HİM10Yıl
Bize Ne Söz Düşer?

Bu metin, yirmili yaşların farklı dönemine denk gelen iki farklı dernekle tanışık olma hikâyesi üzerinden, derneğin ne içinde ne de dışında olma durumunu tartışmaya açacaktır. Mimarlık eğitiminin birer parçası olma hâliyle hem dernekle hem de birbirimiz arasında kendiliğinden kurulan ortaklığı ne dernekten son derece izole ne de tam anlamıyla bütünleşik sayabildiğimiz kendi pratiklerimiz etrafında paylaşmak niyetindeyiz.

On sene evvel farklı uğraşlardan öğrencilerin, profesyonellerin bir araya gelerek sosyal meseleleri yaratıcı yollarla gündeme getirebildikleri, bu meselelere cevaplar bulabildikleri bir platform olma gayesiyle kurulan bir dernek hakkında bize söz söylemek düşer mi?

Bu yazıyı kaleme alırken sorguladığım bu durum ve böyle bir sorgulamanın tam da böyle bir oluşumun onuncu yılı hatırına kaleme alınan metinlerde başlı başına edineceği yer meselesi, derneğe benim gibi on yıllık geçmişinin farklı dönemlerinde eklemlenen “herkes” için, bu “herkes”ler için yapılmaya çalışılan mimarlığın olabilirliğine içkin bir var olma sancısı gibi geliyor bana hep. Buradaki “herkes”in bambaşka bir varoluş hikâyesi var dernekle. Bu yüzden, belki hafiften çekinerek lakin üyelerinden biri olarak HİM ile aramdaki diyalogda pek bir kıymetli-gizil-biricik gördüğüm; bana, Hakan’a, bu yazıyı okuyana, dernekle yolu kesişen “herkes”e katılımcılığın doğası gereği bir söz düşeceğinden had bularak ve buna binaen soruyu bir parça değiştirerek, “Ne söz düşer?”i aradığımı belirterek yazıya başlamak isterim. Hatta bu son derece genel görünümlü ancak herkes için biricik olan sorunsalın, Hakan ile kaleme aldığımız bu yazının her köşesine sinmesine yönelik bir temennim olduğunu da belirteyim.

Burada başlatacağımız tartışmayı, “Mimarlık gerçekten herkes için olabilir mi?” sorusuyla birlikte okumakta fayda var. Dernek on yıldır deneyim ettiği üzere ortaya koyduğu neredeyse bütün işlerde bir “kolektif” olma çabası güdüyor. Açık çağrı usulüyle her alandan öğrencinin katılımına açık olarak düzenlenen atölye çalışmalarında, her bir katılımcının kendini özgürce ifade etmesi ve yapılan çalışmaya herkesin kendi isteği ve becerisi ölçüsünce katkı koyması öncelikle gözetilen konulardan biri. Bu yazı dizisinde de, buradan yola çıkarak derneğin on yıllık birikimini farklı kişilerden, farklı anlatımlarla duymak önemli.

