Oyun ve Beraberlik Üzerine Düşünmek
Herkes İçin Mimarlık ile ilgili düşünürken ikimiz (İlke ve Selin) için ortak olan, oyun üzerine konuşmaktı. Derneğin belirli bir erk olmaksızın, o iş için heyecanlanan her bireyin kendiliğine izin veren ve her atölyede kendi iç dinamiklerini üreten yapısının dayanağını, atölye başlangıçlarında oynanan ninja oyunundan aldığını düşünmekten kendimizi alamıyor ve Herkes İçin Mimarlık’ın onuncu yılına “oyun”la kurduğu oyuncu ilişkiler üzerinden bakıyoruz.
Herkes İçin Mimarlık, çocuk olmayı hatırlatan bir şeyler barındırıyor içinde. Daha demokratik bir mimarlık üretim zemininin arayışı sırasında, sokakla ve sokaktan olanla kurulan diyalog biçimlerinin, hafızamızdaki çocukluk yıllarına ait bazı imgeleri ve eylemleri tetiklemesi nedeniyle ortaya çıkan bir serbest çağrışım olabilir bu. Bir arada olmayı, birlikte üretmeyi kendine dahil eden herkesin, yanında getirdiği oyuncu bir taraf var.
Huizinga, Homo Ludens’te oyunun yalnızca bir eylem değil bir kültür kurucusu olarak çalıştığını söyler. Bir iktidar tarafından kuralları koyulan bir beraberliktense oyun oynayan bireyler beraber üretmeyi, düş kurmayı, bir arada olmayı ortaklaşarak inşa eder. Beraber inşa etme hâli oyuna dahil olmak isteyen herkesi içine alır. Tüm bu kuramsal sayıklamaların derneğin iç dinamiklerinin deşifresi gibi çalışması, on yıl içinde inşa edilen beraberliği düşünmek için keyifli bir aracı gibi gözüküyor bizim adımıza. Ekipler kurulmadan önce, içimizden birinin veya birkaçının bir proje için gerçekleştirdiği katılım duyurusu, çocukluğumuzda başlatılacak oyunlar için yaptığımız “Oynayan kaleye mum diksin” çağrısıyla epeyce ilişkili. Burada ortaya koymaya çalıştığımız ilişkilenme, projeler ile oyun arasında kurmaya çalıştığımız direkt bir analoji değil aslında. Söylemeye çalıştığımız, bir arada olma yeterliğinin ya da motivasyonunun her zaman veya sadece projeler üzerinden sağlanmasının pek de mümkün olmadığı. Bu noktada projelerin tasarım ve üretim aşamalarına zaman zaman paralel ilerleyen, bu aşamaların içine sızan, bazen de tüm sürece hâkim olan oyun oynama refleksinin, ekip üyelerinin birbiriyle ve çalışacağı mekânla tanışmasının bir yoluna da dönüştüğünü söyleyebiliriz.
Metnin başında bahsi geçen ninja oyunu bizim hayatımıza dernekle girdi. Atölye başlangıcında ya da arasında oyunun hak ettiği ciddiyet ve titizlikle oynanması, hem üretim süreci hem de katılımcıların sosyal ilişkileri için ilginç bir katalizör etkisi taşıyor. Farklı coğrafyalarda (Edirne, Bilecik, Berlin, Amasya, İstanbul) ve çok farklı katılımcılarla oynadığımız oyunun neredeyse her zaman atölye katılımcıları arasındaki sosyal bariyerleri esnettiğini, grup içi hiyerarşik pozisyonları erittiğini ve bolca dopamin salgılamaya altlık hazırladığını görmek mümkün.
2020 yılında “Evin Hâlleri” atölye dizisine Uçsuz Bucaksız Azınlık 2 ile dahil olduğumuzda, oyun, pandemiyle birlikte ortaya çıkan “yeni normal”in bir getirisi olarak uyum sağlamaya çalıştığımız birçok duruma karşı güvenli bir sığınak olarak tekrar karşımıza çıkmıştı. 2018 yılında Kerem Erginoğlu ile birlikte 16. Uluslararası Mimarlık Sergisi Venedik Bienali Türkiye Pavyonu Vardiya projesi kapsamında “Uçsuz Bucaksız Azınlık” isimli atölyenin devamı olarak kurgulanan çalışma, sosyal ve toplu konuta tipolojik bir bakış yerine, çalışan kesimin evle ilişkisini merkeze alan yaklaşım üzerinden “konut ve yeni olasılıklar”, “konut ve kişiselleştirme” ve “geçici toplu yerleşimler” başlıkları altında yürütülecek bir araştırma hedeflemekteydi.
