ve Yapay Zekâ
Bir resim sergisi düşünün. Serginin broşürleri, afişleri ve tüm tanıtımları ünlü ressamların önemli tablolarından oluşuyormuş gibi hazırlansın. Ziyaretçiler belki içinde birkaç parça da Monet’nin nilüferli en güzel eserlerini görme hevesiyle gidecek, belki de pek bilinmedik bir Rembrandt ya da Vincent van Gogh eseriyle karışılacak. Hiç duymadıkları ressamların resimleri de olabilir. Hepsinin büyük bir ilgiyle fotoğraflarını çekecek ve sosyal medyada paylaşacaklar. Serginin sonunda ise gördükleri her şeyin bilgisayar ürünü olduğu notu olsun. Büyük bir şok! Olduysa da böyle bir sergiden haberim yok. Olay tamamen benim uydurmam. Gelin bu kurguyu biraz gerçeklere bağlayalım.
Bundan birkaç ay önce, bu bahsettiğime benzer, muhteşem bir sergi ziyaret ettim. Hayal ettiğimden en büyük farkı, benim düşündüğüm gibi sahte eserleri gizlememesiydi. Almanya’nın Heidelberg şehrindeki Kurpfalz Müzesi’nde düzenlenen bu serginin adı: Sanat ve Sahtecilik - Doğruyu Yanlıştan Öğrenmek1. Sergideki tüm resimler sahteydi. Evet, yanlış duymadınız, sahte. Ancak, yapay zekâ yardımıyla üretilmiş olan biri hariç hepsi el emeği sahte eserler. Mekâna ilk girişimde koca bir boy portresi gördüm. Elmyr de Hory’nin ta kendisiydi bu. Aman Allah’ım, sergi beklesin diyerek çıkıp bahçede, yıllar önce izlediğim Orson Welles’in F for Fake filmini bir kez daha izledim.
Serginin küratörü, Heidelberg Üniversitesi’nde Sanat Tarihi Enstitüsü’nden, Alman sanat tarihçisi Profesör Henry Keazor. Enstitüde Heidelberger Fälschungs-Studien-Sammlung (HeFäStuS, Heidelberg Sahtecilik Çalışmaları Koleksiyonu) isimli bir koleksiyon var; Renoir, Cézanne ve Picasso gibi tanınmış ressamların eserlerini içeriyor. Bunların hepsi de çok gerçek görünen sahte eserler. Keazor 2021 yılında üniversitede sanat tarihi bölümünde bir seminer dersi açmış. Seminer kapsamında Berlin, Baden-Württemberg ve Bavyera eyaletlerindeki kriminal polisle de ortak çalışmışlar. Bazı sahte eserler bu polis birimlerinden geliyor.
Sergi üç ünlü sahtekârın tam boyda foto portreleriyle başlıyor. İlki F for Fake filminde hikâyesi anlatılan Elmyr de Hory. Diğer ikisi Han van Meegeren ve Shaun Greenhalgh. Tabii ki bunlar bu sahtecilerin gerçek fotoğrafları değil, birer uyarlama. Fotoğraf serisi, genç İngiliz sanatçı Maisie Maud Broadhead’e ait. Broadhead, Hall of Fake adını verdiği seride, bu üç ünlü ismin yanına kendi portresini de eklemeyi ihmal etmemiş.
