“Niye Bu Yazı?”, ekran görüntüsü, 2021
Niye Bu Yazı?

Metnin yayımlanmasından tam olarak beş yıl bir gün sonra,1 masadan kalkmamıza az zaman kala açıyorum konuyu: “Niye Bu Resim? Çok güzel bir yazı” diyor ve ekliyorum: “Manifold’da ilk okuduğum, okumayı en çok sevdiğim, en çok okuduğum içerik.” Manifold’da ilk okuduğum, okumayı en çok sevdiğim ve en çok okuduğum içerik niye bu yazı? Gülümsüyor, şaşırıyor, teşekkür ediyor. Sonra yazı hakkındaki itiraflarını sıralıyor, iltifatlarımla tamamlıyorum. Bunun hakkında değil, bununla ilgili de değil, tam olarak bunun gibi bir yazı nasıl yazılır, bir yazıyla nasıl diyalog kurulur, diye düşünmeye itiyorum kendimi. Bir resmin resmini yapmak veya bir müzik parçasını cover’lamak gibi? Belki… Yazılmış yazının yazısı. Masadan kalkıp yolda yürüme faslına geçtiğimizde konu yeniden açılıyor; bir şeyi yazarak yazmanın, nasıl yazacağını düşünürken yazmanın, aynı şeyi defalarca yazmanın, yedi sayfa yazmak ile 300 sayfa yazmanın farkı üstüne… Bazı yazarlar ve denemeleri, yöntemleri… diye peşi sıra örnekler anlatıyor Emre: “Misal, falanca yazar bir giriş yazısını her seferinde beğenmeyip, 46 defa yeniden yazıyor ve bu 46 giriş yazısının hepsi bir arada yayımlanıyor…” Kimdi bu yazar? Kitabın adı neydi? Konuştuklarımızı konuşmamızı sağlayan o ayaküstü referanslardan aklımda kalanları Google’a aktarıyorum ve şu sonuçlar çıkıyor: “Adalet Bakanlığı memur sınav, atama ve nakil…”, “46/2-C Trafik Ceza Kodu Nedir? 2021 Madde 46/2-C...”, “İlk Şehirler ve Yazılı Medeniyete Geçiş”… Bir kitaptan bahsediyorum, ancak “Kitabın doğru hatırladığını sandığın ismini o akşam da yanlış söylemişsin” diyor Google sonuçları: “Biçem Araştırmaları” değil! Biçem Alıştırmaları. Bu kitabı örneklemiştim Emre’ye; Emre’nin verdiği örneklerin ardından. Aslında yazmak, başlı başına bir tasarlama eylemi; zihin ile dili doğru ritme sokmak. Kolay algılanır da olabilir bu ritim, 7/8’lik ölçü gibi algısı zor ve aksak da… Bir refleks olarak verdiğim Queneau örneği mesela, “yazılmış” bir kitap gibi gelmiyor bana; yazmak için yazmayı bahane etmek ya da yazmanın potansiyellerini görmek gibi daha çok. Şu an fark ediyorum, aslında edebiyat dünyasında beni cezbeden her ne ise o tasarım dünyasındaki bir metoda karşılık geliyor. Dolayısıyla Niye Bu Resim?, bu metotlardan biri veya bir kısmı olabilir mi? Bir sayfa mekânından başlayan ve oradan farklı ölçeklere doğru sıçrayan Mekân Feşmekân’a benzer birçok anlatım biçimini araştırmıştım,2 tez bitiminde yaşadığım eksen kaymasını atlatabilmek ve bireysel tonu yeniden bulmak adına. Sonra demiştim ki bir tasarımcı için tasarlamanın ilhamı, tasarımın kendisi dışında her şeyden gelmeli. Tasarımla ilgili bir kitap, tasarımı anlatan akademik bir metin gibi değil, tasarımı özne yapan bir edebi eser gibi yazılmalı (Kendime öğütler). Peki Niye Bu Resim?’i düşünürken neden tasarımı düşünüyorum? Ne ilgisi var? “Bunu ben de