Tekinsiz Kent Araştırmaları
Şehzade Camii’nde Gündüz Düşü

Benim tek gerçek yuvam sokaktır;
sürprizlerini ve dolambaçlı yollarını hayatıma açabileceğini hayal ettiğim,
maruz bıraktığı rahatsızlıklar ve bakışlarla sokak.
1

Tekinsiz Kent Araştırmaları”nın üçüncü metninde, hayal etmek ve Şehzade Camii üzerine sesli düşüneceğim. Bir önceki yazıda rüya üzerinden yaptığım düş-gerçek spekülasyonunu, birazdan okuyacağınız metinde kontrol edilebilir düş (gündüz düşü/hayal) ve gerçek üzerinden devam ettirmeye çalışacağım. Tekinsizlik çalışmamın başında beni bu araştırmaya sürükleyen Calvino’nun Görünmez Kentler’indeki2 hayal edilebilen kentlerle İstanbul’da karşılaşmak heyecanlı bir süreçti, hayal ve heyecanıma iştirak ettiğiniz için teşekkür ederim.

“Hayal–Şehzade Cami”,
kolaj: Selin Erdemirci

Hayal

Bir şeyi zihinde tasarlayıp canlandırmak, hayallemek [hayal etmek].

1. isim Zihinde tasarlanan, canlandırılan ve gerçekleşmesi özlenen şey, imge, hülya. 2. isim Belli belirsiz görülen şey, gölge. 3. isim, fizik Görüntü. 4. isim, ruh bilimi İmge. 5. isim, eskimiş Aydınlatılan bir perde arkasında deri veya kartondan yapılmış, hareket edebilen resimler ve bunlarla oynatılan oyun [hayal, -li].

Hayal etmek, bilinçli bir biçimde zihinde art arda gelen sahnelerin oluşturduğu bir anlatı olarak tanımlanırsa, kontrol edilebilir bir eylem olarak rüyadan ayrılır. Ancak hayal kurmayı gündüz düşü olarak Türkçeleştirilen daydreaming üzerinden tekrar düşünürsem, kişinin uyanık iken zihninde oluşturduğu ve yön verebildiği imge, düşünce ve arzu olarak tanımlayabilirim ki bu da tekinsizlik bağlamında İstanbul’a bakabilmem için verimli bir altlık tarif eder. Düşlemenin Poetikası isimli kitabında Gaston Bachelard, hayal etme eylemi sırasında zamanın askıda olduğunu söyler.3 Zaman ancak hayal edilerek derinlik ve katman kazanır. Bu askıda olma hâli hayal kuran kişiyi gündelik hayattaki zamandan özgürleştirir. İçinde bulunduğu günden, aydan, yıldan ve gündelik hayatın parametrelerinden kontrollü bir şekilde özgürleşen kişi, hayal kurma eylemi sırasında zamanlar arası ve öznel bir gerçeklik inşa etme fırsatı bulur.

Erken avangart aktörlerin gelecek spekülasyonları tam da bu zaman bağlamı üzerinden hayale dayalıdır. Yaşadığı dönemin zamansal öngörüsünden, tahmin edilebilir olan gelecekten kurtulmaya çalışan avangartlar zamansız bir düşü kovalar.

Sürrealist kent fikrinin gerisindeki ilke, kentin illa göründüğü gibi olmak zorunda kalmamasıydı. Hayallerini uç noktaya götürdüklerinde bu ilkeyi de aşırılığa taşıdılar, ta ki kent tümüyle bireysel arzuya boyun eğecek denli kolay şekil verilebilir olana kadar.4

Hal Foster’a göre sürrealist pratiğin amacı, gerçeklik tanımını hayal ve gerçek arasındaki ayrımı eriterek kurmaktı. Kabul edilen ve akılcı olan gerçeklikten sıyrılarak, gündelik olanın harikuladeliğini, zamanın ötesindeki ‘gerçekliği’ ancak hayal kurabilen, özgür bir zihin keşfedebilirdi. Paris’teki salınımları ve deneyleriyle sürrealistler, daldıkları gündüz düşlerinin etkisiyle de zihinlerinde kenti yeniden inşa ettiler. Bu yeniden inşayı Roger Cardinal “Deyim yerindeyse, hayal gücünün sularında yıkanan Paris çözünür olur”5 diye betimler. Hayal gücünün sularında yıkanan kent, sürrealistler için sürekli yer değiştiren hareketli bir dizi imgenin içinde, farklı zamansallıkları da barındıran bir organizmaya dönüşür. Bu dönüşüm hayali birçok yeni fırsat, tesadüf ve kurguya olanak sağlar. Fiziksel olarak değişmeyen, ancak zihinde hayal ve gerçek arasındaki muğlak ilişkiyle yeniden inşa edilen kentsel mekân sürrealistler için potansiyelli, benim için tekinsiz bir keşif alanı vaat etmektedir. İstanbul’daki salınımlarımda bu fırsat, tesadüf ve hayali kurguyu deneyimleyebildiğim gündüz düşü mekânı da Şehzade Camii’nin ta kendisidir.

