fotoğraf: Erhan Muratoğlu
Görülmezi Göstermek

Rezzan Gümgüm kişisel ve toplumsal deneyimlerden yola çıkarak, mekâna özgü Görülmez isimli performansında* “görünmezlik” kavramını çeşitli nesneler aracılığıyla araştırır. Vitrin gibi bir mekânda, tam da görünür olması istenenin yer verildiği bir alanda gerçekleştirilen bu performans, görmenin bedenle olan ilişkisinin yanı sıra bakış açılarının görmeye olan etkisi ve etkileşimi üzerinde durur. Görünmezlik, orada bulunmanıza rağmen görülmemeniz ve fark edilmemeniz olarak açıklanabilir belki. Ancak bu tanım yetersiz kalmaktadır. Görme, bedenimizin kurduğu yaşamsal iletişimdir. İnsan, bedenli bir varlık olarak olduğu yerden bakmak durumundadır. Ancak beden olarak özne eylemleri, hareketleri ve yarattığı durumlar içinde bulunduğu ortamı yeniden kurar. Yapılandırılmış olan, görünür kılınmak istenen dünyanın içinde hapsolmuş değildir. Ne var ki özne eylemleri yapılandırılmış dünyada verili sınırları aşabilme, yeni yönler belirleyebilme, oluşturacağı taktikler doğrultusunda verili olan gündelik hayatı kendi içsel etkinliğini dışarı yansıtacak biçimde yeni anlamlar üstüne inşa edebilme gücüne sahiptir.

Bakmanın bir seçme eylemi olduğunu hatırlarsak baktığımız şeyleri görürüz elbette. Gördükten sonra görüldüğümüz olgusu John Berger’in görme-görülme eylemini dile getirme çabası olarak tanımladığı ve “senin her şeyi nasıl gördüğü”nü benzetmeyle ya da doğrudan açıklama çabanızla, “onun her şeyi nasıl gördüğü”nü anlama çabanız olduğunu söylediği sözlerini anımsatır. Bunda büyük pay düşüncelerimiz ya da inandıklarımızındır. Düşünce ve inanç nesneleri, kişileri, olayları görüşümüzü etkiler.

Mağaza vitrinleri göstermek, sergilemek içindir. Saydam yüzey izleyenin bakışını içeri taşırken fiziksel teması keser, engeller. Dokunamayışın oluşturduğu gerilim, içeri doğru bakışı yoğunlaştırır. Önce zihin içeri taşınır, daha sonra beden onun peşinden koşar. Baştan çıkarmak, içeri çekmek, alışverişi artırmaktır vitrinin görevi.

En trendy ayakkabıları sergileyen bir vitrinle, inşaat makineleri satan bir dükkânın ya da bir fırının vitriniyle, Amsterdam’daki Red Light District’in vitrinleri arasındaki sıkı bağ, her evdeki televizyon ekranıyla, her eldeki mobil cihazın ekranında da vardır. Kapitalizm varlığını, sömürdüğü çoğunluğu, isteklerini çok sınırlı bir biçimde tanımlamaya zorlayarak sürdürür. Görünecek ya da görünmeyecek şeylerin ne olduğunu kendi yapılandırdığı formlar içinde sunar.

Peki, ya içeriye bakışın engellendiği, kesintiye uğratıldığı, gösterilenin gösterilmemeye başlandığı bir vitrin nasıl işler? 

Latince vitrum, yani cam kelimesi Eski Fransızcaya vitre (cam tabaka), güncel Fransızcaya ve İngilizceye vitrine olarak gelmiştir. Vitrine kelimesi zarif ve nazik nesne örneklerinin sergilendiği cam dolap anlamındadır. İngilizcede vitreous (cama benzeyen, camdan üretilmiş), vitrify (ısıtarak ve başka işlemlerle camlaştırılmış) kelimelerinin etimolojik kökeni de aynıdır. Hatta bir anlamı çok sert ve yıkıcı eleştiri, diğer bir anlamı bakır, demir, çinko sülfat gibi toksik etkili materyaller olan vitriol kelimesi de aynı köke sahiptir. 

Saydamlığın, saflığın fiziksel ve metaforik temsilcileri kusursuz cam tabaka ve berrak su, bir yandan mutlak olarak gösterdiğini diğer yandan kırar ya da saklar mı? Saklanan, eğilip bükülen, gizlenen nesnenin görünürlüğü ya da görünmezliği, izleyicinin sadece spesifik bir noktadan bakışı için söz konusudur. Bakış açısı değiştiğinde gizleme ediminin illüzyonu da kaybolur. İllüzyonun kaybı bakışın netliğini geri getirir.

Vitrin camı, ardında duran nesneyi izleyenin görsel algısı dışındaki diğer tüm algılarından uzakta tutarken, nesneyi kendi kendisini temsil eden bir imgeye indirger. Gösterilen kendi göstergesine dönüşür. Üç boyutlu uzamın bir aksını kesmek nesnenin derinliğini siler, yassılaştırır. Fotoğraf ve sinemanın teknik metotlarla kurmaya çalıştığı derinlik algısı, vitrinin çizdiği kadrajın sınırları içinde azalır, sığlaşır. Kadrajın varlık nedeni izleyiciye net bir bakış yönü, sınırlar ve odak dikte etmektir. 

