Bir Çocukluk Hikâyesi
bu hikâyenin büyüsünü bir tüketim hikâyesine indirgemek haksızlık olur. »

Soğuk Savaş... Bugün artık biraz klişe sayılacak bir ifade oldu. Neredeyse yarım yüzyıl boyunca dünyanın gidişatına yön vermiş bir siyasi, askeri, ideolojik ve kültürel kutuplaşmanın adıydı Soğuk Savaş. II. Dünya Savaşı’nda omuz omuza faşizmi dize getirmiş Amerikalılar ve Sovyetler, savaş biter bitmez önce Avrupa’yı ardından da dünyanın kalan kısımlarını kendi nüfuz alanları hâline getirmek için dünyayı adeta bir satranç tahtasına çevirdi. Türkiye de bu oyunda kendisine biçilmiş bir rol bulmakla fazla gecikmedi. Amerikan tarafının önce Marshall Planı, ardından NATO hamlesiyle saflarına çektiği Türkiye, daha ortaklığın başında Kore Savaşı’nda Amerikan ordusuna yardım etmek üzere bir tugay asker göndererek saflardaki yerini sağlamlaştırdı. Marshall Planı ile gelen fonlar kamu kaynağı muamelesi görürken, Amerikan yardımının genç nüfusa desteği okullarda dağıtılan süt tozu, balıkyağı, ekmek ve margarin şeklinde gerçekleşti. “Barış Gönüllüleri” [Peace Corps] programıyla 1961 yılından itibaren Türkiye’ye gelen pek çok Amerikalı genç, köylerde kentlerde Amerikan kültür ve yaşam tarzının misyonerliğini yaptı. 1950’lerde Türk halkı Menderes yönetimi altında kapitalist yaşam tarzını keşfedip, onun en önde gelen temsilcisi olan Amerikalıların eliyle hayatlarının farklı alanlarına girişine tanıklık etti.
1950’lerde Kore ve 60’ların sonunda Vietnam’da sıcak çatışmaya dönen Amerika ve Sovyetler Birliği arasındaki amansız rekabetin önemli boyutlarından birisi, her iki tarafın saflarına çektiği ülkelerin stratejik noktalarında kurduğu savunma ve istihbarat amaçlı askeri üslerdir. Bu çerçevede Amerika, irili ufaklı yirmi tanesi Türkiye’de olan, dünya çapında iki binden fazla üs kurdu. Bugün sadece İncirlik ve İzmir’de ayakta kalan –ki İncirlik’tekinin bugünlerde Girit’in Souda bölgesine taşınması konuşuluyor– bu yapılara dair yazılıp çizilenler, çoğunlukla bu üslerin askeri ve siyasi yönleriyle sınırlı kaldı. Her biri birer küçük Amerikan kasabası şeklinde planlanıp kurulan üslerin bulunduğu yerlerin sosyal, ekonomik ve kültürel hayatına etkileri şimdiye değin herhangi bir akademik araştırmaya konu olmadı. Söz konusu üslerden sadece birine odaklanan bu kısa yazıda, üslerin askeri ve siyasi yönleri dışında kalan bir boyuta, spor ve basketbolla alakalı bir yönüne dikkat çekmek istiyorum.
Amerikan üsleri içinde nispeten en az bilineni, İzmit Körfezi’nin güneyinde, bugün Osman Gazi Köprüsü’nün üstünden geçtiği alanda, 1957’de kurulmuş olan TUSLOG Det-28 adındaki Karamürsel Amerikan Hava Üssü’dür.1 USAF (Birleşik Devletler Hava Kuvvetleri) tarafından kurulmuş, adı Hava Üssü olsa da havaalanı olmayan bu üssün esas amacı istihbarattı. Burada yer alan ve “Fil Kafesi” [Elephant Cage] adı verilen FLR-9 radar istasyonundan Sovyetler Birliği dinleniyordu. Derlenen bu bilgilerin ne olduğuna ve ne işe yaradığına girmeyelim; ama 1961’de Yuri Gagarin’in uzaya çıktığını Amerikan halkı ilk defa bu üsten duymuştu.
