“yurtdışı sevdası”na ilişkin kimi meseleler üzerine.
ve Midjourney
Her sene geleneksel olarak Colorado eyaleti tarafından düzenlenen dijital sanat yarışmasının bu yılki kazananı yarışmacılar ve sanat camiası arasında ilginç tartışmalara sebep oldu. Yarışmaya yeni yapay zekâ teknolojisi Midjourney motorunu kullanarak hazırladığı “Uzay Opera Tiyatrosu” [Théâtre d'Opéra Spatial] adlı eseriyle katılan Jason Allen, jüri tarafından birinci seçilmesine rağmen, işine saatlerini harcayıp aynı övgüyü görememiş dijital sanatçılar tarafından hunharca eleştirildi. Yarışma kurallarında teknoloji kullanımıyla ilgili herhangi bir sınırlama olmaması, jürinin bu yeni araçların varlığından bile habersiz oluşu ve buna rağmen istifini bozmadan ödülün arkasında durması ise sanat camiasını gelişen yeni üretim yöntemleri konusunda ciddi bir bunalıma itti. Peki Midjourney kullanarak istediği imgeye ulaşmak için ekran başında saatlerini harcayan ve kendisine sunulan bu ayrıcalığı estetik beğenisiyle kurgulayan “sanatçı” için, yarattığı tartışmanın kaynağı neydi?
İnternet sayesinde hayatımıza giren teknolojilere organik olarak eklemlenen açık kaynak yapay zekâ uygulamaları, bilgi çağında yeni bir döneme girdiğimizin habercisi… Sadece arama motorlarına anahtar kelimeler yazarak istediğimiz bilgiye ulaşmanın yanında, dijital hareketlerimizin sürekli belgelenerek ilgimizi çeken görsel medya ve tüketim ürünlerinin katıksızca önümüze gelmesi ise bu tarz teknolojilerin hayatımıza nasıl entegre olduğunun bir göstergesi. Artık tabu hâline gelen bir tartışma konusu internetteki arama hacminin büyük bir kısmının pornografik malzemelere ulaşmak için kullanılmasıydı. Şaşırtıcı olan konu ise internetin öngörülen bilgi erişimi dışında başka emellere de hizmet edebilmesidir. Örneğin güvenlik açığı bulunan sitelere erişiminizde size gösterilen fotoğraflarda yaya geçidi, otobüs, bisiklet gibi objeleri seçerek aslında yapay zekânın eğitimine hizmet ettiğinizi biliyor muydunuz? Bazı teknolojileri geliştirmek ve eğitmek için kullanılan insan davranışları, gelinen senaryoda teknolojiyle olan sinerjik ilişkimizi tersine döndürmüşe benziyor.
Midjourney gibi bir aracın neden hayatımıza girdiğini ve ne amaca hizmet edebileceğini sorgulamadan önce, görsel medya ve arama motorları arasındaki ilişkinin yapay zekâdan çok önce keşfedildiğini anımsatmakta fayda var. 1929’da Aby Warburg’un geliştirdiği resim atlası Mnemosyne [Bilderatlas Mnemosyne] (Figür 2), farklı boyutlardaki imaj ve görsel medyayı birbiriyle ilişkilendirebilen organik bir ağ olarak tariflerken, imajların kümelenmeleriyle onlara yeni anlamlar kazandırıyordu.1 Bugün ise Google arama sonuçlarında benzer bir kümelenmeyi sadece birkaç anahtar kelimeyle elde edebiliyoruz, hatta önümüze gelen sonuçlardan benzer opsiyonları türetebiliyoruz. Buna kıyasla sosyal hayatımızın dijital platformlara taşındığı Instagram gibi araçların artık kendi estetiğini pazarladığı marketleri oluşturması, bu tarz görsel medya araçlarının bizim üretimlerimiz üzerindeki etkilerini de gözler önüne seriyor. Dijital medya konusunda benim ilgimi çeken mevzu ise, hayvansal beyin olarak tariflenen limbik sistemimizi sahte ödüllerle uyaran bu teknolojilerin acaba bizi nasıl programladığı ya da artık arama motoruyla jeneratif imgeler üretebilen teknolojilerin öznellik, özgünlük ve kopyalama gibi kavramları etik olarak nasıl dönüştüreceğini incelemek olacak.