Galeri Vitrin hem içeriye hem de sokağa açılmasıyla içkin ve aşkın olanı birlikte barındırır. İçerinin dışarısı, dışarının içerisi tarafından yeniden ele alınır. Varoluş, görünen-görünmeyen tüm fiziksel ve toplumsal bakış açılarını mevcudiyetinde göstermeye çalışır.

Görmenin görmemeyle oyunu, içeri ve dışarı ufuklarının birbiri içinde kayboluşu nesnenin özdeşliğini korumasını sağlar. Dış ufkun varlığı, alanın periferide kalan şeylerle merkeze koyulmuş şeyden ayrılması, merkezde olan nesne üzerinde yoğunlaşabilmenin koşullarından biridir. Merkezdeki nesnede yoğunlaşma periferideki her şeyi saklar ama dış ufukta bulunan şeyler de bakış tarafından merkeze koyulup keşfedilmeyi umar. Halbuki açık bir hâldedir. Dahası, sanki onlar da merkezdeki şeyin seyircisi olma potansiyeline sahiptir. Tıpkı Vitrin’de Rezzan’ın eylemleri, değiştirip dönüştürdüğü ve yerleştirdiği nesneler gibi. Bu nesnelerin bazıları dokuları ve renkleriyle görsel çığlıklar atarak tüm güçleriyle varlıklarını duyururken, bazı nesneler de kendilerinin ve üzerine gelip örttüklerinin sesini bastırır, susturur. Işıldayan, parıldayan, göz kamaştıran dokular ihtişam, zenginlik ve gösterişle özdeşleşir. Altın elementinin üzerine inşa edilmiş insan uygarlığının şimdiye kadar neden olduğu yıkım ve vahşetin parıltısı. Rezzan’ın performansında yer alan nesnelerin en yüksek perdeden haykıranlarından birisi mükemmel parlatılmış gümüşü, diğeri de altını gösterir. Baş döndüren, hatta kör eden parıltısıyla altın da gümüş de izleyenlerin gözlerine haykırır, ne var ki hiçbirisi aslında orada değildir. Haute-couture moda şovunda catwalk’ta yürüyen modelin kıyafetindeki altın parıltılı payetlerin ışıltısında kendinden geçip şiddetli güneşin altında kavrulan deniz kıyısında gözlerini açınca, henüz yeni batmış bottan yüzerek kıyıya ulaşabilmiş mültecilerin üzerine örtülüvermiş ilkyardım battaniyesinin altın parıltısıyla yeniden kör olmak. Fısıldayan nesneler nasıl kapatıp örtüyorsa, çığlıklar atanlar da yarattıkları görsel şiddetin karmaşasında görme duyusunu devre dışı bırakır. Işığın görmeyi sağlamadığı, tam aksine imkânsız kıldığı anlar. Bir yanda fiziksel dünyada hayatta kalabilmek için en temel ihtiyaç olan görme duyusunun varlığı, diğer yanda fiziksel dünyanın ötesine geçebilmek için çabalarken vecit hâline gireni içine çekip yutan pyschedelic ışık seli.

Gündelik hayatta, kamusal alanda, hem fiziksel uzamda hem de tüm türleriyle ekranlarda uzayıp giden âlemlerde neleri görüp neleri görmeyeceğimiz otorite tarafından belirlenir. Çöp toplayanlar, dilenenler, kadınlar, LGBTİA+’lar, göçmenler, özellikle de göçmen kadınlar, baskın olan dinin dışında kalanlar fiziksel olarak var olmalarına rağmen görülmezler, görülmeleri istenmez. Egemen olanın göstermek istemediği tüm etnik topluluklar, mezhepler görülmez olmalarıyla çoraklaşan arazide bütünüyle saldırıya açıktır. Görülmesi istenmeyenin varolma hakkı gasp edilmek istenir.

Rezzan Gümgüm vitrinin gösteren, gizleyen, ileten, kesen, kıran, eğip büken filtrelerinin varlığını izleyiciye göstermenin çeşitli olasılıklarını deneyimler. Vitrinin içinde, camın diğer yanında görünür olması, hareketleriyle görünürlüğün sekteye uğraması, bazen izleyicinin kontrol ettiği mekanizmayla, bazen de ışığın havadan cama geçerken kırılmasıyla, yön değiştirmesiyle algılanabilme potansiyelini her zaman barındırdığına işaret eder.