Dernekle benim (Feyza) tanış olma öyküm Yırca’yla başlıyor (2017). Tanıma öyküm ise mimarlık lisans dönemlerimin ortaları kabul edilen 2015-2016 yıllarına dayanıyor. Bir mimarlık öğrencisinin başka mimarlıkların olabilirliğine yönelik monologlarıyla temellenmiş bir tanıma öyküsü bu. Tanışma kısmına daha sonra değineceğim, çünkü bu monologlarla doğan tanıma öyküsünde altını çizmek istediğim bazı meseleler var. O zamanlar dernek üç-dört yaşlarında, üyelerinin hiçbirinden ne ben haberdarım ne de onlar benden haberdarlar tabii. Mimarlık ortamı, oldukça stabil ve normatif değerler ezberleten bir bozkır kentine (Ankara) aykırı gelişen bu son derece içsel sayıklamalar, katıldığım tasarım atölyelerinde, giriştiğim işbirliklerinde, okulda başkalaşan mimarlıkların bir ucundan tutan ve bizimle bunları paylaşan hocaların eteklerinde açılıp diyaloglara dönüşüyor, tartışmalarla saçılıveriyordu. Bu yüksek sesli tartışma ortamlarından birisi de hiç şüphesiz UMÖB’ler1 olmuştur benim için. 1993 yılından bu yana hiçbir tüzel kimliğe bağlı kalmadan, mimarlık eğitimine öğrencilerin bizzat kendilerinin sunduğu bir katkı olan bu buluşmaların sürekliliği, kendi iç dinamiği, “birlikte yapma” denemeleri hâlâ her yıl belli dönemlerde çok sayıda mimarlık öğrencisini tek çatı altında toplamaya devam ediyor. Hiç şüphesiz, düzenlendiği ilk yıllardan bu yana ürettiği söylemlerde, gündeme getirdiği meselelerle ilgili çok sayıda fikir tartışıldı UMÖB’lerde. Benim ise derneğin onuncu yaşında kaleme alma fırsatı bulduğum bu yazıda, bazı ortak değerleri paylaşsalar da bambaşka bir platformdan, UMÖB’den bahsediyor olma nedenim, derneğin sadece var olmasıyla bile başka mimarlık denemeleri için yarattığı umut, verdiği cesarettir. Bir konuda alternatif olanın –başarması elbette ki büyük emek ve istikrar gerektirse de– bulunduğu ortama sunacağı katkı,2 dernek örneğinde de görüldüğü üzere aşikâr. Bahsi geçen bu katkı, yıllar önce bana UMÖB’ün içinde “başka” bir denemem için bir anlatı olarak kendini gösterdi. Tüzel olmama durumunun UMÖB’e edindirdiği dertlerden arınabilmek amacıyla benim de dahil olduğum, Ankara ve İstanbul ekiplerinden toplamda dört kişi bir UMÖB Derneği/Birliği kurma girişiminde bulunduk. Tüzel nasıl olunur, biz bunu başarabilir miyiz, tüzele dönüşmenin bize getirisi götürüsü nedir diye tartışıp dururken, sadece UMÖB’lerin yirmi küsur yıllık ortak bir derdiyle yüzleşmekle kalmıyor, bu kez hiçbir fikir sahibi olmadığımız konuları da araştırmak, soruşturmak durumuyla savruluyorduk. Bu hengâmede hararetli tartışmalar, sesler, uğultular içinde araştırıp dururken HİM’in sitesini karıştırdığımı hatırlıyorum. HİM’in tüzel bir kimlik altında kolaylaştırdığı “kolektif yapma” deneyimi, içinde bulunduğum başka bir “kolektif yapma” pratiğinin dertleri için bana ilham olmuş, nefes almayı kolaylaştırmıştı. Elbette başka derneklere de bakıldı, başka modeller de araştırıldı, konuşuldu o dönem. Ama Türkiye içinde elimizi atıp bulduğumuz, HİM’in pratik ettiği mimarlık yapma şekli, bu yoldaki teknik gereklilikler (bkz. tüzük) konusunda bizi rahatlatmıştı.

