Diyagram, “Dalgalanan Kuvvelerin Oyunu”, Tuğçe Kodalak
Moholy-Nagy, Mimarlık Felsefesi ve Dalgalanan Kuvvelerin Oyunu

László Moholy-Nagy erken 20. yüzyılda faaliyet göstermiş bir mimar ve sanatçı. Katkıda bulunduğu üretim alanları disiplinlerötesi: soyut resim, deneysel fotoğraf ve film; tipografi, grafik ve kolaj; sistematik tasarım, sahne tasarımı ve endüstriyel tasarım; kinetik heykel, interaktif medya ve ışık sanatı.1 Avangart dergilerde yaptığı editörlükler ve Bauhaus (Weimar) ile Yeni Bauhaus (Chicago) gibi yenilikçi okullarda geliştirdiği özgün pedagojik sistemler de cabası. Fakat kendisinin bugüne dek üzerinde pek durulmayan, göz ardı edilmiş bir başka yönü daha var. Moholy-Nagy mimarlığı biçim ve malzeme bazlı statik bir inşaata indirgemek yerine, hayatiyet ve kuvve ilişkileriyle örülü dinamik bir tasarım eylemi olarak tanımlayan cüretkâr bir mimarlık filozofu.

I. Maddi ve Gayrimaddi

Mimarlar uzmanlık alanları olarak mekânı öne sürmeyi sever. Kendilerini mekânı çözümleyen, mekânı örgütleyen, mekâna biçim veren aktörler olarak görmek isterler. Oysaki Moholy-Nagy’a göre mimarların mekândan pek anladığı söylenemez; çünkü mimarlık çevrelerinde kabul gören genel kanının aksine, mekân fiziksel ve toplumsal alanlara indirgenemez. Mekân hayatın varoluşsal bir boyutudur ve iki farklı varoluş düzleminin kesişiminden oluşur:2

Mekân ölçülebilir düzlem üzerinde vücutların sınırlarının, ölçülemez düzlem üzerindeyse dinamik kuvve sahalarının tesiri altındadır.

Moholy-Nagy’ın mekân tanımı mimarlık çevrelerinde egemen olan Newtoncu ve Kartezyen klişelerden uzak, felsefi altyapısı güçlü, özgün bir tanım. Mekân bir yandan maddi koşullara sahip Moholy-Nagy’a göre, vücuda gelmiş biçimler ve malzemelerden, ölçülebilir hacimlerden, edimselleşmiş işlevlerden oluşuyor; yani mekân maddi bir doluluk ve mevcudiyet sahası. Öte yandansa mekân gayrimaddi imkânlarla örülü; vücutları meydana getiren güç sahalarından, kuvveden fiile geçme eğilimindeki kapasitelerden, ölçülemez fakat varlığı yadsınamaz potansiyellerden oluşuyor; yani mekân aynı zamanda gayrimaddi bir yeğinlik ve kuvvet sahası. Bu iki varoluş düzlemi birbirine karşıt değil, birbiriyle hemzemin. Mekânı maddi tecessümler ve gayrimaddi imkânlar arasındaki içkin etkileşim meydana getiriyor.

Moholy-Nagy’a göre ana akım mimarlık pratik ve kuramları yaygın bir yanılgı üzerine kurulu. Mimarlar mekânın altında yatan maddi ve gayrimaddi varoluş düzlemlerinin birbirine içkin ve hemzemin olduğunu kavramakta güçlük çekiyor. Aksine bu iki düzlemi birbirinden koparıp, aralarında asimetrik bir hiyerarşi kurma tuzağına düşüyorlar. Mekânın maddi boyutunu yüceltip, gayrimaddi boyutunu arka plana atıyorlar. Tüm dikkatlerini vücuda gelmiş biçimlere, gözle görünür malzemelere, katılaşmış kütlelere yöneltiyorlar. Mimarlığı biçimlerin ölçülebilir artikülasyonuna, malzemelerin statik kompozisyonuna, kütlelerin işlevsel örgütlenmesine indirgiyorlar.