Diğer üslerde olduğu gibi Det-28’e gelen askerler de genellikle bir yıllık süreyle görevlendiriliyordu. Küçük bir Amerikan kasabasına benzer şekilde inşa edilmiş bu üste her türlü ihtiyaçlarını karşılayıp, civardaki yerleşim yerleriyle çok sınırlı bir irtibatta bulunuyorlardı. Üslerde sivil kategorisinde memur olarak çalışanlar ise çoğunlukla bu yerleşim yerlerinde kiraladıkları evlerde oturuyordu. Karamürsel’de Amerikalıların yoğun bir şekilde oturduğu mahalle bugün bile “Amerikan Mahallesi” olarak bilinir. Tamamı üste ya da Karamürsel’deki bilinen adıyla “Meydan”da (bazen “Havaalanı” bazen de “Alan”) oturan askeri personelin ise yerli halkla iş ve alışveriş ortamındaki sınırlı ilişkisi dışında –ilkokul öğrencilerinin önlerine koyulan şekerlemeler dâhil hiçbir şeye dokunmamak kaydıyla otobüslerle “Meydan”a okul gezisiyle götürülmelerini saymazsak– doğrudan bir sosyal veya kültürel teması söz konusu değildi. Çok sayıda kasabalıya sağladığı iş imkânlarıyla ve tabii ki çalışmaya gelenlerin bizzat şahit oldukları Amerikan yaşam tarzıyla “Meydan”ın, bu küçük sahil kasabası üzerinde toplumsal ve ekonomik etkilerini hissettirmesi kaçınılmazdı. Kot pantolonun lüks sayıldığı bu yıllarda, Karamürsel gençleri arasında Levi’s pantolon ve Amerikan asker parkası giyme hevesi kasabadaki dört ayrı Amerikan pazarında satılan ikinci el mallarla kısmen karşılanıyordu. Bu dükkânlarda satılan kullanılmış Amerikan malları, çalışanların kaçak yollarla “Meydan”dan çıkardığı Amerikan sigara ve viskisi, “Meydan” ile Karamürsel kasabası arasındaki irtibatın önemli bir boyutuydu. “Meydan”da yaşayan Amerikalılarla Karamürsel halkının işveren-işçi, ev sahibi-kiracı, satıcı-müşteri ilişkisi dışında, doğrudan ilişki kurduğu sosyal ya da kültürel bir alan olmadı, ta ki Karamürsel’de ilk spor kulübü kurulup basketbolda faaliyete geçene kadar. Basketbol iki tarafın sosyokültürel hayatının sınırlı da olsa yakınlaşmasına fırsat veren bir alan yarattı.
Yıl 1969. Kasabadaki tek lise olan Karamürsel Lisesi’nin basketbol takımı oyuncuları aynı zamanda, ilçeyi Kocaeli 2. Amatör Küme’de temsil eden Karamürsel Gençlik Spor Kulübü’nün takımında oynamaya başladı. Kasabada spor salonu olmadığından, antrenmanlar için Karamürsel Lisesi’nin çoğu zaman filesi olmayan ahşap panyalı potalara sahip beton zeminli sahasını kullanırlardı. Ligdeki ilk yılında final oynayarak bir sonraki sene 1. Amatör Küme’de oynamaya hak kazanan Karamürsel Gençlik, bu kümedeki ilk yılında üçüncü olma başarısını gösterdi. Aynı başarıyı bir sonraki yıl da tekrarlayıp, aynı yıl antrenman koşulları açısından da bir üst düzeye terfi etti. Karamürselli basketbolcular 1970 itibarıyla, antrenmanların tamamını olmasa da haftada en az birini ahşap parkeleri olan bir salonda yapmaya başladı.