UMÖB 16buçuk, UMÖB arşivinden

Sanıyorum kolektif bir ortamda en zor olan şey o kolektifi temsil eden birtakım yeni adımlar atmak, yeniyi denemek, bu yeni için kararlar vermek. O zamanlar derneğin dışından biriydim, yirmilerinin başında bir mimarlık öğrencisi olarak bulunduğum başka bir kolektifin problemlerine yanıt arıyordum. Bu arayışta kolektif adına bir şey yapmak çok kolay, ancak kolektif adına konuşmak ve karar vermek de bir o kadar hassastı. Bu tarz çekinceler UMÖB Derneği/Birliği kurma yolunda önümüze çıkan engelleri aşmamızı sağlayamadı o dönem. Bir UMÖB Derneği kurma girişiminde bulunduk, destek aradık, buna gerçekten vakit ayırdık lakin olduramadık. Bu yüzden Yırca’ya gelene kadar derneğin içini hep merak ettim, bu kolektif kararların nasıl alınıp bu güzel projelerin çıktığını takdirle takip ediyordum. Şimdi ise derneğin ne dışında ne de büsbütün içinde olarak tarifleyebildiğim konumumla, yirmilerinin sonuna yaklaşmış bir üyesi olarak, UMÖB için yaşadığım çekincelerin benzerlerini bu ortamda da hissettim. Yelta’nın da dediği gibi:

Özellikle çokpaydaşlı ve katılımcılığı öne çıkaran bir organizmanın bir gül bahçesi olduğunu düşünmek sadece saflık olur. Bu hikâye, içinde birçok mücadele ve farklı yaklaşım barındırıyor. Kimi zaman zorlanmalar, kimi zaman ittirmeler ama bir arada olmanın beraber yapmanın enerjisi bunları değiştirebiliyor.

Burası böyle bir yer, kimse kimse adına konuşmuyor, bazen kimsenin dediği olmuyor, bazen de birçok kişinin dediği şey oluyor. Bir şeyleri kolektif yapmanın dinamiği…

Dernekle ilgili hatırladığım ilk şeyler bu kolektifin oldukça dışındayken gelişti. 2017 yılında “Yırca Sabunevi Tasarım ve Uygulama Atölyesi” için yapılan açık çağrıyla ilk defa bu katılımcı yapının bir paydaşı olmuş oldum. Gitmeden evvel, inşayı yapacak ustalara tuğla uzatmak, boyaya badanaya yardım etmek gibi daha pasif bir konumda destek olabileceğime emin gibiyken, kendimi ayaklarımla çimento çiğnerken, ellerimle kadınlar kahvesinin duvarını sıvarken buldum. Donatıları ellerimizle bağladık, beton kalıpları ellerimizle çaktık. Gitmeden önce tasarladığımızı sandığımız şeylerin sahada tekrar tasarlanmak zorunda kaldığını gördüm. Maske takıp parmak arası terlikle girdiğim inşaattan çok naif hatıralarla, kafamda ve yüzümdeki sıva kalıntılarıyla ayrıldım.

Yırca Sabunevi, HİM arşivinden
Yırca Sabunevi, HİM arşivinden

Yırca’nın hikâyesinin benim bu zamana kadar parçası olduğum kolektif deneyimler arasında çok özel bir yeri var. Bu yer, derneğin mimarlık öğrencisine tasarım ve inşa etme deneyimine fırsat vermesinin çok ötesinde bir değere sahip. Ben bu yolculuğum sayesinde Yırca Sabunevi’nin hikâyesini öğrendim, Yırca Hanımeli’nin arkasındaki yirmi kadının başarısına bire bir tanık oldum. Her biriyle bir paylaşımda bulunabildim; onların azminden, direnişinden, dayanışmasından beni bugün ben yapan birçok şey çıkardım, hayatıma ekledim. Onlar için, onlarla, ama en çok da kendim için gidip bir parçası olmuş oldum bu işin. Mimarlıkta sosyal faydaya zaten çok değer veriyordum, buradaki deneyimim sayesinde bu “değer”in manevi olmaktan çıkıp materyal bir gerçeklikle içimdeki umudu, söylemlerimi güçlendirdiğini fark ettim. Birlikte yapmanın en ilginç yanı da bu. Beraber yaparken beraber de gelişiyor, değişmesi gerekenler değişirken değişmeyen şeyler güçleniyor.

