Müşkülpesent
Pasif Varoluş: Otomasyon, Robotlar ve İnsanlar

J.G. Ballard’ın 1962’de kaleme aldığı “Stellavista’nın Bin Rüyası” [A thousand dreams of Stellavista] adlı kısa hikâye, avukat Howard Talbot ve eşi Fey’in fütüristik evlerin bulunduğu Vermilion Sands adlı mahalledeki yeni hayatlarını konu alır.1 Evliliklerini canlandırmak için taşınacak yeni bir ev arayan çift, eski bir film yıldızı olan Gloria Tremayne ve mimar Miles Vanden Starr’ın sahip olduğu psikotropik bir eve yerleşir. Binlerce sensör ve hareketli yüzeyleriyle sahiplerine organik olarak tepki verebilen bu ev Howard’ın ilgisini çekmesine rağmen, Fey’i paranoyak bir hâle sokar. Eski sahiplerinin davranış ve travmalarına göre şekillenmiş olan bu evin belleği, Gloria’nın hayatını sonlandıran trajediyi yeni sahiplerine yansıtır. Bu duruma tepkisiz kalamayan Fey standart bir eve taşınmak ister ve evden kaçar, ancak Howard, Gloria’nın evin dokusuna işlemiş olan travmatik ruhuna hayran kalıp orada yaşamaya devam eder ve ölümü göze alır. 

20. yüzyılın ortalarında bilimkurgu olarak tasvir edilen teknolojilerle donatılmış fütüristik evler artık günümüz çağında bir gerçekliğe dönüşmüş durumda. 1960’larda domestik hayatımıza katılan beyaz eşyalarla başlayan atılıma günümüzde robotların ve sensörlü akıllı araçların dahil olduğunu gözlemliyoruz. Bu alanda geliştirdiğimiz her teknolojik araç keyfimizi kaçıracak monoton işleri otomasyona devrederek bizi “özgürleştirmekle” kalmıyor, yaşam alanlarımızı, alışkanlıklarımızı ve davranışlarımızı da dönüştürüyor. Rumba gibi robotlar ayaklarımızın altında dolaşıp yerleri silerken, Alexa istediğimiz şarkıları çalıyor, sorularımızı yanıtlıyor; e-ticaret sitelerinden verdiğimiz siparişlerimiz kapımıza kadar insansız araçlarla taşınıyor ve “temassız” teslim ediliyor. Daha birçok robot ve sistemin entegre olacağı bu yapay çevrede yaşama tutunmak ise bizi Howard ve Fey’in yaşadığı kaçınılmaz ikilemle yüzleştiriyor.

Endüstri devrimleriyle hayatımıza giren seri üretim ve fabrikalar tekrara ve varyasyona dayalı üretimleri hızlandırmakta, bir diğer taraftan da üretimde gereken insan gücüne olan ihtiyacı günden güne azaltmakta. Bu sürecin bir sonraki etabını tanımlayan etapta robot, sensör ve yapay zekâyla kurgulanmış depolama ve üretim bantlarından oluşan süreçler yer alıyor.2 Bu tarz teknolojiyle donatılmış olan Tesla ve Amazon gibi firmalar otomasyona dayalı üretim, depolama ve taşımacılık teknolojilerini kullanarak kapasite ve kalitelerini artırırken, insansız bir hizmet sektörünün de temellerini atıyor. Teknolojinin kapsamlı bir otomasyonu körüklediği günümüzde ortaya çıkan robotlar, her geçen gün iş sahasında daha da pasifize olan insanların yerini almakla kalmıyor, aynı zamanda bizi ileride nasıl bir hayatın bekleyebileceğini sorgulatıyor.

Robotik Uzuvlar ve Montaj

Endüstriyel alanda yerimizi alacak robotların tasarımlarını incelediğimizde insan bedenindeki iki farklı iskelet ve kas sisteminden ilham alındığı göze çarpıyor. Bunlardan ilki dışarıya doğru büyüyen ve hayvanlarda hareketle ilişkilendirilen kollar, bacaklar ve kanatlar gibi uzuvların tarif edildiği locomotor fonksiyonlardan sorumlu organları oluşturuyor. Bu grup, strüktürel olarak vücudu taşıyan kemik dokusunun içeride olduğu hayvan gruplarıyla (endo), dışarıda olduğu (exo) böcekler üzerinden iki farklı morfoloji ve binlerce eklemsel varyasyon sunuyor.3 Uzuvlar sadece eklemlerin farklı derecelerdeki hareketlerinin yanında, dallanma, uzunluk ve yüzey artırımı üzerinden kavrama, sıçrama, yüzme ya da uçma gibi farklı fonksiyonlara adapte olan dinamik bir sistem olarak evrimleşiyor. 