Vitrinin içinde devam eden performansın görünür-görünmez olma hâlleri arasında gidip gelen bir oyun süregiderken, ürettiği, dönüştürdüğü, yeniden şekillendirdiği formlar da izleyici ve performansçı arasında karşılıklı bakışın izleğinde parçalardan bütüne ve tekrar parçalara doğru salınan anlamlar üretir. Rezzan performansında, vitrinin içine aldığı nesneleri araçlar yardımıyla işleyip dönüştürürken, tüm sürecin izlendiğinin farkında olduğunu gösterir. Bazen izleyicinin bakışından kaçırarak, bazen de izleyicinin kendi bakışını kendisinin kesmesiyle lineer zamanı kesintilere uğratır. Performans akışı sırasında bir oyuna daha çağırır izleyiciyi, bu yolla edilgen, sadece izleyen olma konumundan çıkış yolu gösterir. İzleyici hem kendisi hem de diğerleri için performansın görünürlüğünü kesintiye uğratma kontrolüne sahiptir. Vitrini yukarıdan aşağıya kadar örten stor perdenin uzaktan kumandası herkesin erişimine açıktır. Aşağı inip de izleyenin bakışıyla performans edimi arasında engel oluşturunca perde, Rezzan şiddetli bir sesle bunu yırtmaya çalışır. Bütün gücüyle üflediği düdüğün sesi bir mikrofon ve hoparlör aracığılığıyla kamusal alanda çınlar. Bu işitsel tepkiye kısa bir süre kayıtsız kalabilen izleyici uzaktan kumandayla stor perdeyi tekrar açar. Kamusal alanda görünür olabilmenin yolları tıkandığında başka yollar üretilebileceğini gösterir. 

Yazma edimini tekrar, tekrar ve tekrar ederken Rezzan, grafit ucu olmayan ahşap kalemle ancak çok yakından görülebilen izler bırakır. Sayfalar dolusu, okunamayan notların kimisini duvara yapıştırır, kimisini perdelere diker. Birkaçını da giydiği turuncu yeleğin içine iliştirir. Katlama, saklama, iz bırakma, hafızayı koruma, geleceğe iletme, görülmeyenlerin hikâyelerini iletme çabası olarak mekâna yayılır.

Rezzan üçüncü günün sonunda vitrinden çıkar, ilkyardım battaniyesine sarılı olarak Goethe-Institut Ankara’nın bulunduğu Atatürk Bulvarı’nda, sert rüzgârın kestiği kaldırımda vitrin ışıkları arasında gezinen kalabalıkların arasına karışır. Tüm performansı kaydeden kamera, peşi sıra izledikten bir süre sonra Rezzan’ı gözden yitirir.

Üç gün üçer saat, her gün aynı saatte gerçekleştirilen uzun süreli performans dizisi sona erdiğinde Vitrin’de sürekli değişip dönüşen nesneler ve konumlarının son hâli ve bunlara eşlik eden, süreci belgeleyen bir video yerleştirmeye dahil olur.

Görülmez, dünyayla bedenimizin doğal ilişkisinin bize sunduğunu kucaklayabileceğimizi, dahası kendimizi ve dünyayı yeni bir gözle görebilme olasılığımızı bir kez daha hatırlatır.  Mümkün olan her açıdan görebilme fiili hâle gelebilir ve tüm bakışlar onun derinliğinde birleşebilir. Dolayısıyla sürecin sonundaki yerleştirme bize, bedenin hareket edebilirliğinin sağladığı tüm perspektifleri, formları tek bir şimdiye taşıyabildiği hissini veren bir zamansal sentez oluşturur. Bizi her gün yaşadığımız duygularla ve kendi yansımalarımızın sessizliğinde gizlenen cephelerle yüzleştirir, görünmezlik deneyimlerini hatırlatır. Görülenin, görülmeyenin, görülmesi istenmeyenin kontrolünü elinde bulundurmanın oyununa çağırır.

{fold içindeki fotoğraf: Erhan Muratoğlu}

* Rezzan Gümgüm, Görülmez isimli performans ve sergisini 22 Ocak-27 Mart 2022 tarihleri arasında Goethe-Institut Ankara’daki Galeri Vitrin’de gerçekleştiriyor. 22-23-24 Ocak 2022 tarihlerinde, 16.00-19.00 saatleri arasında gerçekleşen uzun süreli performansların ürünü olan nesnelerden oluşan enstalasyon ve bunlara eşlik eden, süreci belgeleyen bir videodan oluşan sergi 27 Ocak’ta açıldı. Sergi 27 Mart’a kadar izlenebilir. Goethe-Institut yıllardan beri Ankara’nın önemli kültür, sanat ve eğitim kurumlarından. Galeri Vitrin, Atatürk Bulvarı 131 numarada yer alan Goethe-Institut Ankara’nın, Ankaralıların tanıdık olduğu ismiyle “Alman Kültür”ün 2021 yılında başlattığı bir sanatsal proje. Bulvardan arkadaki sokaklara bir geçit sağlayan Bilge Sokak’a bakan Galeri Vitrin enstitü binasından kamusal alana açılan kendine özgü kocaman bir vitrin, hem kendine hem de dışarıya bakan bir göz.

Erhan Muratoğlu, görmek, Görülmez, performans, performans sanatı, Rezzan Gümgüm, sanat, sergi, vitrin