Benim (Hakan) dernekle bizzat tanışma hikâyem ise birçok mimarlık öğrencisi gibi bir atölye çalışmasıyla oldu. Her ne kadar farklı kanallardan takip ediyor olsam da dernekle ilk kez Temmuz 2017’de başlayan Soma - Ayşe Temizel Ortaokulu Kütüphanesi projesi için yapılan tasarım atölyesiyle karşılaştım. Derneğin farklı ortaklıklar kurduğu bu kütüphane projesi, birlikte yapma biçimlerini hatırlatır nitelikteydi. Öncesinde benim de üzerine çokça kafa yorduğum meselelerle ilgili birlikte üretebileceğim insanlarla bir arada olmak, bu süreçte kazandığım en büyük edinimlerden biri oldu. Yeni tanışıklıklara, yeni ortaklıklara, yeni fikir birlikteliklerine ve yeni arkadaşlıklara imkân tanıması anlamında dernekle olan ilişkiler burada oldukça önemli bir noktada duruyor. Dernek hakkında konuşmalarımızda hep söze başlarken telaffuz ettiğimiz kelimelerden olan “dayanışma” ve “direniş” kavramlarının da bu süreçte vücut bulduğuna bizzat şahit oldum. Soma’da inşa edilen kütüphanenin, derneğin diğer işleriyle benzerlikler taşısa da arka planında yatan hikâyesinden dolayı özel bir anlam ifade ettiğini de düşünüyorum. Mimarın ve mimarlığın sosyal sorumluluğuna dair çok fazla şey söyleyen bu çalışma aynı zamanda çabanın direnişe dönüştüğü anlara atıfta bulunuyor.

Soma Ortaokulu Kütüphanesi, HİM arşivinden

Soma’da başlayan dernekle tanışma ve sahaya çıkma hikâyem, takip eden yıllarda akademik bir araştırmanın da önünü açtı.3 Alternatif mimari pratikler, mimarın/mimarlığın sosyal sorumluluğu ve toplumsal ihtiyaçlar üzerine düşünmeye devam ederken dernekle tamamladığımız atölye çalışması o süreçte benim için yol gösterici oldu. Bu noktada derneğin birçok akademik araştırma, tez ve makale için bir başlangıç noktasını tanımladığını ve hakkında yapılan bu çalışmalarla yıllar içinde HİM’ın kendi literatürünü oluşturduğunu da söylemek mümkün. Gerek sahada gerek akademik alanda olsun başka bir mimarlık inşa etme yolunda taşıdığımız bazı umutların ayakta kalmasında derneğin rolü büyük. Elbette HİM gibi bu ve benzeri alanlarda faaliyet gösteren birçok oluşum, birçok topluluk var. Ortak dertler, ortak kaygılar taşıyan birçok insan bir şekilde bir araya gelmek, her biri kendi ideallerine paralel olarak elini taşın altına koymak istiyor. Ancak burada Herkes İçin Mimarlık adına ayrı bir parantez açmak gerekiyor. HİM’ın tam on yıldır kesintisiz bir şekilde sahada oluşuna özellikle dikkat çekmek istiyorum. Bugün, burada derneğin geçmiş on yılına dair söz söyleyebilmemizin ve gelecek on yıla dair projeksiyonlar sunabilmemizin arkasındaki en büyük dayanaklardan biri “süreklilik” meselesi. Herkes İçin Mimarlık bugün yaklaşık yüz üyesi ve geri planda daha da büyük bir kalabalığı oluşturan destekçileri ve katılımcılarıyla bu devamlılığı bugün de sağlayabiliyor ve gelecek on yıla dair söz söyleme enerjisini kendinde buluyor. 