Moholy-Nagy’ın çarpıcı iddiası şu: Mimarlar mimarlığı mekânın salt maddi ve ölçülebilir düzlemine hapsederek, biçime vücut veren kuvveleri, malzemeyi görünür kılan görünmez güçleri, kütlenin altında dalgalanan etkileşim ağlarını gözden kaçırıyorlar. Mimarlığın maddi ve gayrimaddi boyutları arasındaki içkinliğin çokboyutluluğunu ıskalıyorlar; mimarlığı tek boyuta indirgiyorlar; mimarlığı yoksullaştırıyorlar; mimarlığın hayatiyetinin üstünü örtüyorlar; mimarlığı donuklaştırıyorlar. Moholy-Nagy’ın kendi sözleriyle:3

Mimarlar bugüne dek binalarını görünür, ölçülebilir ve düzgün oranlanmış hacimlerden inşa ettiler. Fakat gerçek mekânsal deneyim aslında […] malzemelerin mekânsal ilişkilerine içkin olan kuvvelerin oyununa ve görünmez etkileşimine dayanır. Mekân yaratımı temelde bir yapı malzemesi problemi değildir. Dolayısıyla, bugünün mekân yaratımı ne ağır yapısal kütlelerden oluşma bir bileşkedir, ne içi oyuk gövdelerin biçimlendirilmesidir, ne düzgün oranlanmış hacimlerin birbirlerine göre konumlandırılmasıdır; ne de aynı hücrelerden yapılma olsun, farklı hücrelerden yapılma olsun, hacimsel bir içeriğin yanı sıra düzenlenmesidir. En nihayetinde, mekân yaratımı dalgalanan kuvvelerin oyunu [fluktuierenden Kräfteverhältnissen] şeklinde her yöne yayılan, izi sürülebilir ilişkilere gömülü mekânsal parçaları birbirine dokumaktan ibarettir.

Tuhaf olduğu kadar zengin bir mimarlık tanımı bu. Moholy-Nagy mimarlığı alışılageldiği üzere biçimsel kompozisyonlara, malzeme seçimlerine, işlevsel örgütlemelere indirgemekten kaçınıyor. Mimarlığı maddi vücutların ve gayrimaddi güç sahalarının hemhâl olduğu “mekân-kurucu ilişkilerin ifade ortamı” olarak yeni baştan tanımlıyor.4 Mimarlara maddi boyuta yönelttikleri abartılı ilgiyi biraz olsun kısıp, mekânın “dalgalanan kuvvelerin oyunu” şeklinde her yana yayılan “görünmez etkileşimlerine” hak ettikleri ilgiyi göstermelerini rica ediyor. Moholy-Nagy mimarları mekânın imkân örgütleyici gayrimaddi boyutuyla, yani mekânın hayatiyetiyle tanışmaya davet ediyor.

II. Mimarlık Felsefesi

Mimarlık felsefesi hâlâ kuruluş safhasında olan örtük bir pratik. Mimarlığın müesses nizamını oluşturan tasarım, kuram, tarih ve eleştiri gibi disiplinlerle aynı havayı soluyor, fakat hiçbirine indirgenemeyecek bir etkinlik sahasına sahip. Yaşam alanı kendine has. Mimarlık felsefesi yapılı çevrenin ve inşai kuvvelerin varoluşsal (ontolojik), düşünsel (epistemolojik) ve etkileşimsel (etik ve estetik) boyutlarını sistematik bir yaklaşımla ele alan bir yeraltı pratiği. Okullarda adına açılmış lisans ve lisansüstü programları yok; üzerine atölyeler düzenlendiği, akademik konferanslar yapıldığı söylenemez; mimarların havalı gözükmek adına bağlamından kopararak temellük ettiği cılız kavram parçacıkları dışında mimarlığın müesses nizamında pek yeri yok. Bu yüzden mimarlık filozofları çoğu zaman birbirlerinden uzak zaman ve dünyalarda yaşayan, soyları tehlike altında olan esoterik bir topluluk. Moholy-Nagy –kimse onu bugüne dek bu şekilde tanımlamamış olsa bile– nevi şahsına münhasır bir mimarlık filozofu.

