığından, dönemin İstanbulluları evlerini Paris tiyatrolarındakileri anımsatan bu merdivenle donatmak için heves göstermiştir.5
Club de Constantinople, Fransızca hazırlanan 1927 senesine ait tüzüğünde belirtildiği üzere sabah dokuzdan gece bir buçuğa değin hizmet verir. Kalıcı üye olmak isteyen bir kişi, hâlihazırda üye bulunan diğer iki kişi tarafından önerildikten sonra adayın adı, soyadı ve özellikleri –kendisini öneren kalıcı üyelerin isimleriyle beraber– kulübün tablosunda olası bir itirazı değerlendirmek amacıyla sekiz gün boyunca asılı tutulur. Adayın on sekiz yaşını doldurmuş olması ve sicilinin temiz olması da belirtilen şartlardandır. En az sekiz kalıcı üyenin katılımıyla düzenlenen bir oturumda görüşülen yeni üyelikler, üç kişinin itiraz etmesiyle geri çevrilebilir. Kulübe kabul edilmeyen üyenin yeni bir başvuru yapabilmesi için aradan altı ay geçmesi zorunludur. Yıllık aidatın toplanmasını martın birine sabitleyen tüzük, 1 Nisan itibarıyla borcunu ödememiş üyelerin isimlerinin kulübün ana salonunda afişe edileceğini de duyurur. Üyelerden biri kulüp tüzüğünü ihlal eder, kulübün itibarına zarar verecek tavırlar içine girer ya da görgü ve ahlak kurallarına aykırı davranışlarda bulunursa, isimleri kurayla belirlenecek on iki kişilik bir konsey sorun çıkaran üyenin uzaklaştırılmasını gündeme alır.
33. madde kütüphane kurallarına ayrılmıştır; okuma odasında asılı bulunan yönetmeliğe uymaları koşuluyla üyelere gazete ve broşürler ödünç verilebilir, fakat kitapları lokalden çıkarmak yasaktır. Kulüp ayrıca bir tenis kortu6 ve bilardo salonu7 ayrıcalığı sunar. 1891 senesinin Şark Yıllığı’nda kulübün Rue Kabristan –günümüzün Meşrutiyet Caddesi– 46 numarada bulunduğu, yıllık ücretinin altı lira, tek seferlik giriş ücretinin ise beş lira olduğu yazılır.8 Aynı yıllıkta Büyük Kulüp’e üyelik için gerekli olan maddi koşullara yer verilmemiş, kulübün sadece adresi ve yönetici kadrosu açıklanmıştır. 1916 tarihli Şark Yıllığı incelendiğinde Club de Constantinople’un yıllık ücretinin aynı kaldığı ama giriş ücretinin iki katına çıktığı görülebilir.9
Şark Yıllığı’nda üyelerin hangi sosyal kulübe üye oldukları da mesleklerinin yanında özellikle belirtilir, hatta bazı örneklerde (örneğin “Ioannidi [Const.], Club de Constantinople üyesi, Sultan Hamam Sok.”)10 sadece şahsın adresi ve bağlı olduğu sosyal kulübün adı yer alır. Baedeker’in 1914 tarihli İstanbul rehberinde Cercle D’Orient’dan, “Büyük Kulüp, seçkin” ifadeleriyle bahsedilirken, Club de Constantinople’ın “Küçük Kulüp” olduğu belirtilir ve referansı olan üyelerin güzelce döşenmiş odalar kiralayabileceği açıklanır.11
İstanbul Kulübü’nün Meşrutiyet Caddesi’ndeki lokalinden çıktıktan sonra aktivitelerini devam ettirdiği bina ise günümüzde bütünlüğünü koruyabilmiş ilki kadar şanslı değildir. Kulübün üçüncü adresi bir zamanlar Taksim Meydanı’nın en görkemli yapılarından biri olan, Osmanlı Bankası genel müdürünün evidir.12 Osmanlı Bankası ve Arkeoloji Müzesi binalarının da mimarı Alexandre Vallaury tarafından eklektik tarzda tasarlanan özel konutta 1889–1897 yılları arasında ikamet eden Sir Edgar Vincent’ın bir antikacıda bulduğu Bizans’tan kalma bir çift kapı tokmağını konağın giriş kapısının kanatlarına taktırdığı da söylenir.13 Yapı, yerine bir manzara terası yapılacağı söylenerek 1967 senesinde yıkılmış, bulunduğu alana önce Intercontinental Otel inşa edilmiş, otel devamında Etap Marmara ve son olarak The Marmara adını almıştır. Bu yok olmuş mimari yapı üzerinden Büyük Kulüp ile Küçük Kulüp arasında bir diyalog da yaşanmıştır. Orhan Koloğlu’nun Cercle D’Orient’dan Büyük Kulüp’e adlı kitabında anlattığı üzere, Büyük Kulüp, diplomatik çevrenin Ankara’ya taşınması ve yabancıların ülkelerine dönmesiyle azalan üye sayısını telafi etmek ve içinde bulunulan ekonomik sıkıntıdan çıkmak için İstanbul Kulübü’nün yaptığı birleşme teklifini değerlendirmeye açmıştır. 