Cori Doerrfeld, Tavşan Dinledi, Gergedan Yayınları
Tavşan Dinledi

Bir bilinmezliğin içinde çırpınıyorum, yüzeyde kalmaya çabalıyorum ve eğer çırpınmayı bırakırsam kaybolacağımdan korkuyorum. İçimde neler olduğunu bilemiyorum ama her ne varsa sımsıkı tutmam, dışarıya bir zerreciğini bile çıkartmamam lazım. Dışarıya sızacak herhangi bir zerrenin etkisini öngöremiyorum, her şey kontrolümden çıkacak ve her yer darmaduman olacak. Biliyorum. Peki ya daha ne kadar tutabilirim? İşte onu kestiremiyorum. 

Öylesine yoruldum ki tuttuklarımdan… Ne kadar da çoklar.

Kendimi tutup tutup sonra da kapılıp gitmem ilk değil. Birazdan anlatırım başıma neler geldiğini, biraz heyecanlı o kısım da. Tabii biraz da hüzünlü, benim için. Kendimi bildim bileli, ki bu ne zamana tekabül eder tam olarak kestiremiyorum, kendimi tutuyorum. İçimde farklı bir dünya var ve dışarıda bambaşka. İçerideyken bazen patlamaya hazır bir volkanla karşılaşıyorum, dışarıda sükûnetle dolu bir ben. Bazen içerisi kaygıyla karmakarışık oluyor, dışarısı ise huşu dolu bir dinginlik. İçerideki ben böğüre böğüre ağlarken, dışarıdaki tatlı ve iyi gözükmeyi elden bırakmıyor.

Bırakmıyorum di mi? Biraz şüphede kaldım şu an.

Gerçekten dışarıdan hiç gözükmüyor mu içimde kopanlar, kimse duymuyor mu o gürültüyü, kimse yaygaradan haberdar değil mi? Haberdar olsalar da beni gerçekten anlayabileceklerini sanmıyorum. Sanki herkes kendisini, kendi ihtiyaçlarını ve kendi isteklerini düşünüyor. Ben kendimi duyabilmek için yine içime dönmeliyim.

Sessizlik...

Bak yine geldi biri ve ne yapmam gerektiğini söylüyor. “Biraz sessiz olur musun acaba?” diyor bedenim ama ağzımdan hiçbir sözcük çıkmıyor. Dinlemesini istiyorum, bedenimi, duruşumu ve aslında söze dökülmemiş söylediklerimi. Dinlemiyor. Yine kendimle kaldım, şükür. 

Sessizlik…

Bak şimdi biri daha çıkageldi. Neymiş efendim, onun tavsiyesi en iyisiymiş. Lala lalala laaaaa… Kimseyi duymak istemiyorum. Kulemin yıkılışını nasıl tek başıma izlediysem bu acımı da tek başıma yaşayacağım. Kimseye tahammülüm yok.

Sessizlik… 

Bir diğeri, ötekisi, berikisi… Hepsi geldi ve gitti.

Kim var orada? Ne yapıyor bu? Konuşmayacak mı? Peki ya tavsiye? Neler oluyor? Bu dökülenler de ne? 

Sessizlik…

Tavşan diğer bütün gelenlerden farklı bir şey yaptı. Ne tavsiye verip harekete geçmem için ısrar etti ne de beni bulunduğum duygudan çıkarmaya çalıştı. Sadece sessizliğimi dinledi. O benim ne yapmam veya ne hissetmem gerektiğini bilmiyordu. Gerekliliklerle de işi olduğunu sanmıyorum. Konuşan sessizliğimi gördü ve sessizliğimin bir boşluktan ibaret olmadığını, içerisinde bir şeylerin olduğunu fark etti. Her ne olduysa bir süre sonra dilim çözüldü ve anlatmaya başladım. İçimde sımsıkıya tuttuğum büyük bir bidon su her yere foşşş diye yayıldı. Kelimelerim etrafa saçıldı, aktı gitti. Kulaklarım ilk o zaman neler olduğunu duydu.

Ben büyük uğraşlarla yaptığım kulemin kargalar tarafından yıkılışını izledim.

Ben büyük uğraşlarla yaptığım kulemin kargalar tarafından yıkılışını izledim.

Ben büyük uğraşlarla yaptığım kulemin kargalar tarafından yıkılışını izledim.

Neler olduğunu duyan bu kulaklar önce kızarmaya, sonra da bu kızarıklığı bütün vücuduma yaymaya başladı. Öfkem beni esir almıştı. Tavşan yine orada durdu, dinledi. Kulemi nasıl yaptığımı ve neyin nerede durduğunu hatırladım, heyecanla tavşana anlattım. Komik geldi, güldüm, anlattım. Konuşmamdan ve duyduklarımdan yoruldum, saklandım, sustum. Başkalarının kulelerini düşündüm, kıskandım ve hain planlar kurmaya başladım. Anlattım, yine anlattım ve tekrar anlattım. Tavşan benimleydi. Tavşan’dan önce yanıma gelenlerin önerileri saçma veya yanlış değildi! Sadece ne o zaman benim zamanımdı ne de o hız benim hızımdı.