F for Fake
Serginin girişinde F for Fake’i3 yeniden izlememe sebep olan portre, Elmyr de Hory’nindi. Bu film, belgesele benzeyen ama “deneme film” denen bir türde. Hâlâ film eleştirisinde tartışılan, belgesel unsurları ile kurgu arasında gidip gelen deneysel bir tür. Film, büyük ölçüde yapımcısı François Reichenbach’ın çektiği, yazar Clifford Irving ve ünlü ressamların önemli eserlerini taklit eden sanat sahtekârı arkadaşı Elmyr de Hory’nin videolarına dayanıyor. Bu iki adam farklı işler yapsalar da yolları çok benzer. Clifford Irving çok kitap yazmış, ancak en büyük üne kavuştuğu kitabı, yazdığı sahte Howard Hughes biyografisi. Bu iki sahtekarın hikâyesini aktaran anlatıcı da pek güvenilir sayılmaz. Welles şapkası ve siyah peleriniyle daha filmin girişinde “Bayanlar ve baylar, yalanlar, hileler ve sahtekârlık hakkında bir film bu!” diyor. “Her hikâye bir parça yalan içerir ama gelecek bir saat yalan yok” dedikten hemen sonra da ekranda fake yazısı akıyor. Film 88 dakika ve Orson Welles sadece bir saat gerçekleri söyleyeceğine söz veriyor. İkinci bölümde, Picasso ile Oja Kodar arasında geçtiğini iddia ettiği hikâye de yalan. Filmi deneysel yapan unsurlardan biri de Welles’in aslında sahtekârların hikâyesini anlatırken bir yandan hikâyenin taraflarıyla konuşuyormuş gibi araya girip sanat, gerçeklik ve yalana dair görüşlerini paylaşması ve kendini de o zemine çekmesi. Zira filmin sonunda, “Biz profesyonel yalancılar doğruya hizmet etmeyi umarız ama bunun cafcaflı ifadesi sanattır” diyor.
F for Fake’in ilk kısmındaki ana karakter, Elmyr de Hory. Orta sınıf bir Macar ailenin çocuğu olan de Hory, genç yaşta önce Münih’te Akademie Heinmann’da klasik resim eğitimi alıyor. Ardından Paris’te Académie de la Grande Chaumière’de ünlü ressam Fernand Léger’den dersler alıyor. Burada ekspresyonizm, kübizm gibi resmin daha yeni alanlarını öğreniyor. Filmde de vurgulanan bir nokta, sahtekârlık ile bir resmin gerçekliğini değerlendiren uzmanlar arasındaki işbirliği.
Elmyr’i üne kavuşturan örneklerden birisi de Modigliani sahteciliği. Modigliani’nin Madame Kisling adlı tablosunu yapıyor ve en önemli uzman olduğunu düşündükleri yerlere kendi yaptığı tabloyu kabul ettiriyor. Filmdeki kayıtlarda da komik bir şekilde, “Modigliani az çalıştı, erken öldü. Benim ekleyeceğim birkaç tablo itibarına bir zarar vermez ki” diyor. Clifford Irving 1969’da Elmyr’in hikâyesini anlattığı kitaptan örnek göstererek iki galeriye gidip birine bu resmin sahte olduğunu, Modigliani’nin asla paralel çizgiler çizmediğini, imzanın kalitesiz olduğunu söyleyip onay aldığını, sonra bir başkasına da bu muhtemelen gerçek bir Modigliani dediğini anlatıyor. Gerçekten de “Uzmanlığa olan inancımı yitirdim” diyor.
Elmyr filmde konuşurken ince nüanslar da paylaşıyor. Bir Matisse resmi yaparken “Yaptığım iyi bir taklit olmadı, Matisse çizerken hep isteksiz ve tereddütlüydü, asla benim gibi fırçası dümdüz kaymadı” diyor ve kameralar önünde kopyayı yakıyor.
F for Fake’i hem Elmyr de Hory’nin hikâyesini daha ayrıntısıyla kendi ağzından dinlemek, hem de Orson Welles’in sürekli araya giren, kendi yorumunu ekleyen deneme film türünün unsurlarını anlamak için izlemenizi mutlaka tavsiye ederim. Eğlenceli ve hayli düşündürücü.
“Sanat ve Sahtecilik - Doğruyu Yanlıştan Öğrenmek”
Çıkıp filmi izledim ve döndüm. Hatta ikinci bir gün sergiyi tekrar ziyaret ettim. Serginin adından ve çıkış noktasından da hareketle, sahteciliğin nasıl yapıldığı ve yakalandığı konusunda bazı ipuçları öğrenmeyi umuyordum, öyle de oldu. Küçük bir sergi ve tüm eserler sahte olmasına rağmen fotoğraf ve video çekmek yasaktı. Kim bilir, belki de profesyonel sahtecilerin eserleri fotoğraflayıp hataları çalışmasını önlemek için.
