Bir Görsel Anlatı Aracı Olarak Kolaj
Mimarlık okulundaki öğrencilik yıllarında hepimizin sıkça başvurduğu bir yöntem olmuştur kolaj. Ancak son yıllarda özellikle mimari proje stüdyolarına baktığımızda üç boyutlu realistik sunumların kullanımı bir hayli artmış görünüyor. Kolajın aksine daha farklı bir dil kullanımına sahip olan render’lar, dijital teknolojilerin çeşitli avantajlarından da yararlanarak daha somut ve gerçeğe yakın görsel sunumlar elde etmemizi sağlıyor. Bunun çeşitli olumlu ve olumsuz yanları var. Ama bana kalırsa bu fotorealistik görüntülerin mimari proje stüdyolarının ruhunu bir parça öldürdüğünü ve render’ların daha çok ticari bir amaca hizmet ettiğini düşünüyorum. Bu noktada Tatiana Bilbao’nun da kendi mimarlık pratiğinden bahsederken benimle aynı duyguları paylaştığını söylemem gerekir. Bilbao, kendi mimarlık ofisinde üzerine çalıştıkları mimari projelerin üretim sürecinde artık render görüntülerine başvurmadığını ve bunu tamamen proje anlatımlarının dışında bıraktıklarını belirtiyor. Bunun yerine, yerin ve projenin duygusunu daha iyi veren kolaj biçimindeki anlatımlara başvuruyor. Kolaj tekniğinin bir projenin anlatımı için çok daha elverişli olduğunu özellikle vurguluyor.
Tekrar proje stüdyosuna dönecek olursak, burada stüdyonun ruhuna dair farklı yorumlarda bulunmak elbette mümkün. Hatta kimilerince –her ne kadar katılmasam da– mimari proje stüdyosunun bir ruhunun dahi olmadığı öne sürülebilir. Mimarlık okullarında stüdyo modelleri ve işleyişleri büyük farklılıklar içeriyor. Bu çeşitlilik içerisinde çok farklı stüdyo modelleri ve öğrenci profilleri ortaya çıkabiliyor. Bu konu avantajları ve dezavantajları bir arada barındırıyor. Yeri geliyor, bir masa etrafında toplanan mimarlık öğrencileri arasında ortak bir dil yakalamak bir hayli zorlayıcı oluyor. Yeri geliyor, bu çeşitlilikten çok kuvvetli kompozisyonlar da doğabiliyor.
Hangi modeli takip ederse etsin mimari tasarım stüdyolarının mimarlık eğitiminin temelini oluşturduğunun altını çizmemiz gerekiyor. Buradaki en kritik meselelerden biri, stüdyo içinde kurgulanan senaryonun ve tasarlanan mekânın görselleştirilmesi ve anlatısının oluşturulması. Burada süreç iki paralel çizgi hâlinde ilerliyor ve sık sık bu süreçler iç içe geçiyor, çakışıyor, kesişiyor. Tasarım süreciyle birlikte ilerleyen fikirlerin görselleştirilmesi süreci bizim burada asıl üzerinde duracağımız konu olacak. Bir tasarım fikrinin karşı tarafa aktarılması meselesi mimarlık okullarında en çok tartışılan konulardan birisi. Görselleştirme süreçleri içerisinde çok farklı tekniklerin kullanıldığını ve aslında hiçbirinin doğru ya da yanlış olmadığını söyleyebiliriz, ancak burada eleştirel bir pozisyonda durmakta fayda var.
Öncelikle mimari tasarım stüdyolarının amacını ve işleyişini masaya yatırmak gerekiyor. Burada genel olarak bir senaryo ve kurgunun üretiminden bahsediyoruz. Bazı tekil örnekleri hariç tutmakla birlikte bugünün mimarlık stüdyolarından çıkan işlerin 1/1 ölçekte sahaya taşındığına pek rastlamıyoruz. Üzerine çalışılan işler, belirlenen çerçeveler üzerinden bir anlatı ve organizasyonun yaratılması şeklinde ilerliyor. Her stüdyonun içeriği ve işleyişi farklı olmakla birlikte, buradaki asıl amaç gerçeğe en yakın ve kusursuz yapıyı tasarlamak değil.
Bir görselleştirme ve anlatı aracı olarak kullanılan kolaj, anaokulu yıllarından beri aşina olduğumuz kes-yapıştır tekniğinin bir yorumlaması. Kelimenin ana kökeni ise Fransızcadaki coller yani “yapıştırmak” fiilinden geliyor.* Tıpkı eskiz gibi, çizim gibi bu kes-yapıştır yöntemi de henüz 5-6 yaşlarındayken deneyimlediğimiz bir anlatım biçimi. Erken yaşlar için en uygun iletişim biçimlerinden biri olan el işi kâğıtları ve çok çeşitli malzemelerle yaptığımız kes-yapıştır çalışmaları bugün ise mimarlıktaki daha yaygın kullanımıyla kolaj; bana kalırsa hâlâ geçerliliğini fazlasıyla koruyor ve köklerimizden gelen bir anlatı biçimi olması nedeniyle de çokça tercih ediliyor. Özellikle son dönemde pandeminin de etkisiyle farklı okullarda yapılan işlere ve mimari proje sunumlarına ulaşmak daha da kolay hâle geldi. Fiziksel mekâna erişim imkânımız bulunmadığından dolayı birçok okul dönem sonu sergilerini çevrimiçi platformlara taşıdı. Bu durum sunumların ne derece çeşitli olduğunu bize gösterdi ve farklı teknikleri birbiriyle karşılaştırmamız, potansiyellerini keşfetmemiz için olanak sağladı. Mimarlıkla ilgili içerikler paylaşan çeşitli mecralarda yapacağımız kısa bir gezintiyle bile onlarcasına ulaşabiliyoruz.
