Bu sadece koku hakkında ya da peşinde bir yazı değil, kokulu bir yazı. Ben kokuyu yazıladım, yazıyı kokuttum. Siz de koklaya kokuta okuyunuz. Mardin’in koku manzarasında [scentscape] dolaşacağım. Koku keşiflerine çıkacağım, kokuya bulanacağım, kokuyla dolanacağım. Mardin’i burnumun dikine giderek dolaşmanın yazısını deneyeceğim. Bu yazıyı burnumla yazıyorum, kokular arasında geçiş yaparak, koku güzergâhlarından rotalar kurarak/bozarak. Gördüğüme inanmayacağım, duyduğuma da ama kokladıklarıma inanacağım.
Dinleme alanı: Mardin’in dillerinden Ermeniceden ve Türkçeden aynı ezgiyle iki şarkı: Lena Chamamyan’dan Sareri Hovin Mernem ve Ayfer Vardar’dan Turnam Gidersen Mardin’e:
Bekleme Alanı: Koku Düşünmesi ve Koku Kültürü
Koku, bir varlık ya da bir ilişki. Koku varlığa dışsal bir şey değil, koku yayılan değil, yapılan bir şey. Bir şeyler başka şeylere dönüşürken koku da yapar/yayar. Zaten yaşam sürekli bir dönüşümdür; bulaşma, karışma ve dolaşmadır. Peki varlıklar hâlleri arasında kokusundan ayrılabilir mi? Koku, varlığın ve ilişkilerin oluşmasında hariçten gelen ya da harice giden değil, epeyce dahili bir şey değil midir? Koku tali unsur, ek/ilinek ya da atık değil. Koku bazen bilinçli olarak üretilen bir şey, bir eylem biçimi, belki çok zaman irade dışı bedenlerin yaydığı bir şey. Koku bayıltır, ayıltır, baştan çıkarır, kaçırır ya da dilden çıkartır. Koku deneyimlerimizi tarif için dilimizin epeyce yavan olması, kokuyu bir düşünme meselesi yapmakla ilgili mesafemizin belirtisi. Bu nedenle kokuyu mecaz dilinden kurtarmak, koku dili üretmek, koku mecazları üretmek de bu yazının denemelerinden olacak.1
Mardin’de nasıl bir koku kültürü var? Farklı koku gelenekleri ve koku kullanımlarına göre oluşan bir “koku belleği” var mı? Mesela “somut olmayan kültürel miras” kategorisi içinde bir “koku mirası” ya da “koku kültürü” konu edilebilir mi? Yerleşim alanları için “koku estetiği” ve “koku tasarımı” gibi şeyler düşünmek neden olmasın? Geçmiş zaman-mekân kokularının peşinde değilim, denk geldikçe hayal gücümüzün içinde yeri tabii olabilir. Geçmiş geçmiştir ve kokular kayıplara karışmıştır. Zaten “Nerede o eski kokular” ya da “Buram buram kokardı” duygularının içinde bir arayış yok ve şimdimizin buram buram kokularını kaçırmaktan bazen başka bir işe de yaramıyor. İçinde salındığımız zamanın kokularına bulana bulana bir deneyimle koku kültürünü düşünmeye ve düşlemeye çalışıyorum. Çünkü “kokular da tek bir organı olmayan doğanın rüzgârla üreyen özsuyu gibi”2 ise, doğa ile kültür arasındaki bağları koku bağlamında hatırlamanın çok yolları olabilir.
Koklama Alanları
1. Zamanın Kokusu
Kokular zamansaldır. Zaman kokularla da tarif edilebilir. Çin’de tütsünün hsiang yin adıyla zaman ölçeği olarak kullanıldığı örnekler vardır.3 Başka bir örnek olarak “Hindistan’ın Andaman ormanlarında insanlar koku takvimleri kullanır; yılın dönemlerini çiçeklerin ve ağaçların kokularına göre tarif ederler.”4 Böyle yoğunluklarla olmasa da Mardin için zamansallığı kokuyla ilişkilendirme tarifleri yapılabilir.
