Kurmaca, Felsefe
ve Mimarlık
Dünyakurma [worldbuilding] kavramı bugünlerde revaçta. Henüz gelişimini tamamlamamış embriyonik bir mefhum. Anlamı hâlâ değişken. Merriam-Webster sözlüğüne eklenişi ancak 2023 yılında, daha yeni. Sözlük girdisi şöyle: “Dünyakurma: Hikâye bağlamında inandırıcı ve tutarlı olan (özellikle bilimkurgu ve fantezi türlerinde) kurmaca bir dünya yaratımı.”1 Kavram ilk kez yaklaşık iki yüzyıl önce yayımlanan Literary Magazine dergisinde evrenin kurulumuyla ilişkili olarak ortaya çıkıyor.2 Fakat çağdaş anlamına yirminci yüzyılın ikinci yarısıyla birlikte J. R. R. Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi (1954-55) ve Frank Herbert’in Dune (1965) eseri gibi fantezi ve bilimkurgu serilerinin artan etkisi sayesinde kavuşuyor. Bu süreçte dünyakurmanın anlamı alternatif medeniyetler, türlü türlü yaşam formlarına ev sahipliği yapan ekolojik habitatlar ve hatta farklı fiziksel yasalara sahip hayali âlemlerin yaratımı olarak güncelleniyor. Böylece kavram edebiyat sınırlarının ötesine geçerek film, dizi, grafik roman, siber uzay, masa üstü ve bilgisayar oyunları gibi çeşitli medyalara yayılıyor. Fakat dünyakurma mefhumuna karşı hızla artan rağbete rağmen, bugün dolaşımda olan güncel tanımlar hâlâ kısıtlı ve yetersiz. Dünyakurma kurmaca hikâyelerin boyunduruğu altındaki edilgen bir mizansen hazırlığına indirgeniyor. Oysaki dünyakurma ne hikâyeye tâli ne de kurmacayla sınırlı –daha geniş bir perspektifle ele alınması gereken kanlı canlı bir varoluş tasarımı.
Dünyakurma kurmaca, felsefe ve mimarlığın kesişiminde filizlenir. Her kurmaca eser –ister edebi metin ister film ister oyun olsun– hayali ilişkiler ve alternatif senaryolar aracılığıyla gerçekliği başkalaşıma uğratır, bizi gizemli bir âleme ışınlar, hayatı farklı bir örgütlenmeyle yeniden hayal eder. Her felsefi sistem özgün var olma ve düşünme biçimleri kurgular, olağan hayatın altında yatan olağanüstü boyutlardan bize bir kuple sunar, farklı bir zihniyet, yeni bir dünya kavrayışı takdim eder. En mütevazi mimari yapı dahi uzay-zaman sürekliliği içinden kendine has bir niş oyar, mekâna yeni varoluş imkânları aktarır, sayısız sakine ev sahipliği yapacak yeni bir yaşam alanı inşa eder. Dünyakurma üç panelden oluşma triptik bir resme benzer: Kurmaca tahayyül, felsefi kavrayış ve mimari inşaat bir araya gelir, dünyalar doğar.3
Açılış: Dünyakurucu Dünya
Dünya –yeraltından yeryüzüne taşan uğultulu kuvve sahası. Kültürden kültüre değişen binlerce ada sahip: Terra, Gaia, Kishar, Shìjiè, Earth, Pachamama. Kendimizi dünyadan ayrı varlıklar olarak görmekte ısrarcıyız, oysaki dünya varlığımıza içkin, ayaklarımızın altındaki toprak, soluduğumuz hava, içtiğimiz su, taşıdığımız vücut. Fakat dünya bir o kadar da yabani. Uzamı insan uzamıyla, ömrü insan ömrüyle sınırlı değil. Carl Sagan’ın zarif tanımıyla engin kozmik okyanusta salınan “soluk mavi nokta.”4 Dünya dövülgen etinde kâh şişen kâh sönen bitimsiz başkalaşıma kayıtsızca şekil veren bir metamorf, kadim bir kabulgan. Kabuk bağlamış, görece hantal gövdesi ve stoik, sessiz duruşu sizi yanıltmasın. Dünya edilgen bir nesne, yaratılmış bir mâhluk değil, etken bir özne, yaratıcı bir hâlik.