Sergiden seçtiğim bazı sahte eserlere ve tekniklere bakalım. Yukarıdaki manzara, 1913 öncesi tuval üzerine yağlıboyayla yapılmış. Vincent van Gogh’un stilini taklit ediyor. Van Gogh ilk eserlerini 1881 dolaylarında verdiğinden tarih tutuyor. Her şeyden önce ressamın imzası yok. Bu normal karşılanabilir, çünkü ressamlar stil çalışması yapar ve bu resim belki de öyleydi. Ancak, resimlerin ön yüzleri değil, bazen kanvasların arkası da gerçeğe ulaştıracak bilgiler verir. Bu eserin sahteliğini de Heidelberg Üniversitesi’ndeki bir sanat tarihi öğrencisi Sandrine Dequin ortaya çıkarmış. Eseri sergileyen ya da açık artırmalarla satan galeriler ve müzayede evlerinin kanvas arkasında etiketleri oluyor. Bu şekilde, eserin 1913 yılında Fransız bir koleksiyoncu Léon Payen adına satıldığı, Münih’teki Galerie Heinemann etiketinin kalıntıları görünüyor. Payen öldükten sonra da bu eser Van Gogh olarak satılmış, ancak 1930’lardan itibaren gerçekliği sorgulanmaya başlanmış. Hatta 1961’de, o zamanki sahibi tarafından değerlendirme için Amsterdam’daki Stedelijk Müzesi’ne göndermiş. Tüm bunları tablonun arkasındaki etiket kalıntılarından öğreniyoruz. Resmin sahte olduğu, sanatçının erken dönem tarzına işaret eden konuların ve renklerin, resmin tarihiyle Van Gogh’un sonraki dönemlere ait dışavurumcu tarzıyla örtüşmemesiyle anlaşılıyor.
Aslında çok yakın zamana kadar belki de insanların kasıtlı ve dolandırıcılık maksadıyla yaptığı bir sahtecilik var diyemeyiz. Ta ki 1996 yılında sahte değerlendirmelerle 49 milyon dolara piyasaya sunulana kadar. O yıl, Baden-Württemberg Eyaleti Kriminal Polis Bürosu tarafından teklif kabul edilmiş ve satıcı tutuklanmış.
Böyle resimler her zaman sahtecilik amacıyla yapılmıyor. Belki bir resim öğrencisi Van Gogh resimlerine bakıp onun stilini kopyalayarak pratik yapıyor da olabilir. Ancak, böylesi parçalar bir şekilde dolaşıma girince uzmanların dikkatinden kolayca kaçabiliyor. Sahte eserler yıllarca el değiştirip satıldığında ve yüksek değerlere ulaştığında, uzmanlar onları sorgulamaktan kaçınabiliyor. Nihayetinde, gerçeği görmezden gelmenin dahi büyük maddi getirileri olabiliyor.
Manzaradan portreye geçelim şimdi de. Çocuk portresinin Alman Rönesans ressamı Lucas Cranach tarafından yapılan çizimi Paris’teki Louvre Müzesi’nde bulunuyor. Bu çizimin 1509 yılında yapıldığı biliniyor ve arkasında 14 yaşında olduğu yazıyor. Çocuğun kıyafetinin tarzı, resmin gerçekliği konusunda şüphe oluşturuyordu. Sonradan renk detayları dikkatle incelendiğinde bunun bir tür montaj olduğu anlaşılıyor. Portre yumuşak bir yüzeye boyanmış ve ardından ahşap üzerine aktarılmış. Cranach’ın kullanmadığı bir teknikti bu ve resmin yüzeyinde çatlaklara sebep oluyordu. Alman ressam Christian Goller (1947-2017), başta resmin kendine ait olduğunu inkâr etse de sonradan kabul etmişti. Bu resmin sahteliği önce şüphe, ardından da teknolojik incelemelerle ortaya çıkarılmış.
