fotoğraf: Umberto, kaynak: Unsplash
Gerçekçi Bir Sanat Arayışı
Yorum ve Deneyimin Gölgesinde:
Anti-Gerçekçi
Çağdaş Sanat

Giriş

“Kavramsal şemalarımızın dışındaki dünya… insanın karşısına çıkan ve küreğini kırdığı sağlam bir kaya gibidir.”1

Algımız dışında bir dünyanın varlığını kabul eden gerçekçiliğe karşı çağdaş sanat dünyası bir anti-gerçekçilikle çevrilmiştir. Bu dünyada sanat eserleri “deneyimlerin insanlar tarafından yorumlanması” için hızla tüketilen “içeriklere” dönüşmüştür. Deneyim ve yorumlama müzelerin, galerilerin, sanat yayınlarının ve güzel sanatlar okullarının en çok üstünde durduğu noktalardan birisidir.

Açık ve net bir şey ifade etmekten özellikle kaçınan sergi metinlerinin ve eser açıklamalarının eşlik ettiği çalışmalar, kişisel ve gruplar hâlinde, çeşitli yorumlama etkinliklerinde izleyicinin deneyimleri ve görüşleriyle şekillenir. Okullarda “siyah giyen cool hocalar” ne yaptıklarından emin olmayan öğrenciler karşısında durmadan iş yorumlar. Sergilerde biz sanatçılar, ne yaptığımızı nasıl dile getirebileceğimizi bilmediğimizi gösteren dağınık kelime öbekleri sıralarız. İzleyicilerden sık sık geri bildirimler, sanatçının da sonradan fark edeceği içgörüler işitilmek istenir.

Bu sürecin bir parçası olarak “muğlaklık”, “tekinsizlik”, “şiirsellik” ve “belirsizlik” gibi kavramlar birkaç yılda bir yeni biçimlerde önümüze koyulmakta ve sürekli yeniden yorumlanmaktadır. Şiirsel olanı sonsuza dek yorumlama şansımız vardır, öyleyse neden duralım?! Belli ki bir kısırdöngünün içindeyiz.

İzleyicinin deneyimi ve yorumları çağdaş sanatta neden bu kadar önemli bir konumdadır? Yorum odaklı etkinlikler, kurumların sosyal sorumluluğa dayanan kamusal işlevlerinden de kaynaklıyor olsa gerek. Nihayetinde izleyiciler ile eserleri buluşturma kaygısı sanat kurumları için önemli. Ancak üzerinde pek düşünmeden kabul edilen yorum odaklı anlayışlarda daha temel, dünyayla ilişki kurma biçimimize dair bazı sorgulanmamış kabuller mevcut. Bu yazı dizisinde bu kabulleri anlamaya çalışarak yorum ve deneyim dünyasının dışındaki olasılıkları araştıracağım.

Sanata ilişkin güncel anlayışlarımızı kavramaya çalışırken “Neden sergi açıyoruz?” ya da “Neden insanlara çalışmalarımızı gösteriyoruz?” gibi sorulara tatmin edici yanıtlar bulamadığımı da fark ettim. Bu sorgulamalar sırasında denk geldiğim Realism Materialism Art adlı kitapta Goldsmiths Güzel Sanatlar Yüksek Lisans programının direktörü ve eleştirel yazılarıyla tanınan Suhail Malik’in “Çağdaş Sanatı Yıkmak İçin Neden” başlıklı çarpıcı bir metnine rastladım. Malik, çağdaş sanatın insan merkezli deneyim ve yorum saplantısının felsefi temellerini ortaya koyarak onun (spekülatif gerçekçi bir perspektiften) yıkılması gerektiğini belirtiyor. Bu dizide bu terimleri de yeri geldiğinde elimden geldiğince açarak yazarın eleştirisini farklı yanlarıyla ele alacağım.

Yorum ve Deneyim

Post-yapısalcı kuramlardan büyük ölçüde etkilenen çağdaş sanat, gerçekliği dil ve iktidar tarafından şekillendirilen sosyal bir yapı olarak görmektedir. Realism Materialism Art editörlerinin ifadesiyle: “Son bir buçuk kuşaktır, eleştirel sanat pratikleri ve teorileri özgünlük, faillik ve kimlik kavramlarına post-yapısalcı, psikanalitik ve Marksist karşı çıkışlar yöneltmektedir. Bu paradigmada sanat her zaman kökeni, sonu ya da zemini olmayan söylem ve yorum ağlarına takılmış olarak ele alınır.”2 Bu yaklaşım, sanatı insanmerkezli anlatıların içine hapseder.