Burada bahsedeceğim bir diğer iş olan Çamlıca İlkokulu Oyun Alanı4 projesi sahada olma, birlikte yapma ve birlikte inşa etme anlamında benim için önemli bir noktada duruyor. Katılımcılık meselesi, burada sahaya taşarak başka bir aşamaya evriliyor. Birlikte düşünmenin, birlikte tasarlamanın bir adım ötesine geçtiğimiz noktalardan biriydi burası. Bir diğer önemli nokta ise Herkes İçin Mimarlık’ın bu ve benzeri atölye çalışmalarıyla öğrenciler için bir imkân sahası yaratması. Özellikle mimarlık öğrencileri için kritik olan tasarlama ve inşa etme ikilemi, derneğin ortaya koyduğu işlerde iç içe geçiyor. Sahadaki katılımcı için bu sadece bir gözlem olmaktan çıkıp matkabı, çekici, boya fırçasını tuttuğu küçük bir şantiye alanına dönüşüyor. Hatta bazen, Çamlıca İlkokulu’nda olduğu gibi sürecin içerisine minik ilkokul öğrencileri de dahil oluyor. Sahaya taşınan ve tamamlanan işin ardından çocukların yüzündeki gülümsemeyle karşılaşmak, mimarlığın dönüştürücü gücünü hatırlatırken içimizde taşıdığımız umutları bir kez daha yeşertiyor. 

Çamlıca İlkokulu Oyun Alanı Projesi, HİM arşivinden

HİM onuncu yaşını kutluyor, bazılarımız HİM ile bambaşka bir yaşını… Bu sene-i devriyeler her birimize dernekle hikâyesine tekrar bir dönüp bakma fırsatı veriyor. Bu yazıda ele alınanlar Hakan ve Feyza’nın öyküleri. Bu iki öyküde kendiliğinden kurulan ortaklıklar var; adı hiç geçmeyen nice insanın dernek çatısı altında birbiriyle kurduğu/kurabileceği bağlara öykünen ancak bir o kadar da ayrı, biricik ortaklıklar bunlar. Her birinde bazı ortak kaygılar, niyetler, anılar, beraberlikler var. Aynı masada yenen yemekler, bir direği nasıl bağlayacağız diye düşünürken geçen vakitler, acaba yetişecek mi diye telaşlanmalar, atölyenin sonuna gelindiğinde çıkan işe bakarak yaşanan mutluluklar ve umutlar… Bu sebepledir ki geride kalan on yılın bir kısmına dışardan bir kısmına içerden tanıklık eden bizler derneğin ne içinde ne de dışında olma durumunu bire bir kendi dernekle tanış olma öykülerimiz üzerinden tartışmaya açmak istedik. Yazının başından sonuna kadar ikimizin de en çok üstünde durduğu, geçtiğimiz on yılda hep bizimle olan umut ışığının önümüzdeki on yıllarda da hep bizimle olması dileğiyle.

1. UMÖB Ulusal Mimarlık Öğrencileri Buluşması: 1993 yılından beri, yılda iki kez olmak üzere, mimarlık öğrencileri tarafından hiçbir tüzel kişiliğe bağlı kalınmaksızın farklı ev sahibi ekiplerle farklı şehirlerde düzenlenen, Türkiye’nin her yerinden mimarlık fakültelerinden ve kardeş disiplinlerden öğrencileri bir araya getiren öğrenci etkinliği.

2. TSMD Mimarlığa Katkı Ödülü-2014, XVIII. Ulusal Mimarlık Sergisi ve Ödülleri “Mimarlığa Katkı Dalı Ödülü”, 2022.

3. Toplumsal fayda odaklı alternatif mimarlık pratiklerini incelediğim “21. Yüzyılda Kriz Ortamında Alternatif Mimari Pratikler” başlıklı yüksek lisans tezimi 2021’in Temmuz ayında İpek Akpınar danışmanlığında İTÜ Mimari Tasarım programı kapsamında tamamladım.

4. Bkz. Çamlıca İlkokulu Oyun Alanı projesi videosu.

atölye çalışması, birlikte yap, dernek, Feyza Çınar, Hakan Ilıkoba, Herkes İçin Mimarlık, mimarlık, Soma, UMÖB, Yırca