fotoğraf: Gérard Cachon (CC BY-NC-ND 2.0)
Güncemsi
Artçı Düşünceler ve Talan Edilen Derinlikler

Norveç, 9 Ocak’ta alınan bir kararla, tüm itirazlara rağmen Kuzey Buz Denizi’nde (Arktik Okyanusu) ticari olarak derin deniz madenciliğinin önünü açtı. Kararın gerekçesi petrol ve gaza bağımlılığın azaltılması ve istihdam alanı yaratılması. Uluslararası çevre örgütü Greenpeace “Karar, deniz için bir felaket” yorumunda bulundu. Kuzey Buz Denizi hâlihazırda iklim değişikliğinin yoğun etkilediği bir bölge. Alınan kararın balinaları, deniz kuşları ve balıkları etkileyeceği açık. Norveç konuya ilişkin karar alan ilk ülke.

Deniz dibi madenciliğinin Svaldbard Adaları civarında yapılması planlanıyor. Svalbard, eski Nors dilinde “Soğuk Kıyı” anlamına geliyor. Dünyanın en kuzeyindeki şehir Longyearbyen da burada konumlanıyor. Bir felaket olasılığına karşı inşa edilen Küresel Tohum Ambarı da bölgede bulunuyor. Ancak Longyearbyen gezegenin en hızlı ısınan kenti. Küresel ısınma sebebiyle Svalbard’ın batı kesiminde fiyortlar ve Barents Denizi yılın büyük kısmını buz örtüsünden mahrum geçiriyor. Buzlar eridikçe deniz ısınıyor, su ısındıkça daha fazla buz eriyor. Bu da kutup ayısı gibi yüzen deniz buzlarını kullanarak avlanan canlıları açlıkla karşı karşıya bırakıyor. Aynı zamanda tuzlu ve ılık Atlantik suyu Kuzey Atlantik akıntısıyla Svalbard yakınlarına taşınıyor ve iklimi daha da yumuşatıyor. İşte Norveç derin deniz madenciliğini bu giderek ısınan Soğuk Kıyı’da başlatmayı planlıyor.”1

Derin deniz madenciliği bir süredir gündemde; ortaya çıkaracağı çevresel tahribata dikkat çekilerek önüne geçilmeye çalışılıyor. Clare Daly, Norveç’in bu kararını Avrupa Parlementosu’nda açıkça eleştirerek derin denizdeki çoğu türün bilinmediğini, derin deniz madenciliğinin yaratacağı tahribatın vahim sonuçları olacağını dile getirdi. Güncel gelişmeler aklıma 2022 yılındaki 17. İstanbul Bienali’nde Müze Gazhane’de yer alan INTERPRT’nin derin deniz madenciliğine ilişkin görsellerini getirdi. INTERPRT 2016 yılında kurulan, görsel araştırmalar yoluyla çevresel adaletin peşine düşen bir araştırma kurumu. Çevresel yıkımı ve insan hakları ihlallerini incelerken mimari araştırmaları, üç boyutlu canlandırmaları, uzaktan algılama yöntemlerini ve kamuya açık çevre verilerini kullanıyor ve ekokırımı uluslararası suç olarak kabul ettirmek için deliller topluyor.

Nabil Ahmed’in, 17. İstanbul Bienali’nin kitapçığında iki sayfalık bir metni bulunuyor. Bu metin INTERPRT’nin varoluş nedeni ve amacını ifade etmesinin yanı sıra bir manifesto mahiyetinde. Ahmed, okyanus tabanının dünya tarihindeki en büyük madencilik operasyonuna hazırlandığını ifade ederek söze başlıyor. Okyanusu insanlığın ortak mirası olarak koruması gereken Uluslararası Deniz Yatağı Kurumu’nun (ISA) okyanusu sömürecek madencilerle işbirliği içinde olduğunu söylüyor. Derin deniz madenciliğine çevre adaleti örgütlerinin karşı olduğunu, çevresel zararları caydıracak düzenlemelerin var olmamasının ve cezasızlığın bizleri ekokırımla karşı karşıya bıraktığını belirtiyor. Şirketler nereye gitseler arkalarından ekokırımı götürüyor. Ahmed metninde tüm bunlara rağmen ekokırımdan sorumlu olanları sorumlu kılmakta kararlı olduklarına değiniyor. Çevreye yönelik ihlallere karşı yürütülen soruşturmalardan doğan temsil ve kanıt toplamaya dair zorluklarla başa çıkabilmek için hesap verilebilirlik talep eden sanatın mevcut sorunları tartışabilmek adına bir kapı araladığını ve bu aralıktan mücadeleyi sürdüreceklerini ifade ediyor.2

Yukarıda değinilenler çerçevesinde bir çevre tehdidi olduğu açık ama değinilmesi gereken belli başlı hususlar da var: Nasıl bir çevre tehdidinden bahsediliyor ve şirketler hangi gerekçeleri ileri sürerek derin deniz madenciliğine devam etmekte ısrar ediyor? Zeynep Özerk Berksü’nün metni3 derin deniz madenciliğine ilişkin genel çerçeveyi netlikle göstermekte. Özetle: Okyanus yüzeyinin 20 metre derinliğinde alacakaranlık bölgesi başlarken, 800 metre ve daha ilerisi güneş ışığının neredeyse hiç ulaşamadığı gece yarısı bölgesidir. Burada farklı canlılar ve yaşam türleri var ve bilim insanları bu ortamı mesken edinmiş her yeni tür canlıyla karşılaştığında “tuhaf”, “gizemli”, “muhteşem” gibi ifadeler kullanılıyor. Bu da ne düzeyde farklılık arz eden bir canlılıkla karşı karşıya olunduğunun göstergesi. Bu derinliklerin ve buradaki yaşamın çok ama çok az, %0,01 kadarlık kısmı biliniyor.

