Her Şey Birbirinden Ayrılmadan Önce
“Kim dünyaya gelişini borçlu olduğu rastlantıları bir kez olsun kafasında sıralamamıştır ki? Burada tam anlamıyla bir borçtur söz konusu olan, varolma ve hangisi olduğu bilinmeyen bir gün hayatın sona ermek zorunda olması gerçeği içerisinde gözümden kaçan şeye karşı olan borçtur.” 1

Aslında sıradan bir kış günü sayılabilir. Penceremin ardında tozlu bir ova görüntüsü var. Rüzgârın çıkardığı ıslık sesleri eşliğinde karşımdaki mezarlıkta ağaçlar sallandıkça yeşil, sarı, turuncu renkler birbirine karışıyor. Tüm insanlığa ya da doğaya ait ortak duygular zor şartlarda sanki daha kolay ortaya çıkıyor. Doğayı ancak bize zarar vermeye başladığında fark ediyoruz. Bunun için gerçekleşen felaketleri de bir kış gününü pencereden izler gibi sadece izliyoruz.

Mardin, 2021, fotoğraf: Aslı Paköz

Doğa ve insan artık birlikte düşünülmeyen hatta birbirinin karşıtı olarak kullanılan kavramlar. Aslında geçmişte böyle bir karşıtlık ya da ayrım olmadığını yapılan kültürel çalışmalardan biliyoruz. Örneğin Amazon yerlileri olan Barasanalar için insanlar, bitkiler ve hayvanlar tek bir kozmik kökenden gelir. Kendi dışındaki varlıkları kendileriyle özdeş, aynı ilkelere sahip, aynı görevleri yüklenen, yaratılışın hep birlikte esenliğinden sorumlu şeyler olarak görürler. Doğayla kültür arasında hiçbir ayrım yoktur.2 Bauman bunu, modernlik öncesi dünya doğa kavramıyla hiç tanışmadı, böyle bir alternatiften yoksun yaşadı, eğer aklına bu düşünce gelmiş olsaydı zaten kendisi olamazdı, diye özetliyor.3 Moderniteyle bu dünya kavrayışı son bulunca, modern yorumuyla doğa kavramı, kendisini doğuran insanlık kavramının karşıtı, insanlığın ötekisi anlamına geliyor. Doğa ve insanın uyum içinde olması ise bir ütopyaya dönüşüyor.

Annihilation filmi4 bu ütopya üzerine düşünmek için iyi bir imkân yaratıyor. Spoiler: Filmde dünyada bir yerde, insanlara zarar veren, canlı cansız her türlü şeyi “bozan” gizemli bir “parıltı” var. Dışarıdan renkli bir akışkan gibi görünen bu parıltının içine girildiğinde boynuzlarında çiçek açan geyikler, insan formunda bitkiler görülüyor. Benzer şekilde parıltı içindeki bir insan ölürken zihninin bir kısmı onu öldüren yaratığın bir parçası oluyor ve böylece yaratık o insanın sesini çıkarabiliyor. Hepsinin sebebi, tüm canlıların DNA’larını birbirine karıştırabilen parıltıdaki kırılmalar. Bu kırılmalarla bir anlamda insan doğaya, doğa insana dönüşüyor. Film, artık kendimizi özdeş görmesek de aslında doğanın uzantısı olduğumuzu ve her şeyin doğa olduğunu ya da böyle bir parıltının içinde yaşadığımızı hatırlatır gibi. Bunun yanında dünyanın oluşumundaki parıltıyı da sorgulatıyor.

Annihilation filminden ekran görüntüsü

Henry David Thoreau, yazılarında bu filmdekine benzer imgeleri yaratan ve doğayla aramızda açılan mesafe üzerine düşünen bir yazar. Doğada insana iyi gelen bir ferahlık ve dünya için iyilik olduğunu söylüyor. Bunu ifade ederken, doğayla yeterince ilişki kuran insanların doğadan bir parça taşıdığını hayal ediyor. Çoğu antilobun öldürüldükten hemen sonra derilerinden ağaç ve ot kokularından oluşan çok tatlı bir parfüm yaymasından dolayı, insanların da yabani antiloplar gibi olmasını, insan bedeninde tatlı bir şekilde doğanın varlığını ilan etmesini ve en sık uğradığı doğa parçalarını anımsatmasını diliyor.5 Thoreau’nun yıllar önce kurduğu bu hayal üzerine bugün düşünmek, insanlığın gözden kaçırdıklarını fark etmek açısından kıymetli görünüyor.

1. Héléne L'Heuillet, Gecikmeye Övgü-Zaman Nereye Gitti?, çev. Şehsuvar Aktaş (İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2022), s. 93.

2. Wade Davis, Yol Bilenler-Kadim Bilgeliğin Modern Dünyadaki Önemi, çev. Akın Terzi (İstanbul: Kolektif Kitap Yayınevi, 2020), s. 93.

3. Zygmunt Bauman, Modernlik ve Müphemlik, çev. İsmail Türkmen (İstanbul: Ayrıntı Yayınları, 2014), s. 18.

4. Alex Garland, Annihilation, 2018.

5. Henry David Thoreau, Yürümek, çev. İlknur Urkun (İstanbul: Kafekültür Yayıncılık, 2013), s. 38.

Alex Garland, Annihilation, Aslı Paköz, doğa, insan, sinema