daha çok korktum. »
Güneş tam tepedeyken girdik köye. Çocuk resmi gibi tepeler, evler, yollar. Arabayla, otobüsle bayramı görmeye gelen insanlar var. Köy yolunda her yere araba park etmiş. Çevre yoluna yakın yerdeki sosyal tesiste yapılan kutlamadan müzik sesi geliyor, binanın önü kalabalık. Biz köyün içine doğru ilerliyoruz. Yandaki araçlara değmemek için dar yolda yavaş yavaş gidiyoruz. Dikiz aynasını kapatmamızı söylüyor yandaki sürücü. Bir araba çıkınca yol kenarına park edebildik aracımızı.
Meydana benziyor durduğum yer. Yolun bir yanında, önünde sıraya girmiş insanların olduğu türbeler var. Türbelerin etrafında adaklar adanıyor, taşlar dizilmiş üst üste. Kameralar kurulmuş, türbeye girenleri çekiyor. Bu türbeye çocuk isteyenler giriyormuş. Ağaçlar renk renk dileklerle bezenmiş. Ellerinde çiçekler, sepetler. Renkli, desenli, boyalı yumurtalar. Leylak rengi elbiseli kadınlar, erkekler. Parlak kumaşlı, işlemeli elbiseler, başlıklar. Saçlarına taç takmış kız çocukları. Tepedeki anıta giden merdivenli yolda insanlar ilerliyor.
Art arda sıralanan insanlar
Gökyüzüne yükselen
Eski çağlardan esen rüzgâr gibi
Yolun diğer yanı mezarlık; mezarlığın yanında, büyük ağacın altında şarkı söyleyip halay çekenler var. Davulun ritmi her yere yayılıyor. Mezarlıklar, türbeler uzun konik kubbeli. Mezar taşlarının kimisinde tavuskuşu resimleri. Çoğu yurtdışında yaşayan Êzîdîler köylerine gelmiş bayram için.1 Genç-yaşlı, toprağına hasret dolu insanlar. Bir papatya koparıyorum yerden. Otların, yeni açmış yapraklarıyla ağaçların taze kokusu her yerde. Bahara kendimi kaptırmış gibiyim.
Çarşema Sor Bayramı, Mağaraköy, İdil, Şırnak, fotoğraf: Aslı Paköz
Mezarlıktayım hâlâ. Kubbeleri, taşları, sembolleri anlamaya çalışırken dua ediyor, gözümün gördüğü geniş bir alanda kutlamaları izliyorum. İnsanlar telaşlı. Başımın üstünden drone uçuyor. Halay çekilen yerde çekim yapılıyor, yan yana duran insanların önünden kamera yavaşça geçiyor. Tiyatro muydu bunlar? Mezarlıklarına kavuşan insanlar var. Ellerinde çiçekler, mezar taşlarına sarılan. Eski çağlarda ölüm korkulacak şey değildi diye düşünmeye dalıyorum. Ölümün ardından büyük acılar da yaşanmıyordu. Her şey bir döngüydü, mevsim gibi. Hiçbir şey yok olmuyordu. Hele sevgi. İnsanlar bunu seziyordu. O zamanlar en önemli şey baharın gelişi olmalıydı. Bereketin, canlılığın yanında diğer şeyler önemsizdi. Ama baharda da keder yok mu?
Hava bulutlu
Güneş görününce yaz
Gizlenince kış
Yapılan kutlamalara biraz bakıp, az biraz da anlayınca evlerin olduğu tepelere doğru yürüyoruz. Kalabalıktan uzaklaştık. Tek katlı, iki katlı taş evler. Avlulu, bahçeli, düz damlı. Şimdi hepsi boş, harap. Ne düşüneceğimi bilemez hâlde inip çıkıyorum, taşların, kayaların üzerinden atlayarak. Boş evlere giriyoruz; asmalar, incir ağaçları her yerde. Gerçekten mağaralar var Mağaraköy’de. Yukarıda, evlerin arka tarafında. Yaşam çok uzun süre devam etmiş olmalı burada. Önce mağarada, sonra köyde.
Yukarıdan bakıyoruz bu kez mezarlığa, kutlamalara. Dumanlar görünüyor, piknik alanı oluyor her yer. Yaşadıklarından memnun görünüyor herkes. Güven köyündeki kutlamaya gidecekken Mağaraköy’ü de görelim demiştik. Burada kimse olmaz sanıyorduk. Kendimizi şanslı sayıyoruz. Hava soğudu, artık gidelim diyoruz. Hem asıl sahiplerine kalsın buralar.2
Bir dilek tuttu
Toprağı havalandı
Bahar kutlandı
1. Êzîdîlerle ilgili kısa tarihsel bilgi için Bkz. A.E. Paköz, “Rojat Aksoy, Barbülün Taş Bülbülleri: Êzîdîlîk-Yaşam-Mimari”, International Journal of Mardin Studies 5(2) (2024): 194-196.
2. Yaptıkları yorumlarla metnimin gelişmesini sağlayan “Yazı Aynası” atölyesinin yürütücüsü şair-yazar Pelin Özer’e ve atölye katılımcılarına çok teşekkür ederim.