Bay Maurel, Çimiskis, Ölüm Nöbeti Böceği
Çizgi Kahramanı:
Bayan İstanbullu
Ellili yılların İstanbul’unda yaşayan bir kadının geliştirebileceği anksiyetelerin ve şehir nevrozlarının bir envanterini çıkaran karikatür serisi Bayan İstanbullu, 9 Haziran 1957’den başlayarak yaklaşık on ay boyunca hemen her pazar Yeni İstanbul gazetesinde yayımlanmış, bir kadın çizerin kaleminden bir kadın çizgi kahraman aracılığıyla transformasyon geçirmekte olan bir şehrin portresini ortaya koymuştur.
İlki 1914’te, ikincisi 1930’larda görünüp kaybolan Fatma Zehra ve Mualla Faik’i saymazsak Türkiye’nin ilk kadın karikatüristi olan Selma Emiroğlu1 henüz on beş yaşındayken Amcabey dergisinde ilk karikatürünü yayımlar. Profesyonel hayata girmesiyle “Bunları ağabeyin, hocan mı çiziyor?” sorularına maruz kalmaya başlayan Emiroğlu yıllarca Doğan Kardeş’in kapaklarını da resimler. Bayan İstanbullu serisi, bir yandan her hafta okuru kent sakininin bir problemiyle karşı karşıya getirerek “kent hafızası” görevi görürken, diğer yandan okurların şehirle alakalı negatif duygularını komedi aracılığıyla rahatlatarak bir nevi katharsis işlevi gerçekleştirir.
İstanbul’da merkezi bir semtte annesiyle yaşayan genç, güzel ve modern bir kadın olarak resmedilen Bayan İstanbullu’nun anksiyeteleri sosyal yaşam, aile, ekonomi, siyaset gibi alanlara yayılır. Bunlardan en belirgini kamusal alanda taciz kaygısıdır. Serinin ilk karikatürü, Bayan İstanbullu’nun bir kız arkadaşını evine çağırmaya uğraşmasıyla açılır. Telefon hatlarının karışması üzerine “Hay hay güzelim”, “Geleyim sultanım” türünden ifadeler eşliğinde daveti üzerine alan üç farklı adam ellerinde çiçeklerle kadının kapısına dayanır. Evinde bile rahatsız edilen Bayan İstanbullu’nun sosyal yaşantısına ise tedirginlik ve özsavunma çabası damga vurur. Güneşlenmeye gittiği plajda bir anda yedi erkeğin etrafını sarmasıyla duyduğu huzursuzluk yüzünden okunan, “Eyvah, rahat güneş banyosu yapamayacağım” diyerek erkeklerden uzak bir köşe bulmaya çalışan karakter, onlara taciz malzemesi vermemek adına “Burada hiç olmazsa beni bir yandan görüyorlar” diyerek tuhaf bir pozisyon alır ve tek tarafı kavrulmuş şekilde plajdan ayrılır. Yine bir plaj karikatüründe mayosunu değiştirmeye uğraşırken kabinin deliklerinden kendisini gözetleyen, agresif ifadeler takınmış “röngtenciler”in bakışlarına maruz kalmamak için akrobatik pozisyonlara girer. Özellikle yaz aylarında yayımlanan karikatürlerde Bayan İstanbullu’nun, plaj giysilerinin göreceli açıklığından ötürü kırılgan ve tacize açık hâle gelen vücudu hakkında duyduğu anksiyete barizdir. Elbette bu kaygı sokakta giydiği kıyafetlere de sirayet eder.