Amerikan Üssü’nde çalışan Türklerin aracı olmasıyla, buradaki spor salonuna antrenmana giden Karamürselli oyuncular, prefabrik olmasına rağmen ahşap zemini, cam panyalı potaları, nizami çember ve saha ölçüleriyle göze çarpan bu salonda, üste görevli askerlerle antrenman maçları yapmaya başladı. Soğuk Savaş’ın en soğuk görüntülerinden birini temsil eden “Fil Kafesi”nde penceresiz ofislerde uzun saatler boyunca çalışıp, Sovyet hedefleri için hava dalgalarını tarayarak monoton görevler yapan bu askerlerin bazıları bu kısır döngüyü belki de basketbolla kırıyordu. Yaptıkları bu antrenman maçları askerlerin bazıları için Karamürsel Gençlik’te lisanslı sporcu olarak oynamanın da başlangıcı oldu. Birçoğunun aile fertleri üste çalışan, ayaklarında o dönem nadir bulunan Converse ayakkabılarıyla Karamürselli oyuncular Amerikalılarla birlikte çok kısa bir süre zarfında Kocaeli Amatör Küme’de sükse sahibi bir takıma dönüştü.
1970-71 sezonu itibarıyla Karamürsel Gençlik’te her yıl üsten iki Amerikalı asker takımda yer almaya başladı. Buna benzer bir durum, daha sınırlı bir şekilde, Ankara’da Balgat’taki Amerikan üssünde görevli bazı askerlerin Şekerspor ve DSİ’de oynamasıyla 1960’larda yaşanmıştı.2 İzmir takımı Altınordu’nun 1960’lı yıllarda kadrosunda, Karamürsel’dekine benzer şekilde, üsten gelen birkaç Amerikalı oyuncu hep oldu. Diğer bir İzmir takımı Altay’da da yer yer üsten gelen Amerikalı askerlere rastlanıyordu. 1972-73 sezonunda deplasmanlı ligde oynamaya hak kazanan Adana Demirspor’un kadrosunda da ligde oynadığı iki sezon boyunca İncirlik’ten gelen Amerikalı askerler yer alıyordu. Eskişehir’de olduğu gibi “Barış Gönüllüsü” olarak gelip yerel takımlarda oynayan Robert Calhoun gibi Amerikalı oyunculara da rastlanıyordu.3 Amerikan üslerinde görev yaparken veya “Barış Gönüllüsü” olarak bulundukları bölgenin yerel takımlarında gönüllü olarak oynayan Amerikalıların yanı sıra bir de öğretmen olup benzer şekilde basketbol oynayanlar vardı. Bunun en güzel örneği hiç şüphesiz Beşiktaş Basketbol Takımı'nın ilk ve tek şampiyonluğunu yaşadığı 1974-75 sezonunda antrenör ve oyuncu olarak görev yapan Tom Davis’tir. Davis aynı zamanda Robert Kolej’de İngilizce öğretmenliği yapıyordu.
Türkiye deplasmanlı basketbol liginde Amerikalı oyuncular 1974-75 sezonundan itibaren profesyonel olarak oynamaya başladı. 1980’lerin başına kadar bu oyuncuların “kontratsız” olarak takımlarda yer aldığını ayrıca belirtmem gerekir. 1974-75 sezonunda Galatasaray’da oynayan Willie Williams ve 1977-78 sezonunda Eczacıbaşı’nda oynayan Frank Card ile 1978-79 sezonunda yine Eczacıbaşı’nda oynayan Ron Haigler, Türkiye basketbol liginde “kontratsız”4 oynayan Amerikalı oyunculardan sadece birkaçı. Bu oyuncular belli bir transfer ücretiyle gelip profesyonel olarak bu kulüplerde oynuyordu. Karamürsel’de oynayan ve hâlihazırda Amerikan üssünde asker olarak görev yapan Amerikalı oyuncular ise zaten doğru dürüst maddi bir kaynağı bulunmayan, yerel esnafın ve kısmen de belediyenin sağladığı imkânlarla spor malzemelerini temin eden bir kulübün parçasıydı. Antrenmanları Amerikan üssündeki spor salonunda yapıyor, maçlara belediyenin sağladığı minibüslerle gidiyor ve hiçbir ücret almadan tamamen amatör ruhla oynayan takımın diğer oyuncuları gibi maçlarda esnafın sağladığı kumanyayla karın doyuruyorlardı. Muhtemelen Türk oyuncular gibi kendi ceplerinden para harcayarak basketbol oynuyorlardı.