8 Ekim 1936 tarihinde Cemil Topuzlu’nun başkanlığında gerçekleştirilen olağanüstü genel kurul toplantısında öne sürülen görüşlerden biri, Küçük Kulüp ile birleşmenin Cercle D’Orient’ın kan kaybını durduracağıdır; yine de yıllar yılı Cercle D’Orient’ın Büyük Kulüp, İstanbul Kulübü’nün ise Küçük Kulüp olarak bilindiği, birleşme arzu ediliyorsa bunun Cercle D’Orient çatısı altında gerçekleşmesi gerektiği söylenir. Bugün Grand Pera alışveriş merkezine dönüştürülmüş İstiklal Caddesi’ndeki lokallerinin dünyada eşi benzeri olmadığının, zira söz konusu binanın Cercle D’Orient için özel olarak inşa edilmiş bulunduğunun, İstanbul Kulübü’nün ise kendilerine bir banka direktörünün ‘öyle büyük salonları’ bile bulunmayan şahsi evini önerdiklerinin üzerinde durulur. Gelgitler sonucunda teklifi reddeden ve Küçük Kulüp’e karşı kucaklayıcı fakat snop bir tavır takındıkları anlaşılan Cercle D’Orient üyeleri, maddi meselelerde ise eşitlik talep etmekten geri kalmaz. İstanbul Kulübü’nün briç, poker, bezik gibi oyunlar için uyguladığı tarifeyi Cercle D’Orient’ınkine kıyasla daha ekonomik bulan üyelerin itirazı 27 Haziran 1920 tarihli bir başvuruda görülebilir. Birkaç üye, Club de Constantinople’da oyun tarifelerinin sadece afişe edilen şekilde hesaplandığını oysa Cercle D’Orient’ın fiyatları birbirine ekleyerek ücret tahsil ettiğini, “sabahın 5’inde Cercle’de 100 + 300 + 500 = 900 kuruş ödemek zorunda kalınır(ken)” Club de Costantinople’un üyelerinden sadece 500 kuruş talep ettiğini belirterek genel kurula şikâyette bulunur.14
Her ne kadar İstanbul Kulübü’nün tüzüğünde “Dernek politikayla ilgilenmez” yazsa da özellikle 19. yüzyıl sonlarından I. Dünya Savaşı’nın bitimine kadar olan dönemde şehirde bulunan yabancı muhabir ve konsolosluk çalışanlarının anılarındaki kulüp, politik gelişmelerin yansımalarının bire bir gözlemlenebildiği bir mekândır. Bazıları, makaleleri veya kitapları için gerekli malzemeyi toplama amacıyla kulüplerde zaman geçirir. 1896 yılında New York Herald muhabiri titriyle İstanbul’a gelen Sidney Whitman, kentin politik dedikodunun merkezi olduğunu öne sürer; yemeklerini, Cercle D’Orient’ın aksine “sinir bozucu, değişken, ne idüğü belirsiz”, “hem hiçbir hem her milletten” olarak tanımladığı Club de Consantinople’da, Türkleri ispiyonlamak için bir milyon frank alıp almadığının kendisine sorulduğunu söyler.15 1899 yılında İstanbul’a gelen Sir Andrew Ryan, The Last of the Dragomans adlı kitabında o senelerde kulübün İngiliz hâkimiyeti altında olduğunu yazar. I. Dünya Savaşı’na yaklaşılan yıllarda ise politik tansiyon yükselmiş, oyuncular değişmiştir; İttihat ve Terakki’nin benimsediği felsefe doğrultusunda dernekler Türkleştirilmeye başlanmış, özellikle Talat Paşa, İstanbul Kulübü’nü sık sık ziyaret eden simalar arasına katılmış ve kendi istediği üyeleri derneğe seçtirmeye başlamıştır. Lewis Einstein, 1915 senesini anlattığı anılarında16 Talat Paşa’nın İstanbul Kulübü’nün başkanı seçilmesiyle Sadrazam Said Halim Paşa’nın da kendisine Cercle d’Orient Kulübü’nün başkanlığını uygun gördüğünü ve eninde sonunda bu göreve atandığını yazar. Harry Stuermer adında bir gazeteci, İstanbul Kulübü’nün geçirdiği dönüşümü epey olumsuz bir dille aktarır; eskiden İstanbul Kulübü’nün lobisinden geri çevrilecek şahısların şimdi ticaretten kazandıkları inanılmaz servetlerle poker masalarına oturduğunu söyleyen Stuermer, bir zamanlar en seçkin Avrupa çevrelerinin dostane sosyal alışverişlerine tanık olan salonları şimdilerde yakışıksız tavırlarıyla düşük sosyal statülerini belli eden sonradan görme Jön Türklerin ve geçici olarak İstanbul’da bulundukları için kulübe indirimli tarifeden üye yapılan Alman askerlerin istila ettiğini öne sürer.17