Christian Goller hakkında biraz internet araştırması yapınca çok ilginç detaylara ulaştım. Goller, yaptığı taklitler ortaya çıkarılmadan yıllar önce bir radyo programında “Dünya aldatılmak istiyor” demiş. Kimseyi dolandırmamış yani. Kendisi piyasadaki talebi kullanmış, kendi resimlerini satmış ve satın alan kişiler sonradan o resimleri Cranach olarak tanıtmış. Yardımcılarıyla birlikte bir çete gibi davrandığı kanıtlanamamış. Savcılık, iddialarla harekete geçince de Goller’in sağlık durumu kötü olduğundan bir şey yapamamış ve zaten bir süre sonra da ölmüştü. Açıkça taklit olduğunu belirterek kendi eseri gibi satmak, Alman yasalarına göre suç değil hem4.
Buradaki sahtecilik türüne pastiche ya da pasticcio deniyor. Bu, bir sanatçıya ait birkaç unsurun başka bir sanatçı tarafından birleştirilip kullanılması anlamına geliyor. Zaten bu kelimenin İtalyanca ve Fransızca anlamı da bir tür yemekten geliyor; fırında makarna ya da benzeri, içi dolgulu bir karışımdan oluşan bir yemek.
Serginin küratörü Profesör Henry Keazor gerçek, otantik resimden sahteye giden altı kategoriyi bir kitap bölümü olarak yazdığı “Six Degrees of Separation: The Fake as More” başlıklı makalesinde örneklerle anlatıyor5. İlki orijinal eser. Orijinal eserlerin bire bir kopyalarına “replika” deniyor. Replikadan bir seviye daha uzaklaşınca “kopya” kategorisine geliyoruz. Kopyayı, orijinalden küçük değişiklikler içeren sahtecilik olarak düşünebiliriz. Zira birçok ressam aynı resmin farklı versiyonlarını yıllar içinde birkaç kez yapabiliyor. Dördüncü aşama, Christian Goller’in “Cranach Okulu” taklitleri gibi, pasticcio tekniğinde yapılanlar. Bir adım ötesi ise bir ressamın üslup unsurlarını, stilini taklit ederek [stylistic imitation] gerçek hâli olmayan bir resim yapmak. En sonunda da sahte esere ulaşıyoruz.
Bazı sahtecilikler ise sanat tarihindeki boşlukları kullanıp onlardan yararlanıyor. Duisburglu ressam Johannes Molzahn (1892-1965), 1930’da ölen ressam arkadaşı, aynı zamanda Die Brücke akımının üyelerinden ekspresyonist ressam Otto Müller’in bir portresini yapmış. Pekâlâ, Molzahn ünlü ressam ve heykeltıraş Oskar Schlemmer’i de tanıyor olabilir ve onun da benzer teknikle bir portresini yapmış olabilirdi. Bunu bilmiyoruz. Wolfgang Beltracchi bu boşluğu dolduruyor. Fark bu kez portrenin geometrik ayrıntılarında gizli. Molzahn portredeki halkaları bir pergel yardımıyla gayet nizami bir şekilde yaparken Beltracchi elle ve daha dikkatsizce yapmış.
Yine, Molzahn’ın Beatrice III adında benzer teknikle yapılmış bir tablosu var. Beltracchi bunu bir katalogdan görüyor. Ancak katalogda renk tonları, göz çevresinin renkleri biraz hatalı basılmış ve o da bu hatayı Oskar Schlemmer portresinde de sürdürmüş. Portre 1990’ların başında incelenmiş ve Schlemmer’in papyon, kafa şekli, dudaklar ve gözbebeklerinin 1920 ve 1932’den iki farklı fotoğrafından kopyalandığı görülüyor. Sahteciler ne kadar zekice çalışırsa çalışsın, kriminal polis ve sanat tarihçileri böyle ayrıntıların üzerine düşünce gerçeği ortaya çıkarabiliyor.
