Bu Bir Çizgi Değildir:
Anafor

Anafor, Yunanca anafóri(on) αναφόρι “gelgit, zıt akım” sözcüğünden geliyormuş.1 Anafor: Suda olan hâliyle girdaplar, ters akıntılar, helezonlar oluşturan bir çeşit dinamik hareket. 

İstanbul’un 18. yüzyıldaki peyzajının şahidi Ğugas Vartabet İnciciyan, Boğaz suları hakkında yazdığı yazılarda, ki bunları yaparken kıyı tarihi hakkında ayrıntılı kayıt tutan bir külliyat bırakmış geriye, İstanbul açıklarında oluşan anaforları tarif etmişti.2 Denizin üst yüzeyinde birbirine farklı yönlerde akan bu su kütleleri arasında oluşan kıvrımlı çizgileri şöyle tanımlamıştı: “Anafor akıntı ve karşı akıntılar, yani akıntı ve anaforlar kimi zaman denizin belli bir yerinde su çizgisi oluşturur. … Karşıt yöndeki akıntıların arasında kalan bu çizgi hareketli olmayıp daha sakincedir.” Deniz yüzeyini kaplayan çöp yığınlarının bu anaforları nasıl görünür kıldığını da eklemişti: “Toplanmış olan çok miktardaki çöp yığınları kentin başlangıcı olan Bahçekapısı’ndan sular tarafından alınıp açıklara götürüldü, körfezlerin suları ve akıntıların etkisi ile bunlar, aylarca, yukarı-aşağı hareket eden adacıklar gibi gidip geldi.”3

Şimdi zamanı ileri sarıyorum. Su yüzeyinde hareket eden karşıt akıntıların çizgilerinin sonuncusu en son 2021 Mayıs’ında Marmara Denizi müsilajıyla ortaya çıktı. Deniz, anafor kelimesini anlamına yaraşır biçimde içinde tuttuğu ölmüş fitoplanktonları yüzeye çıkardı, geri getirdi. Ekosistemik bir kriz olarak arıtma tesislerinin, fabrikaların, endüstriyel kentsel atıkların ve yükselen sıcaklığın yol açtığı kaydedilen bu deniz salyası, su yüzeyine bütünüyle yayıldı. Kıyılara vurdu. Liman ve koyları kapladı. Balıkçı barınaklarında, marinalarda birikti. Kıyı çizgisinin önü katı olmayan, ancak bütünüyle sıvı da olmayan bu tuhaf katmanla kaplandı. Bu olay çok sayıda uydu fotoğrafı, drone görüntüsü, sahil fotoğrafı, denizaltı çekiminde kaydedildi ve yayıldı.4

Marmara Denizi’ni kateden insan yapımı bir başka “anafor çizgisi” ise 2015 yılında beliren renk değişimleri sayesinde uydu fotoğrafında görünüyordu. NASA bu fotoğrafı, denizi “zengin bir çorbaya” benzeterek burayı besleyen suların, boğazların ve nehirlerin besin açısından çokça biyoçeşitlilik barındırdığı yönünde tatlı bir raporla birlikte yayımlamıştı. Deniz yüzeyinde fitoplankton patlaması olarak geçen bu olay, yerli bilim insanları tarafından NASA’nın güzellemesinden daha farklı yorumlanmıştı. Onların görüşü, bu renklerin deniz yüzeyini işgal eden ve deniz dibine inen gün ışığını keserek canlı hayatını tehlikeye sokan bir katman olduğu yönündeydi. Uzaydan göründüğü hâliyle dev bir ebru tankını andıran ve renklerin birbiri içinde çizgiler oluşturarak kıvrımlandığı bu manzaranın ardındaki gerçekler, görünenden çok farklıydı.

Marmara Denizi’nin karşıma çıkan haritalarından sonuncusu, 1786 tarihli “Marmara veya Propontis Denizi ile İstanbul ve Gelibolu Boğazları” haritası5 İstanbul’un yanı başında uzayıp giden bu iç denizin kıyı çizgilerini en ayrıntılı gösteren haritalardan biri. Su akıntılarının yönleri, deniz dibi derinliği, dereler, kayalıklar, limanlar, burunlar, koylar, adalar, körfezler ile karadaki yerleşimler, yollar, dağlık alanlar ve yer isimleri gibi sayısız ayrıntı barındırıyor.6 Aklımın bir köşesinde “Marmara İstanbul’un neresindeydi ki?” gibi cevabı bariz ama yine de bu haritaya baktıkça hayret uyandıran bir sorunun peşine takılıyorum.