Dünyakurma yerkürenin formasyonuyla, yani toz, lav ve küle içkin yaşamla, rüzgâr, okyanus ve kayaya özgü hayatiyetle başlar.5 Bu üzerinde yaşadığımız dünya, filozof, mimar ve kurmaca sanatçıları ortaya çıkmadan önce bile, insan, hayvan ve bitkiler var olmadan önce dahi kendi kendisini inşa ediyordu. Genellikle varsayılanın aksine, dünya yaratma eylemi insani ve biyotik öznelere özgü değil. Dünyakurma faaliyetinin kaynağı abiyotik yaratıcılıkta: galaksileri doğuran kozmik ışımalarda; gök cisimlerini oluşturan yerçekimsel itme ve çekmelerde; yeryüzüne biçim veren tektonik çarpışmalarda; mineral, kum ve taşların tortulaşma süreçlerinde; kuşatıcı gazların çok katmanlı kimyasal bileşimlerinde; nehir, deniz ve okyanusların asal ritimlerinde. Filozof, mimar ve kurmaca sanatçıları dünyakurmanın başat aktörleri elbette, fakat mucidi değiller. Dünyakurmanın mucidi, alfası ve omegası, kendi kendisini yaratan dünya.
I. Kurmaca Dünyakurma
Kurmaca dünyaları metinler ve imgeler, filmler ve sahneler, çizimler ve oyunlar inşa eder. Edebiyat kelimelerin asgari tesirinden yıldızlar doğurur: Shakespeare’in cadı ve hayaletlerin kol gezdiği trajik dünyaları, J.R.R. Tolkien’in büyülü diyarları, Ursula Le Guin’in anarşist toplumları ve simbiyotik ekolojileri, Philip K. Dick’in psikedelik bilimkurgu ortamları, H.P. Lovecraft’ın canavarsı kozmik boyutları. Görsel sanatlar imge, renk ve çizgilerle sonluötesi bir çerçeve kurar, zamanı yassılaştırır, binlerce hayatı optik bir habitat üzerinde iç içe katar, çarpıştırır: Hieronymus Bosch’un rüya ve kâbus arasında salınan triptikleri, El Lissitzky’nin siyah ve kırmızı karelerin didişmesinden kurduğu süprematist gezegenler, Junji Ito’nun spiral saplantılı tekinsiz evreni, Masanori Ota’nın dağıtık bilinci irdeleyen siberpunk mangası. Film ve video sanatları görsel-işitsel vektörleri zamana yayar, ışığın modülasyonuyla oluşumsal dünyalar inşa eder: Fritz Lang’ın sınıf çatışmasıyla sarsılan gelecek kenti Metropolis, George Lucas’ın güç manevraları ve ışın kılıçlarıyla örülü Star Wars evreni, Nam June Paik’in elektronik otoyollar döşeyen videoları, Stanley Kubrick’in kozmik hemhâl oluşu keşfe çıkan 2001: Bir Uzay Destanı, Wachowskiler’in yapay ve beşeri zekâyı birbirine hack’lettiği Matrix dünyası. Oyun edebi, görsel ve filmsel bileşenlerin hepsinden yararlanır, fakat temelde oyuncu etkileşimini ön plana çıkarır: Conway’in Yaşam Oyunu [Game of Life] gibi yapay hayat simülasyonları örgütleyen hücresel otomatlar; Zindanlar ve Ejderhalar [D&D] gibi masaüstü rol yapma oyunlarında üretilen hayali evrenler; Minecraft gibi bilgisayar oyunlarında oyuncuların birlikte inşa ettikleri sanal âlemler. Kelime dizgileri ve imge kompozisyonları, görsel-işitsel vektörler ve oynanış etkileşimleri yeni dünyalara kapı açan matrisler.
Kurmaca dünyakurmanın eşsiz niteliği hayali gerçeğe ezdirmemesinde yatar. Burada hayali âlemler gerçek dünyanın ikincil taklidi olmaktan kurtulurlar. Gerçek tekliği, hayal çokluğu yüceltir. Kurmaca sanatçısı hayal gücünü yoğuran, hayalperestliği meslek edinendir. Gerçeği el üstünde tutanları, hayalperestleri aklı bir karış havada olmakla suçlayanları karşısına alır. İşin sanatsal uzmanlığı bir tarafa, en sıradan hayallerimizin, en ipsiz sapsız rüyalarımızın altında dahi bir dünyakurma motoru yattığını bize hatırlatır. Kurmaca dünyakurmanın rakipsiz olduğu kulvar budur: Hayali gerçeğe hemzemin kılar, hakikati fantastik akslarda genişletir.
