Werner Herzog,
Lessons of Darkness, 1992,
kaynak: Sabzian
Güncemsi
Petrol Kuyuları ve Salep

Werner Herzog’un belgeseli Lessons of Darkness’ın gösteriminden sonra birtakım izleyicilerin belgeselin Körfez Savaşı ve sonrasında yaşananları estetize etmesine ilişkin olarak yönetmeni eleştirmesini anlayabiliyorum. Gerek her yeri kaplamış petrolün çekilme şeklinin gerekse yanan petrol kuyularına ilişkin çekimlerin büyüleyici bir tarafının olmadığını söylemek zor. Filmin Wagnervari müziklerin eşlik ettiği epik bir retoriğe sahip olduğu da dile getirilmiş. Aslında söz konusu olan bir kıyamet anlatısı. Belgeselin girişinde Blaise Pascal’ın evrenin çöküşünün de aynen yaratılışı gibi göz alıcı şekilde görkemli, gösterişli olacağına ilişkin sözlerine yer verilmesi ne şekilde bir görselliğin izleyiciyi beklediğine dair fikir veriyor. Görkemli ve gösterişli bir çöküş… Belgeselde hiç sönmeyecekmişçesine kuvvetle yanan petrol kuyuları ve bunların söndürülmesine ilişkin kesitler de yoğun olarak yer alıyor. Bunları aklımdan geçirirken petrol kuyularının nasıl söndürüldüğünü merak ettim.

Yanan petrol kuyuları üç şekilde söndürülebiliyor. İlk olarak kuyunun vanası tahrip olmadıysa onu kapayarak yangın söndürülebiliyor. Bu en iyi ihtimal. Vana tahrip edildiyse kuyuyu söndürmek için dinamitle patlatma yöntemi kullanılabiliyor. Dinamitin patlaması oksijeni tükettiği için yangın sönüyor. Bir diğer yöntem azot silindir yöntemi. Kuyunun etrafı serinletilip, üzerine geniş bir silindir yerleştirilip alttan sıvı azot vererek yanan kuyu söndürülebiliyor. Sonuncu metot poliüre ve azot enjektesi. Yanan kuyuya yanlamasına yaklaşarak poliüre ve azot karışımı pompalanıyor ve bu karışım katılaşarak tıpa vazifesi görüp yanan kuyuyu söndürüyor.

Körfez Savaşı sonrası petrol kuyularının tutuşturulmasıyla çıkarılan yangın, insan eliyle sebep olunmuş en büyük yangın. Bu kuyulardan çıkan duman o kadar fazla ki iklimi etkiliyor: Sıcaklıkları Kuveyt ve birkaç yüz kilometre çevresinde on derece düşürecekken, bin kilometre çevresinde bir iki derece etkisinin olacağı, sülfürdioksitten dolayı meydana gelecek asit yağmurlarının ise iki bin kilometre alanı yani neredeyse Çin’i bile etkileyeceği öngörülmüş. O dönemlerde gerçekleşen ve yüz bin kişinin ölümüne sebep olan Bangladeş’teki tayfunun sebeplerinden birinin bu yanan kuyular olup olmadığı ihtimali üzerinde de durulmuş. Belgeselde ayrıca oğulları gözünün önünde işkenceyle öldürülmüş, bu nedenle konuşma yetisini kaybetmiş bir anneyi görüyoruz. Babası öldürülüp şiddet gören küçük bir çocuğun konuşmayı bıraktığını ve sonrasında yalnızca bir kez annesine “Bir daha asla konuşmayı öğrenmek istemiyorum” demek için konuştuğunu öğreniyoruz. Belgeselin görüntülerinin etkileyiciliği tartışılmaz ancak izledikten sonra anımsadığımda bende oluşan his, yoğun bir hüzün ve üzüntüydü. Görkemli ve gösterişli bir çöküşün hüznüydü bana kalan.