Senin için buradayım ve seni görüyorum.

Sözcükler anlamsızlaşıp uçup giderken, tavsiyeler yerlerine ulaşmazken en derinden hissettiklerim bana bir yol gösterdi. Çarpıcı ve dönüştürücü anılar, deneyimler, kişiler olduktan sonra hiçbir şeyin eskisi gibi ilerleyemeyeceğini anlarsınız. İşte öyle bir andı benim için. Bir yılanın eski derisini yolda bırakması gibi karşılaştıklarımla yüzleşebildikçe ve yüzleşmeye cesaret edebildikçe yeni bir adım atabildim. Eski derimi yolda savurup gittim. Yenisi dışarıdan eskisine benzer gibi gözükebilir ama beni içinde sıkıştıran, boğan o deri üzerimde yok artık.

Adımın sessizlik de olabileceğini söyledim, o kısmı duymuş muydunuz?

Gördüm ki birinin yoğun deneyimleri karşısında çırpınmanın, çözüm yolları aramanın ve onu bu duygudan çıkarıp almaya çalışmanın tam zıttı esasen Tavşan’ın yaptığı. Fakat ötekiyle olabilmek, onun deneyimini hiçbir zaman kavrayamayacak olsak da birlikte durabilmeyi gerektirmez mi? Eşlik etmek ve eşlikçisi olmak böyle bir şey. Kolay ve etkisiz gözüken durmak ve olmak tabii ki zor, farkındayım. Siz de hayatınızın herhangi bir gününde bu kolay gözüken yolu deneyimlediyseniz hiç de kolay olmadığını görmüşsünüzdür. “Senin için buradayım” mesajı, sözel bir biçimde aktarılmaktan ziyade hissettirilen ama hissettirilmesi pek de kolay olmayan bir mesajdır. Öncelikle orada olabilmeye cesaret edebilmen ve orada olduğunu hissetmen gerekir.

Ben tutuyorum, sen bırak.

Okurken kulemin yıkılışı hakkında ne düşündünüz bilmiyorum ama ben devasa bir yıkım yaşadım. Siz nelerin yıkılışını izlerken bir yıkım yaşadınız? Nelerin üzüntüsünü, öfkesini veya çığlığını tutuyorsunuz? Nelerin yasını tuttunuz, tutuyorsunuz veya yasını tuttuğunuzu bile fark etmiyorsunuz? Kayıpların yasını tutmayı el yordamıyla öğrendim. Durmam, sessiz kalmam ve yavaş adımlarla hareket etmem bundan. Dışarıdan sessiz, sakin ve kıpırtısız gözüken yüzümün aksine bir ağacın toprak içerisindeki yavaş ve sessiz hareketi gibi eylemlerimi gerçekleştiriyorum. Adımlarımı duymuyorsunuz ama ben gerçekte durmuyorum. Durmanın ne olduğunu da tam olarak bilemiyorum. Haberi olan var mı, peki ya ispat edebilen?

Kafam hâlâ çok karışık. Hiç toparlanamadı. Ne söyleyeceğim bile belirsiz, hissettiklerim ve başıma gelecekler gibi. Bu hayat karman çorman, debelenmeye de devam edeceğim sanırım.

Kulenin gözlerimin önündeki çöküşünü gördükten sonra bildiğim ufak bir şey oldu. Bazen hayat çok zorlayıcı, içinden çıkılamaz, karmaşık, anlamsız ve boş. Böyle bir zamanda yalnız olmak daha da boktan. İşte tam da böyle anlarda birinin bizim sessizliğimizi, öfkemizi, neşemizi, korkularımızı, hayallerimizi, isteklerimizi dinlemesini ve duygularımızı bizim için tutmasını isteriz. Yeri gelir biz de onunkini tutarız. Biri tutsun ki bırakabilelim… Biraz da bırakalım, dağıtalım ve nasıl toplayacağımızı düşünmeyelim. Toplamanın da zamanı var ama toplayabilmek için öncelikle dağıtabilmemiz lazım ve dağıtabilmemiz için de bırakmamız. Birinin varlığı kolaylaştırır, bırakmamızı.

“Bazen sarılmak, kelimelerden daha fazlasını söyler…” Ve o sarılma içimizdeki kuşlara doyasıya uçup özgür olabileceklerini hatırlatır.

{fold ve metin içerisindeki tüm fotoğraflar: Şeyma Keçeli}

çocuk edebiyatı, çocuk kitabı, kitap, Şeyma Keçeli, Tavşan Dinledi