Mimarlık felsefesi bir bakıma bilimkurgu yazarlığını andırıyor. Felsefi bir mimarlık sistemi inşa etmek, literatürde worldbuilding diye anılan, kendine has işleyişe sahip bir kurmaca dünya inşa etmeye benziyor. Moholy-Nagy’ın icat ettiği tikel kavramlar bir bilimkurgu romanındaki baş karakterler gibi inşa ettiği düşünsel dünyanın ana aktörlerini oluşturuyor. Moholy-Nagy’ın yazdığı metinleri okuduğumuzda, yarattığı kavramsal karakterlerin bize sunulan felsefi mimarlık dünyasında maceradan maceraya koştuklarına tanıklık ediyoruz. Bu sayede karşımızdaki dünyanın özgün işleyişine tanıklık ediyoruz; kalabalık meydanlarını ve karanlık arka sokaklarını deneyimliyoruz. Bu kavramsal karakterlerin maceralarıyla ve felsefi dünyaların hayatiyetiyle yeterince hemhâl olduğumuzdaysa, alışageldiğimiz yapılı çevreyi bambaşka gözlerle görebilecek hâle geliyoruz. Mimarlık felsefesi yapılı çevrenin donuk dış görüntüsünün altında yatan örtük potansiyelleri açığa çıkarıyor, mekânsal üretimin ihmal edilmiş gayrimaddi boyutunu görünür kılıyor.

Mimarlık felsefesinin en özgün yanı yeni mimari dünyalar icat etmeye, mevcut yapılı çevrenin örtük boyutlarını yeniden keşfetmeye dair gösterdiği bu cüret. En talihsiz yanıysa mimarlığın müesses nizamında böyle bir cürete neredeyse hiç talep olmaması. Bauhaus’taki –başta Walter Gropius ve Ludwig Mies van der Rohe olmak üzere– çoğu akranının ilahlaştırıldığı bir bağlamda, Moholy-Nagy’ın birkaç cılız satır dışında mimarlık tarihinde neredeyse adının dahi anılmaması bu yüzden. Bu ihmalin ardında Moholy-Nagy’ın mimarlığı içine sıkıştığı güdük ortamdan çıkarıp, mimarlığa yeni (varoluşsal) dünyalar, yeni (düşünsel) kavrayışlar, yeni (etkileşimsel) boyutlar kazandırma cüreti yatıyor. Çünkü mimarlıkta cüret ancak müesses nizama hizmet ettiği ölçüde sevilir, müesses nizamı tehdit etmeye görsün, susturulur, silinir.

III. Dinamik-Konstrüktif Kuvve Sistemi

Moholy-Nagy 1922 yılında dönemin avangart dergilerinden Der Sturm’da çok ilginç bir metin kaleme alıyor. Metnin adı “Dinamik-Konstrüktif Kuvve Sistemi” [Dynamisch-konstruktives Kraftsystem]. Bu kısacık, yarım sayfa uzunluğundaki metin, Moholy-Nagy’ın felsefi mimarlık dünyasını özetliyor:5