İklimin sıcaklığı ve ışığı koku üretimini ve yayılımını etkiler. Güneş ışığı ve ısı, bakterileri harekete geçirme biçimi sayesinde daha aceleci kokular yayar. Isınma bedenlerden sıvı atımlarını artırır. Yaz, terleyen insanlarla doldurur yaşam ortamlarını. Gündüz ile gece arasında da insan, hayvan ve bitki ritimleri değiştiği için koku manzarası değişir. Bitkilerin açma ve solma zamanlarına göre yaydıkları koku mevsimseldir. Bahar en çok kokuyla ilişkilendirilendir. Çiçeklerin açması kokuların da açmasıdır. Kamusal alanda ağaç-çiçek eken/bakan insan sayısı az olduğu için bu şehir bitkilerin kokusu bakımından zayıf. Eski Mardin’in en yeşil/bitkili yerleri aslında avlular ve damlardır, bahçe, meşkebe ya da saksı bitkileriyle. Farklı mevsimlerde açan fesleğen, reyhan, nane, biberiye en yaygın koku kaynakları. Baharda bu mekânlarda tazeliklerin kokusu yayılır; nar, zakkum, hanımeli, yasemin ya da güller açar. Kentin kırsal çeperinde olduğu kadar, kale eteklerini de mesken tutan badem ağaçları, beyaz ve pembe arasındaki renklerle çiçek açarak baharın en erkencisi olur. Sonra nar çiçekleri, kiraz çiçekleri ve kapari çiçekleri saçılır. Toprakta açanlar olduğu gibi, taşların içinden/arasından pörtleyen çeşit çeşit yaban otları, çiçekleriyle davetkâr kokular saçma zamanını başlatır. Ve nergis ki çarşıda pazarda dolaşmaya çıktığında kışın ortalarını geçmiş olduğumuzu püfür püfür hatırlatır.
Mevsimlere göre satılan meyveler ve sebzeler değiştiği için pazar ve manavların kokusu da değişir. Kiraz, kayısı, domates, biber, acur, kavun, karpuz, üzüm, zeytin, portakal, mandalina en yaygınlarıdır. Bütün şimdiki varlıklarına rağmen, “Nerede o eski domatesler, önceden kokusu ve tadı vardı” gibi bir özlem hâli yüzünden, geçmişte kokusunun ve tadının olduğu ifade edilerek aslında bugünkü koklama deneyimi bastırılır.
Yazları Mardin’in yaygın kokularından biri yanıktır. Ovada (genellikle akşam vakitlerinde) yakılan anızlarla, otların ve hayvanların yanık ve ölü bedenlerinin kokuları küllerle birlikte akşamları kentin havasına dağılır ve soluklara karışır.
Zamanımızın kaybolan kokuları da değişmenin izleri. Leblebi kavurma kokuları yayan dükkânlar neredeyse kalmadı. Tıkır tıkır sesler yaydığı kadar pamuk ve yün kokuları da yayan dokuma tezgâhlı atölyeler kalmadı. Süs eşyasına dönen bakır kap kacaklar eskimediği için pek gerek kalmayan kalaylama kokuları çok seyrek zamanlar dışında yayılmıyor.
2. Taş Kokuları
Mardin en çok taş kokar. Taşın kokusu, kuru ya da ıslak oluşuna göre değişir. Taşların arasından ya da içinden pörtlemiş, taşın içindeki minerallerle beslenmiş bitkilerin açan çiçeklerinin kokusu taşlı kokudur. Yosunlanmış taşın kokusu bitki gibidir, taş bitkileşir. Dağılıp ufalanmaya başlayan ya da kusan taşın kokusu buruş buruştur. Yaz güneşinin altında ısınmış taşın kokusu kavruktur. Sarımsı kalker taşı kesilip çıkarıldığında yumuşaktır, kolay dağılır ve şekillendirilir. Sertleştikçe iç aroması dağılır; hava, su, toz, bitkiler ve hayvanlarla temaslardan bulaşan aromalara bürünür.