İstanbul Açık Şehir adlı kitabında İpek Türeli, İstanbul’un ellili yıllarda aldığı devasa boyutlardaki göçlerin kentlilerde işgal edilme, kirletilme, suç oranın artması gibi karmaşık korkulara yol açtığını; ilk göç dalgasıyla gelenlerin erkek olması nedeniyle kentte bir cinsiyet farklılığının ortaya çıktığını ve bu faktörlerin Selma Emiroğlu’nun karikatürlerine yansıdığını belirtir.2 Bayan İstanbullu’yu rahatsız eden erkeklerin fizikleri ve giysileri, her zaman değilse de çoğunlukla şehirlilerin “doğulu” ya da “köylü” addettiği özelliklere sahiptir. “Sokak Donjuan’ı” karikatüründe onu “Yesinler seni abla” sözüyle taciz eden, kaçırılma, bıçaklanma, tecavüz kâbusları görmesine yol açan kişi takunyalı ve kasketli, kabadayı görünümlü bir erkektir. “İdeal İstanbul elbisesi” karikatüründe “Gerdanın üstünde kılsam sabah namazı”, “Yesinler seni yavrum” replikleri eşliğinde Bayan İstanbullu’nun kalçasına çimdik atan ve karakterin “Bir dahaki sefere daha kapalı giyineyim, bakalım ne olacak” sorusunu sormasına sebebiyet veren yine kasketli, bıyıklı, tek kaşlı figürlerdir. Söz konusu karikatürün sonunda başörtüsü takıp uzun etek giyen karakter bu sefer de daha modern görünümlü, takım elbiseli erkeklerin “Güzelim, neden örtündün?” sataşmasına maruz kalır ve çareyi etrafına dikenli telden bir kafes yaptırmakta bulur. Rüya görürken resmedildiği bir karikatürde hayallerindeki erkeğin portresi anlaşılır; bu ideal erkek takım elbiseli, batılı görünümlüdür ve onun yanından geçerken şapkasını çıkararak “Ah affedersiniz efendim, acaba rüzgârım sizi rahatsız mı etti?” diye soracak kadar zariftir. “Bayan İstanbullu ve Rüya” ismini taşıyan ve karakterin hayalindeki İstanbul’a dair birtakım resimler içeren bu karikatürde sadece yoldan geçen erkek değil onu dükkânına güler yüzle davet eden kadın da son derece kibardır. Şehirde nezaketin yok olması konusu Emiroğlu’nun işlerinin basıldığı Yeni İstanbul gazetesinin sayfalarında sıklıkla kendine yer bulur. 10 Mart 1958 tarihli gazetenin “Şehir Mektubu” bölümünde “Huyumuz Değişti”3 başlığıyla çıkan yazıda Osmanlı terbiyesinin imparatorlukla beraber tarihe karıştığı, İstanbul’un içeriden ve dışarıdan istilaya uğrayarak hüviyetini ve karakterini kaybettiği belirtilir. Vaktiyle Beylerbeyi’nde “Buyrun – İmkân var mı efendim, siz buyrunuz – Teeddüp ederim efendim”lerle vapurun kalkmasını geciktiren “İstanbul Efendileri”nin artık kabaca itilip kakılarak “çavalyeler” gibi iskeleye atıldığını ifade eden yazı İstanbul’un hâline ağlar. Yine “Şehrin Sosyal Manzarası” başlıklı bir şehir mektubunda bilet gişelerinin önünde saygısızca itişen insanlardan, avaz avaz bağıran seyyar satıcılardan ve özellikle dolmuş şoförlerinin kaba tavırlarından şikâyet edilir. “Memleketimizde dolmuş yeni bir tip ortaya çıkardı”4 cümlesiyle başlayan paragrafta bu adamların teşekkürden habersiz, küstah ve küfürbaz olduğu vurgulanır. Daha çok moda ve makyaj gibi konularla uğraşan Kadın Köşesi’nin5 yazarı dahi konuya eğilir ve “Erkeklere Nazik Olmasını Öğretebilirsiniz” başlıklı bir yazıda kadınların da bu durumda payı olduğunu öne sürerek onlara “Tramvay, otobüs veya otomobilden inerken kavalyenizden yardım beklediğinizi belli edin” tarzında, erkekleri eğitmesini ümit ettiği öğütler verir.
