ve Kapanış
“Tekinsiz Kent Araştırmaları”nın beşinci ve son metninde ikiz/tekrar ve Kapalıçarşı üzerine biraz sayıklayıp, hızlı bir kapanış yapacağım. Araştırma boyunca üzerine tekrar düşündüğüm, yazdığım mekânlar arasında en tanıdık olan Kapalıçarşı’ydı. Çok da tarif edemediğim, biraz gizemli biraz da tedirgin edici bulduğum bu mekân ile Sigmund Freud’un “Das Unheimlich”1 isimli makalesindeki ikiz ve tekrar durumlarını anlatan satırlarında karşılaştım. Bu mini yazı dizisi boyunca kişisel merak ve sayıklamalarıma iştirak ettiğiniz için teşekkür ederim.
İkiz ve tekrar, Freud’un tekinsizliği açıklamak için makalesinde detaylı bir şekilde tartışmaya açtığı iki olgudur. Mekândaki karşılığından önce ikiz ve tekrarı bir mesele olarak ele almak isterim.
İkiz ve Tekrar
ikiz 1. sıfat İkisi bir arada doğan (çocuk) 2. sıfat Birbirine tamamen benzeyen 3. isim, bitki bilimi Aynı çiçekten oluşmuş birbirine yapışık iki meyve.
tekrar 1. isim Aynı olayın, işin, hareketin yeniden ortaya çıkışı, tekrarlaması 2. isim Bir konuşma veya yazıda aynı düşünceyi, kelimeyi birçok defa söyleme 3. zarf Bir daha, yine, yeniden, gene
İkiz kavramını Otto Rank, Der Doppelgänger2 (1914) adlı kitabında detaylı bir şekilde tartışmaya açar. Rank’ın çalışması ikiz kavramı ile kötücül ikiz, ayna ve yansıma, gölge, koruyucu ruh, ruhani inanış ve ölüm korkusu ilişkisini ortaya çıkarmaya yöneliktir.3 Kavram canlı bir kişinin karanlık, şeytansı ve tekinsiz olan tarafıyla, ölüm habercisi olan hayalet ikiziyle, tek bedende iki bilinçli olma durumlarıyla açıklanır. Sanırım Der Doppelgänger, açık ara en okunaklı şekilde Stanley Kubrick’in filmi The Shining’de (1980) takip edilebilir. Danny’nin koridorda gördüğü ikiz kız kardeşler, oteldeki maket ve bahçedeki labirent arasında kurulan görsel analoji, Jack’in filmin sonundaki labirentin içindeki donmuş görüntüsü ve fotoğraf ikizliği [fotoğrafta zamanın dondurulduğunu varsayarsak, Jack’in donması ile zaman bağlamında bir analoji kurulabilir] en açık kullanılan ikiz [double, doppelgänger] örnekleridir.
İkizden farklı olarak tekrar, farklı bağlam ve zamansallıklarda aynı durum, kişi ya da nesneyle birçok kez karşılaşma, sürekli tekrar eden şeylerin anlamını kaybetmesi gibi durumlarla açıklanabilir. Freud makalesinde doppelgänger’i besleyen diğer bir olgunun da tekrar [repetition] olduğunu söyler ve tekrarı kendi deneyimi üzerinden açıklar. Sıcak bir yaz günü, öğleden sonra küçük bir İtalyan kasabasının boş ve yabancı [unfamiliar] sokaklarında dolaşırken, kendini uzun süre sonra güvende hissetmediği bir bölgede bulur. Küçük pencerelerden ağır makyajlı kadınlardan başka bir şey gözükmeyen dar bir sokaktan hızlı bir şekilde ayrılmaya çalışır, ancak yine aynı/başladığı caddeye çıkar. Bir sonraki sefer farklı bir rota dener, ama tekrar kendini aynı sokağın başında bulur. Freud’a göre bu deneyim tümüyle tekinsizliğin kendisidir. Makalesinin ilerleyen bölümlerinde Freud tekinsiz duyumsamanın diğer bir gerekçesi olarak imkânsız tesadüfleri ve beklenmedik tekrarı gösterir. Şans olarak tarif edebileceğimiz çeşitli durumlar, tekinsiz bir duyumsamaya neden olabilir. Vestiyerden aldığımız 62 numaralı fiş ile gemi kompartıman numarasının tesadüfi şekilde 62 olması ilk etapta önemsiz gibi gözükür; ancak birbirinden bağımsız bu iki olayın farklı yer ve bağlamlarda (adres, sokak numarası, taksi plakası vs) da tekrar etmesi tekinsiz bir deneyimin kapısını aralar.4
kolaj: Selin Erdemirci
Kapalıçarşı
08.07.2019, 12:50
Yazı dizisinde sona bıraktığım Kapalıçarşı’yı aslında Şehzade Camii ve Saraçhane Bisiklet Çarşısı’ndan önce anlatmam gerekirdi. Şehzade Camii yazısında açıkladığım gerekçeler nedeniyle beşinci ve son yazıma biraz geriye zıplayarak, Karaköy Perşembe Pazarı’ndaki Ticaret Han’dan devam ediyorum.
