2021 sonbaharında Amerika’nın doğu yakasında akademik koridorlarda bahsi geçen araştırma konularının iki anahtar kelimesi varsa biri cinsiyettir. Diğer kelime ise ırk olacaktır. Medeniyet, insanı biyolojik olarak insan yapan ve sosyal olarak inşa eden bu temellere geri dönmüş durumda. Irk ve cinsiyet. Pandemi ve Black Lives Matter hareketi sonrası dönemde bu geri dönüşü bir çeşit aydınlanma, duraklama, kendini yeniden keşfetme olarak yorumlayan akademisyenler1 bulunmakla birlikte, bana hâlâ bunları konuşuyor olmamız eşitsizlik ve ayrımcılıkta ne denli ısrarcı bir tür olduğumuzu da hatırlatıyor. Bu ısrar yüzünden dünyanın geri kalan köşelerinde cinsiyet ve ırk ayrımının daha çok araştırılacağı aşikâr. Bu konuda büyük sorular sorup büyük düşler gördükten sonra kendi konuma dönüyor, aklımda bir süredir dolaşan haritanın cinsiyeti, kadınların çizdiği haritalar ve yine kadınların bu konudaki görüşleri üzerine eğilen bu yazıyı yazmakla yetiniyorum.
Haritanın Cinsiyeti?
Haritanın cinsiyeti olur mu? Kadın kartografların haritada gördüğü veya görmek istediği şeyler, haritalama biçimlerini değiştirebilir mi? Kadınların yaptığı haritalar neden bu kadar az? O kadar az mı?
“Dünya’yı Şekillendiren Kadınlar” ismindeki bir derleme [Women Who Shaped the World] konuya şöyle başlıyor: “Wikipedia’nın kartograflar listesindeki iki yüzden fazla isimden sadece ikisinin kadın olduğunu bilmek sizi şaşırtır mıydı?” Hakikaten de bu listede 15. yüzyıldan bugüne uzayan bir dizi ismin arasında kadınları parmakla seçmek zor. Yazı, haritalamanın büyük ölçüde denizcilik üzerinden geliştiğini ve kadınların gemilere binmesinin dahi yasak olduğunu hatırlatıyor. Genelde aile işletmeleri olan kartografi matbaalarında ise kadınların renklendirme, gravür yapma gibi el alan, emek yoğun işlerde yer aldığını ve isimlerinin kartografik imza atacak kadar görünür kılınmadığını ekliyor.
1996’da cinsiyet rollerinin coğrafi söyleme hâkim olan bir boys town2 yaratmış olduğundan bahseden feminist coğrafyacıların ayaklanmasının ardından yirmi beş yıl geçmiş durumda. Medya antropoloğu Shannon Mattern’ın coğrafi bilgi sistemleri konferansında çekilmiş bir karede tek bir kadın olmadığını işaret etmesinin ardından ise altı. Mattern’ın “Hiçbir Şeyi Haritalamak” [“How to Map Nothing”] başlıklı yazısı ise kadın haritacıların güncel işlerine değiniyor. Bakım, lojistik ve ev ölçeğinde üretilen emek konularında pandemi esnasında ortaya çıkan görünmez iş, bu haritaların altyapısını oluşturuyor. Örnek olarak Çinli coğrafyacı Mei-Po Kwan’ın haritalarında şehir içinde gezinen kadının hareketleri ve bunun karşısında değişen hissiyatları haritalanıyor. Görünmez olanı görünür kılma becerisinde, dünyayla bedensel, bütünleşik ilişkiler kurmada kadınların özel içgüdüleri olduğundan şüpheleniyorum.