Türeli’nin değindiği “kirletilme” kaygısının bir tezahürü de kamusal alanlarda yayılan Asya Gribi adındaki yabancı ve korkutucu yeni virüs çeşidinde görülebilir. Yeni İstanbul gazetesinin ağustos ayında çıkan nüshalarında gribin İstanbul’da giderek yaygınlaştığı yönünde çok sayıda haber okunabilir. Çaresi bulunmayan bu hastalık hızla yayılmış, Konya’da iki bebeğinin ölümüne dahi sebep olmuştur. Halkın şimdiden kalabalık yerlerden kaçtığı, sinemaların eskisine nispeten bomboş olduğu yazılıdır.6 Bayan İstanbullu da konuyla alakalı macerasında sinemaya girmekten, otobüse binmekten, solgun yüzlü bir satıcıdan alışveriş etmekten korkar; hatta eve gelen misafiri “temaslı” olduğu gerekçesiyle atlatır. Fakat hastalıktan kaçamaz ve sonunda fantastik şekilde gribi hasta bir arkadaşıyla telefonda konuşurken kapar. Kirlilik ve salgın hastalığın “öteki” ile özdeşleştirilmesi COVID-19 salgını sırasında da sıklıkla karşılaşılan klasik bir reflekstir.7 İstanbul’un demografik yapısının hızla değiştiği yıllarda Emiroğlu’nun çizimlerinde de taşan çöpler, üstü başı kirli dilenciler, tehlikeli görünümlü göçmenler sıkça gözlemlenir ve bir “virüs” gibi şehre yayılmakta olan “öteki” kapsamındaki şeylerin yarattığı kaygı hissedilir. Şehrin kalabalıklaşması ve sınıfların birbirine karışması, kendisini “gerçek İstanbullu” olarak niteleyenlerde güvensizliğe ve “öteki” görüleni genelleyerek karikatürize etmeye de yol açar. Eve gelen temizlikçi tek kaşlı ve benlidir; pasaklı ve cingözdür, kendisi işlere el sürmeden Bayan İstanbullu ve annesini çalıştırır. Yeni türden uyanık esnaf “Bozuk yok” bahanesiyle onu zarar ettirir. “Merhamete layık hemşeriler” karikatüründe yaralı uzuvlarını göstererek para isteyen dilenciler düzenbazdır ve o zamanın yaygın düşüncesiyle örtüşür şekilde esasında sıradan vatandaştan daha zengin bireyler oldukları ima edilir.
Durmaksızın genişleyen şehrin yarattığı endişeler arasında çocuk yetiştirmek de önemli bir yer tutar. Yeğeni Cem’in sokakta zar atan çocuklardan, kıraathane vitrinlerinden, “Kumarbazlar Kıralı” filminin afişinden etkilenmesini “Ne fena, ne ayıp” gibi naif yorumlarla engellemeye çalışan Bayan İstanbullu, Cem’e oyuncak almaya gittikleri dükkânda çocuklar için tasarlanmış “bir at beş al” makinesini görmesiyle dehşete düşer. Başka bir hafta Cem, “İntikam Saati”, “Cani Doktor” filmlerinin tanıtım afişlerini ve “ölüm gemisinden çıkan cesetler”, “feci cinayet” tarzı gazete haberlerini gördükten sonra karanlıktan korkarak teyzesini çağırır. Cem’in başrolde olduğu karikatürlerden biri ise bugünün bakış açısıyla oldukça İslamofobiktir. Acayip Yaratıklar kitabından baykuş, kirpi, kanguru gibi hayvanları göstererek teyzesine “Bu nedir?” sorusunu yönelten Cem’in camdan bakarak “Ya bunlar nedir?” diye işaret ettiği kişiler, pek hoş olmayan bir biçimde çizilmiş çarşaflı iki kadındır. “Bizde Dior” da aynı şekilci çizgiyi izler; kentli Bayan İstanbullu yurtdışındaki modaları dergiden takip ederken zihninde “Bakalım bizim hanımlar bu yıl hangi modayı seçecekler” sorusuyla sokağa çıktığında gördüğü çarşaflı kadınlar karşısında dehşete düşer.
