H38 Ökapi:
Bir Çocukluk Hikâyesi

Her yerde H38 numaralı kartı arıyorum. Mahallede uğramadığım bakkal kalmadı; belki onların sakızlarından çıkar! Ama nafile! H38 numaralı kart sanki bu kasabaya hiç uğramamış. Başka mahallede bir çocuğa çıkmış diyorlar! Dayanamayıp o mahalleye de gidiyorum; çıkan kartlar elimdekilerle aynı: H82 numaralı Beyaz Leylek, H51 numaralı Şempanze; H10 numaralı Kutup Ayısı. H38 hiçbir yerde yok. Mahallede tüm çocuklar onun peşinde. İsmini bilsem de neye benzediğini bilmediğim ama söylenene göre zürafa, at ve zebra karışımı olan bu hayvanın kartını bulup 100 karttan oluşan seriyi tamamlamak tek hayalim. Gerçi bu yetmiyor; bir de sakızlardan çıkan DANDY kelimesinin harflerini eksiksiz toplamam lazım. Bunları başardığımda çarşının en eski dükkânlarından biri olan Şekerözler’den serinin defterini alabileceğim. Kapağını çocuk dergilerindeki tam sayfa reklamlarından gördüğüm defterin içini görmek için can atıyorum. H38 no’lu karttaki hayvanın adı Ökapi.1 Bu aziz yaratığın yüzünü bir görebilseydim; DANDY harflerini tamamlamak sonraki iş. Çiğnemekten çenem yoruluyor. 99 kartı toplamak için bayağı bir sakız çiğnemiş olmalıyım! Ağız kaslarım muhtemelen peşinden koştuğum karttaki hayvanın ağız kaslarından daha güçlü hâle gelmiştir. Bu berbat sakızları şekerleri gidene kadar çiğnemeye devam ediyorum, hayalimden vazgeçmiyorum! Geçmesine geçmiyorum da sonuç beyhude. Gizemli H38 numaralı kart da onu diğer 99 ahbabıyla beraber sayfalarına yapıştıracağım defter de o yaz boyunca ne bana ne de başkasına kısmet oldu. H38 numaralı kartı ve o kutsal defteri görebilmem için dile kolay tam 47 yazın geçmesi gerekti. 

Yazarın kişisel koleksiyonu

Radyolardan müzikten çok haberlerin dinlendiği, Ecevit ve Demirel isimlerinin beynimizde yankılandığı, biranın kahvehanelerde serbestçe satıldığı ve insanların içip dağıtmadığı, misafir odalarının ortasını işgal eden sehpalarda sigara ve kül tablasının eksik olmadığı, saç ve favorinin uyum gösterip küt saçlı bakımlı kadınların uzun topuklularla rahatça yürüdüğü, İspanyol paçaların rüzgârda uçuştuğu, pikabı olmayanların plak satın aldığı, Amerikan Üssü’nden gelen servis otobüsünden inenlerin montlarına ve ayakkabılarına bakakaldığım, Atan Kardeşler ile Doğan Körfez ve Gazanfer Bilge’nin korkunç sesli Leiland kamyonlarla yarıştığı ve annemin ineceği fabrika servis otobüsünü Karamürsel Alp’in anıt mezarının mermer merdivenlerinde heyecanla beklediğim, beklerken arkamdaki mezarlığa değil hep önümdeki yola baktığım zamanlardı. Vaktimi dağlara tepelere tırmanarak, sokaklarda cirit atıp okul bahçesinde top peşinde koşarak, basit bir iple veya tahta parçasıyla oyunlar ve oyuncaklar yaratıp yakantoptan kaçarak, bir gün tornete ertesi gün bisiklete binip sinek iğnesini misinaya ustaca bağlayarak, vapur iskelesinin altındaki kalaslarda cambazlar gibi yürüyüp balıkçıları bile şaşırtacak devasa kefaller tutarak geçirdiğim, sakızlardan artan harçlığımı Karacan Sineması’nda arka arkaya gösterilen filmlere yatırmakta tereddüt etmediğim, yani kısacası zamanın en kralını yaşadığım günlerdi. H38 numaralı kartı yanı Ökapi’yi bulabilsem güzelliğine güzellik katacağım zamanlardı. Bulamadım ama arayışım öyle sürdü gitti, ta ki umudu kesip başka bir hevese kendimi kaptırana kadar! Elime geçen 25 kuruşları her an başka bir seriye yatırabilirdim. DANDY’nin sahipleri ne yaptıklarını biliyorlardı; adını sonradan öğrendiğim Jak Amram Abimiz ve ekibi, başlattıkları her serinin yaratacağı hevesin dozunu ve etki süresini ince ince hesaplıyor olmalı. Bizler için her daim yeni bir seri var! Bu seriler hayatımıza ya televizyonla ya da çocuk dergileriyle giriyordu. Yeşil renkli mika ekran koruyucusuyla renklendirilmiş siyah beyaz televizyonun tek kanalıyla hayatımızın odağına oturduğu bir dönemdi. Bu garip renkli ekrandaki reklamlardan ve pek çok eve düzenli giren Milliyet Çocuk, Tercüman Çocuk gibi çocuk dergilerindeki ilanlardan fazlasıyla etkileniyorduk. Virüs gibi; kartlar birimizin elinde bir kez görünmeye görsün, ertesi gün herkesin elinde! Herkes potansiyel bir toplayıcı, koleksiyoncu! Ne bulursak topluyorduk. DANDY ve benzerleri bir furya bitmeden diğerini başlatıyor, otomobil fotoğraflarından TipiTip karikatürlerine, artist resimlerinden Uzay Yolu fotoğraflarına, ülke bayraklarından neşeli bulmaca serisine kadar envaiçeşit kart ortalıkta dolaşıyordu. Bir seri bir süreliğine diğerlerinin önüne geçiyor, bir anda tüm dikkatimiz ve yatırımlarımız o seriye akıyordu. Herkes, yaratılan iptidai piyasada görünmez elin yarattığı rayiç değeri takip edip trampayla elindeki kartları tamamlamaya çalışıyordu. Konuyu dağıtmayayım. Bizim kuşak H38 numaralı kartın peşinde koşarken büyüdü. Ders kitaplarının içindekilerden çok, sakızlardan çıkacaklar meraklandırıp heyecanlandırıyordu bizleri! Bu kitaplar ne ökapiden ne de tukandan bahsediyordu. Benim de zaten kartları derslerle ilişkilendireyim diye bir derdim yoktu. Bu durum diğer seriler için de geçerliydi. Otomobil kartları mesela! Bize fersah fersah uzak bir dünyanın önde gelen otomobil markalarını, motor hacimlerini, maksimum hızlarını vs. öğreniyorduk öğrenmesine de bu bilgilerin yaşadığımız hayatla ne alakası vardı? Ferrari, Jaguar, Aston Martin, Rolls Royce, Porsche ve diğerleri. Bu markalar bizim Murat 124, Renault ve Anadol üçgenine sıkışmış, bazen de bir Ford Tauris, Opel Kadett veya Chevrolet Impela’yla renklenen coğrafyamıza yabancıydı. Kartlar arasında sarı renkli hem de spor model bir Anadol’un olduğunu görünce hepimiz bir şaşkınlığa uğramıştık! Sonra gözümüz yollarda kalmıştı, belki bir görürüz diye! Sahi etrafta her daim gördüğüm Anadol modelinin kartı niye yoktu? Annemi beklerken oturduğum mezarlık merdivenlerinden her gün yüzlerce aracın geçip gittiğini görüyordum. Ne sarı Anadol’a ne de bir Ferrari veya Jaguar’a rastladım. Dağlarımız tepelerimiz ökapi ve tukana ne kadar yabancıysa, yollarımız da bu sarı Anadol ve dostlarına bir o kadar yabancıydı.