Yağmurda taşların kokusu yayılır, taşlar ıslandıkça içine sızan su milyarlarca yıllık serüvene ekleme yapar. Böylece zaman durmaz Mardin’de; gümbür akar, yayılır ve varlıklara sarılır. Birilerinin sandığı ya da yapmak istediği gibi Mardin çok şükür ki bir müze değildir, henüz ölmemiştir, yaşamın gümbür gümbür koktuğu bir kenttir; dönüşerek, bozularak, eklemelerle, çıkarmalarla devam eder yaşamına. Taşın taşlaşma serüveni harabe oluşunda da devam eder, yeni varlıklarla karşılaşmalarla kokular da başkalaşır. Taşın, içeride ya da dışarıda olmasına göre alacağı ışık, nem, hava ve toz etkisiyle kokusu da değişir. Nemlenmiş taş ekşir, mide bulantısında ağza yükselen koku gibidir ve toz toz kusar. Tıraşlanmış taş, maruz kaldığı şiddetten dolayı üzgün kokar, çıplaklaşır, utangaçlaşır ve ürkekleşir. Taş üşüdüğünde ya da ısındığında kokusu da farklıdır. Kurumuş toprağın ve ıslak toprağın kokuları da farklıdır. Yağmur sonrasında yayılan toprağın kokusu ferahlık ve umut yayar. Taşın da kokusu aslında çokça toprak kokusu gibidir, toz sayesinde. Yağmur farklı bir kokuyu açığa çıkarır.
Mardin için “Buram buram tarih kokuyor” şeklinde yaygın bir klişe vardır. Kelimenin tam anlamıyla gerçek bir koklama deneyimine işaret etmez, görsel bir izlenimin özensiz bir mecazıdır. Taşa yaklaşıp koklayan (hele ki onu tadan) birilerine rastlamak maalesef pek nadirdir. Koklamaya değer görenler için taş mis gibi kokusunu (ve de tadını) sunmaya hep pek hazır bir konukseverdir.
Ev içlerinde taştan dökülmeler olmasın diye yapılan çoğunlukla beyaz badanalar evin iç kokusunu değiştirir. Dış kısımların sıva/badana yapıldığı durumlarda toz toz dökülme ve kusma azalır, taşın nefesi kesilir ve kendi içinde boğulur, içindeki organik yaşam olanakları kapatılmış olur. Beton evlerde ise sıva ya da badana koku manzarası, organik yaşamlara kapalı olmaktan daha bir çeşitsizdir.
3. Fosur Fosur: Dumanlı Kokular
Eski Mardin’de bir yere gitmek için birinci caddeyi kullanmak ile ara sokakları kullanmak arasında önemli bir koku repertuarı farkı var. Ana caddenin koku güzergâhı, (uyku zamanları dışında, insan hareketliliği içindeyken) önemli ölçüde motorlu taşıtların egzoz dumanlarını içerirken alt sokaklar esnaf/zanaat ve dükkân türlerine göre çeşit çeşit kokular sunar.
Mardin, açık sulara uzak bir kara şehri olsa da havası kuru olsa da bir yandan epeyce sulu bir coğrafya. Eski kentin altından akan su tünellerinin ve çeşmelerin çoğunlukla boşa akarak sızdığı toprak, çamur kıvamında toprak, sularla sarılmış kayalar ile yer altını epeyce nem kokulu yapar. Evlerin kaya/toprak altında kalan kısımları ya da damdan sızıntılarla nemlenen, yosunlanan ve küflenen duvarlar ıslak kokular yayar. Yeni kentin yer altı ise daha kurudur, çünkü borular, akan sular daha sızıntısızdır.
Işık da kokuludur. Aydınlatmanın gaz lambası ya da mumla yapıldığı zamanlarda, yanarak yayılan koku sayesinde ışık da kokuluydu. Mesela “Bir zamanlar ışığımız ne güzel kokardı” diyen birilerini duyan var mı? Işığın kokusunu neden kimse özlemez? Isınma bir vakitler daha kokuluydu: Kürsi/mangal ve sobayla ev içine sızan kokular kadar, bacalardan çıkan duman da dışarıda önemli bir koku kaynağı olur. Yeni şehir, kömürle çalışan kalorifer sistemleri zamanlarında yoğun bir şekilde kömür dumanı kokardı, doğalgazla birlikte bu durum değişti. Eski Mardin’de kömür/odun sobasıyla ısınma devam ettiği için, her ne kadar ferah ve esintili bir apaçıklık olsa da duman kokuları kış günlerinin belirgin kokularındandır. Özellikle yağmurlu ve soğuk kış günlerinde gümbür gümbür yanan sobalardan çıkan ve bacalardan yayılmakta olan dumanın, yağmurun etkisiyle ağırlaştığı ve ıslak kokusunun dağılmak yerine mekânlara yapıştığı, rengini değiştirdiği sıklıkla görülür. Soba dumanının çıktığı en yakın yerlerdeki kararmalar taşın sarılığına katılarak taşın kokusunu da tadını da başkalaştırır. Sobada yakılan odun ve kömür kadar, giderek yayılan naylon ve plastik parçaları dumanın rengini ve kokusunu çeşitlendirir. Birkaç yıldır, soba kullanılan mekânlarda pelet sobalara geçişle birlikte duman da yeni hâl alıyor. Klimaların ve elektrikli farklı ısıtma sistemlerinin yaygınlaşması kadar, eski Mardin’in yerleşik bir yaşam alanı olmaktan uzaklaşması ve turistikleşmesi de soba kullanımını epeyce azaltarak kış kokusunu daha issiz yapmakta.