Tabana gözünü diken şirketlerin dikkatini çeken şey, patates büyüklüğündeki polimetalik nodüller. Bu karmaşık yapıların oluşması çok uzun süreçlerin sonucunda, milyon yıl içinde varlık gösteren milimetrik gelişmelerle söz konusu olabiliyor. Batarya teknolojisine bağımlılığın artmasıyla bu ortamın sağladığı kaynaklara talebin de katlanarak artacağı ifade ediliyor. Karada bu talebin giderilmesinin çok daha masraflı ve çevreye hasar verici olduğunu belirten şirketler, ne olduğu dahi anlaşılamayan yeşil dönüşümü ileri sürerek bu talebi karşılamanın en temiz, en güvenli ve karbonsuzlaştırmaya giden en az zararsız yolunun derin deniz madenciliği olduğunu iddia ediyor. Çevre örgütleri ise şirketlerin bu iddialarının tamamen karşısında; ekosisteme karşı bu madenciliğin büyük bir tehdit olduğunu ifade etmekteler. Deniz tabanındaki tabaka taranıp sıyrılırken oradaki yaşam, canlılar, binlerce yıllık mercanlar ve süngerler yok edilecek. Küçük bir ada ülkesi olan Nauru, 2021’de Pasifik’te 1,7 milyon kilometrekarelik bir alanda nodül çıkarma isteğini açıkladı. Bu açıklama Ahmed’in şirketlerle işbirliği yaptığını ifade ettiği ISA’nın madenciliğe ilişkin kural kitabını tamamlamasını tetiklediyse de 9 Temmuz 2023’te, haftalar süren tartışmaların ardından konu Temmuz 2025’e kadar ertelendi. Herhangi bir kararın verilmemesi çevrecileri sevindiremedi ve görüleceği üzere Norveç’i de engelleyemedi.

Ahmed’in dikkat çektiği gibi, işbu bağlamda bir düzenleme olmadığı ve cezasızlığın ekokırıma yol açtığı açık. Derin deniz madenciliğine sebep olarak gösterilen enerji talebinin karşılanmasının tek yolu bu değil. Tek kullanımın norm olduğu doğrusal ekonomiden döngüsel ekonomiye geçmekle enerji ihtiyacının büyük bir kısmı karşılanabilir. Her sene farklı sebeplerle milyarlarca cep telefonu çöpe atılıyor, bu atıktan farklı şekillerde yararlanabilmek adına adımlar atılmalı. Berksü, metninin sonunda derin deniz madenciliğinin yaşamını tehdit edeceği deniz süngerlerinden alınması gereken bir ders olduğunu ifade ediyor. Bu süngerler büyük miktarda su emip filtreleyerek diğer organizmalar için besin üretiyor. Bu çok eski türler çevreye karşı değil onunla birlikte hareket ederek hayatta kalıyor.

Son olarak, Ahmed’e yeniden dönecek olursak: 

Uluslararası hukuk, güçlülere cezasızlık bahşeden, zayıflardan ise hesap verilebilirlik isteyen mevcut çifte standardı koruduğu sürece, kurbanların bakış açısından uluslararası adaletin bir mücadele alanı olarak kalacağının farkındayız.4

Bu ekokırım da olsa, başkaca herhangi bir işgal ve/veya bir kıyım, kırım da olsa ne yazık ki böyle.

(Etik utanma duygusuyla ilişkilendirilebiliyor – suçluluk duygusuyla – zarar verdiğinin bilincinde olmayı, bu zararın sorumluluğunu hissetmeyi etik sayesinde düşünebilir oluyoruz – bunların önemini yadsımadan – etiği – bir borç ilişkisi üzerinden geliştirmek – silikleşme ve etkisizleşmeye yazgılı gibi – böyle bir etik tavırda herhangi bir olumluluk veya dirençten kaçınmalıdır – hâlihazırda her şeye bir borçlanma ilişkisiyle bağlanıyoruz – prangalar borçluluk ilişkisiyle pekişiyor – pekiştiriliyor – edilginliği dışlamıyorum – edilgin olmayı bir borçluluk hâli üzerinden düşünmenin etiğe açılmasına ilişkin ifadeleri belki – deniz süngerlerinden öğreneceğimiz çok şey var – çevreye karşı değil onunla birlikte hareket etmek – doğaya karşı değil onunla uyumlu – bu zaten arada es verebilmeyi – olmaman gereken yerde olmamayı – yapmaman gereken şeyi yapmamayı da içermez mi?) 

1. Atlas, sy. 368 (Şubat 2024): 18.

2. Nabil Ahmed, “Eko-Merkezli Soruşturmalar”, 17. İstanbul Bienali - Artçı Düşünceler içinde (İstanbul: İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı, 2022), 44-45.

3. Zeynep Özerk Berksü, “Karanlık sular: Derin deniz madenciliği”, vesaire, 31.01.2024.

4. Ahmed, agm.

deniz, derin deniz madenciliği, ekokırım, ekoloji, ekosistem, etik, Güncemsi, günlük, hayvan, Lâl Hitay, madencilik, Nabil Ahmed, okyanus