Burada üzerinde duracağımız “konut ve kişiselleştirme” başlığı, kurgu aşamasında ve atölye boyunca, gündelik yaşamda sürekli etkileşim halinde olunan ancak bu etkileşimin fark edilmediği veya önemsenmediği nesneler üzerinden bir okuma gerçekleştirmek için strüktüre edilmişti. Bu yolla, pandeminin gündelik yaşamdaki etkilerini, ev içinde değişen koşulları ve davranışları nesneleri araçsallaştırarak yeniden yorumlamak mümkün olacaktı. Bu yaklaşımın bizi yeni yaratılan koşulların keşfine götürmesini amaçlamıştık.
Pandemiyle birlikte içine girdiğimiz süreç, kişiler olarak alışık olduğumuz her şeyle yeniden tanışmayı beraberinde getirmişti. Evimiz ve evimizin daha önce fark edemediğimiz imkânları, ev sakinleriyle kurulan tam zamanlı ilişkiler, bu ilişkilerin yarattığı gerilimle artan oda kullanımları ve ev içindeki sınırları tartışmaya açan eşikler, sokak ile ev arasında tariflenen yeni iletişim biçimleri alışmaya ve anlamaya çalıştığımız yeni koşulların bazılarıydı. Bu koşullar karşısında kendi evinde yeniden kendine ait bir yer oluşturma ihtiyacı süreçte öne çıkan durum oldu. Kendine ait yeni bir yerin inşasının da nesnelerle ve nesneler üzerinden kurulan yeni bağlar aracılığıyla gerçekleştiğini gördük. Nesnelerin “hack”lenerek mekânları “işgal” eden ve dönüştüren birimler haline gelmesinin oyuncu tarafı, üretme biçimimizi de etkisi altına aldı. Nesnelerin doğasında veya kullanım biçimlerinde gerçekleştirilen “hack”lemeler ve nesneler aracılığıyla yapılan ev içi “işgal”lerin yer aldığı kişisel hikâyelerin bir araya gelerek hibritleşmesi amaçlanarak bir hikâye matrisi oluşturuldu ve hikâye matrisinin altlık olduğu bir oyun kurgusu üzerine çalışmaya başlandı.
Uçsuz Bucaksız Azınlık 2 atölyesinin “Konut ve Kişiselleştirme” başlığının sonuç üretimi “Ev İşgal Kılavuzu”nun bir oyun olarak ortaya çıkması, sadece araştırmanın gerçekleşmesini sağlayacak bir taktik olmasından ileri gelmiyor aslında. Bildiklerimizi unutmamız ve yeni koşullar doğrultusunda hayatı yeniden şekillendirmemizin gerekliliğinin vurgusunun yapıldığı bir dönemde oyun, herkes ile birlikte üretmenin bir yoluna, bir arada olmayı mümkün kılan bir zemine dönüşmüştü bir kez daha.
“HİM10Yıl” yazı dizisinin ilk metninde Yelta’nın yazmış olduğu “küçük değişimler peşinde olan HİM” tanımını önemsiyoruz. Bu tanım, İlke ve Selin olarak tüm mimarlık eğitim hayatımız ve kendi üretim pratiklerimiz içinde kendine fazlaca yer buluyor. Bu nedenle kendimizi dernek çatısı altında konumlandırmamız hep çok kolay oldu. Bu kolaylık, projelerde birlikte çalıştığımız ekip arkadaşlarımızın aynı zamanda oyun arkadaşlarımız olmasından da ileri geliyor. Dernekle 2012 yılında, İTÜ’de bir öğrenci topluluğunun üyeleriyken ortak bir şeyler yapma motivasyonu üzerine tanıştık. İlk etkinliğimiz, otuz ilkokul öğrencisinin katılımıyla gerçekleşen Olay Mahalli atölyesiydi. İlk oyunumuzu da burada oynadık. Önümüzdeki oyunlarımız ve tanışacağımız oyun arkadaşlarımız için heyecanlıyız. Bu vesileyle sevgili Herkes İçin Mimarlık’a nice on yıllara ve nice oyunlara demek isteriz.