Louis Aragon’la karşılaştığım ve çeşitli rüyalara daldığım Ticaret Han’dan ayrılıp Galata Köprüsü’ne doğru yürümeye devam ettim. Mısır Çarşısı, Kahvedji Han, Sabuncu Han, Büyük Yeni Han, Valide Han derken kendimi Kapalıçarşı’nın Mercan kapısında buldum. Kapalıçarşı çocukluk anılarımda aileyle İstanbul dışından gelen tanıdıkları gezdirmek için gidilen, telaşlı bir şekilde alışveriş yapılan, çok gürültülü ve kalabalık bir mekândı. Tanıdığım ancak asla aşina olamadığım çarşıya, lisans eğitimim boyunca farklı birçok ders ve proje için gitsem de çocukluğumdaki deneyimin üzerine çok da yeni bir şey ekleyemediğimi düşünüyordum. Araştırma kapsamında tekrar gittiğim çarşının Mercan kapısında bu kez Freud’la karşılaştım ve çarşının içerisine doğru ilerledik.
Kapıdan girdikten sonra, Acı Çeşme Sokak’ta ilerlerken –kişisel olarak çok da zaman geçirmek istemediğim bir birey olan– Freud’u bırakıp, kendisinin “Das Unheimlich” makalesinin satırlarıyla yürüdüğümü düşledim. Aslında planına hâkim olduğumu düşündüğüm, birbirine paralel örgütlenmiş sokaklardan oluşan çarşının içinde gezinirken, sürekli tekrar eden tonoz, kemer gibi arketipler yüzünden mi, aynı ürünleri satan aynı isimli dükkânlar yüzünden mi bilmiyorum İtalyan kasabasında hep aynı sokağa çıkan Freud gibi ben de hep aynı sokağa çıkıyordum. Aynı kilim dükkânının, aynı lüks markaların imitasyon ürünlerini satan dükkânın, aynı yastık üzerine Marilyn Monroe, kötü grafikli kedi illüstrasyonu ve Muhteşem Yüzyıl afişi basmış olan dükkânın önünden tekrar ve tekrar geçtim. Artık zihnimden ve gözümden şüphe etmeye başladığım bir noktada çarşı sonsuz tekrarları ve ikizleriyle bir labirente dönüşmeye başlamıştı. Her İç Bedesten’e geldiğimde harita üzerindeki yerimi ve oryantasyonumu doğrulamaya çalışıyor, sonra yine “Ben bu yerden geçmiştim, ben bu dükkânı görmüştüm, ben bu çocukla karşılaşmıştım” hissinden kurtulamıyordum. Kişisel bir inatlaşma gibi gözükse de, biraz oyunbaz bir refleksle hem yönlendirme tabelalarına hem de telefondan konumuma bakmadan Beyazıt kapısına ulaşmaya çalıştım. Kaç dakika, kaç tur attım bilmiyorum, aynı sokaklardan mı geçtim yoksa ayak basmadığım yer kaldı mı onu da bilmiyorum; ancak mistik aurasıyla beni içine çeken Kapalıçarşı’dan Beyazıt kapısını gördüğüm anda dışarı fırladığımı ve biraz silkinip tramvay duraklarında oturduğumu hatırlıyorum. Çocukluğumun büyülü ve tedirgin edici mekânını kavramsal olarak belirli bir deneyimle eşleştirmek biraz içimi rahatlatsa da hâlâ büyüsünü ve iç sıkıntısını kaybetmemiş olması kendisine hayranlığımı çokça artırmıştı. Çarşının gürültüsü ve kalabalığı yerini Beyazıt Meydanı’nın sesleri ve trafiğine bırakırken, gizemli bir bilmeceyi çözmüş ancak hâlâ gizemini yitirmemesine memnun bir şekilde İstanbul Üniversitesi meydanına doğru yürüdüm.
Bu mini yazı dizisine başlama motivasyonum yıllar içinde hâlâ beni heyecanlandıran tekinsizlik deneyimini ve İstanbul’un çeşitli mekânlarına duyduğum merakı, kanıksadığım akademik dilden özgürleşerek kayıtlara geçirmekti; sanırım bunu başarabildim. Uzun süredir –pandemi sebebiyle– gidemediğim yerleri “Tekinsiz Kent Araştırmaları” kapsamında zihnimde ziyaret etmek güzel bir kaçış oldu. Zihninizdeki yerlerle gündelik hayatınızda karşılaşabildiğiniz tuhaf-tekinsiz anların tadını çıkarabilmeniz dileğiyle, hoşça kalın.
1. S. Freud, The Uncanny (Londra: Penguin Books, 2003).
2. İngilizcesi: The Double.
3. Freud, age, s. 141-142.
4. Age, s. 144-145.