fotoğraf: Silke Briel / HKW
İmzacı Mimarlar ve İsimsiz Ustalar
Günümüzde tasarım alanında üretilen birçok medya ürünü açık kaynak ve lisanslı programlar üzerinden elde ediliyor, ancak birçok üretim için kullanılan bu program ve araçlara tasarımcı kadar aynı oranda hak verildiğini görmüyoruz. Bunun nedeni acaba söz konusu araçların artık tasarım dünyamızın birer parçası olması mı, yoksa tasarımcının kendine has yöntemini gizleme çabası mıdır? Peki üretilen medya ancak belli teknolojiler kullanılarak üretilebiliyorsa, tasarımcı bu araçlar olmadığında üretimin neresinde durabilir? Jason Allen’ın yarışmaya gönderdiği imgenin altına kendi adının yanında Midjourney’inkini de yazması jüride kafa karışıklığına yol açmasına rağmen, tasarım dünyasında eşine az rastlanır bir mülayimlik timsali olarak tasarımcının üretimiyle olan dolaylı ilişkisini de kanımca afişe ediyor (Figür 3). Varlığının tek amacı rastlantısal imgelere öznel beğeni çerçevesinde yön vermek olan tasarımcı, sanırım hazin ve pasifize sonuyla göz göze geliyor.
Midjourney tarafından üretilen
“Théâtre d'Opéra Spatial” adlı eser
Mimari ve tarihsel bir örnek üzerinden konuya yaklaşarak, tasarımdaki öznellik kavramını sorgulamakta fayda olduğu kanaatindeyim. Gotik mimari denince akla gelen katedrallerin aslında mimarlar olmadan inşa edildiğini biliyor muydunuz? Ortaçağ döneminde inşasına başlanan ve tamamlanması yüzyıllar süren bu esrarengiz kültür varlıklarının yapımında o kadar fazla usta çalışıyordu ki, yapının tasarımının nasıl yapıldığı hatta kime ait olduğu konusunda tarihçilerin hiçbir fikri yoktu. Hatta bazı yapıların üretimi o kadar uzun sürüyordu ki, kulesinin temelini atan usta, yapının nasıl bittiğini kendi ömründe bile göremiyordu. Sadece bazı yapılarda bulunan tonoz çizimleri ve kalıpları sayesinde mimarlık tarihçilerinin bu eserlerin kolektif birer ürün olduğu ve tek bir tasarımcı tarafından üretilemeyeceği kanısına varması ise üretilen kolektif işin bireyselliğin önüne nasıl geçtiğini bizlere anlatıyordu.2
Gotik mimarideki kolektif tasarım yaklaşımına kıyasla, antikçağda yazılmış teorik metinlerin tekrar ele alınmasıyla mimarlık alanına sistematik bir otoritenin getirilme isteği Rönesans döneminde ortaya çıkmıştı. Bu dönemde geliştirilen hümanist bakış açısıyla sanat ve bilim beraber ele alınıyor, hepsi ortak bir estetik algı etrafında programlanarak kurallara dökülüyordu.3 Aynı dönemde üretilen birçok eserde mimarlığın kurallarının tartışıldığını ve yapı elemanları, tasarım kuralları ve oranlarının adeta birer formül gibi tasarımcılara aktarıldığını görüyoruz. Bir adım daha ileri gidilerek, yapıların tasarımlarının mimarlar tarafından sahiplenilmesinin de önünün açıldığını ve paylaşılan onca bilgi ve teknolojiye rağmen mimarların tasarımlarının altına kendi imzalarını atarak onları sahiplendiğine ve otorite kazandığına tanık oluyoruz.4 Endüstriyelleşme ve kontrolsüz büyüme sonucunda günümüzde inşa edilen birçok kaçak yapının hukuki güvencesinin de bu yapıları tasarlamak yerine sadece belgelerine para karşılığı imza atan mimarlar tarafından meşrulaştırıldığını biliyoruz.