Mevcut teorilerin genellikle sanat eserlerini sanatçının niyetlerinin ya da izleyicinin yorumlarının salt yansımalarına indirgediğini sık sık görüyoruz. Bu yaklaşım, çalışmaları hâliyle pasif bir nesne hâline getiriyor. Onun biçimi, tarihsel bağlamı ve yaratım koşulları gibi fiziksel ve maddi yönleri söylem vurgusunun gölgesinde kalıyor. Ayrıca, estetiğin kapsamını da sınırlayarak, sanatın gerçeklikle doğrudan bağlantısı olmayan bir “işaretler ve semboller oyunu” olarak ele alınmasına mahal veriyor.

“Bir sanat eseri senin için ne anlam ifade eder? Onu nasıl yorumlarsın? Çağdaş sanat anlayışında cevap nettir: Bu sana kalmış. Eserin konusu, kullanılan malzemeler, sunumu (dijital platformlardaki geçiciliği de dahil) ve basın bülteninden, sanatçının ilgi alanlarından ya da eserin çağrıştırdıklarından edindiğin bilgilerle sınırlı kalarak, bu esnek yönlendirmeler çerçevesinde kendi yorumunu yaparsın. ‘Esnek’, çünkü parametreler yeterince açık, yeterince gevşek ve yeterince muğlaktır, böylece sanat eseri içinde kendi yolunu çizmen gerekir. Eser sana bir soru sorar, kesin bir anlamı olmayan açık uçlu bir iddiada bulunur. Sen de cevaplarsın, çoğu zaman doğrudan değil, en iyi ihtimalle kendi fikirlerin, değerlerin ve hatta dili kullanma biçimin üzerinde yarattığı değişimle. Sen sanat eserinin merkezindesin.”3

Çağdaş sanatta yorumlamaya yapılan vurgu estetik deneyimle iç içe geçmiştir, çünkü deneyim yorumlamaya alan açar. Estetik nesneler –ister sanat ve tasarım çalışmaları isterse doğa manzaraları olsun– sabit, içkin anlamlara sahip değildir. Bunun yerine, öznel bir yorumlamayla anlam kazanırlar. Çağdaş sanat büyük ölçüde öznel estetik deneyime dayanır; yani anlam, izleyicinin eserle etkileşimi yoluyla ortaya çıkar. Yorumlama süreci sadece sanat eserinin ne olduğunu anlamakla değil, eserin izleyicinin düşünceleri, duyguları ve algılarıyla nasıl etkileşime girdiğini kavramakla da ilgilidir. Dolayısıyla çağdaş sanatın anlamı, sanat eseri, bağlamı ve izleyicinin kişisel tepkisi arasındaki bir ilişki aracılığıyla yaratılır ve bu da onu son derece bireysel bir deneyim alanı hâline getirir.

Burada “Sorun nedir?” diye sorabilirsiniz. Deneyim şüphesiz yaşamın tüm dokusuna işlemiştir ve sanat için de vazgeçilmez görünmektedir. Sorun, çağdaş sanatta deneyimin öznelliğine yapılan abartılı vurgunun her türden nesnel dünya olanağını arka plana itmesi ve insan özneyi evrenin ortasına koyarak anti-gerçekçi bir tutum izlemesidir.

Çağdaş sanatta anlam izleyicinin öznel deneyimi aracılığıyla üretildiğinden, sanat eseri, izleyicinin yorumu ve katılımı olmaksızın adeta eksikmiş gibi tanımlanmaktadır. Hatta sanatçıların sergilerinden sonra işlerinin yeterince yorumlanmadığına, yayınlarda yeterince yer alıp tartışma yaratmadığına dair yakınmalarını sık sık işitiyoruz. Bu durum sanat eserinin amacını yerine getirmek için dış etkileşime ve yoruma olan bağımlılığını ortaya sermektedir.

Malik, çağdaş sanatın “estetik deneyimin” doğasında var olan insanmerkezci fikirlere dayanması nedeniyle temelden kusurlu olduğunu savunuyor. Bu durumun çağdaş sanatı felsefi olarak iflas ettirdiğini ve siyasi olarak etkisiz kıldığını iddia ediyor.

İlişkisel Estetik

Çağdaş sanatta deneyim ve yorum deyince akla ilk gelen alanlardan birisi ilişkisel sanat ve katılımcı sanat fikri. Nicolas Bourriaud’ya göre ilişkisel sanat, insan ilişkilerinin bütününü ve bunların sosyal bağlamını alan bir sanat türüydü.4 İlişkisel estetikte sanat eseri, insanların ortak bir faaliyete katılmak üzere bir araya geldiği sosyal bir ortam yaratmaktadır.