Şehzade Camii

08.07.2019, 14:40

Karaköy Perşembe Pazarı’ndaki Ticaret Han’dan Kapalıçarşı’ya devam eden salınımda, izlek gereği önce Kapalıçarşı deneyimimi yazmayı düşündüm. Ancak bir önceki metnin yani rüyanın üzerine hayal hakkında yazmak daha cazip geldiği için tekinsiz rotamı biraz deforme ederek Şehzade Camii’ni öne almaya karar verdim. Deneyimimi biraz daha temiz aktarabilmek için Şehzade Camii’ne geliş rotamı sizlerle paylaşmak isterim: Karaköy Perşembe Pazarı’ndan sonra Galata Köprüsü, Mısır Çarşısı, Hanlar Bölgesi (biraz kaybolup geri yürüyüp başa dönmeli bir gezinti oldu), Kapalıçarşı, İstanbul Üniversitesi meydanı ve devamında Şehzade Camii.

Vezneciler metro durağından İstanbul Büyükşehir Belediyesi binasına doğru ilerlerken hem caddenin kalabalıklığından hem de belediye binasının önündeki grev/polis/basın kakofonisinden uzaklaşmak için kendimi Şehzade Camii’nin avlusuna attım. Mimar Sinan’ın 16. yüzyıl ortalarında bitirdiği, ‘çıraklık eseri’ olarak bilinen, benim ise çoğunlukla Atatürk Bulvarı’na bağlanan bir kısa yol olarak avlusunu kullandığım caminin tanıdık bir sığınma mekânı olacağını düşünürken kendimi beklemediğim bir gündüz düşünün içinde buldum. Caddeden kapıyla girdiğim avlu (cami bahçesi) ilk olarak sesi izole eden yüksek duvarları ve yoğun peyzajıyla zaman-yer-bağlam gerçekliğimi biraz değiştirdi. Hızlı değişen atmosferle tekrar bir kapıdan geçip diğer bir avluya doğru ilerledim. Her eşikte artık bir iç mekâna gireceğimi düşünürken hâlâ dışarıdaydım, Saraçhane’nin ses peyzajı ve başka türlü siyasi- ekonomik-sosyal dertleri her bir eşikte biraz daha silikleşmeye başlamıştı. Her yeni eşikten geçerken daha da sessizleşen avlu girift bir zamansallıkla beni kendi gündüz düşümün içine çekti. Artık 2019’un yazında değildim; her eşikte yeni bir hayali kurgunun, kendi hayali kurgumun içinde dolaşan biriydim. Mekânın fiziksel gerçekliği hiç olmadığı kadar rijit ve haşmetli bir şekilde karşımda dursa da, her kapı eşiği ile muğlaklaşan zaman-yer bağlamı tekinsiz bir hayali mekân deneyimine neden olmaktaydı. Cami avlusunun doğu kapısındaki eşikten Valens sukemerlerinin olduğu parka çıktığımda ise 2019 yılının temmuz ayıyla, hiç durmadan devam eden trafik gürültüsüyle ve çeşitli gündelik endişelerle tekrar karşılaştım. Neredeyse bir sene sonra değişen gündelik dertleriyle Saraçhane ve Şehzade Camii’nin kapı eşiklerini düşlediğimde, içinde yaşadığım zaman-yer bağlamından özgürleşip, kendi hayali kurgumun içinde dolaşmaya ne kadar ihtiyacım olduğunu fark ediyorum. Kendi hayali kurgularınızla dolaşabileceğiniz tekinsiz mekânlarınızı keşfetmeniz dileğiyle, hoşçakalın.

1. A. Breton, Les Pas Perdus (Paris: Gallimard, 1924).

2. “Kentlerle ilişkimiz rüyalarla olduğu gibidir; hayal edilebilen her şey aynı zamanda düşlenebilir, oysa en beklenmedik rüyalar bile bir arzuyu, ya da arzunun tersi, bir korkuyu gizleyen resimli bir bilmecedir. Kentleri de rüyalar gibi arzular veya korkular kurar; söylediklerinin ana hattı gizli, kuralları saçma, verdiği umutlar aldatıcı, her şey, başka bir şeyi gizliyor olsa da.” I. Calvino, Görünmez Kentler, çev. I. Saatçıoğlu (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2011).

3. G. Bachelard, Düşlemenin Poetikası (İstanbul: İthaki Yayınları, 2012), s. 186.

4. R. Cardinal, “Çözünür Kent: Sürrealist Paris Algısı”, Sürrealizm Mimarlık: Mekân Sanatı, N.A. Artun içinde (İstanbul: İletişim Yayınları, 2016), s. 157-186.

5. Aynı yerde.

hayal, kent, şehir, Selin Erdemirci, sürrealizm, Tekinsiz Kent Araştırmaları, tekinsizlik