Uzuvların bedene hareket ve denge sağlamak dışında alet kullanma konusundaki becerisi ise bizi diğer hayvanlardan ayırmakta kalmıyor, teknolojik bir açılım da sunuyor.4 El morfolojisinin evrimsel farklılığı ve esnekliği sayesinde kavrama, manevra ve dokunma üzerinden ergonomik birçok ürünü tasarlaması, üretmesi ve değiştirmesi mümkün oluyor. Bu becerinin hayatımızdaki merkezi konumu robotların anatomisine de yansıyor. Örneğin Kuka firmasının ürettiği robotik kolların farklı açılarda eklemlerden ve kaldırma kapasitelerinden oluşması, endüstriyel alanda kullanılan aletlerdeki hassas ve ince üretimin yerini kolaylıkla almasını sağlıyor. Benzer teknolojiyle fiziksel engelli insanlarda doku ve hareket eksikliğini geliştirilen farklı protezlerle desteklemek de mümkün oluyor. Birçok filmde gösterilen, tüm vücudu saran exoskeleton’lar sayesinde fiziksel engellerin kaldırılması hatta strüktürel kapasitesinin de artırılması mümkün.5

Robot kolların işgal ettiği alanların başında Tesla’nın elektrikli otomobil üretimi için kurduğu fabrika geliyor (Figür 2). Bu mekânın organizasyonunu değerlendirdiğimizde insanlar ve robotların beraber çalıştığı bir üretim bandının kurgulandığını görüyoruz. Yatay düzlemde hareket eden araç kafeslerinin ağır parçalarını adeta bir koreografi eşliğinde bir araya getiren binlerce robot kol muazzam bir hassasiyette çalışıyor. Güvenlik açısından insan trafiğine kapalı bu alanlar robotlar tarafından ezberleniyor ve sabitlendikleri noktalardan sensörler sayesinde kendilerine verilen parçaları muntazam bir incelikle monte edebiliyor. Adeta bir kunduracının ellerini kullanarak deri parçalarından yonttuğu ayakkabı gibi, birden fazla robot kol bir otomobili farklı metal parçalardan bir araya getirebiliyor, kaynak ve cıvatalarını hızlıca yapıp bir sonraki istasyona teslim ediyor.

Figür 2. Tesla’nın robotik kollarla ürettiği elektrikli otomobil bandı, kaynak: AMS

Uzuvların montaj kapasitesini artırdığı fabrikaların dışında, hareket kabiliyetinin, dengenin ve ergonominin test edildiği robotların da iş hacmine dahil olduğunu görüyoruz. Boston Dynamics tarafından geliştirilen “Spot” adlı dört ayaklı robot, şantiyelerdeki tüm noktalara ulaşmak ve onları belgelemekle birlikte, sırtına takılabilen bir kol sayesinde kapalı kapıları da açabiliyor (Figür 3). İnsan ergonomisi ve fizyolojisine göre tasarlanmış mekân ve çevrelerin fiziksel kısıtlamalarına aldırış etmeyen bu yeni nesil hayvanlar, sessizce işgücüne katılıyor ve şantiyede olan biteni sürekli kayıt altında tutabiliyor.

