2020’nin ilk aylarına kadar İstanbul’da tango belki de en yoğun dönemini yaşıyordu; çok sayıda dans salonunda tango dersi veriliyordu, iki yakada da her gün en az bir dans salonunda milonga vardı. Bunun yanında sıkça geniş kapsamlı etkinlikler, ulusal ve uluslararası tango festivalleri yapılıyordu. Pandemiyle birlikte her şey gibi bu etkinlikler de iptal oldu, kısıtlamalar uygulanmaya başladığında çevrimiçi kurslarla eğitime devam edilmeye çalışıldı, uluslararası organizasyonlardan bir kısmı bu şekilde düzenlendi.1
Pandemi hayatı öyle bir etkiledi ki, türlü endişeler olmadan biriyle nasıl dans ediliyordu, neredeyse unutuldu. Üstelik salgın bir gün tamamen kontrol altına alınsa bile eski alışkanlıklara dönebilecek miyiz, belli değil. Yine de biriyle dans ederek müziği yorumlamayı, beden diliyle kurulan iletişimi hatırlamak iyi gelebilir. Zaten doğayla bağımızı yitirdiğimizi anladığımız bugünlerde, geriye kalan sadece aramızdaki sosyal bağlar değil mi?2
Üç-dört dakikalık bir şarkı süresince tanımadığınız biriyle bile tango yapmak iki kişi arasında sosyal bağ kurulmasını sağlayabilir. Beden diliyle kurulan bir çeşit sohbet gibi, dans ederken nasıl hareket edileceğine ya da durulacağına bu iletişim aracılığıyla kısa bir an içinde birlikte karar verilir.3 Bu sırada kimisi çok konuşup sadece kendi söyleyeceğine odaklansa ve karşısındakine dikkatini veremese de kimisi karşısındakinin söylediğini dinleyip cevabını buna göre şekillendirir. Sonuçta içinde çatışma olsa da sosyal bağ kurulmuş olur. Bu durum, 19 yüzyıl sonunda Arjantin’de yaşanan sürgünle bağlantılı olarak doğan tangonun kökeniyle ilgili olabilir.4
For a Tango isimli animasyon filmi tangonun bu yönüne değiniyor. Filmde tango, iki kişi arasında geçen bir üstünlük mücadelesi olarak karşımıza çıkıyor. Tango hareketleriyle kendini savunan kişilerden birinin kısa bir an içinde ritmindeki küçük bir aksama kazananı belirliyor; odaklanan, karşısındakini takip eden, dikkatli olan kazanıyor. Bu mücadeleye eşlik eden tango müziğiyle, müziğin içindeki mücadele duygusu da görünür kılınmış. Gerçekten tangonun kökeninde böyle bir mücadele olabilir.
Sürgünlerin, karşılaşmaların, ayrılıkların, mücadelelerin olduğu yerde ortaya çıkan tango, belki yaşadığımız bu zor dönemde de bize yardımcı olur. Tangonun kendine özgü müziğini dinlemek bile “Her şeye rağmen hayat devam ediyor” duygusunu uyandırabilir. Ya da böyle olduğunu düşünmeye her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.5
* Hugo Pratt, Corto Maltese: Tango, çev. Mehmet Emin Özcan (Ankara: Dost Kitabevi, 2004), s. 37.
1. Zeynep Aktar ve Sercan Yiğit’in çevrimiçi katıldığı Belgrat Tango Buluşması performansları YouTube’da izlenebilir.
2. Psikiyatrist Engin Geçtan’a göre, insanlar arasındaki bağ, doğadan kopmuşluğun yalnızlığını karşılamaya yetmiyor: “İnsanlık olarak gelinen aşamada, yalnızlığımızı birbirimizle giderme ihtiyacımız, aramızda bağ oluşturmak ve o bağa bir şeyler katmak yerine, birbirimize her zamankinden daha çok benmerkezci beklentiler yüklemeye başladığından bu yana kendimizi, birbirimize daha da yabancılaşmamıza neden olan girdapların içinde savrulur halde bulmaya başladık.” Engin Geçtan, Hayat (İstanbul: Metis, 2020), s. 175.
3. Burada kastedilen milongalarda yapılan spontane danslar, gösterilerdeki danslar bunun dışında tutulabilir.
4. Marta E. Savigliano, Tango Tutku’nun Ekonomi Politiği, çev. Serdar Aygün (İstanbul: Ayrıntı, 2004), s. 15-16.
5. Bu metni, bana bu duyguyu veren müziklerden biri olan No hay tierra como la mía ve Roxana Suarez ve Sebastian Achaval’in dansıyla bitiriyorum.