Hayatiyet inşaatı [Die vitale Konstruktivität] yaşamın vücut bulmasıdır ve tüm insani ve kozmik açılımların prensibidir. Sanat [ve mimarlığa] tercüme edildiğinde, bu mekânı dinamik-konstrüktif kuvve sistemleri [dynamisch-konstruktiver Kraftsysteme] vasıtasıyla etken kılmak anlamına gelir. Bu doğrultuda, klasik sanatın statik prensibini kozmik hayatın dinamik prensibiyle değiştirmemiz gerekir. Pratik açıklaması şu: statik konstrüksiyon (yani maddi ve biçimsel ilişkiler) yerine, dinamik konstrüksiyon (yani hayatiyet inşaatı ve kuvve ilişkileri) geliştirmeli ki malzeme ancak kuvvelerin taşıyıcısı olarak istihdam edilebilsin. Bu sayede insan kendi kuvvelerinin yeğinleşmesini deneyimleyebilir ve kendi açılımlarını yapan [kozmik] kuvvelerin etken paydaşı olabilir.

Oldukça zarif, fakat bir o kadar da yüklü ve çok katmanlı bir pasaj bu. Mimarlık tarihinin son yüzyılında bu pasaj kadar zengin bir felsefi altyapıya sahip bir başka metne rastlamadığımın altını çizmek isterim.

Moholy-Nagy’ın özgün yaklaşımını kavrayabilmek için, bu pasajda ana hatlarıyla tarif edilen kavramların izini bir dedektif gibi sürmek gerek. Öne sürdüğü ilk kavram “hayatiyet inşaatı”. Varoluşsal (ontolojik) bir kavram bu, “yaşamın vücut bulması” olarak tarif ediliyor. Bu ne demek? Gayrimaddi kuvveleri fiile geçirmek, yani gayrimaddi güç sahalarına maddi ortamlarda vücut vermek demek. Bu aykırı bir ilk adım: Moholy-Nagy evrendeki her varlığın sahip olduğu kuvveyi fiile geçirme kabiliyetini “hayatiyet inşaatı” olarak tanımlıyor. Böylece, hayatı inşai bir eylem olarak evrene içkin kılıyor. Yani, canlı-cansız ayrımını lağvediyor. Moholy-Nagy’a göre her birimiz –insan olalım, hayvan olalım, bina, kasırga, kara delik olalım– hayatiyet inşacılarıyız. İlişkide olduğumuz kuvveleri fiile geçirebiliyoruz, gayrimaddi imkânları maddi ifadelere çevirebiliyoruz. Kaynama noktasına erişip buharlaşan su da yapabiliyor bunu, suda yüzen balık da, su üzerinde sörf yapan insan da. Bu yüzden Moholy-Nagy hayatiyet inşaatını sadece insanların, yalnızca canlı varlıkların değil, “tüm insani ve kozmik açılımların prensibi” olarak tanımlıyor. Tam da bu yaklaşımıyla hayatiyet inşaatını evrene içkin kılan –Zhuangzi, Spinoza ve İbn Arabi’den Whitehead, Simondon ve Deleuze’e– tüm yeraltı filozoflarıyla müşterek bir zemini paylaşıyor.6

Moholy-Nagy’ın bir sonraki kavramsal durağı hayatiyet inşaatını sanata ve mimarlığa tercüme etmek. Bu tercümenin ancak sanat ve mimarlığın biçim merkezli ve maddi ilişki odaklı statik tutumundan çıkıp, hayatiyet inşaatını ve kuvve ilişkilerini merkeze alan yeni bir dinamik tutum geliştirmesiyle mümkün olabileceğini iddia ediyor. Mimarlığın hayatiyetini tasarımın dinamik-konstrüktif yönelimleriyle, mekânın barındırdığı imkânların sonluötesi zenginliğiyle, yapının ilişkiye girdiği kuvvelerin yeğinliğiyle olumlayan özgün bir yaklaşım bu.