Antrakt I: Kurmacayı Kuran Dünya
Kurmaca gerçekliği başkalaşıma uğratmaksa, dünyevi gerçekliği en çok başkalaşıma uğratan dünyanın kendisi değil mi? Gezegenin sonu gelmeyen dramatik maceraları. Okyanusla kaplı olduğu erken dönemler, toz bulutları, magma örüntüleri, buzul çağları. Milyarlarca yıla yayılan bitimsiz, ağırkanlı dönüşüm. Yeryüzünün kabuk bağlaması, kıtaların kopuşu, bugün üstüne bastığımız ve sabit varsaydığımız toprakların okyanuslar üzerinde kâh oraya, kâh buraya sürüklenişi. Havai fısıltılar ve likit titreşimler. Karasal homurtular ve yeraltından uğultular. Gökcisimlerinin çarpışma çığlıkları ve yıldızların takındığı sükûnet. İnsanöncesinden dünyakurma besteleri.
Dünyanın daha bir uydusunun dahi olmadığı, yalnız gezindiği dönemler. Başlangıçta ay dünyanın bedeninin bir parçasıydı. Ayrı bir varlık addettiğimiz, bugün dünyanın uydusu diye adlandırdığımız, her gece ister istemez bakışmak zorunda kaldığımız ay, gök cisimlerinin bombardımanı altında kalan dünyanın yaralanan bedeninden kopan bir parça aslında.6 Dünyanın kendisini kurma süreci, dolayısıyla, kendisinden kopma süreciyle eş zamanlı. Ayı doğuran dünyanın kendi kendisiyle yabancılaşması. Ama mutlak bir kopuş değil bu. Ayın dünyanın yörüngesinde asılı kaldığı, ne uzaklaşabildiği ne yakınlaşabildiği, ne dünyayı terk edebildiği ne dünyayla kavuşabildiği, ancak belli bir mesafeden dünyayı takip edebildiği tereddütlü bir kopuş. Belki de kurmacanın en kadim janrı olan dramanın kökenini bile insanda hayvanda değil, dünyanın varlığında oluşan bu ilk ciddi yarada aramak gerekir. Dünyanın kendisini inşa ederken kendisinden kopuşu: Jeolojik drama. Dramanın gayriihtiyari mucidi, kurmacanın kurucusu dünya.
II. Felsefi Dünyakurma
Felsefe dünyayı –yüzeysel kanaatlerden farklı– kavrama sanatı. Dünyayı farklı kavramak demek, dünyayı farklı kurmak demek. Kavramak ve kurmak birbirinden kopuk değil; enformasyon ve formasyon iç içe; düşünce ve inşaat birlikte; akıl ve madde devamlı; zihin ve beden tek bir sürekliliğin iki farklı ifadesi. Felsefe bu yüzden kavramların yaratıcı hayatiyeti üzerinde ısrar eder. Kavramlar varsayıldığı üzere somut gerçekliğin soyut temsiline indirgenemezler. Kavramlar çevreleriyle etkileşirler, akran ve öncülleriyle itişip kakışırlar, birbirleriyle kaynaşır ve örüntüler kurarlar, kendi flora ve faunasına sahip felsefi sistemler inşa ederler. Kavram temsil etmez, dünya kurar.
