performans hâlindeki beden:
Nursev Irmak Demirbaş,
kameranın bedeni: Gülşah Aykaç
G:
Performans+performans-kaydı+performans-yazı-dizisi, yani hareket, görüntü ve kelime oluşlar hâlinde gerçekleşen dünyaya dönüş tasarımızda biz çok zorlandığımız bir deneyimi paylaştık.
Önce sokakta hareket ederken, sonra da performans üzerine konuşmakta zorlandık ve tasarıyı uzunca bir süre sessizliğe yatırdık. İşte bu yüzden seninle ancak yazarak konuşabileceğimi düşünüyorum. Bu ilk satırları ürkeklikle yazdığımı, cümleler arasında fincan fincan çay içtiğimi tahmin edersin.
Geçtiğimiz günler ve haftalar boyunca, şubat sonunda Topağacı’na çıkan ya da Beşiktaş’a inen yokuştaki hareket deneyimimizin kelimelerini arıyordum. Derken bir metinle karşılaştım. Georg Simmel 1902’de yaptığı “Metropol ve Zihinsel Yaşam” başlıklı konuşmasında şöyle demiş:
Dünyadan bezmişlik (blasé) tavrı kadar metropolle doğrudan doğruya bağlantılı ruhsal bir fenomen yoktur belki de. Dünyadan bezme tavrı zıt sinir uyarımlarının hızla değişmesinden ve iyice sıkıştırılmış olmalarından kaynaklanır.*
Performansın sırasında zıt sinir uyarımlarımı hızla değiştiren etmenlerden bir uçta motosiklet, araba, ısrarlı izleyiciler; bir diğer uçta kediler ve sen…
Çevrimiçi alışveriş ağlarının gergin uzviyetlerine dönüşen motosikletlerin aceleciliğini sevmiyorum. Aynaları kolumuza çarpabilirdi. Mesai çıkışı yokuşu tam verimle ve en az benzinle katetmeye çalışır gibi hissettiren otomobilleri sevmiyorum. Sen dans ederken otomobiller yüzeyi epeyce kısıtlıyordu. Motosikletler gibi ses çıkarmadıkları için onları duymayacağından ve yaralanacağından korktum. Korku biraz da olabilecek olan bir şeyi sürekli bekleme hâli gibi. Bir kaldırım köşesinde varlığını dikte ettiği her hâlinden okunan ısrarlı izleyiciler beni tedirgin etti.
Kediler dışındaki bu var oluşlar, sinirleri harap olmasın diye yokuşa karşı bıkkınlar. Belki de yokuşun topografyasını katetmekten daha çok onu aşmaya odaklanmışlar.
Biz yokuşun bir sakini olup yokuşu keşfetmeyi denedik oysa. Yokuşun kendi dinamiklerinde hareket etmeye açıklık o anda belki de yoktu. Kentin o parçası, mesai çıkışı olduğu her hâlinden belli o zaman diliminde olanaksız bir yüzeydi.
Bir diğer uçtaki kediler, yalnız kediler ve sen yokuşla, kaldırımla, kaldırımdan çıkan ağaçla, yerin zedelenmiş asfaltıyla, ritmi bozuk basamaklarla öyle ilişkilendiniz.
Ve hatırlıyorum, çözülmemiz için belki de bol bol kırılmamız gerekecek.
N:
Simmel’in bezmişlik dediği şeyi şöyle anlıyorum: Uyaran çokluğundan kaynaklanan duygu çokluğuna ve çeşitliliğine dayanamayıp çareyi sürekli bir uyuklama hâlinde bulmak. Orada ve o anda oluşan bir şeyden ziyade, tüm varoluşa yayılan bir bezmişlik hissi, yaşamdan kaçış, çok tanıdık. Bizim yapmaya çalıştığımız da yaşama açık olmaya, canlı olmaya cesaret etme denemesi sanırım.
O gün ikimizin de kendini pek iyi hissetmediğini, hayatımızdaki başka birtakım konularla ilgili kaygılı olduğumuzu hatırlıyorum. İçinde bulunduğumuz duygu durumunu yok sayarak, ona rağmen ve ona karşı hareket etmeye çalıştığımız için bir şekilde oradaki varlığımıza ikna olamadık, sahip çıkamadık bence. Öyle olunca oradaki yayalar ve arabalar da de varlığımıza ikna olmadı. Zaten kendimizi pek iyi hissetmezken bir de sokakta, yokuşta ve arabalarla hareket etmeye çalışmak bizi daha da zorladı. Böyle bir durumda belki de kendimizi güvende hissettiğimiz bir yerde hareket etmeli. Öbür türlüsü canlılık dediğimiz şeyi bir forma sokmak oluyor; canlılık illa yüksek enerjili, çok hareketli, her şeyle her an çok ilişkili olmak durumunda değil. Kendimize daha yumuşak davransak belki daha iyi olurdu.
Bu olamayan şeyin bana ne hissettirdiğini anlamak, bunun üstüne yazmak çok zor oldu. Yaptığımız şeyin pek de olamadığını kabullenince ve durumla biraz dalga geçince, bir sonraki deneme için motivasyon bulabildik sanırım. Bu kez daha tanıdık bir yerde, senin sokağında hareket edecek olma fikri bana kendimi güvende hissettiriyor, daha güvende hissetmek, neden orada olduğumuzu hatırlamamıza ve oradaki varoluşumuza ikna olup ona sahip çıkmamıza yardımcı olur umarım.
* Georg Simmel, “Metropol ve Zihinsel Yaşam”, çev. Ahmet Aydoğan, Şehir ve Cemiyet, der. Ahmet Aydoğan, (İstanbul, İz Yayıncılık, 2005), 167-84.