Moholy-Nagy pasajı mimarlığın kozmik boyutunu insani boyutuna bağlayarak bitiriyor. Ancak evrenin kurucu prensibinin hayatiyet inşaatı olduğunu kavrayabilirsek ve ancak mimarlığı mekânsal kuvveleri yeğinleştirmek olarak yeniden tanımlayabilirsek, farkına varabiliriz ki diyor Moholy-Nagy, biz de evrenin bu kurucu prensibine içkiniz, “bu sayede insan kendi kuvvelerinin yeğinleşmesini deneyimleyebilir”, bu sayede insan hayata karşı statik ve edilgen değil, dinamik ve etken bir tutum sergileyebilir, bu sayede insan “kendi açılımlarını yapan [kozmik] kuvvelerin etken paydaşı olabilir”, yani hayatiyet inşaatının evreni var eden kozmik açılımına hakkını verebilir, bu kurucu açılıma iştirak edebilir, bu inşai açılımda etken bir rol oynayabilir. Ancak bu sayede insan hayatla hemhâl olabilir.

{01.09.2022, Brooklyn}

1. Moholy-Nagy’ın disiplinlerötesi üretimlerini konu alan ikincil kaynaklardan bir seçki için bkz. Sibyl Moholy-Nagy, Moholy-Nagy: Experiment in Totality (New York: Harper & Brothers, 1950); Richard Kostelanetz, ed. Moholy-Nagy: An Anthology (New York: Praeger, 1970); Eleanor Hight, Picturing Modernism: Moholy-Nagy and Photography in Weimar Germany (Cambridge: The MIT Press, 1995); Oliver Botar, Sensing the Future: Moholy-Nagy, Media and the Arts (Zurich: Lars Müller, 2014).

2. Alıntıyı Moholy-Nagy’ın Bauhaus’ta bir ders kitabı olarak bastığı Malzemeden Mimarlığa (1928) adlı eserinden yapıyorum; Almanca orijinalinin yeniden basımı ve İngilizce çevirisinden karşılaştırmalı olarak Türkçeye çeviriyorum: László Moholy-Nagy, Von Material Zu Architektur (Mainz: Bei Florian Kupferberg, 1968), 202-11. László Moholy-Nagy, The New Vision and Abstract of an Artist (New York: Wittenborn, Schultz, 1947), 62.

3. Moholy-Nagy, The New Vision, 62.

4. Age.

5. Orijinal Almancası için bkz. László Moholy-Nagy, “Dynamisch-konstruktives Kraftsystem”, Der Sturm 12 (1922): 186. İngilizce çevirisi için bkz. László Moholy-Nagy, “Dynamic-Constructive System of Forces (1922)”, Moholy-Nagy, ed. Krisztine Passuth (London: Thames and Hudson, 1985), 290.

6. Moholy-Nagy’ın mekânı birbirine içkin iki farklı varoluş düzlemi üzerinden kavrama tekniği kendine özgü. Fakat aynı zamanda bir yeraltı felsefe silsilesine eklemleniyor: Zhuangzi’nin varoluşu gerçekliğin yaratıcı bölünmezliği [Dao] ile her varlığa özgü kuvve örüntüleri [Te] arasındaki süreklilik üzerinden kavraması; Spinoza’nın varoluşu doğanın kurucu güçleri [Natura Naturans] ve kurulu güçleri [Natura Naturata] arasındaki içkin etkileşim üzerinden okuması; İbn Arabi’nin varoluşu tek bir vücudun sürekliliği ile sonsuz mevcudun ayrıksılığı arasındaki tecelli ilişkisi üzerinden tariflemesi; Whitehead’in varoluşu bitimsiz bir sürecin sayısız aktüel duruma vücut vermesi üzerinden açıklaması; Simondon’un varoluşu bireyöncesi potansiyel okyanusu ile sayısız birey arasındaki bireyleşme süreçleri üzerinden tanımlaması; Deleuze’ün varoluşu virtüel ve aktüel boyutlar arasındaki geçişler üzerinden okuması, vs.

Bauhaus, Gökhan Kodalak, hayatiyet inşaatı, hemzeminlik, László Moholy-Nagy, mekân, mimarlık, mimarlık felsefesi, yeğinlik