Bourriaud sanat eserlerinin rolünün artık “hayali ve ütopik gerçeklikler” oluşturmak değil, sanatçının seçtiği ölçek ne olursa olsun, “var olan gerçek içinde” yaşam biçimleri ve eylem modelleri oluşturmak olduğunu iddia etmişti. Bu bakış açısı gerçek yaşam vurgusuyla ilk etapta gerçekçi bir felsefeye yeşil ışık yakmasına karşın merkezine insan deneyimini aldığı için ve eserin varlığı ile yorumu birbirinden ayırmadığı için gerçekçi bir temele sahip değildir.

Claire Bishop, Bourriaud’nun postyapısalcı teoriyi, yorumun açıklığı ile sanat eserinin kendisinin açıklığını birbirine karıştırarak yanlış okuduğunu iddia etmiştir. Postyapısalcılar metinlerde anlamın istikrarsızlığını ortaya koyarak, yorumların akışkan ve yeniden değerlendirmeye açık olduğunu öne sürmüşlerdir. Bourriaud ise bu akışkanlığı hatalı bir şekilde sanat eserinin varlığına atfetmektedir.

Bishop’a göre bu yanlış uygulama çeşitli sorunlara yol açmaktadır. Öncelikle sanat eserinin (sözde) sürekli değişiminin ortasında onu tanımlamanın zorluğu, onun iç yapısını ihmal eder. Sanat yorumları çoklu ve çeşitlenebilir olmasına rağmen, sanat eserinin kendi maddi ve kavramsal bütünlüğü korunmaktadır.

Diğer yandan izleyici katılımına yapılan aşırı vurgu, yaygın bir biçimde eleştirel perspektifleri es geçmektedir. Bishop ilişkisel sanatın herhangi bir sosyal bağlamda var olan hiyerarşik güç ilişkilerini, dışlamaları ve çatışmaları naifçe görmezden geldiğini belirtir. “Uyumlu”, “demokratik” katılım tasviri, sosyal ilişkilerin çoğu zaman eşitsizliğe dayanan gerçeklerini yansıtmamaktadır: “Eğer ilişkisel sanat insan ilişkileri üretiyorsa, sorulması gereken bir sonraki mantıklı soru ne tür ilişkilerin, kimin için ve neden üretildiğidir?”5

Etkileşim, Etkileşim, Etkileşim

İlişkisel estetik özellikle bienallerle birlikte tüm dünyaya yayıldı ve baskın bir özellik kazanarak diğer sanat formlarını da etkiledi. Bugün izleyiciye öncelik veren, “demokratik” ve deneyim odaklı sanatlara kurumların çok sıcak baktığını görüyoruz. Bu çalışmaların bazıları bir tür “halkla ilişkiler” işlevini de beraberlerinde getiriyor.

Çağdaş sanatın deneyim odaklalığına güncel bir örnek olarak Olaffur Elliason’un Elif Dastarlı’yla yaptığı röportajdaki sözlerine bakalım:

Senin beklenmedik karşılaşman adını seçerken izleyiciye sınırsız bir davetiye sunmak, onları merak ve araştırma alanına adım atmaya çağırmak istedim. İzleyicide bir keşif duygusu uyandırmak, sergide burada algılarına meydan okuyan ya da hayal güçlerini harekete geçiren, aşina olmadığı bir şeyler bulabileceğini hissettirmek istedim. Yani buradaki ‘karşılaşma’, aktif bir katılım ve içe dönüp bakmayı da içeriyor. Sergi sadece sanatı gözlemlemek değil, onunla etkileşime girmekle ilgili; bu da izleyiciyi çalışmanın vazgeçilmez bir parçası hâline getiriyor.”

Eliasson’un “beklenmedik karşılaşmalar” yaratmaya odaklanması, insan deneyimini ve algısını nesnelerin kendisine önceleyerek eserlerinde ele aldığını iddia ettiği ekolojik perspektifi dışlıyor. Herhangi bir şeyin yalnızca insan deneyimleriyle tamamlandığını söylemek açıkça insanmerkezci bir bakış açısıdır.

Eliasson sergi ziyaretçilerinin “aktif katılımını” hedeflese de hepimiz biliyoruz ki sonuç genellikle deneyimin yeniliğine kapılan izleyicilerin sosyal medya hikâye paylaşımlarındaki birkaç haftalık artışlarla sonuçlanıyor.

Elliason’un iklim krizi hakkında kamuoyu farkındalığı amacıyla tonlarca buzu şehir merkezine koyduğu Ice Watch (2014) adlı çalışması da insan deneyimi uğruna neler yapılabileceğini örneklemek için hatırlanabilir. Çalışmada yer alan buz kütleleri, ziyaretçilerin bir deneyim yaşamasını ve böylece çevresel farkındalıklarının artmasını sağlamak için, çevreye ciddi bir maliyeti olacak şekilde doğal ortamından taşınmıştı. Bu çalışma öncelikle gelişmiş ulusları etkileyen kirlilik ve kaynak tüketimi gibi septomlara odaklanarak yüzeysel değişiklikleri hedefleyen insanmerkezci sığ ekolojik çözümlerin bir propagandası olarak da görülebilir.