Kurmaca dünyakurma için Frank Herbert’in Dune evreni, Octavia Butler'ın Dünyatohum serisi, Stanislaw Lem’in Solaris gezegeni neyse, felsefi dünyakurma için Herakleitos’un varoluşu değişimin ebedi ateşiyle tanımlayan kozmos’u [κόσμος], Laozi’nin varoluşu üretken olduğu kadar kayıtsız bir akış olarak tanımlayan Dao’su [Dào, 道], Spinoza’nın varoluşun yaratıcı kuvvesini her varlığa içkin ve hemzemin kılan Tanrı veya Doğa’sı [Deus sive Natura] odur. Derinlikli bir felsefi sistemin kurduğu dünya en yetkin bilimkurgu evrenlerine taş çıkartır. Fakat felsefe yeni bir dünya hayaliyle değil, dünyanın yeniden kavranışıyla ilgilendiği için tehlikeli bir uğraşa karşılık gelir. Filozofun savaşı dünyayı hapseden verili sınırlara karşıdır –Sokrates Atina gençlerine yeni bir kavramsal dünya sunduğu için ölüme mahkûm edilir; Hallac-ı Mansur Bağdat halkıyla vahdet-i vücud ekseninde yeni bir içkinlik kavrayışı paylaştığı için başı kesilir; Giordano Bruno evrenin ve dünyaların sonsuzluğunu ilan ettiği için Roma'nın Campo de’ Fiori meydanında diri diri yakılır. Bu sebeple dünyanın kavramsal sınıraşımıyla haşır neşir olan her mimar, her yazar, her yönetmen, her oyun tasarımcısı biraz olsun filozof olmak zorunda kalır. Felsefi dünyakurmanın başat melekesi budur –fikri evrenler inşa eder, düşüncenin sınırlarını zorlar, dünyayı alışılagelmişin dışında yeni baştan kavrar.
Antrakt II: Felsefeyi Kuran Dünya
Kavrayan da kavranan da dünya. Aklı üreten, zihni türeten, bitimsiz bilgi püskürten akılsız addettiğimiz, zihinsiz varsaydığımız, bilgisiz ilan ettiğimiz bu gezegen değil mi? İllaki aklın dağıtıklığı, zihnin evrene içkinliği, bilginin dünyanın kendini ifade etme biçimlerinden biri oluşu gibi radikal felsefi kavrayışlara gerek yok bunu anlamak için. En bayağı, insanmerkezli, biyolojik şovenizme kaçan kanaate sığınsak ve aklın insan veya hayvana özgü sihirli bir maharet olduğunu savunsak dahi, şu itirafta bulunmak zorunda değil miyiz: İnsanın, hayvanın aklı bu dünya üzerinde, bu dünya özelinde, bu dünya tarafından kuruldu. Akıl dediğimiz, bu dar biyolojik perspektifte dahi, dünyanın bedeninde dalgalanan bir spazm. Bu metni yazmama yarayan zihnim ile sizin onu okumaya yarayan zihniniz, doğrudan veya dolaylı, dünyanın zihinsel kuvvesinin uzantıları. Düşünen benim ve sizsiniz elbette, fakat aynı zamanda bizim vesilemizle dünya. Vladimir Vernadsky dünyayı yalnızca jeosfer (yerküre) ve biyosfer (canlıküre) ile değil, ek olarak noosfer (akliküre) ile de tanımlamak gerekir diye boşuna demiyordu.7 Gregory Bateson dünyayı anlamak için aklın ekolojisine odaklanmak yetmez, ekolojinin aklını de dikkate almak gerekir diye boşuna ısrar etmiyordu.8 Dünya sadece maddi formasyon sahası değil, aynı zamanda gayrimaddi enformasyon kaynağı. En maharetli filozofun dahi tevazuyla itiraf etmesi gerekir ki, aklın ve kavramların dünya kurduğu gerçek ama aklı ve kavramları kuran da dünya.