Sonuç ve Süreç Odaklı Tasarım
Midjourney’nin teknik kapasite ve çalışma mantığından biraz bahsedecek olursak, tasarımcı ve sanatçılara neden çekici geldiğini de anlayabiliriz. Makine öğrenmesiyle milyonlarca imge kullanılarak geliştirilmiş bir altyapı kullanan bu algoritmayı birkaç anahtar kelimeyle çalıştırmanız mümkün. Karşınıza gelen ilk opsiyonlardan düşündüğünüz imgeye yakın olanı seçmenizle yeni imgeler türetebiliyorsunuz (Figür 4). Eğer size sunulan varyasyonlardan memnunsanız, bunlardan istediğinizin çözünürlüğünü artırarak bilgisayarınızda saklayabiliyorsunuz. Birden fazla anahtar kelime tanımlamak ve spesifik olmak, algoritmanın üretkenliğini kısıtlamaktansa rastlantısallığını azaltıyor ve türetme performansını da artırıyor.
Yapay zekânın çalışma mantığını kavrayınca iki farklı tasarım yöntemini inovatif bir şekilde birleştirdiğini görüyoruz. Bunlardan ilki, hayalimizdeki son imgeye bir arama motorunu çalıştırarak elde edilen imge ağıyla ulaşma içgüdüsünü tanımlıyor. Adeta bir “resim atlası” gibi, birçok tasarımcının “fikir panosu”, “konsept imajlar” ya da “emsal yapı” olarak kullandığı bu yöntem aslında hepimizin üretim kıtlığında başvurduğu, tasarımcının gördüğü yapıya öykündüğü ama bire bir kopyalamaya cesaret edemediği bir yaklaşımı anımsatıyor. Sanırım birçok tasarımcının işverenle iletişim kurmak için kullandığı Pinterest de tasarımcının sadece son ürünü elde etmesine yardımcı olmakla kalmıyor, hem tasarımcıyı hem de müşteriyi belirli imgelere yönlendirerek algı ve beğenimizi programlamaya yardımcı oluyor. Peki beğendiği görsele öykünmenin gerçek üreticisine iltifat etmek olarak kabul edildiği bir alanda, özgün ve öznel olanı üretmek bu kadar zorsa, acaba yaptığımız işi Midjourney’ye devretmek ileride bizi bu külfetten kurtarır mı?
İmge bazlı çalışan diğer yöntemlere kıyasla, özellikle dijital teknolojilerle geliştirilmeye başlanan süreç odaklı tasarım yaklaşımı da Midjourney programının bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Bu yaklaşımın verilen rastlantısal imgeler üzerinden evrimsel bir süreç izleyerek tasarımcıyı tahmin edilmeyen bir varyasyona ulaştırdığını görüyoruz. Benzer yöntemlerin biyomimetik odaklı dijital araçlarla 90’lardan beri kullanıldığını hatırlayacak olursak, geliştirilen metodolojinin neden tasarımcılara bu kadar çekici geldiğini de anlamamız mümkün olur.5 Özgün ve tarifsiz bir tasarıma ulaşmayı sağlayan jeneratif ve evrimsel metodolojilerin birçok tasarım alanında deneysel ürünler yarattığını biliyoruz. Ancak tasarımcıların süreçte kaybolma kaygısı ve son imge takıntıları yüzünden bu yöntemlerin çok benimsenmediğine, aynı şekilde Midjourney gibi araçların da kendi öznel yaklaşımlarını geçersiz ve kısır kıldığı için eleştirildiğine tanıklık ediyoruz. Bu noktada bu araçlara sırtımızı dönmek yerine, onları alternatif tasarım pratiklerimize nasıl entegre edeceğimizi çözmemiz gerektiğini ve teknolojiden kaçmaktansa onunla üretim kapasite ve kalitemizin nasıl geliştirilebileceğinin araştırılması gerektiğini düşünüyorum.
