Döngüsellik:
Bir Eleştiri

Son zamanlarda karşıma sıklıkla çıkan döngüsel tasarım çalıştayları, eğitimleri, seminer ve konferansları oldukça ilgimi çekmeye başladı ve de beni şüpheye düşürdü. Sıklıkla döngüsel ekonomiyi de dahil eden bu tartışmalarda güncel bir eğilim olarak karşımıza çıkan “döngüsellik” meselesi, “sürdürülebilirlik” kavramının yerini almaya başladı gibi duruyor. Burada sürdürülebilirlik konusunu önceleme niyetinde değilim, fakat döngüsellik kavramına bir eleştiri de geliştirmek istiyorum ya da dikkatimi çeken konuları biraz açıklamak; tıpkı sürdürülebilirlik veya antroposen konusunda önceki yazılarımda yaptığım gibi.

Tuhaftır, geçtiğimiz senelerde akımların ve paradigma değişimlerinin kokusunu önden alan bir yakınımla konuştuğumda “Canım, artık sürdürülebilirlik değil, döngüsellik moda” demiş, eliyle de bir daire çizmişti havaya. İçimden bunun herhangi bir doğruya referans vermediği konusunda bir emin olma hâli, fakat gelecek problemlere karşı da bir ehemmiyet duygusu yükselmişti. Haklıymış, şimdi gerçekten de döngüsellik “moda.”

Döngüsellik, dairenin şekilsel özelliklerinden yola çıkılarak, başlangıcı veya sonu olmayan bir sistemi ele alıyor. Döngüsellik, çok farklı özelliklerdeki ürünlerin ve malzemelerin fiziksel ve kimyasal özelliklerinden bir şey kaybetmeden tekrar yeni bir ürün veya malzemeye dönmesini ifade eden bir terim. Örneğin pet şişelerden geri dönüşüm yoluyla polyester kumaş elde etmek veya bireysel ölçekte gerçekleştirilebilen eski bir denim ceketten çanta yapmak gibi yöntemler endüstriyel olarak geniş bir ölçekte gerçekleştirildiğinde döngüsel bir moda sistemine sahip olunabilir. Alternatif bir ekonomik sistem olarak, üretim-tüketim-a(r)tık döngüsünü kırarak ürünlerin sürekli kapalı döngü içinde kalmasını, geri dönüşüm, alt dönüşüm, üst dönüşüm, yeniden kullanım, onarım gibi yöntemlerle atıkları ve artık malzemeleri defalarca kullanmayı öngörüyor.

1966’da ABD’li ekonomist Kenneth Boulding, ekonomilerde sınırların sonsuzlaştırıldığı, büyümenin ve genişlemenin sürekli hâle getirilerek kaynak tüketimi ve atık bertarafı konusunda hiçbir sınırlama olmayan kovboy ekonomisinden (açık ekonomi diyebiliriz), her şeyin sürekli olarak geri dönüştürülmek ve yeniden kullanılmak üzere tasarlandığı bir uzay gemisi ekonomisine geçiş çağrısında bulundu. Uzay gemisi ekonomisinde dünyanın bir alternatifi olmadığı içselleştirilir, dünya sınırsız kaynakları olmayan tek bir uzay gemisine benzetilir ve döngüsel ekolojik sistemle yaşam devam ettirilir. Döngüsellik veya döngüsel ekonomi terimi, yine 1966’da Boulding’in sınırsız girdi kaynakları ve çıktı havuzları anlamına gelen “açık ekonomi” terimine yönelik yapmış olduğu eleştiriyle, kaynakların ve çıktı havuzlarının birbirine bağlı olarak kaldığı “kapalı ekonomi” fikriyle ortaya çıktı. Boulding’in çalışmasında döngüsel ekonomi veya döngüsellik teriminden özel olarak bahsedilmese de, bu genellikle “döngüsel ekonomi”nin ilk ifadesi olarak anılır. Döngüsel ekonomi, sanayi devriminin bir parçası olarak tasarlanan doğrusal ekonomiyle çelişen, doğrusal olmayan sistemlerin incelenmesine dayanır.

