Lascaux mağarasındaki çizimleri, tanışık olmaya duyulan tek taraflı isteğin izleri olarak görüyorum. Aynı zamanda çizilen canlının ikizini “kendi”nde yaratmadan önceki eskizler, dönüşmek istenen bedene ve ruha dair yapılan ilk taslaklar olabilir karşımızda duran. Sanatın Öyküsü’nde Gombrich, ilk insanların oluşturduğu topluluklardan bahseder. Bunlardan bazılarının av hayvanından daha güçlü olabilmek için o hayvanın kılığına girerek hareketlerini taklit ettiğini, bazılarının da hayvanlarla akrabalık ilişkisi kurduğunu, hem insan hem de hayvan olunan bir gerçekliğin o zamanlarda hüküm sürdüğünü söyler. Maske büyülü bir nesne olarak, bu gerçeklik zeminini kurma ritüellerinde kendine yer bulur.*
Avcının üstünlük arayışı sırasında elde etmek istediği gücü avının varoluş biçimiyle eş görmesine, dönüşmek istediğinin aynı zamanda avı olmasına dair ortaya çıkan çatışma, üzerine düşünmeye değer bir konu. Bu nedenle mağara resimlerinin ressamı olan ilk insanların duvarlara bıraktığı izler, maskelerinin ardından sessizlik içinde gözlemlediği hayvanın güçlü olduğu kadar zayıf yanlarını da keşfetmek üzere edindiği izlenimlerdir. Bağ kurduğu ve dönüştürücü rolü atadığı ruhun kendinden iletilen yansımalarıdır.
Sessizlik avcının tanıma eylemini gerçekleştirdiği sırada ifadesine dönüşür. Sessizliğe bürünmesinin tek nedeni gözlemlediği hayvanı ürküteceğinden duyduğu çekince değildir; merak ve korku da sessizliğe sebep olmaktadır. Kendi dönüşümünü başlatacak olan ruhun gücünü tanımak ve hatta o güce sahip olmak isterken, sonunun bu arzuyla gelme olasılığı onu içe hapseder. Tanımaya dayalı gözlemden edindiği deneyim sırasında hissettikleri, sessizlik maskesinin arkasında dönüşümünü başlatır. Ritüellerde büyülü nesne olarak kullandıkları maskelerle yaptıkları kutsal dansın bu dönüşümü konu eden birer temsil, sahneye koyulan halüsinatif bir oyun olduğunu düşünüyorum.
O zaman sessizliğin bir savunma eylemi olduğu kadar iktidar kurma biçimi de olduğu söylenebilir. Bu sırada görme duyusu baskın duyu olarak öne çıkar. Dilsizlik daha iyi görebilmek için bir fırsat yaratır. Sessizliğin arkasında gizlenen kişi görünmemeyi öğrendikçe eskisinden daha iyi görmeye başlar. Görme eylemi bir çeşit röntgenciliğe döner. Ancak izlediğinden saklanmak yerine, bulunduğu yerde kaybolmayı öğrenir... Öğrenir mi?
Sorunun cevabı, merakına hangi duygunun eşlik edeceğiyle ilgili olarak verilebilir: Kendini ve karşısındakini tanımanın getirdiği merakın deneyimiyle mi dönüşecektir, yoksa korku ve endişenin onu sürüklemesine izin mi verecektir? Seçim yapması gerekir.
Şehir yaşamına geldiğimizde ise sessizlik aracılığıyla gözlem ve tanıma hâlinin yukarıdaki aktarımda olduğu gibi tek taraflı olmadığını düşünüyorum. Karşılıklı soru sorabilme ve cevap alabilme şansı varken bu suskun maskelerin takılmasını, yukarda bahsettiğim seçimleri dikkate alınca kafa karıştırıcı buluyorum. Bir başka deyişle, eğer tek taraflı kuruluyorsa bu ilişki veya hiç kurulmuyorsa, etkileşimi reddeden tarafın/tarafların bilerek bu seçimi yaptığını öne sürüyorum.
Sessizlik sırrın yaratıcısıdır. Sır ve yarattığı gizem, meraklı ve cesaretli bir kişiye soru sordurur, ancak soru sormaya cesaret etmek tek taraflı da olsa sessizliği ortadan kaldırır. Bu karşılıklı olarak maskelerin ortadan kaldırılmasıyla sonuçlanabilir, ancak soru sorarak sessizliği bozanın, cevap alamamasıyla birlikte kendini ifşa etmesi de ihtimallerden biridir. İfşa kendi benliğine yapılmış bir sınır ihlali olsa dahi onu izleyici konumundan alır ve bir kent oyuncusuna dönüştürür; kendine rol atar. Bu ona aynı zamanda bir iktidar alanı tanımlar.
Toplum ve otorite arasında kurulan ilişki, bireylerin kamusalda edindiği rolde büyük pay sahibidir. Tahakküm de en az maddi sınırlar kadar bireyin kamusaldaki ifadesini etkilemektedir ve bunun kaygının temel kaynağından biri olduğu öne sürülebilir. Kitlelerin sessizlikleri, kent yaşamında yaratılan müştereklikler adına ortaya atılabilecek sorulara sahip olmamalarından veya herhangi bir cevap üretememelerinden değil, sorulara ve cevaplara olan inançlarını kaybetmekten veya sessizliği bozacak cesaretleri olmamasından kaynaklanıyor olabilir. Dolayısıyla sessizlik, açığa çıkmayı bekleyen soru ve cevapları beraberinde taşır.
* E.H. Gombrich, Sanatın Öyküsü (İstanbul: Remzi Kitabevi, 2009).