4. Hayvan Kokuları
Eski Mardin’de dolaştığı en sık görülen hayvanlar kedi, köpek, eşek, at, katır, güvercin, kırlangıç, kumru, serçe, yarasa ve sümüklüböcektir. İnsanların tehlike olarak gördüğü akrep ve yılan ise genelde gizli gizli dolaşır. Mesela akrebin kavun kokusuna geldiğini söylerler. Bir vakitler, ulaşımın hayvanlarla yapıldığı zamanlarda hayvanların kokusu daha yaygındı tabii; özellikle artık hiç var olmayan develer ile evin sakini olarak atlar birçok evin kapı girişinin büyüklüğünün de sebebi ve konut mimarisinin önemli bir parçası, girişlerdeki ahır katları ile yemleme nişlerinin günümüze kalan hâlleri de. Evlerin alt katlarındaki ahırlarda hayvancılık (özellikle koyun ve keçi) yapıldığı zamanlar olmuş. Nadir de olsa böyle evler hâlâ var. Bu daha yoğun hayvan ve dışkı kokularının etrafa yayılması demek. Hayvanların kendi kokuları kadar dışkılarının da kokusu yayılır. Günümüzde eski kentin sokaklarında en yaygın eşek dışkısının kokusu solunur.
Hayvanlar öldüklerinde bedenleri genelde kenarda köşede bir yerde kalır. Ceset kokuları yayılır. Ayrıca kesilip parçalanarak beden bütünlükleri bozulmuş hayvanların kokusu yayılır. Özellikle kasaplar çarşısından geçerken yerlere akmış kanların ya da çürümekte olan ölü bedenlerin kokuları çok yoğundur; “et” olarak adlandırılan şeyi yiyebilenlerin bile geçmekten kaçındığı bir sokaktır bu. Buram buram ölüm kokar. Ancak daha yaygın olarak, hayvanların kokuları ölü bedenlerinden farklı parçaların pişirilmesiyle yayılır. Duman duman yayılan bu koku ilginç bir şekilde pişmiş “et” yiyenler tarafından “iştah açıcı” bulunur. Birçok yerde olduğu gibi, kentle ilgili tanıtım ya da turizm amaçlı anlatıların çoğunda, “tadına bakın” ya da “yerel lezzetler” olarak güzellemesi yapılabilmesi, tat ve koku üzerine etik bir düşünmenin dışarıda bırakılmasının bir göstergesidir.
5. Şapır Şupur: Yemek Kokuları
Sadece tadı yemeyiz, kokuyu da yeriz. Baharatlar en güçlü tat vericiler ve koku yayıcılardır: tarçın, kakule, sumak, kekik, mahlep, reyhan, safran... Pişirme biçimlerine göre gıdanın kokusu başkalaşır. Kamusal alanda fırınlar önemli koku mekânlarıdır. “Eskiden ekmekler mis gibi kokardı” yaygın ifadesi aslında pişirmeye değil, pişirilen buğdaya ve una işaret eder. Fırının odunlu ya da elektrikli oluşuna göre duman kokusu da pişirme kokusu da değişir. Fırınlarda pişirilen şeylerin çeşidi ise giderek artıyor. Ekmeğinki dışında en yoğunu, “ikliçe” pişirildiğinde ve soğuması için sokakta yerlere tepsiler üstüne serildiğinde yayılan tarçınlı kokudur. Bu koku yayıldığında anlıyoruz ki bir cenaze var ve taziyede dağıtılmak üzere “ikliçe” sipariş edilmiş. Eski kentte giderek yaygınlığı artan ve çeşitlenen şekerli çöreklerin pişirilme kokuları yayılıyor. Suriye’deki savaştan sonra Mardin’de de yapılmaya başlanan hurmalı Süryani çöreğini neredeyse yapmayan fırın kalmadı. Turistikleşmeyle birlikte artan kuruyemiş dükkânlarının kokusu, turistikleşmeyle artmayan aktar dükkânlarından baharat kokuları da manzaraya dahil.