Figür 3. Spot şantiyede tarama ve denetleme yaparken, kaynak: ArcDaily

Robotik Beden ve Depolama

İnsan bedeninin anatomik olarak ikinci ana grubunu ise omurga hattıyla tarif edilen gövde oluşturuyor. Gövde, içeriye doğru büyüyen ve hayvanlarda metabolik fonksiyonları destekleyen organları sarmakla kalmıyor, farklı uzuvların da bağlandığı bir aksı tanımlıyor. Sinir sisteminin bir uzantısı olarak dış dünyayla kurulan bilişim fonksiyonlarının da burada yer aldığını görüyoruz. Bilgi üretimi, motor kontrol, hafıza ve duyguların birleştiği düğümlerden oluşan beyin ve omurilik, yapay zekâ araştırmaları ve olası sibernetik teknolojiler için günümüzde bir hedef tahtasına dönüşmüş durumda.6 Neuralink’in halen hayvanlar üzerinden yürüttüğü araştırmalar özellikle felçli hastalar için umut ışığı olmanın yanında, insanların yapay zekâyla olası karışımını da etik bir tartışma konusuna dönüştürüyor. 

Gövdenin anatomideki bilişsel rolü dış dünyayı algılayacak, onunla iletişim kuracak ve veri üreterek depolayacak organları kapsıyor. Uzuvlar kadar hareket kabiliyeti olmayan ve adeta kaynamış kemiklerden oluşan gövde, bu alanda tariflenen robot ve teknolojilerin estetik ve formel açılımlarını da belirliyor. Örneğin 2013 yılında Amazon tarafından üretilen sanal asistan Alexa sadece evinizin sıcaklık, çevre kontrolü ve yaşam konforunu kontrol etmekle kalmıyor, aynı zamanda sizinle sohbet edip, çevrimiçi bilgi ve kaynaklara hızlıca erişmenizi sağlıyor. Sadece yuvarlatılmış bir fanusa indirgenen bu robotun formunun bir gövde olarak yaşam alanımıza katılması uzuvsal robotlarla bir tezatlık sunarken teknolojik objelerin estetik kaygılarını da gözler önüne seriyor.7

Figür 4. Amazon’un robotik depolama merkezi, kaynak: Marketing4Ecommerce

Benzer bir gövde estetiğini Amazon’un depolama ve taşıma alanlarında kullandığı robotlarda da görmek mümkün (Figür 4). Tesla’nın binlerce koldan oluşan üretim bandına kıyasla, Amazon’un depolama alanları, düşey raf sistemlerini X ve Y akslarında sürü algoritmalarıyla hareket ettiren kaplumbağalara benzeyen robotlarla sağlanıyor. Her bir koordinatın ezberlendiği bir düzlemde hareket eden bu yuvarlatılmış gövdeler, tonlarca malzemeyi otomatik olarak taşımanın yanında, merkezi bir sinir sisteminin parçası olarak, en optimum hareketi diğer robotlara çarpmadan sağlıyor. Güvenlik açısından tellerle ayrılmış olan bu alanlara insanlar giremiyor ve milyonlarca metrekarelik depolama alanı robotların hâkimiyetine teslim ediliyor.

Amazon’un yuvarlak robotlarına eklenen son icadı ise “Scout” adındaki kargo teslim aracı (Figür 5). Şirketin planlamasına göre insansız teslimi mümkün kılacak ve tüketiciyle kucaklaşacak bu robot, altı tekerli koca gövdesi sayesinde farklı standart boyuttaki paketleri adrese teslim edebiliyor. Herhangi bir uzvu olmadığından teslimatı pasif olarak tamamlayabilen Scout, kargo kapağını kaldırarak size selam veriyor ve içindeki paketi almanızı bekliyor. Bu sayede insan kuryeler tarafından hunharca kapınıza fırlatılabilecek paketlere kıyasla, kargonuz itinayla korunmuş oluyor ve teslimatınız “temassız” olarak tamamlanıyor.

Figür 5. Amazon’un robot kuryesi Scout

Otomasyon ve Pasif Hayatlar

Robotların yakın gelecekte tüm üretim ve hizmet sektörünü işgal edebileceği ve insanların yerini alabileceği bir çağa geçiyoruz. Bunun bir örneğinin yapay zekâyla aralıksız sürüş yapabilen akıllı araçların yer alacağı ticaret ve ulaşım hatlarında olacağını öngörebiliriz.8 Fakat bu durumda insan şoförlerin robot tarafından kullanılan araçların içinde ne yapacakları, bu duruma nasıl tepki verecekleri ya da zoraki emeklilerin ne tür sorunlarla karşılaşacağı gibi birçok etik soruyu da beraberinde getiriyor. 