Fikret Adil, o sene on sekiz yaşında olan Selma Emiroğlu için “O bir karikatürist değil bir hümoristtir. Karikatürist daha ziyade içtimaiyat ve siyasetle, hümorist örf ve âdetlerle meşgul olur”8 cümlelerini sarf etmiştir. Fakat sanatçının bu yorumdan on bir sene sonra çizdiği Bayan İstanbullu apolitik değildir, aksine Emiroğlu gündemi yakından takip ettiğini belli eder ve İstanbul’un çarpık yapılaşmasından toplu taşımadaki izdihama, su kesintisine çare bulamayan, çocuk işçi çalıştıran belediyelere kadar her konuya eleştirel yaklaşır. “Bayan İstanbullu ve İmar Hareketleri”nde elindeki kâğıtta yazılı olan adresi bulmaya çalışan karakter, yalnızca iş makineleri ve “Evleri yola gitti” cümlesiyle karşılaşır. “Her yer değişmiş, tanıyamıyorum” diye söylenerek geri döndüğünde kendi evinin de kaşla göz arasında ortadan kaldırılmış olduğunu keşfeder. 25 Ağustos 1957 tarihli “Bayan İstanbullu ve Terkos’un oyunları!”nda ele alınan su sıkıntısı karikatürün yayımlandığı ay Yeni İstanbul’da çıkan haberlerde sıkça işlenmiştir. Yazılardan birine göre, ilgililer bir sorun bulunmadığı iddia etmesine karşın Pendik, Kartal, Maltepe bölgelerinde sular damla damla akmış, Kadıköy ve Moda’ya ise yalnızca üç saat su verilebilmiş, İstanbul yakasında pek çok semt suya iki gündür veda etmiş, çeşme başlarında uzun kuyruklar oluşmuştur. Haberde Eminönü’nde sular kesilince Gülhane Parkı’nda bir bardak suyun beş kuruşa satıldığı, su bulamayan Haralambos adında bir vatandaşın Bomonti’de bira içerek serinlemeye çalışırken öldüğü şeklinde sansasyonel detaylara da değinilir.9 Başka bir haber “Şehir Kerbela’ya döndü”10 başlığı altında her sene olduğu gibi bu yaz da aynı sorunların tekrar yaşandığından dem vurur. “Terkos’un oyunları” karikatüründe Bayan İstanbullu ev içinde farklı musluk seslerini, daha doğrusu “tıslamaları” dinleyerek suyun geleceği umuduyla elinde kovalarla koşuştururken ayağı kayıp düşer. “Eğlenceli pazar”, Emiroğlu’nun işleri içinde politik gündeme doğrudan dokunması dolayısıyla sert sayılabilir. Pazar günü hoşça vakit geçirmek isteyen Bayan İstanbullu yürüyüşe çıkmaktan erkeklerin kendisine rahat vermeyeceği düşüncesiyle vazgeçip vizyondaki filmleri de beğenmeyince miting yapmakta olan bir politikacının konuşmasını dinlemeye gider. Son karede kahkahalarla gülerken, aradığı eğlenceyi bulmuş şekilde resmedilir. 27 Ekim 1957 genel seçimleri de Emiroğlu’nun değindiği politik konulardandır fakat seçimler biraz içi boş ve cinsiyetçi bir konuyla geçiştirilir; Bayan İstanbullu’nun kime oy vereceği sorulduğunda, “Ben bu işleri pek anlamam” diye yanıtlayan Ayten isimli arkadaşı sonunda yakışıklı sandık görevlisinin koluna girer ve “İşte ben de onu seçtim!” der. Gündemin karikatürlerde en çok yer bulan öğesi ise süratle düşüşe geçen alım gücüdür. Bayan İstanbullu’nun eli boş döndüğü alışveriş teşebbüsleri, işlevsiz indirimlerin ve hiçbir şey almaya yetmeyen ikramiyelerin yarattığı hayal kırıklığı sıklıkla resmedilir.