Kadın kartografların, görünmez olanı görünür kılmada bu denli becerikli olmalarına rağmen kendi görünürlükleri konusunda benzer inadı göstermemiş olmaları bir gerçek. Dünya kartografi tarihine yayılan bu görünmezliği dert edinen doktora araştırması “Other Cartographies”te geçmişten bugüne bir dizi kadın kartografın kısa biyografisi bulunuyor. Bu listede Mary Ann Roque’un bugün ismen bilinen bir kartograf olmadığını, yaptığı haritalara yalnızca isminin baş harflerini işlediğini ve böylelikle cinsiyetini 18. yüzyıl New York’unda gizlediğini öğreniyorum. Astrolog Mary Adela Blagg’ın (1858–1944) Ay’ın yüzey oluşumlarını, krater ve dağlarını tek tek isimlendirdiğini, çeperlerini çizdiğini (çünkü bu bir çizgi değil). Named Lunar Formations kitabının basılmasının 1935 yılında, Blagg’ın 77. yaşına denk geldiğini…
Mary Adela Blagg, 1935
Yine aynı listede hem sanatçı hem oşinografi kartografı olan Marie Tharp’ın Atlantik ve Pasifik Okyanusu’nda gemilerden gelen batimetrik veriyi sebatla haritaya işlediğini. Sualtı kanyonları, kırıkları ve fay hatlarının böylelikle görünür olduğundan ve bu keşfin kıtaları ayıran levha tektoniği teorisinin oluşumuna giden yolda paradigma kayması oluşturduğundan da böylelikle haberim oluyor. Tharp noktasal veriye dayalı bu ölçümleri çizgiselleştirmiş. Sualtı derinlik bilgisini veren noktaları birleştirmekle ilgili bu keşfi sayesinde okyanus altında kıtaları birbirinden ayıran dev yarıkları ortaya çıkarmış.3
Batı Pasifik Okyanusu haritası, 1968,
kaynak: The University of Chicago Library
Kuzey Atlantik Okyanusu haritası, 1971, kaynak: The University of Chicago Library
kaynak: State of the Planet aracılığıyla Lamont-Doherty Earth Observatory and the estate of Marie Tharp
“Başka Coğrafyalar” sayesinde tarihteki en etkileyici kadın haritacı karakterlerden biriyle, hikâyesini kıyı çizgileriyle anlatmış olan Shanawdithit ile tanışıyorum. Kendisi 19. yüzyıl başında Newfoundland’de yaşayan yerli kabile Bethoukların genç üyelerinden biri. Kabilenin malum nedenler yüzünden hayatta kalan son üyesi. Yaşadıkları yerleşimleri ele geçiren İngiliz kolonileştiricilerin yanında çalıştırılırken, bir dizi harita çiziyor ve bunlar yıllar sonra William Eppes Cormack tarafından İngilizceye çevriliyor. Haritalarda ön planda olan iki şey var; su, nehir ve gölleri çevreleyen kıyı çizgileri ve kabile üyelerinin su kıyısı etrafında, işgalcilerden kaçarken katettiği yollar. Denizle ilişkileri kesilerek nehir ve göl kenarlarına sürülen kabile, açlık ve çeşitli hastalıklarla ortadan kaybolmuş. Bu haritalardan biri, bir diğer kadın kabile üyesinin kaçışını ve yakalanmasını anlatıyor. En dokunaklı kıyı çizgisi haritalarından biri olarak kayda geçmeli.
güzergâhını gösteren haritası,
kaynak: Memorial University of Newfoundland Libraries, Centre for Newfoundland Studies
Exploits Nehri boyunca yerleşim haritası,
kaynak: Canadian Geographic
Tüm bu haritaların açık olduğu ekranımın başındayım. İstanbul’un denizaltı topografyasına karşı senelerdir durduramadığım merak sonucu yaptığım çeşitli harita denemelerinden sonuncusunu hatırlıyorum. GIS üzerinde topografya ve sualtı rölyefi kullanarak yaptığım haritaların sonuncusunu buraya iliştiriyorum. İstanbul ve Marmara Denizi’nin orta coğrafyasını kadraja alan bu çizimin, “Boğaz’ın Suları Çekildiği Zaman” ortaya çıkacak tüm sualtı vadileri, kanyonlar, dere yatakları ve fay hatlarının dehşetini bir çırpıda gösteren bir tarafı olduğunu düşünmek istiyorum. Başka pencerede ise hata vermek üzere olan bir harita: Topografya ve batimetrik çizgilerin birleştiği bir haritada tüm Anadolu.
zamanın haritası,
“Bu bir çizgi değildir”, 2021
“Bu bir çizgi değildir”, 2021
* * *
Bunları yazmadan iki hafta evvel bir bodrum katında kalabalık bir grup arasında kalmışım. Sohbet ettiğim kişiyle tanışma cümlelerinde sıra “E, sen n’apıyorsun?” aşamasına geliyor. Pek düşünmeden “I am a cartographer!” deyiveriyorum. Çünkü Deleuze’de aynı cümleyi okuduğum günden beri hep bunu söylemek istemişim. Kendi kendime gülüyorum. Aldığım cevap beni daha da güldürüyor: “I didn’t know that cartographers still exist!”4
1. Giuliana Bruno, Atlas of Emotions: Journeys in Art, Architecture, and Film, Verso Books (2007).
2. İyi bir çevirisi olamayacak, “erkek egemen bir kalabalık” mı diyelim?
3. Connect the Dots: Mapping the Saefloor and Discovering the Mid-ocean Ridge
4. Çeviri: “(Günümüzde) kartografların hâlâ var olduğunu bilmiyordum!”