yazarım” dedirtecek kadar, tasarımı düşletecek kadar (veya bir tasarımcıyı heyecanlandıracak kadar) iyi tasarlanmış bir yazı olması belki? Referansları es geçmeyen düz bir düzyazı (ile) sonuyla başını hatırlatacak sinematografik bir bitiş (ile) kendinden başka hiçbir şeyi dert edinmeyen bir ton (ile) diyeceğim, ama Emre “Öyle değil” diyor. Önce okuyarak diyaloğa girdiğim metnin şimdi yazarıyla diyalog hâlindeyim. İkisi başka şey söylüyor. Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu mesela, bu yüzden yakalıyor beni: Kitap, okuruyla diyalog kurarak okutuyor kendini. İşte burada bir çözülme başlıyor. Metnin veya yazmanın kendisiyle olan derdi; ne yazıldığının bilincinde olan bir metin… Programı, sistemi, mekaniği önceden belli olan, bu yüzden programının, sisteminin ve mekaniğinin sebep olduğu bir metin… Yazıya benzeyen yazı, yazı için yazı: “Bir kitap arıyordum” diyor Irnerio. “Hiç okumadığını sanıyordum” diye karşı çıkıyorsun. “Okumak için değil. Yapmak için. Ben kitaplarla bir şeyler yapıyorum” (s. 149). “Yazı yapmak” sanırım didiştiğim kavram; Biçem Alıştırmaları’nda yazmak olarak göremediğim. Yazıyı yazmadan önce yapmak: Oruç Aruoba, de ki işte’nin HAZIRLANMA başlıklı yazısında şöyle iletir: “Birgün güçlü bir zamk alırsın, eve gider, kitaplığını boşaltıp kitaplarını üst üste yere dizer, sonra, her bir yığındakileri sırayla, teker teker alıp sayfalarını birer birer birbirine yapıştırırsın, yine üst üste yere dizersin. Ertesi gün –zamk iyice kuruyunca– kitaplarını eski yerlerine yerleştirirsin.” (s. 10) Yazı-yapı/yapı-yazı. Veya hiç okumadığın kitap hakkında, onu okuduğunda sahip olacağından fazlasını bilmek gibi: Tristram Shandy Beyefendi’nin Hayatı ve Görüşleri’ni almaya hazırlandığım bir gün, baskısının tükenmiş olduğunu öğrenmemle içimde hiç beklemediğim bir huzur nüksetmişti. Hayır, yazının uzunluğundan korktuğumdan değil. Onun hakkında bu kadar çok şey okuyup, Orhan Pamuk’un önsözü dahil, hakkında düşünüp, yazıp, esas metni okumaya gerek olmadığını düşünecek kadar kitabın niyetini bilmek, onu okumaktan fazlasını ifade ediyormuş demek ki. Yazının barındırdığı fikri değil yazmanın fikrini görmek... Niye Bu Resim? tüm bunları düşünmemi sağladığı ve başka birçok şeyi çok iyi becerdiği için mi bana iyi geliyor? Yazar benimle konuşuyor, yazı benimle konuşuyor, yazar yazısıyla konuşuyor, yazı yazarıyla konuşuyor, yazar ekranıyla konuşuyor, yazarın ekranı benimle konuşuyor, sonra ben kendi ekranımla konuşuyorum… Bu yazı ne ile ilgili? İmgeden bahseden yazının kendisi de mi imgeleşiyor? Manzara, kadrajıyla güzel. Veya gündelik hayatımda, alakasız yerlerde gördüğüm alakasız resimler; henüz inşa edilmemiş bir binanın etrafını çevreleyen panoların üzerine basılmış “stock” imajlar, bir kokoreççinin duvarında, diğer tüm alakasız imgelerle birlikte duran görkemli bir Guernica replikası, zücaciye tezgâhında duran satılık bir çerçeve içine