III. Mimari Dünyakurma
Mimarlık tarihi Neandertal topluluklardan Vitruvius’a, Piranesi’den Moholy-Nagy’a, Cedric Price’tan Lebbeus Woods’a dek uzanan geniş bir skalada –kâğıt üzerinde, kavram düzleminde, fiziksel çevrede– dünyakurma deneyleriyle örülü. Mimarın dünyakurucu bir arketip addedilmesi bir ölçüde bu zengin tarihten ötürü. Fakat bu varsayım sadece mimarın mesleki meleke ve tarihsel katkılarından kaynaklanmaz, bu efsanevi rol mimara sıklıkla başkaları tarafından atfedilir. Filozof ve kurmaca sanatçıları, söz konusu dünyakurma olduğunda, mimarın destansı imgesine başvurmadan duramazlar. Bu bağlamda, Plato’nun kozmolojik eseri Timaeus’ta evreni inşa eden öznenin yarı Tanrı rolünde [dêmiourgos] bir “Mimar” [architektōn] olduğunu savlaması tesadüf değil.9 William Blake’in “Günlerin Atası” [The Ancient of Days] resminde Tanrı’yı elinde pergelle dünya kuran bir baş mimar olarak tasvir etmesi rastlantı değil.10 Matrix sinematik evreninde Neo’nun binbir engeli aşıp simülatif gerçekliğin kurucusuyla yüzleştiğinde, kurucunun kendisini kısaca “Mimar” [The Architect] diye tanıtması sürpriz değil.11
Filozof ve kurmaca sanatçılarının dünyakurucu arketipi mimardır, çünkü bir yandan fiziksel inşaatın hakikatinden etkilenirler, öte yandansa tepeden inme kudretiyle aşkın bir tanrısal mimar rolünün cazibesine kapılırlar. Oysaki mimarlığı sıklıkla yapıldığı üzere fiziksel inşaata indirgemek dar görüşlü bir yaklaşımdır. Mimari dünyakurma fiziksel çevreyle sınırlı kalmaz, kâğıt üzerinde, sanal ortamda, hayali ve kavramsal düzlemlerde de kurgulanır. Her tópos zaman içinde eğilip büküldüğü düzeyde, her yer imkân ve mekân arasında mekik dokuduğu ölçüde mimari bir dünyakurma istencini ardında barındırır. Öte yandan mimara rabbani bir rol atfetmek de anlamsızdır. Mimarın Tanrı rolünü oynaması ancak kendisini aşkın hezeyanlara kaptırmasıyla mümkündür (modernist mimar Le Corbusier veya Ayn Rand’ın Fountainhead romanındaki Howard Roark gibi), oysaki mimarın kurucu etkinliği varoluşun –evren, yerküre, hayvan ve insanların– konstrüktif yaratıcılığıyla süreklidir, hayata içkindir. Mimarlık yapı yapma sanatı değil, dünyakurma sanatıdır. Mimari dünyakurmanın özgünlüğü burada yatar: mekâna imkân enjekte eder, uzayzamanda dalgalanan kuvveleri eğer, büker, birbirine lehimler, hayata olanak veren ortamları inşa eder.
Antrakt III: Mimarlığı Kuran Dünya
Yerkürenin 4,6 milyar yıllık meşguliyeti dünyakurma. Vücud ve mevcud arasındaki bitimsiz dans. Sayısız şekle gebe amorf plazma. Kuvve ve fiil arasında esriyen plasenta. Dünyanın perspektifinden bakıldığında [sub specie aeternitatis], tek bir varoluş sürekliliğinin sonsuz başkalaşımı hayat dolu bir zarafet gibi gözükür. Biz varlıkların perspektifinden bakıldığındaysa, sonsuzluğun zarafeti sonluluğun vahşetiyle örülür. Oysaki, varoluşun sonsuzluğu ve biz varlıkların sonluluğu bir tezat teşkil etmez, sonluötesi içkinlik düzleminde kesişir. Kendi perspektifimizle dünyanın perspektifini hemhâl kılabildiğimiz ölçüde farkına varmak mümkün olur ki, her sonlu ömür imbiğinden kendine has bir sonsuzluk geçirir.