Farklı görsel parçalarını katmanlar hâlinde bir araya getirmek ve bir kompozisyon oluşturmak kolajın basit bir özeti. Bunu mimari bir dil kazandırarak görsel düzlemdeki mekânlara dönüştürmek ise mimarların daha çok aşina olduğu bir durum. 1960’larda Archigram, Archizoom ve Superstudio ile kazandığımız aşinalık bugün hem mimarlık ofislerinde hem de mimarlık okullarında proje stüdyolarında kullanılıyor ve dönüşümler geçirmekle birlikte özünü koruyor. Bu konuyla ilgili New York MoMA’da düzenlenen nispeten yakın tarihli bir sergi de bulunuyor. 2013-2014 yılları arasında düzenlenen Cut ’n’ Paste: From Architectural Assemblage to Collage City sergisi konuyu kapsamlı bir şekilde ele alıyor ve mimari kolajın öne çıkan isimlerine bir araya getiriyor. MoMA’nın web sitesinden geçmiş sergi fotoğraflarına ve sergide yer alan işlere ulaşmak mümkün.
Mimari proje stüdyoları için kolaj tekniğini bir adım öne çıkarmamın asıl nedeni soyut olanla kurduğu sıkı ilişki. Fotorealistik üç boyutlu sunumlara eleştirel olarak yaklaşmamın temelinde yatan sebep ise “gerçek-miş” gibi yansıtılan işlerin mimari projeye sunduğu katkının son derece kısıtlı olması. Bu noktada mimari proje stüdyosunun ürünlerinin gerçekte var olmayan bir kurgu senaryoya dayandığını ve buna bağlı olarak kurgu mekânlardan oluştuğunu unutmamak gerekiyor. Bunu anlatmanın en elverişli yollarından biri de bana kalırsa kolaj. Gerek herkes için sunduğu imkân ve olasılıklar, gerek hepimizin alışkın olduğu bir araç olarak köklerimizden yani çocukluk yıllarından gelmesi kolajın kullanım olasılıklarını genişletiyor. Kolajla bir anlatı oluşturmak için herhangi bir yetkinlik ya da teknolojik araç gerekmiyor. Sadece elle üretilebilen bir anlatı olması onu eşitlikçi ve demokratik kılıyor. Dijital araçlarla oluşturulan kolajlar da benzer bir mantığa dayanıyor. Aynı şekilde farklı katmanların bir araya gelmesiyle oluşturulan dijital kolajlar da tasarımcısına geniş bir özgürlük alanı sunuyor ve yine içinde doğru ya da yanlış gibi birtakım nihai değerlendirmeleri barındırmıyor. Kolaj, herkes için ulaşılabilir bir araç olması ve kısıtlayıcı kurallar içermemesi sebebiyle iletişim gücünü daha geniş kesimlere taşıyabiliyor ve aslında bu yönüyle anlaşılabilir ve yorumlanır bir dil ortaya koyuyor.
IBM logosu gibi bildiğimiz birçok logonun tasarımcısı olan Paul Rand, elle yapılan üretimin değerini vurguluyor ve el-göz ilişkisi üzerinden edinilen tecrübenin ne kadar kıymetli olduğunu bizlere hatırlatıyor. Tasarım okulları için özellikle ilk yıllarda elle yapılan üretimlerin önemine bir kez daha dikkat çekiyor. Bugün teknolojik araçları bir kenara koymak tabii ki söz konusu bile değil, ancak elle olan üretimin önemini de unutmamak lazım. Tasarım disiplininin başında edinilen elle yapma becerisi ve tecrübesi, ilerleyen yıllarda ortaya koyulan üretimlere büyük katkı sağlıyor. Bu noktada Bauhaus Okulu’ndan ve learning by doing felsefesinden bahsetmeden geçemeyiz. Yaparak öğrenmenin ve elle olan üretimin önemine dikkat çeken Bauhaus Okulu bu sistemi tasarım stüdyolarının merkezine yerleştiriyor.
Bir yanda yaparak öğrenmenin, elle yapılan üretimin, katmanlı ifadenin mimari proje stüdyosuna kattıklarıyla ilgili bir tartışma devam ederken bir diğer yanda stüdyoların amatör ruhunu nasıl koruyabileceğimiz sorusu tartışmaya açılmayı bekliyor. Stüdyo sürecinin son çıktıları olarak, aslında gerçekte var olmayan bu mekânları gerçekmiş gibi göstermeye çalışan fotorealistik modellemeler daha çok müşterisine sunulmayı bekleyen bir pafta hissiyatı uyandırıyor. Ancak mimarlık okulları, misyonu gereği bundan çok daha farklı bir noktada konumlanıyor. Mimari proje stüdyolarının görsel ürünlerinin de bu eksen etrafında şekillenmesi stüdyonun ruhunu daha iyi yansıtıyor. Proje stüdyoları farklı arayışlara, yeni keşiflere, katmanlı düşüncelere olanaklar tanıyor. Kolaj tekniği, yaratıcısına birçok anlamda çok geniş perspektifler sunmakla birlikte katmanlı düşüncenin üretim için en fazla potansiyele sahip yansımalarını bize aktarıyor. Hiçbir zaman yan yana gelmeyecek iki görüntüyü, iki katmanı bir araya getirmek için kolaj bize en uygun zemini hazırlıyor.
* A. Brigadier, Collage: A Complete Guide for Artists (New York: Watson-Guptill Publications, Londra: Pitman Publishing, 1972).