Alman bir yönetmenin bakışını Ortadoğu’da yıkıma çevirmesinden, popülerliği Ortadoğu ve Türkiye’den Almanya ve İngiltere’ye yayılan salebin Almanya’da yasaklanmasına… Instagram’da önüme çıkan bir videoda, Almanya’da yaşayan biri orada salep içmenin yasak olduğundan bahsediyor. Salep ismi Arapça husyetü’l-sahleb [tilki testisi] ifadesinden geliyor. Bu tanım, salep tozunun elde edildiği orkide bitkisinin yumru şeklindeki soğanlarının görünümünün tilki testisine benzetilmesine dayanıyor. Bu sebeple zamanında afrodizyak etkisi olduğu da düşünülüyor salebin, ayrıca ruhen ve bedenen şifa verdiğine inanılıyor. Salebin şifayla ilişkisine Evliya Çelebi’nin anlatısında da rastlanır.

Peki, “sahlep” mi yoksa “salep” mi? TDK’ya göre sahlep, kelimenin eski kullanımı. Şu an salep, hem salep tozunun elde edildiği bitkiyi hem bu tozu hem de bu tozdan hazırladığımız içeceği ifade ediyor. Salebin yasaklanmasının sebebi –tahmin edilebileceği– bunların hiçbiri değil. Gerçek sebep, içeceğin çok tüketilmesi sebebiyle salep tozunun elde edildiği, vahşi doğada yetişen orkide türünün tehlikeye girmiş olması ki gelişigüzel toplanmasının önüne geçilmek istenmesi de bundan. Araştırma yaparken Türkiye’de salebe ilişkin belirli kısıtlama ve yasaklamaların getirildiği bilgisine denk geldim. Sebep Almanya’daki kısıtlamayla aynı; yani salep tozunun elde edildiği bitki türünün tehlikede olması (“Salep Üretimi Yasak mı?”):

“Doğada yetişen salep türlerinden yaklaşık 30 tanesi endemik türdür ve nesli tehlike altındadır. Bilinçsizce toplanarak tükenmesini önlemek amacıyla, Nesli Tehlikede Olan Yabani Bitki ve Hayvan Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşme’ye (CITES) göre doğadaki salep türlerini toplamak yasaklanmıştır. Salep toplama cezası 2023 yılı itibariyle yaklaşık 110.000 TL’dir.”

Almanya’daki yasağın da büyük ihtimalle aynı sözleşme kapsamında yürürlükte olduğunu tahmin ediyorum. Söz konusu sözleşmenin bizden daha başarılı uygulandığı düşüncesinden sıyrılmam ise zor. Muasır medeniyet Almanya; ama bitkilere gelindiğinde. Kıyım ve katliamlar söz konusu olduğunda tarihin her zaman yanlış tarafında olmayı becerebilen bir ülkenin muasır medeniyet olduğunu ifade etmenin ironisi… Herzog idam cezası uygulaması sebebiyle Amerikan vatandaşı olmak istemeyeceğini, böyle bir ülkeyle vatandaşlık bağının bulunmasını istemediğini söylüyor. Almanya’yla olan vatandaşlık bağına ilişkin ne düşündüğünü merak etmiyor değilim.

(Lessons of Darkness’ın bir bölümünde geniş alanlara yayılan petrol havadan gösterilir – eğer ki gösterilenin petrol olduğu söylenmese su birikintisi sanabilir insan – petrolün yüzeyi gökyüzünü bir ayna gibi yansıtabiliyor – bu sebeple suya benzer bir görünüşü olabiliyor – Herzog petrolün su gibi görünerek kendini saklamaya çalıştığı yakıştırmasında bulunur – yıkıma sebep olduğunun bilinciyle dikkat çekmemek, saklanmak ister gibi belki – Dikkat çekmemekten bahsedince Bob Dylan – Dylan fark edilmenin bir yük olduğunu söyler – İsa’dan örnek verir – fark edildiği için çarmıha gerilmiştir – bu nedenle kendisinin sık sık ortadan kaybolduğunu belirtir – orada olabilmek adına yakıp yıkıp yok etmektense ara sıra ortadan kaybolmak daha iyi olsa gerek – orada olabilmek adına dikkatin hep üzerinde olması ihtiyacının yüzeyinin yansıttığı neyse işte o şey – hüzünlü ve üzüntülü – çöküşün görkemli ve gösterişli olması gibi)

film, Güncemsi, günlük, iklim değişikliği, Lâl Hitay, Lessons of Darkness, petrol, salep, savaş, sinema, Werner Herzog