Karamürsel’inki az bulunur türden bir başarı hikâyesi; kadrosuna her sezon mevzuatın izin verdiği sayıda yani maksimum iki Amerikalı askeri katan Karamürsel Gençlik, 1970-71 sezonunda Kocaeli 1. Amatör Küme’de mücadele edip şampiyonluğu yakaladı. O yıl yakaladığı şampiyonluğu namağlup olarak 1977-78 sezonuna kadar hiçbir takıma bırakmadığı gibi, sekiz kere de Anadolu Kupası’na katıldı. Anadolu Kupası, Türkiye Basketbol Federasyonu tarafından kurulduğu 1966 yılı itibarıyla düzenlenmeye başlanan ve Ankara, İstanbul, İzmir takımları dışındaki tüm il takımlarının katıldığı saygın bir şampiyonaydı. Bu turnuvalarda başarılı olsa da şampiyonluk kazanamayan Karamürsel Gençlik, bölgesel olarak düzenlenen Cumhuriyet ve Teşvik turnuvalarının tamamını kazandı. İlk yıllarda King, Andersen, Devyers, Williams ve Lewis gibi Beyaz ve Siyahi Amerikalı oyuncuları kadrosunda bulunduran Karamürsel Gençlik’in Ferhat, Turgut, Şenol ve Yavuz gibi yetenekli yerli oyuncuları da, çoğu gayet yetenekli ve müthiş bir çalışma disiplinine sahip takım arkadaşlarını örnek alıp kendilerini geliştirme fırsatı buldu. Bundan belki de daha önemlisi, Karamürsel’in o zamana kadar sporun güreş ve futbol dışında kalan dallarının hiçbirine ilgisi duymayan yerli halkı, basketbola ilgi göstermeye başlayıp takımın maçlarını oynadığı İzmit’deki Kocaeli Seka Spor Salonu’na otobüslerle maç seyretmeye gider oldu.
1975-1977 yılları arasında Karamürsel Gençlik’in lisanslı Amerikalı oyuncu sayısı altıydı ve resmi maçlarda bu oyunculardan ancak ikisini oynatma hakkı vardı. Bu oyuncuların içinde Kincaid ve Lorry öne çıkıyordu. Kincaid uzun olmamasına rağmen atletik ve çok hızlı olmasının yanında statik olarak çok yükseğe sıçrayabilen bir oyuncuydu. Antrenmanlarda düz duvara koşarak üç-dört adım yürüyen Kincaid atletikliği, Lorry ise soğukkanlı ve “düzgün” karakteriyle hatırlanıyor. Takımın kurulduğu andan itibaren içinde yer almış olan bazı oyuncularla konuştuğumda, birlikte oynadıkları Amerikalı oyuncularla ilgili sözbirliği etmişçesine, vurguladıkları temel özellik hepsinin basketbola olan sevgisi ve çalışma disiplinleriydi. Esas işi askerlik olan ve sadece bir yıllık tayinle gelen bu oyuncular takımda ancak bir sezon boyunca oynayabildiyse de, her birinin katkısıyla bu küçük sahil kasabasında ortaya çıkan basketbol sevgisi kalıcı oldu.
Kıbrıs Harekâtı sırasında Türkiye’ye uygulanan Amerikan ambargosu sebebiyle, 1975 yılında Bülent Ecevit başkanlığındaki bakanlar kurulu İncirlik hariç tüm Amerikan üslerinin faaliyetlerini durdurma kararı aldı. Alınan bu karar bazı üslerin yeniden yapılanmasına, bazılarının da kapatılmasına giden sürecin başlangıcı oldu. Karamürsel’deki üs ikinci grupta yer aldı. Kuruluşunun üzerinden yirmi yıl geçtikten sonra üssün fiilen kapatılması kademeli olarak gerçekleşti; süreç 1979 yılında üssün Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ve daha sonra da Deniz Kuvvetleri’ne devredilmesiyle tamamlandı.