Kapital’de Karl Marx (1867) artık malzemeleri ve ürünleri değerli bir şeye dönüştürmenin, hammadde maliyetini yeniden satılabilir olduğu ölçüde azalttığını, böylelikle de kârlılığı artırdığını belirtirken geri kazanımın endüstriyel üretimdeki ikinci büyük ekonomi kaynağı olduğunu öngörebilecek kadar ileri görüşlüydü. Bu görüş döngüsel tasarım pratikleri içinde de geçerliliğini koruyor. Esasen tüm mesele malzeme akışlarını olabildiğince kapalı döngüde tutmak olarak görülebilir. Bunu “beşikten beşiğe” anlayışında yer alan endüstriyel döngü kavramından biliyoruz; biyolojik döngüden farklı olarak, ürünler ve “şeyler” yeniden kullanılarak, geri kazanılarak veya dönüştürülerek tekrar endüstri ürünlerinin bir parçası hâlinde hayatına devam ediyor.

Tadao Ando, meditasyon mekânı,
UNESCO, Paris, 1995 ve tam güneş tutulması, La Réunion, 9 Mart 2016

Döngüsel tasarımın tutarlılık ve tutumlulukla malzemelere ve nesnelere bu şekilde yaklaşması gerçekten müthiş. Fakat hercümerç de burada başlıyor gibi. Döngüselliğin bir sertifikasyonu yok henüz, örneğin C2C gibi sertifikalara sahip olunmadan markalar kendini döngüsel olarak tarif etmeye başladı bile. Artık malzemelerin tekrardan değerlendirilmesiyle kurulan bu ilişkide, hemen “circular” [döngüsel] etiketi ürünlere yapıştırılıyor. Neden yeniden kullanılmış, çöp sahasından kurtarılmış ya da tekrardan değerlendirilmiş olarak nitelendirilmiyor da hemen “döngüsel” oluveriyor? Bunu yaptığında marka, kaçıncı döngüde oluyor? İlk mi, ikinci mi, sonuncu mu? Örneğin artık kumaşları değerlendirip ürün üreten bir kimse, ürününün çöpe gitmeyeceğini ve tekrardan bir döngüyle malzeme akışına devam edebileceğini garantilebiliyor mu, bunun için bir başka altyapı veya tesis kurmuş mu? Temelde vurguladığım şey, döngüselliğin tek bir hamleyle döngüsel olamayacağı...

Tuhaf bir dönemdeyiz. Hepimizin bir döngüye hizmet ettiği, bir döngünün parçası olduğumuz, topraktan gelip toprağa karışacağımız ruhaniliğiyle sosyal medyada ve günlük hayatta karşımıza çıkan ezoterizm konularının, “döngüsel tasarım” kavramıyla çok paralel zamanlarda karşımıza çıkmaya başladığını düşünüyorum. Dönemin haletiruhiyesi bu biraz. Halbuki yirmi yılı aşkın bir süredir döngüsel tasarım metodu alanyazında yer alıyor. Bu noktada da döngüsel olmanın sürdürülebilir olmadan çok daha kolay olduğunu ve birçokları için bir kaçış noktasını doğurduğunu düşünüyorum; malzemeyi “yürütmek” kolay gelebiliyor. Sürdürülebilirliğin spektrumu daha geniş ve nihayet, sosyal adaleti de içine alan bir anlayışı da benimsedi. Fakat 1. Döngüsel tasarım Papenek’in değindiği gibi tasarım yapmamayı salık vermiş değil. 2. Döngüsel tasarım neyin gerekli olduğuna ilişkin bir cevap verebilmiş değil; “making a garbage out of a garbage (atıktan ve çöpten tekrar çöp yaratmak)” bir başka sorunu da doğuruveriyor. 3. Döngüsel ekonomi henüz küçülmeden bahsetmiyor. 4. Rejeneratif tarım döngüsel tasarımda maalesef ki en az konuşulan konulardan birisi.

Bunca eleştiride temel sorun döngüsel tasarımda değil de, yine her zamanki gibi, kavramların kolaylıkla her yerde kullanılıyor olmasında. Bu nedenle nasıl ki “sürdürülebilir”, “organik”, “yeşil” etiketlerine ihtiyatlı yaklaşmak durumundaysak, “döngüsel” kavramına da benzer şekilde yaklaşmamız gerektiği kanısındayım –bahsettiğim nedenler ve yeşile boyama göz önünde bulundurulduğunda.

döngüsellik, ekonomi, Sanem Odabaşı, sürdürülebilirlik