Tam da bu yabancılık, bizi kartların ve serilerin büyülü dünyasına daha da çekiyordu. Jak Amram ve ekibinin zekice kurguladığı bu seriler sadece çocukların değil, bir kuşağın merak ve heyecanını şekillendirdi. Mahalle bakkallarında sakızların tükenmesi, trampalarda değer biçilen kartların değişimi, dergi ve televizyon reklamlarının bilinçaltımıza işlediği hayaller… Tüm bunlar aslında kapitalizmin görünmez elinin bize nasıl dokunduğunun birer kanıtıydı. Ancak bu hikâyenin büyüsünü bir tüketim hikâyesine indirgemek haksızlık olur.2 Kartların peşinde koşarken yaşadığımız heyecan, kurduğumuz arkadaşlıklar, yarattığımız küçük pazarlar ve bu merak dolu serüvenin bize kattığı hayaller de bir o kadar gerçekti. H38 numaralı kartı bulmak için sarf ettiğim çaba, bir çocuğun masum merakı kadar, hayata duyduğu saf tutkunun işaretiydi. Sokak aralarında değiş tokuş pazarlıkları yaparken, yeni bir kart bulduğumuzda kalbimizin hızlanışını hissederken, aslında o küçücük dünyamızdan taşarak daha büyük hayallerin eşiğinde dans ediyorduk. O kartlar bize yalnızca kuşları, hayvanları ve arabaları değil, hayal gücümüzü genişleten ve içimizi kıpır kıpır eden birer pencere sunuyordu. Kuşların ve egzotik hayvanların resimleriyle doğanın engin güzelliklerini, otomobil serileriyle teknoloji ve hızın büyüsünü keşfettik. Kapitalizmin oyun alanında savruluyorduk belki ama bu savruluş bize hayaller kurmayı, çabalamayı ve küçücük şeylerden büyük mutluluklar çıkarmayı da öğretti. O dönemin masumiyetinden ve bu süreçte aldığımız keyiften geriye, özlemini hâlâ hissettiğimiz tarifsiz bir tat kaldı.

 
Dergi ilanı, yazarın kişisel koleksiyonu

1. Orijinal adı Okapi olan, Türkçeye Ökapi olarak geçen ve bazen de orijinal adıyla anılan bu doğa harikası hayvana dair güzel bir yazı için bkz: “Yakalanması Neredeyse İmkansız Olan Okapi Hayvanı Hakkında İnanılmaz Bilgiler”.

2. Kaan Akoba’nın 17 Aralık 2011’de Milliyet blogunda bu mealde yazdığı güzel bir metin için bkz: “Dandy Hayvanlar Alemi, Ökapi, Tukan ve Rusya’dan Avrupa'ya Taze Kan”.

Anadol STC-16, biriktirmek, çocukluk, koleksiyon, Onur Yıldırım, popüler kültür