yerleştirilmiş “SATILIK ÇERÇEVE” yazısı, bir vitrinde teşhir edilen ve çok uzun süre güneş ışığına maruz kalmış plak kapaklarının “monocrom” görüntüleri… “Resim” denen şeyin okunur bir metne karşılık düşmesi. Bir noktada “Aşırı tasarlanmış bir metin” diyor Emre, yanlış aktarıyor da olabilirim: “Bir seferde çıkmış gibi ancak kelimeler ve cümleler üstüne çok düşünülmüş, yerleri değiştirilmiş…” “E olması gerektiği gibi” diyorum içimden. Yazarı için bir laboratuvar ortamı gibiyken okur için “Aklına ne geldiyse, olduğu gibi akıtmış işte” hâline bürünmüşse o metin, yani “tasarlanmış” olduğunu hissettirmiyorsa zaten iyi yazılmış değil midir? Kalkarayak güzelleşen muhabbet, arabaya yaklaştıkça tam da en güzel yerinde sonlanmak zorunda kalıyor. Sanırım yarıda kesilen konuşmamızı tamamlamak için yazıyorum bu yazıyı. Belli ki bir ithaf. Uzun süredir uykuda olan bir hevesi yeniden canlandırdığı için olsa gerek. İyi bir yazı, iyi bir sohbeti doğuruyor. Niye Bu Resim?, okudukça yıllar içerisinde manzaraya dönüşen bir yazı benim için. Bir paragrafı toparlayıp, ne yazmışım diye şöyle bir uzaktan bakmak adına ekranı küçülttüğümde karşıma çıkan leke; herhangi bir yazı oluyor o leke, yazılmış olanın imgesi oluyor. Emre’nin cümleleri de böyle. Bu yazı da o onun yazısı gibi olsun, uzaktan bakıldığında ona benzesin istiyorum. Niye Bu Yazı? Başından niyeti belli olsa da yolda çok değişen bir yazı: taklit, diyalog, örnekleme, formül… Yazar ve yazan arasında bir diyalog metin. Niye Bu Resim?’in tıpkısını yazmak için başladığım nasıl olacaksa artık –Jeff Wall’in Hokusai’yi yinelediği gibi ya da Menard’ın Don Kişot’u yeniden yazma isteği gibi belki–, kelime ve boşluklu/boşluksuz karakter sayılarıyla eşit iki metin… diyeceğim, ama öyle de olmadı. Beklendiği üzere tam da buraya veya yazının geride kalmış başka bir yerine bir hyperlink eklemek gerek belki, ama onu da istemem. A noktasından kalkıp B noktasına vardığınızda, o arada geçen zamanı, oradan oraya nasıl geldiğinizi, gelirken nelerle karşılaştığınızı hatırlamadığınız o “yok an”ı, zihnin kısa süreli donma hâlini tarif eden bir yazı gibi… “Google Maps” diyordu Emre, “Kullanmayı hiç sevmiyorum, çünkü insana bildiği yolu bile unutturuyor” gibi bir cümleydi sanki. Evet, 37 yaşımda şoför olmuş birisi olarak fark ediyorum ki yürüdüğün yol ile arabayı sürdüğün yol, birbirinden ayrı iki yol diyordum karşılık olarak. Muhabbet arabanın park ettiği yerde sonlanıyor, İlkay’a yol tarif etmek için yan koltuğa geçiyor. Yarıda kesilen konuşmamızı tamamlamak için yazıyorum bu yazıyı… diyeceğim, ama öyle de değil.

1. Yazı 19.07.2016’da yayımlanmış, biz 20.07.2021’de görüşmüşüz. Keşke bir gün öncesine sözleşseymişiz.

2. Berat Örnek önermişti, “Tezimi kitaplaştırma konusunda editör olarak yardımcı olur musun” diye sorduğumda. Kitabı yazmaya hâlâ başlayamadım Berat.

Emre Ayvaz, imge, metin, okumak, tasarım, Umut Altıntaş, yazmak