Son olarak, Marmara Denizi’nin bizzat üzerindeyim. Ada vapurunda. Yaz ortasında, mavi bir akşamüstüne yaraşır sıcakta, birkaç haftadır aklımı meşgul eden bu konu hakkındaki merak içinde. Gözlerimi denizin yüzeyinde ayırmıyorum. Hayır, beklediğim yunusları görmek değil. Sonunda bir parça beliriyor işte. Vapurun kenarına doğru eğiliyoruz. O garip iç burkucu sıvıyı göreceğiz diye gözümüzü daha da kısıyoruz. Bir öbek deniz müsilajı çizgi halinde denize yayılmış, vapurun yanından geçip gidiyor. Biriktirdiğim uydu fotoğrafları ve videolarla bu haritayı bir araya getirmeye başlıyorum.

***

İnciciyan’ın elimde bulunan Boğaziçi kitabını her açışımda hayranlıkla fark ettiğim bir şey var; tarihçiliğinin ardında şüphe ve eleştiri bulunan bir karakterin dünyasındayız. Bunu en iyi gösteren örneklerden biri, kitapta esasen Tophane ve Salıpazarı’nı anlatacak dizelerin, görünen şeyler ile hakikat üzerine bir sorgulamayla başladığı bölüm:

Tüm yanılgı ve deneylerim
Bir doğruyu öğretti bana
Sağlam bir görüşe varmak için
Yok başka araç mantıktan başka.

Demek ki varılan ilk görüşler
Dış görünümü yansıtır sade
Daha yakından bakılınca
Yaklaşılır gerçeğe iyice

Ben böyle gördüm taa uzaklardan
Sandım ki her şey gördüğüm gibi
Ama sonra yakına gelince
İlk görüşüm değişti tümüyle.

Bilmezdim hiç denizin altını
Oysa içinde uçurum varmış
Sağdan soldan duymuştum
Meğer Boğaz’ın altı adaymış

İnciciyan’ın merakı ve şüphesi bana yine “Bu bir çizgi değildir”i hatırlatıyor.

1. Eski Yunanca anaphorá αναφορά “geri gitme, geri taşıma, kalkma, kaldırma” sözcüğünden evrilmiştir. Bu sözcük Eski Yunanca anaphérō αναφέρω “geri getirmek, yukarı kaldırmak” fiilinin fiilden türetilmiştir. Eski Yunanca phérō φέρω “getirmek, taşımak, ürün vermek” fiilinden ana- önekiyle türetilmiştir. (Nişanyan Sözlük)

2. Bu metin için İnciciyan’ın Boğaziçi Sayfiyeleri (Alfa Yayınları, 2017) ile yetindim. Tanıdıkça açılan karakteriyle İnciciyan’ın 1758-1833 arasında yaşadığını, İstanbul’da doğup Venedik’te öldüğünü, ömrünü “Osmanlı Devleti Coğrafyası” adı altında tarih ve coğrafya yazınına adadığını, Balkanlar, Trakya, Marmara, İstanbul, Anadolu ve güneydoğusu için Ermeniceden diğer dillere sonradan çevrilecek büyük bir külliyat bıraktığını öğreniyorum.

3. Ğ.V. İnciciyan, Boğaziçi Sayfiyeleri, s. 65.

4. Denizin yüzeyine çıkmış bu denli somut bir olayı dijital araçlarla gözetliyor oluşumuz ise bana hâlâ tuhaf geliyor.

5.The Sea of Marmara or Propontis with the Straits of Constantinople and of Gallipoli”, İngiliz kartograf William Faden tarafından Kral III. George için yapılmış. 

6. Bu harita Marmara Denizi’nin bilinen, tanıdık şekli olan Kartezyen haritanın bir miktar dışında görünüyor. Ortasındaki Sea of Marmara yazısının altında bir çeviri: “Turc? Mermeré Degniz” ve daha da altında Yunanca ismi Propontis yazıyor. Yazının hemen soluna düşen Marmara Adası, Proconnesus, denize ismini veren mermer taşı ocaklarının kalbi. Marmara kelimesi Eski Yunanca mármaros μάρμαρος “parıldayan taş, a.a.” sözcüğünden evrilmiş. Marmaírō μαρμαίρω yani “parlamak, parıldamak” fiilinden türemiş.

anafor, Gökçen Erkılıç, İstanbul, kıyı, Marmara Denizi, müsilaj