Her zaman milyonlarca euro değerinde büyük sahtecilikler olmuyor. Öyle örnekler var ki düşük fiyatlarla sahte imzalar üretilip yeni yapılmış soyut tablolar sanki Bauhaus akımı içinde az tanınmış bir ressama aitmiş gibi de gösterilebiliyor.
Yeni bir dönem mi başlıyor?
Serginin en sonunda yer verilen ve insan eliyle yapılmamış tek sahte resim, Microsoft ve Delft Teknoloji Üniversitesi ve Mauritshuis işbirliğiyle yapılan “The Next Rembrandt” projesinin ürünü olan şapkalı portre. Bu proje kapsamında, hâlihazırda gerçek Rembrandt portrelerinin %67’sinin 30-40 yaşları arasında sağa bakan şapkalı ve yakalı beyaz erkeklerden oluştuğu görülüyor. Sanatçının fırça darbelerini taklit eden üretken yapay zekâyla 148 milyon piksellik bir portre oluşturuyorlar ve plastik bir yüzeye üç boyutlu yazıcıyla renk bazlı UV mürekkep kullanarak boyanıyor. Aslında, temel seviyede sanat tarihi ve resim bilgisi olan birisi baktığında malzemenin modern bir malzeme olduğunu anlayacaktır. Ancak bu tablo 2016 yılından ve bu sürede üretken yapay zekâ da inanılmaz bir ilerleme gösterdi.
Sahteciler genellikle sanat ve resim eğitimi olan kişiler. Buna rağmen, kusursuz sahtecilik yok. Yöntemler gelişse ve değişse de farklı ülkelerin kriminal polis birimleri, sanat tarihçileri ve müzeler de bunları ortaya çıkarmak için var gücüyle çalışıyor. Belli mi olur, artık bu oyunda yapay zekâ teknolojileri de bir rol oynayabilir. Sanat ve sahtecilik arasındaki bu uzun soluklu mücadelede yeni teknolojiler, sanat dünyasında sahteciliğe olan talebi sanatın değerine, anlamına dair algılarımız yeniden şekillendirebilir. Bunu zamanla daha net göreceğiz.
{Yazarın notu: Sergiden paylaştığım örnekler ve sahtecilik ilginizi çektiyse, F for Fake belgeselinin yanı sıra bir belgesel tavsiyesi daha paylaşabilirim. 2014 yılından bir belgesel, Beltracchi: The Art of Forgery. Yazıda bahsettiğim Oskar Schlemmer portresini de yapan, sanat tarihinin en ünlü sahtecilerinden biri, Wolfgang Beltracchi. 2011 yılında Almanya’da altı yıl hapis cezası aldı. Üç buçuk yılın sonunda 2015’te de cezaevinden çıktı. Zaten, bir tür açık cezaevinde kalan Beltracchi bu süre içinde evine ve stüdyosuna gidip çalışabilmiş. Serginin küratörü Profesör Henry Keazor’un da yer aldığı belgeselin çekimleri de cezasını çektiği sürede yapılmış.}1. Kunst und Fälschung: Aus dem Falschen das Richtige lernen, Kurpfälzische Museum Heidelberg, 29 Şubat - 30 Haziran 2024.
2. Maisie Maud Broadhead, Hall of Fake.
3. Orson Welles ve François Reichenbach, F for Fake, 1973, 88 dakika belgesel.
4. Harald Raab, “Vom handfesten Skandal zur Provinzposse”, Mittelbayerische Zeitung, 26.05.2017.
5. Henry Krazor, “Six Degrees of Separation: The Foax as More”, Becker, Daniel; Fischer, Annalisa; Schmitz, Yola (ed.): Faking, Forging, Counterfeiting: Discredited Practices at the Margins of Mimesis, Bielefeld içinde, 11-40, 2018.