Kahveye kakule, üzüm şarabına mahlep, bulgura tel şehriye, kara pekmez... Soba üstünde pişirilen şeylerin isli kokuları: ekmek dilimleri, kestane, palamut [ballot], patates, portakal ya da mandalina kabukları... Fazla pişmeye dayalı yanık kokuları... Fokur fokur kaynadıkça, güğümdeki suyun buharıyla ıslak ve sıcak kokuların yayıldığı ev içleri... Gıdanın korunma/saklanma biçimlerine göre ev içindeki kokular değişiyor. Kurutma, mayalama, tuzlama gibi bozulma önleyici saklama pratikleri, evlerin zemin katlarında, mümkünse kayaya oğulmuş kilerin gıdayı serin tutmasını sağlaması, yerini buzdolabına ve elektrikli soğutuculara bırakıyor. Evlerde gıda kokuları daha az yayılıyor.
Yaklaşık yüz yıl içinde önemli bir değişim, ev içlerinde ve kahvehanelerde/çayhanelerde kahveden daha çok çayın pişirilmesiyle yayılan koku değil midir?
6. “Leş Gibi”
Eski Mardin’in ara sokaklarında çöpler bir köşeye bırakılır ya da evden sokağa rastgele atılır. Çöpler poşet içindeyse kediler kurcaladığı için açılabilir ya da yukarıdan atıldıysa çarpmanın etkisiyle parçalanabilir, sokağa yayılır ve çöp suları daha bir sızar. Çöplerin toplanması ve taşınması maalesef eşeklerle yapılır, hayvanlar hâliyle sokağa dışkılar ve genelde öylece kalır dışkı, kurur ve üzerine sinekler konar. Yazın bir şeylerin çürümesi hızlandığı için özellikle çöplerin ve çöp sularının sızdığı yerden buram buram bozulma/çürüme kokuları havaya daha yoğun yayılır.
7. Buram Buram
Bazı kokuların nazardan koruması, hastaları iyileştirmesi ya da cine tutulmuş kişileri kurtarması bekleniyor. Bakışla gelebilecek kötü bir etkiyi kokuyla gelecek etkiyle uzaklaştırmanın farklı yollarını icat etmişler; kokudan medet ummak ya da kokunun enerjisinden nasiplenmek örneğin. Farklı etki beklentileri için farklı tütsüler olabiliyor: üzerlik/hermel, çörekotu, defne, kehribar, kekik... Ayrıca farklı otlarla çeşitli karışımlar yaparak yeni tütsüler icat etmek mümkün: meyankökü, biberiye, karanfil, kakule... Kurşun dökme de kokularla ve seslerle nazarı uzaklaştırma aracı. Koku hem bütün ortama yayılır hem de içe çekilir ve kokunun etkilerini göstermesi beklenir.
Turistikleşmeyle birlikte artan şarap, kuruyemiş, gümüş, çörek dükkânları kadar parfüm, kolonya ve sabun gibi kokulu malzemeler sabat dükkânlarda da artış var. Bu dükkânlar turistlerin önemli alışveriş duraklarından. Koku çeşitleri de artıyor. Özellikle yakın zamanlarda icat edilen ve farklı çeşitleri olan “Mardin kolonyası” denen şey dükkân önlerinden geçenlere ikram edilerek ellere dökülüyor. Öte yandan eczanelerde kolonya doldurma şişeleri ve aparatları kalktı. Kolonya bayılana ya da fenalık geçirene ferahlık sağlaması için de sürülür, koklatılır.