Bir taraftan teknoloji insan hayatının bir sömürge unsuru olarak olumsuz şartlarda çalıştırılmaktan kurtarmasını sağlarken, diğer taraftan otonom işlerin robotlara teslim edilmesi ortaya yeni bir işsizler ordusu çıkararak sosyal bir çözülmeye de yol açabilir.9 Bu duruma pozitif baktığımızda, görülecek değişim bizi haftada 40 saatten fazla çalışmaktan kurtarmanın yanında, evrensel temel gelir [UBI: universal basic income] gibi inanılması zor sosyalist bir ütopya altında da toplayabilir.10 Yakın zamanda Finlandiya’da yapılan bir araştırma UBI’ın kısa ve uzun vadede devlet kurumlarına duyulan güveni artırdığı, işgücüne katılımı teşvik ettiği ve hayattan duyulabilecek tatmini desteklediğini öngörüyor.11

Geliştirilen her bir teknolojik aracın insan davranışları hatta anatomisiyle simbiyotik bir ilişki kurduğunu görüyoruz. Ellerimizle yaptığımız işleri robot kollara, sırtımızda taşıdığımız yükleri robot ayaklara teslim ediyoruz. Bilişsel olarak tarif ettiğimiz işleri onları daha efektif yapacağını düşündüğümüz algoritma ve yapay zekâlara devrediyoruz. Akıllı telefonlara bakarken geçirdiğimiz ortalama süreler her geçen gün artarken, yenilikleri kaçırmamaya ve modayı yakalamaya çalışıyoruz. Teknolojinin yarattığı bu bağımlığın yanında onun kazandırdığı zamanı ise yeni bağımlılıklar edinebileceğimiz sanal dünyaları keşfederken harcıyoruz (Figür 6).

Figür 6. Facebook’un Oculus etkinliğinden bir kare, kaynak: Vox

Peki hayatta kalmak için zamanının belirli bir kısmını ücret karşılığında pazarlayan insanlar, bu değerli zaman kendilerine geri verildiğinde onunla ne yapacak? Yaşam alanımıza dahi girmeye başlayan otomasyona dayalı bu sistemler bizi Howard ve Fey gibi teknoloji karşısında bir ikilememe mi itecek yoksa durumu kabullenip kendimize yeni teknolojik bağımlılıklar mı arayacağız? Teknolojiyle kuşatıldığımız bir çağda insansı tarafımızı keşfetmek için şehirden köye kaçıp bağ-bahçeyle uğraşmak kulağa sıkıcı geliyor bir yandan ama sanırım etrafımızı en güncel aygıt ve “temassız” sistemlerle donatarak da aynı kaçınılmaz durumu ve dumuru yaratabiliyoruz. Galiba kaçış yok…

{27 Aralık 2022}

1. J.G. Ballard, “The Thousand Dreams of Stellavista,” 1962.

2. M. Carpo, The Second Digital Turn: Design Beyond Intelligence (MIT Press, 2017).

3. S. Carroll, Endless Forms Most Beautiful: The New Science of Evo Devo (W.W. Norton & Company, 2005).

4. F.R. Wilson, The Hand: How Its Use Shapes the Brain, Language and Human Culture (Vintage, 1999).

5. Bkz. Elysium, yön. Neill Blomkamp (2013) ve Edge of Tomorrow, yön. Doug Liman (2014).

6. Bu alanda geliştirilen en güncel teknolojilerin başında Elon Musk tarafından kurulan Neuralink’in geliştirdiği yapay zekâ ve beyin arasında yüksek hızda veri transferi sağlayacak mikroçipler yer alıyor.

7. G. Simondon, “On Techno-Aesthetics”. Parrhesia 14 (2012): 1-8.

8. Bkz. “Self-Driving Trucks: Are Truck Drivers Out of a Job?

9. J. Markoff, Machines of Loving Grace: The Quest for Common Ground Between Humans and Robots (Ecco, 2016).

10. R. Bregman, Utopia for Realists: And How We Can Get There (Bloomsbury Publishing, 2017).

11. Araştırma sonuçları için bkz. “An experiment to inform universal basic income

Alexa, Amazon, beden, depolama, el, ev, Müşkülpesent, otomasyon, robot, Sabri Gökmen, teknoloji, Tesla, üretim, yapay zekâ