Dünya hayat tükürür. Bir yanda dağın biri yüz milyonlarca yılda katman katman kendini inşa eder, öte yanda biyolojik bir tür ortaya çıkar, evrimleşir, binbir macera yaşar, vakti gelir, soyu tükenir. Taş sopanın icadı ile siberuzayın bulunuşu arasında geçen süreyi insanın aklı almaz. Oysaki yerkürenin ömrünü insan ömrüne oranlarsak, bize kavrayamadığımız kadar uzun gelen medeniyet tarihi dünyanın en fazla anlık bir iç çekişine karşılık gelir. Mimarlık tarihini en güncel diskurlarda dahi kulübe ve dolmen, zigurat ve piramid gibi insan yapılarıyla başlatmakta, birkaç bin yıllık bir beşeri aralığa hapsetmekte ısrarcıyız. Oysaki milyarlarca yıl önce yerküreye mekânsal imkânları ilk aktaran, ovada platoda ilk tektonik düzlemleri kuran, dağda tepede ilk mağarayı oyan, taş üstüne taşı ilk koyan, ne insandı ne de hayvan. Mimarlık dünyakurucu bir faaliyet elbette, fakat unutmamak gerekir ki, mimarlığın kurucusu dünya.12
Kapanış: Dünyakurucu Çocuk
Dünyakurma çocuğun işi. Kurmaca sanatçısı, filozof ve mimar dünyakurmanın aktörleri. Dünya bizatihi dünyakurmanın zemini. Çocuk ise dünyakurma istencinin ta kendisi. Elbette her çocuk yorulmak bilmez bir dünyakurma makinesidir. Bir eline taş, öbürüne çubuk alır, hiçbir şey yoksa, gözlerini kapar, hemen bir dünya kuruverir. Fakat burada çocuktan kasıt dar anlamıyla insanın erken yaşlardaki gelişim evresi değil. İnsan, hayvan, toprak, okyanus, yapay zekâ –her varoluş biçimi– dünya kurduğu ölçüde çocuksu bir istenç şekillendirir. Dünyakurma çocuk olmayı gerektirir, çünkü çocuk olmak dünyakurucu her eylemin ebedi hayatın kayıtsız bir masumiyet taşıyan yaratıcı itkisiyle hemhâl olması anlamına gelir. Herakleitos’un elli ikinci fragmanında zarifçe özetlediği gibi: “Ebedi hayat [Aiôn] oyun oynayan bir çocuktur.”13
Dünyalar tanrısal aşkınlıkla değil çocuksu içkinlikle kurulur. Bu çocuğu Tanrı’ya karşıt kılmaz. Çocuk Tanrı’yı başkalaşıma uğratan, yaratıcılığı doğaüstü boyutlardan kurtaran, dünyakurmayı hayata içkin kılandır. Ursula Le Guin’in zarifçe altını çizdiği üzere:14
Bir evren oluşturan, gezegen icat eden veya hatta bir çizim odasını iskân eden bir yazar Tanrı’yı oynar gözükür. … Evrenler inşa ettiklerinde dahi, dünyakurucular sadece oynarlar. Fakat Tanrı’yı oynamazlar. … Fantastik dünyakurucular çocuk ruhlu, çocuksu olurlar. Oyunlar oynarlar. Alevler içindeki zemin üzerinde dans ederler … Böylece Tanrı kavrayışının kendisi değişir. Artık Zeus ve Yehova gibi rasyonel, eril, kıskanç tiplerle uğraşmaz hâle geliriz. … Ego basitçe yok olur; fakat benlik her şeyle hemhâl olur. Harfiyen, tamamıyla her şeyle. Hayal gören hayal olur. Sema eden sema olur.
Le Guin burada hem Mandukya Upanişadı’na hem de sufizme referanslarını gizleyerek yaptığı usulca göndermelerle şunu demek istiyor: Dünyakurma hayatın üzerine çıkarak, tepeden inme buyruklarla yapılmaz. Dünyakurma hayatın akışında eriyerek, çocuksu bir ruhla, yeryüzüyle esriyerek yapılır.
Çocuk olmak Tanrı’nın doğaya içkinliğini, dünyakurmanın varoluşla sürekliliğini, hayatın yaratıcı kuvvesinin her birimize dağıtıklığını ifade eder. Nietzsche, derin bir hayranlıkla, Herakleitos’un ebedi hayatı çocuksu bir dünyakurma oyunu olarak tanımlamasını şöyle benimser:15
Bu dünyada yalnızca oyun, sanatçı ve çocukların oynadığı oyun, hiçbir ahlaki katkı maddesi olmaksızın, sonsuza dek eşit bir masumiyet içinde, oluşu ve yok oluşu, yapımı ve yıkımı sergiler. Ve canlı ebedi ateş de çocuk ve sanatçıların oynadığı gibi oynar. Tüm masumiyetiyle, inşa eder, yok eder. Ebedi hayat’ın [Aeon] kendisiyle oynadığı oyun budur. Kendisini suya ve toprağa dönüştürerek, deniz kıyısındaki bir çocuk gibi kumdan kuleler inşa eder, onları üst üste yığar ve ayakları altında çiğner. Zaman zaman oyunu yeniden başlatır. Bir anlık doygunluk –ve tıpkı sanatçının yaratma ihtiyacı tarafından ele geçirildiği gibi, yine ihtiyaç tarafından ele geçirilir. Yeni dünyaları var eden kibir değil, sürekli kendini yenileyen oyun dürtüsüdür.