İnsan bedeni için vücut kirinden, terinden, yağından temizlenmek için araçlar ve mekânlar da değişiyor. Kamusal hamamlardan evde yıkanma mekânlarına geçiliyor. Sabun, duş jeli, şampuan, ağız bakım suyu, gargara, kulak pamuğu gibi kişisel hijyen ürünlerinin kullanımı yaygınlaşıyor. Banyodan çıkınca yayılan beyaz sabun kokusunun yerini farklı esansları olan beden temizleyicilerinin kokuları alıyor. Sürülen ve sıkılan şeyler kolonya, hacı yağı, esans, parfüm, deodorant, losyon, rolon, dezenfektan gibi çeşitleniyor. Böylece insan bedenlerinin kokusu, özellikle ter kokuları daha az yayılıyor. Kıyafetlerin yıkanmasında kullanılan farklı kokulu deterjanların çeşitlenmesi beden kokularının yayılmasını bastırıyor. Böyle bir değişimden bağımsız olarak Mardin’de, havası kuru olduğu için nemli yerlere göre daha az terleme oluyor, bu da insan bedenlerinden daha az koku yayılması demek. Yakınlıklar koku temaslarını artıracağı için toplu taşıma araçları önemli koku alanlarıdır.
Ev içinin nasıl kokacağı üzerine giderek daha fazla düşünülüyor. Nem/küf kokularını giderecek şeyler, su ve hava sızmalarını önleyecek şeyler daha çok kullanılıyor. Demir, ahşap ya da plastik doğrama pencerelerin hava geçirgenliği farklı oluyor, farklı ev havalandırmaları ya da klima kullanımı yaygınlaşıyor. Mekân temizliğinde kimyasal temizleyicilerin çeşidi ve kullanımı artıyor: oda spreyi, ev parfümü, araç parfümü, tuvalet kokusu giderici gibi aparatlar. Yakın zamanlara kadar farklı örnekler vardı. Küf/nem kokusunu ya da başka kötü kokuları önlemek için dolaplara ve sandıklara naftalin koyulurdu. Adına (“Şemame”) şarkı/oyun yapılan küçük ve kokulu bir kavun olan şemamok/şimeme yiyecek olarak tüketilmiyor, evlerin farklı yerlerine kokusu için koyulurdu.
8. Koku Mimarlığı
Mardin epeyce inşaat ve moloz kokuyor. Hem yeni kent yayılarak devam eden bir inşaat alanı oluyor ve kentsel dönüşümlerle konutların yüksekliği artıyor hem de eski kent birçok restorasyon ve renovasyon işleriyle şantiye hâlinde. Bu sebeple bütün kent epeyce inşaat malzemesi kokusu yayılan bir yer. Ayrıca kokuyu koruma konusu yapmayan koruma yaklaşımları mekânların koku izlerini ve geçmişini ortadan kaldırmakta hiçbir şüphe duymuyor.
Kiliseler ayinlerde kullanılan tütsüler ve mumların kokusunun duman duman yayıldığı mekânlar. Bu kokular duvarlara siniyor, taşların dokusuna katılıp renklerini de değiştiriyor. Yıllar önce ibadet için en çok kullanılan ve en çok ziyaret edilen kilise Süryani Ortodoks Kırklar Kilisesi bir koruma/bakım süreci geçirdi. Aylar süren bu çalışmadan sonra ibadete/ziyarete açıldığında gittiğim bu kilisede, uzun yılların soba dumanlarının ve ayin tütsülerinin sinmiş kokusunun kalmadığını fark ettiğimde tuhaf bir boşluk hissetmiştim. Benzer bir deneyimi Ulucami’de koruma/bakım çalışmaları yapıldıktan sonra da yaşamıştım. Bu durum evlerden turistik işletmelere dönüştürülen yapıların iç kokuları için de geçerli.
Eski Mardin’de taş evler yapıldığında, evlerdeki oturma/uyuma odaları ile mutfak, tuvalet/banyo ayrımının bir nedeni de kokular olarak anlatılır. Hem su şebekelerinin kurulması hem de yemek pişirme sırasında çıkan kokuları uzaklaştırmanın teknolojileri geliştirildikçe mutfakların içeride olması sorun olmaktan çıkıyor ve buna göre dönüştürmeler yapılıyor. Yıkanmanın kamusal hamamlardan ev banyolarına dönmesi; yaşam alanından dışkıyı ve atık suyu uzaklaştırmak için kanalizasyon şebekesinin güçlendirilmesi; kentsel alandan uzaklaştırılınca arıtmayla açığa ve toprağa bırakılması; bedenlerin ve mekânların yıkanması için önemli olan, kuyularda depolanan temiz su yerine evlere dağılan su şebekesinin yayılması... Hepsi de kokunun mekânsallığına dair değişimler.