Üsten gelen Amerikalı askerler Karamürsel Gençlik’te en son olarak 1976-77 sezonunda sahaya çıktı. O yılı şampiyonlukla tamamlayan takımın bu küçük sahil kasabasında Amerikalı oyuncularıyla birlikte yarattığı basketbol sevgisi hep devam etti. Aynı amatör ruhla pek çok Karamürselli genç, lisenin çizgileri olmayan beton sahasında ahşap panyalı ve çoğu zaman file takılmamış çemberleri olan potalara şut atmaya devam etti. 1980 yılının sonlarında siyah beyaz ekranlarda Carver Lisesi, Koç Ken Reeves’in liderliğinde, basketbolu kalplerimize yazmaya başladığında Karamürsel’de basketbol yeterince sevilen bir spordu. Yiğiter Uluğ, 2016’da kaybettiğimiz Ken Howard’ın ardından Beyaz Gölge için “Türkiye’de emekleme döneminde olan basketbolun ateşini ilk olarak yakan hatta alev alev yakan unsurdu” diye yazmıştı.6 Koç Reeves’ten hemen önce Karamürsel’de bu ateşi yakıp canlı kalmasını sağlayan hem beyaz hem siyah bir sürü gölge gelip geçti: Sony John Wheeler, Ernest Tom Kniese, Emerson Colemen, Edward J. Kifler, David Edward Lowry ve Johnson Alison Kincaid bunlardan sadece birkaçı. “Fil Kafesi”nin gölgesinde canlanan basketbol ateşi bugün hâlâ Karamürsel’de yanmaya devam ediyor.
* Bu yazının hazırlanışı sırasında görüşme yaptığım Turgut Taşçı, Ferhat Doğansoy, Namık Karadağ, Şenol Fitoz, Necmi Öztorun, Kadir Bağlar, Uğur Yıldırım, Abdullah Yılmaz, Emin Doğansoy, Seyfi Kuştimur, Cihangir Sonat ve Necip Kapanlı’ya teşekkür ederim. Siyah beyaz fotoğrafların biri hariç diğerleri rahmetli Mehmet Tören tarafından çekilmiştir. Bu fotoğrafları kullanmama izin veren Murat ve Ümit Tören’e de teşekkür ederim. Çınar Foto tarafından çekilmiş olan fotoğraf ise bu fotoğrafçı kapandığı için izin almaksızın kullanıldı. Aynı şekilde baştaki “Fil Kafesi” ve sondaki Beyaz Gölge fotoğrafları internette isimsiz olarak mevcut. Okuyup Manifold öncesi son düzeltmeleri yapan Gözde Baç ve Melis Cankara’ya müteşekkirim.
1. TUSLOG Det-28 ismi TUSLOG yani “[T]he [U]nited [S]tates [Lo]gistics [G]roup” ve Detachment 28’in kısaltmasıydı.
2. Bu bilgiyi Necip Kapanlı ile 29.09.2020 tarihinde yaptığım görüşme sırasında öğrendim. Bu bilgiye ek olarak Seyfettin Kuştimur ile 05.10.2020 tarihinde yaptığım görüşmeden edindiğim bilgiye göre Amerikan Elçiliği’nde görevli bir diplomat da aynı dönemde Ankara takımlarından birinde oynuyordu.
3. Bu bilgiyi benimle paylaşan Murat Özgül’e teşekkür ederim.
4. Takım ve oyuncu arasında imzalanan bir sayfalık bir taahhütname vardı ama kısa bir süre zarfında kulüplerin bu taahhütlerine uymayarak oyunculara ödemeleri gereken ücretleri ödemediği ve hukuki bağlayıcılığı olmayan bu taahhütnamelerin bir işe yaramadığı anlaşılacaktı. Basketbol duayeni Seyfettin Kuştimur, daha sonra imzalanmaya başlayan resmi kontratların sayfalarca olduğu bilgisini benimle paylaştı.
5. Erdoğan Özdemir, “Kocaeli’nin Spor Tarihinde Karamürsel’in Yeri.”
6. Yiğiter Uluğ, “Gölgeli Yıllar,” Serbestiyet, 22 Ocak 2019.