Deneyim odaklı sanat hedefine en çok rastladığımız alanlardan bir diğeri de yeni medya sanatı. Bu alandaki klişeleri anlamak için  “yeni medya sanatı önerileri listele” komutu verdiğimde ChatGPT aşağıdaki çıktıyı sundu.

Yeni medya sanatı alanında çeşitli disiplinleri, teknikleri ve temaları kapsayan birkaç öneri:

1. Sanal Gerçeklik (VR):

  • Kullanıcıların etkileşimde bulunabileceği sanal ortamlar yaratmak.
  • Empati yaratma veya sosyal sorunları keşfetme amaçlı deneyimler.

2. Artırılmış Gerçeklik (AR):

  • Fiziksel dünyaya dijital öğeler ekleyerek etkileşimli deneyimler sağlamak.
  • Kamusal alanlarda sanal sanat enstalasyonları.

3. Veri Görselleştirme:

  • Büyük veri setlerini görsel olarak temsil ederek anlamlandırma.
  • İzleyicilerin veriyle etkileşim kurmasını sağlama.

4. Etkileşimli Enstalasyonlar:

  • İzleyicilerin hareketleri veya kararlarıyla değişen sanatsal deneyimler.
  • Duyusal geri bildirim mekanizmaları kullanarak katılımı artırma.

Bu alana bir örnek olarak, çalışmalarında “rüyalar, halüsinasyonlar” gibi gerçekliği muğlaklaştırmayı imleyen terimler kullanmayı seven Refik Anadol’un TED videosundaki sözleri dikkat çekici:

“Eser, şehrin akışkan bağlantı ağını tasvir ederek izleyiciyi yaşayan bir kentsel mekânda muhteşem bir estetik deneyimin parçası olmaya davet ediyor. Aynı zamanda, burada temsil edilen Twitter akışları gibi günlük yaşamlarımızdan gelen görünmez verilerin nasıl görünür hâle getirilebileceğini ve kolektif olarak deneyimlenebilecek duyusal bilgiye dönüştürülebileceğini hatırlatıyor. Aslında, veri ancak deneyimlendiğinde bilgiye dönüşebilir ve bilgi ve deneyim birçok şekilde olabilir.”

Görselleştirmenin kendisinin bilgi yaratmayacağı açık; dolayısıyla kastedilen aslında duyusal etkiler. Veriler insanlar için estetik deneyim şovuna dönüştürülerek soyutlandığında ise dünyayla olan bağı kopmakta ve okunması imkânsızlaşmaktadır. Gerçekçi bir açıdan bakıldığında veri oldukları bile artık şüphe götürür. Diğer yandan Elliason’da olduğu gibi burada da verileri alan ve yorumlayan homojen, jenerik bir izleyici kitlesi varsayılıyor.

Sonuç olarak, çağdaş sanatta ve onun yakınında hareket eden birçok alanda sanat eserleri genellikle kişisel düşünme ve deneyim için ucu açık yönlendiriciler olarak görülüyor. Bu nedenle sanat eserleri izleyicinin projeksiyonları için pasif araçlara indirgeniyor. Daha tuhafı, nesnel gerçeklikle veya insandışı perspektiflerle ilişki kurmak amaçlanırken de insan öznelliğinin hedeflenmesi.

Bir sonraki yazıda yine Sühail Malik’in eleştirisinden hareket ederek, çağdaş sanatın “korelasyonist” kökenleri konusuna değinerek devam edeceğim.

1. Maurizio Ferraris, Hysteresis: The External World (Edinburgh: Edinburgh University Press, 2024).

2. Christoph Cox ve Suhail Malik, “Introduction”, Realism Materialism Art içinde, ed. Christoph Cox, Jenny Jaskey ve Suhail Malik (Londra: Sternberg Press, 2015): 15–31.

3. Suhail Malik, “Reason to Destroy Contemporary Art”, Realism Materialism Art içinde, ed. Christoph Cox, Jenny Jaskey ve Suhail Malik (Londra: Sternberg Press, 2015): 185–190.

4. Nicolas Bourriaud, İlişkisel Estetik, çev. Saadet Özen (İstanbul: Bağlam Yayınları, 2005).

5. Claire Bishop, “Antagonism and Relational Aesthetics”, October Magazine 110 (Güz 2004): 51–79.

anti-gerçekçilik, çağdaş sanat, deneyim, gerçekçilik, gerçeklik, ilişkisel estetik, Kerem Ozan Bayraktar, Nicolas Bourriaud, sanat, yorumlamak