Mardin Koku Dolaşmalarından İzlenimler
Kokusu için bir yere gitmeyi ve koku ziyaretleri yapmayı yazımız okurlarına önermektedir. Bir yeri kokularıyla meşhur hâle getirmek henüz yapılmış bir şey değil, turizmin metalaştırmayı başardığı bir şey henüz değil. Bu yazının hazırlanma sürecinde Eski Mardin’de Ammo Şehmus’la birlikte, kendi arkadaş çevremizden insanların katılımlarıyla, 22 Eylül ve 5 Ekim 2024 tarihlerinde üç saate varan koku dolaşmaları yaptık. İki dolaşmada bakır ve cam altı ustası Kadir Özcan’ın Şahmeran Sarayı isimli dükkânında hem farklı tütsü denemeleri yaptık hem de tütsü anlatıları dinledik. Tütsü yapılırken söylenenleri, çeşitlerine göre tütsü dumanlarından ve kokularından beklentileri konuştuk. Özcan’ın bu dükkânı bir koku dükkânı; cam altı boyamaları için malzemelerin ve bakırların kokuları kadar arada yaktığı farklı karışım tütsülerle. Bir ses dükkânında Mardin’in dillerinde söylenen şarkıları ud eşliğinde hem kokladık hem dinledik: Her dilin farklı kokuları da olduğu üzerine hayaller kurduk. İlk dolaşmaya bir Mardin anlatıcısı olan Mehmet Fidan da eşlik etti, farklı mekânlarda ve sokaklarda kendi küçüklüğünden günümüze olan değişimleri ve bazı geçmiş koku deneyimlerini anlattı. İkinci dolaşma daha deneysel kokulara açıldığımız bir deneyim oldu. Ammo Şehmus çam reçinesi, kehribar parçaları gibi şeyler getirdi; aktardan meyan kökü, karanfil, kakule gibi şeyler alarak deneysel tütsüleme denemeleri yaptık.
Yazının Kokusu
Aynı bedende birlikte yaşadığımız 39 trilyon kadar bakterinin koku yaymamızdaki etkisiyle, soluduğumuz havayla dolaşan ve soluk alan varlıkların bedenine karışan milyonlarca zerreciğin koku kültürüne olan etkisiyle düşünmek baştan çıkarıyor ve dilden çıkarıyor... Harf harf kokladım, zerre zerre kokuya yayıldım, kokuyu yurtladım, kokuya yazılandım. Aldığım nefese, verdiğim nefese şaşırdım. Hey gidi koca Mardin, düş yükü müsün? (Burnumun dikine gittiğim bu şuncacık yazının kokusu çıkmadan tüyeyim.)
Bir rica: Peki, bu yazının sizde oluşturduğu burcu burcu kokuyu tarif eder misiniz?
{fold ve metin içindeki tüm görseller: Murat Küçük, 2024}1. Vedat Ozan’ın Kokular Kitabı üst başlığıyla yayımlanan dört ciltlik kitabı ve Açık Radyo’daki 150 haftalık Koku programının kayıtları, koku üzerine Türkçedeki önemli kaynaklar. Nihat Özdal’ın şiirlerden ve kokulardan oluşan Koku adlı kitabı ilginç bir örnek. Ayrıca koku festivali, koku koleksiyonlarından oluşan koku müzeleri, koku sanatı [olfactory art] çalışmaları koku kültüründeki değişimlerin önemli örneklerinden.
2. Tevfik Kanoğlu, “Kokular”, Manifold.
3. Byung-Chul Han, Zamanın Kokusu: Bulunma Sanatı Üzerine Felsefi Bir Deneme, çev. Şeyda Öztürk (İstanbul: Metis Yayınları, 2019).
4. Jay Griffiths, Tik Tak Zamana Kaçamak Bir Bakış, çev. Ertuğ Altınay (İstanbul: Ayrıntı Yayınları. 2003), 15.