Ellili yıllarda sanat dünyasının da kentlinin yaşamına girdiği Emiroğlu’nun çizimlerinde gözlemlenebilir. Bayan İstanbullu’nun annesi kırılan bir bibloyu yeniden ve bozuk biçimde yapıştırarak “modern” bir sanat eseri vücuda getirdiğini ilan eder. Verdiği röportajlarda karikatürlerini müzik dinleyerek çizdiğini söyleyen, konservatuar eğitimi almış bir lied yorumlayıcısı olan Emiroğlu, klasik sanattan sapan yeni soyut akımı bir alay konusu olarak kullanır. Sıklıkla kendisi de gazete okuyup yorum yaparken resmedilen Bayan İstanbullu, dönemin habercilik kalitesini de eleştirir; sanat haberlerine ulaşmak için eline aldığı gazetenin sayfaları baştan aşağı dedikodu ve kılık kıyafet yorumlarıyla kaplıdır.
Bayan İstanbullu’nun yatakta güneşe karşı kollarını kaldırarak “Oh, ne güzel bir gün!” “Hayat gerçekten yaşamaya değer!” nidalarıyla gününe iyimser şekilde başlamasını takiben “Nişanlısını boğarak öldürdü”, “Bir adam beş kişiyi baltayla doğradı”, “İki er bir kadına tecavüz etti” haberlerini okuduktan sonra ağlayarak yatağa geri dönmesini resmeden karikatür herhalde beynelmilel bir metropol klasiği olarak yorumlanabilir. Nitekim bizzat karikatürün yayımlandığı gazetenin sayfaları “Bir genç kız, başı taşla ezilmek suretiyle öldürüldü”, “Denizli’de çirkin bir tecavüz hadisesi”, “Alanya canavarının başına 5 bin lira mükâfat kondu”, “Bir cinsi sapık daha öldürüldü” türünden haberlerle doludur. Kimi zaman karikatürle aynı nüshada kendine yer bulan bu cinayet ve dehşet haberleri kalabalık şehir hayatının olağan bir öğesi olarak resmedilir. “İstanbullu” olduğu özellikle vurgulanan ilk kadın çizgi kahramanın hareketli kent maceraları Emiroğlu’nun son çiziminin 27 Nisan 1958’de yayımlanmasıyla son bulur.
1. “Çizgi Dünyasının ‘Atom Kızı’ydı”, Cumhuriyet, 11 Ekim 2011, s. 14.
2. İpek Türeli, İstanbul Open City (New York: Routledge, 2018).
3. “Huyumuz Değişti”, Yeni İstanbul, 10 Mart 1958, s. 6.
4. “Şehrin Sosyal Manzarası”, Yeni İstanbul, 28 Temmuz 1957, s. 6.
5. “Erkeklere Nazik Olmasını Öğretebilirsiniz”, Yeni İstanbul, 29 Eylül 1957, s. 6.
6. “Asya Gripi’ni Önleyici Tedibler Alınıyor”, Yeni İstanbul, 14 Ağustos 1957, s. 6.
7. COVID-19 ve ırkçılık konusunda bir metin için: “Dirt, disease and the racist language of coronavirus”.
8. Fikret Adil, “Selma Emiroğlu’nun Sergisi”, Cumhuriyet, 13 Mart 1946, s. 3.
9. “Serinlemek İçin Bira İçen Bir Kişi Öldü”, Yeni İstanbul, 17 Ağustos 1957, s. 1.
10. “Şehir Kerbelâ’ya Döndü”, Yeni İstanbul, 6 Temmuz 1957, 5.