Salonda zaman geçirmenin Türkiye’nin politikası hakkında içeriden bilgi sahibi olmaya olanak vermesi yabancı muhabirleri cezbeder. İmparatorluğun içinde bulunduğu genel vaziyetten, Enver Paşa’nın Berlin ve Viyana seyahatinden hoşnutsuz dönme sebeplerine kadar tüm haberler İstanbul Kulübü’nden alınabilir. Les Annales Politiques et Littéraires dergisinin 19 Ağustos 1917 tarihli sayısında “bir zamanlar neredeyse bir İngiliz kurumu” olan fakat artık Talat Paşa’nın başkanlığını yaptığı İstanbul Kulübü’nden alınan duyumlara göre Enver Paşa’nın Berlin seyahati, dönüşünde gazetelere yansıttığının aksine sorunlu geçmiştir; Paşa her ne kadar dostça karşılanmış da olsa o sıralar savaşta yaşanmakta olan olumsuz gelişmeler yüzünden Almanlar sinirli ve şaşkındır ve Enver’in önerilerini pek de dinleyecek hâlde değillerdir.18
İstanbul Kulübü’nün 60’lı yıllara kadar Taksim Meydanı’ndaki binada varlığını sürdürdüğü ve son olarak Sıraselviler’e taşındığı Çelik Gülersoy tarafından belirtilir.19 Murat Belge kadınların alınmadığı bu kulübün, arkaik gelenekleriyle beraber o yıllarda tarihe karıştığını yazar.20 Son üyelerinin de ülkeden göçmesi ve vefat etmesini takiben kulüp, izini sadece Club de Constantinople antetini taşıyan birkaç mektup ve giriş kartı, 1896 yılında Evelyn Gorkiewicz’in kulübün okuma odasının penceresinden çizildiği belirtilen Victoria and Albert Museum koleksiyonuna ait bir resim ve mayonezli levrek, Ali Paşa pilavı eşliğinde hindi, saray baklavası gibi yemeklerle bezeli zengin mönü örneklerinde bırakarak İstanbul sahnesinden kaybolur.
1. Nahide Işık Demirakın, “The City as a Reflecting Mirror: Being an Urbanite in the 19th century Ottoman Empire”, Bilkent Üniversitesi, Ankara, 2015.
2. “Annonces, Publications et Avis Divers”, Journal de Constantinople, 11 Ocak 1862, s. 4.
3. McKercher, D.J.Moss (ed.), Shadow and Substance in British Foreign Policy 1895-1939 (Alberta: The University of Alberta Press, 1984), 33-34.
4. “Statuts du Club de Constantinople”, Imp. Française L. Mourkidès, Rue Lulédji-Hendek, 1927, 125.
5. Said N. Duhani, Eski İnsanlar Eski Evler (İstanbul: Türkiye Turing ve Otobil Kurumu, 1982), 17-18.
6. Cecil John Edmonds, East and West of Zagros: Travel, War and Politics in Persia and Iraq 1913-1921 (Leiden, Boston: Brill, 2010), 23.
7. G. Gilbert Deaver, “Eğlence”, İstanbul 1920, ed. Clarence Richard Johnson, M.A. (İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2007), 227.
8. Annuaire Oriental du Commerce (Constantinople: Cervati Frères, 1891), 486.
9. Annuaire Oriental du Commerce (Constantinople: Ferd. Walla, 1913), 845, 846.
10. Annuaire Oriental du Commerce (Constantinople: Cervati Frères, 1891), 327.
11. Baedeker’s Constantinople (Leipzig: Karl Baedeker, 1914), 156.
12. Semavi Eyice, “Tarihi Mezarlardan Notlar”, Tarih Enstitüsü Dergisi (1973-1974), 318.
13. Said Naum-Duhani, age, 216-217.
14. Orhan Koloğlu, Cercle D’Orient’dan Büyük Kulüp’e (İstanbul: Boyut Matbaacılık, 2005), 113.
15. Sidney Whitman, Turkish Memories (London: William Heinemann, 1914).
16. Lewis Einstein, Inside Constantinople. A Diplomatist’s Diary During The Dardanelles Expedition, April-September 1915 (New York: E.P. Dutton), 168-169.
17. Harry Stuermer, Two War Years in Constantinople (New York: George H. Doran Company), 271-276
18. “La Vie à Constantinople”, Les Annales Politiques et Littéraires, 19 Ağustos 1917, s. 10.
19. Çelik Gülersoy, Taksim. The Story of a Square (İstanbul: İstanbul Kitaplığı Ltd., 1991), 118-120.
20. Murat Belge, İstanbul Gezi Rehberi (İstanbul: İletişim Yayınları, 2018).