Dünyakurma dünyayla başlar, kurmaca, felsefe ve mimarlıkla yeni ufuklar kazanır, çocukla yıkılır, yenilenir, yıkılır, yenilenir. Hayatın dünyakurucu gücü, en nihayetinde, deniz kenarında oyunbaz bir çocuğun kumdan kuleler inşa etmesi, dalgalar gelip kuleleri her yıkıverdiğinde, aldırış etmeden yeni bir kulenin inşaatına tekrar yeltenmesi değilse nedir?
{25.6.2024, Hell’s Kitchen}1. Merriam-Webster Sözlük, “World-building,” Haziran 2024.
2. Literary Magazine; Or, Monthly Epitome of British Literature (Ağustos 1805), s. 434.
3. Kişisel not: Bu metni 2024 yılı Bahar sömestrinde Pratt Enstitüsü’nde vermeye başladığım “Worldbuilding: Architecture, Philosophy, and Fiction” adlı dersin kuramsal çatkısını kurarken yazdım.
4. Sagan’ın evren ve dünyanın kurulumunu incelediği kitabı için, bkz.: Carl Sagan, Cosmos (New York: Random House, 1980).
5. Dünyanın jeoloji tarihi ve gezegen bilimi perspektiflerinden erken tarihi ve oluşumu için, bkz. Jonathan Lunine, Earth: Evolution of a Habitable World (Cambridge: Cambridge University Press, 2013); Steven Stanley ve John Luczaj, Earth System History (New York: W.H. Freeman, 2014).
6. “Büyük Çarpışma Hipotezi” olarak bilinen sava göre, ay yaklaşık dört buçuk milyar yıl önce, Hadeen jeolojik evresinde erken dünyaya bir gök cisminin çarpması sonucunda uzaya fırlayan kalıntılardan oluşur: William K. Hartmann ve Donald R. Davis, “Satellite-sized planetesimals and lunar origin,” Icarus 24:4 (1975): 504-515.
7. Vladimir Vernadsky, “The Biosphere and the Noosphere,” American Scientist 33, no. 1 (1945): 1-12.
8. Gökhan Kodalak, “Bateson, Dağıtık Akıl ve Sibernetik Ekoloji,” Manifold (2020). Genişletilmiş İngilizce versiyonu için: Gökhan Kodalak, “Gregory Bateson, Distributed Mind, and Cybernetic Ecology,” The Space of Technicity: Theorising Social, Technical, and Environmental Entanglements, ed. Andrej Radman, Dulmini Perera, vd. (Delft: TU Delft Open, 2024), ss. 95-117.
9. “Ve böylece Mimar evreni inşa etti.” Plato, Timaeus [28a-31a] (MÖ 360) veya: Plato, “Timaeus,” Complete Works (Indianapolis: Hackett, 1997), ss. 1234-7.
10. William Blake, Europe a Prophecy (Lambeth: 1794).
11. “— Merhaba Neo.
— Kimsin sen?
— Ben Mimarım. Matrix’i ben yarattım.”
The Matrix Reloaded (2003), yön: Wachowskiler.
12. Dünyanın kendisini inşa ettiği dünyakurma etkinliğini mimarlıkla ilişkilendirdiğim bir başka metin için, bkz. Gökhan Kodalak, “Kozmodalite,” Manifold (2022). İngilizcesi için: Gökhan Kodalak, “Cosmodality,” Log 52 (2021): 132-37.
13. Bkz. Herakleitos’un 52. fragmanı veya: Heraclitus, “Fragment 52,” Fragments (Toronto: University of Toronto Press, 2003), s. 37.
14. “It would seem that the writer who composes a universe, invents a planet, or even populates a drawing room, is playing God…. Even when they are making entire universes, they are only playing. But they are not playing God.... Fantasists are childish, childlike. They play games. They dance on the burning-ground.... But now God himself has changed. We are no longer dealing with rational, masculine, jealous types such as Zeus or Jehovah.... The ego simply vanishes; but the self becomes all. Literally, precisely all. The dream is the dreamer; the dancer is the dance...” Ursula Le Guin, "Do-It-Yourself Cosmology,” The Language of the Night: Essays on Fantasy and Science Fiction (New York: HarperCollins, 1993), ss. 118-123.
15. Friedrich Nietzsche, Philosophy in the Tragic Age of the Greeks (Washington: Regnery Publishing, 1998), s. 62.