Kolektif Estetik ve Endoplasmik Orgazm
Tasarım stüdyolarında verilen problemlerin her bir öğrenci tarafından farklı yorumlanarak çözümlenmesi gibi, Midjourney gibi araçların hayatımıza kazandırdığı rastlantısal estetiğe de eleştirel bakmamızda fayda var. Özellikle öznel ve kişisel beğeni içeren yaklaşımların formalist üretimlerle tetiklenmesi kanımca tarifsiz fetiş unsurları doğuruyor ve tasarımı cinsel kavramlarla buluşturuyor. Her ne kadar mimarlığın anatomi ve cinsellikle olan ilişkisi derin araştırmalar gerektirse de,6 bir tasarım sorununun birden fazla çözümünün olabilmesi ve en çok stimüle eden imgeye yönelmek, sanki üretimimizle derinden cinsel bir ilişki kurmamıza yol açıyor; tatmin getirecek son ürünün mutlaka müşteride bir orgazm yaratması gerektiğine inanıyoruz. Bu tatmini, var olan fallik mimari nesnelerin birer dildo olarak üretilmesinde arayabileceğimiz gibi, tasarım sürecini ancak imge bombardımanı altında stimüle etmenin de pornografik bir bağımlılık yaratabileceğini anlamamız gerekiyor.
Henüz gelişimin başında olan yapay zekâ algoritmaları piksel bazlı akıllı örüntü grupları üzerinden akışkan estetiğe sahip imgeler üretiyor.7 Bu imgelerin geometrik olarak tarifsizliği dijital araçlarla erken dönem ortaya çıkan ve daha sonra ağır eleştirilen blob ve formsuz tasarım objelerini çağrıştırıyor.8 Günümüzde sosyal medya kanallarındaki paylaşımların çoğunun estetik bir perspektif sunduğuna, özellikle Instagram hesaplarının belirgin bir styling gerektiren görsel içeriklerle üretildiğine ve çekici kılındığına şahitlik ediyoruz. Buna kıyasla yapay zekânın akışkan imgeleri kolektif bir estetik yaratmak yerine internette var olan imgeleri eriterek formsuzluğa göndermede bulunuyor. “Yeryüzünde çekilen son selfie” isimli çalışmadaki gibi, teknoloji bağımlısı birey akıllı fırça darbeleriyle arkadaki fonla erimeye başlıyor (Figür 5).
Atomu parçalamak için kullanılan hızlandırılmış nötronlar gibi,9 tasarımcının da rastlantısal imgelerle kendini stimüle ettiği ve üretimin iç dinamiğinin tatminsiz bir mastürbasyona dönüştüğü günümüzde, yapay zekâ araçlarını hızlı imge için kullanmak elbette çoğu tasarımcıya çekici gelebilir. Ancak karşımıza çıkan her yeni icadı kayıtsız meşrulaştırmak bizi tasarımın sadece anahtar kelimeler üzerinden keşfedildiği kısır döngülere ve tatminsiz dışavurumlara götürebilir. Belki de bu süreçten esas almamız gereken ders, insan odaklı tasarım süreçlerinin artık miadını doldurduğunu anlamak ve yapay zekâ içerikli teknolojilerin tasarım alanına estetik müdahalesini sorgulamaktır. Ancak o zaman tasarımcı ve teknoloji arasındaki sağlıklı mesafe korunabilir ve yeni bir sinerjik ilişki doğabilir.
{8 Ekim 2022}1. Aby Warburg, Bilderatlas Mnemosyne, 1924–1929.
2. John James, Chartres, the masons who built a legend (Routledge & Kegan Paul, 1982).
3. Rudolf Wittkower, Architecture in the age of humanism (W.W. Norton & Company, 1971).
4. Mario Carpo, Architecture in the Age of Printing (Cambridge: MIT Press, 2001).
5. Diana Agrest, The Sex of Architecture (Harry N. Abrams, 1996).
6. Stable diffusion, LMU Munich tarafından geliştirilen ve kelime girişiyle tablovari imge üretebilen bir yapay zekâ algoritmasıdır.
7. Greg Lynn, Animate Form (Princeton Architectural Press, 1999).
8. Cockroft ve Walton tarafından geliştirilen ve fizik alanında Nobel ödülü kazanan atom parçalama deneyi için bkz. Cockcroft–Walton generator.
9. Michael Hensel, Achim Menges ve Michael Weinstock, ed., Emergence: Morphogenetic Design Strategies, Architectural Design (London: Wiley, 2004).
