Mardin Fragmanları
Tozlu Bir Anlatı

Mardin’i tozla anlatmanın, tozlu bir Mardin anlatısı üretmenin bir denemesini yapacağım. Toza, sise dokunan anlatılar üretmeyi önemsiyorum. Dahası tozla sisle dokunan metin üretme denemelerinin düşünmelerimizi, duygulanmalarımızı ve her türlü deneyimlemelerimizi başka oluşlara doğru kıpırdatmasını arzuluyorum. Sadece insanların, hatta belli nitelikteki insanların hikâyelerine odaklanan değil, insan ötesindeki canlı ve cansız varlıkların hikâyelerinin peşine düşen anlatılar üretmek düşünmeyi yenileyecektir. Yaşamlarımızın nasıl toza dumana bulanmış olduğunu anlatmayı, yazıyı da toza dumana bulayarak yazmayı deneyeceğim. Böyle bir güzergâh içerisinde dolaşarak, tozun Mardin’deki hikâyesinin, nasıl kullanıldığının ve onunla nasıl mücadele edildiğinin hikâyesini kurgulamaya çalışacağım. Mardin’i tozla anlatmak aslında biraz her yeri de anlatmak gibidir. Mardin’in nesi meşhurdur? Peki ama, toz neden meşhur edilmez? Madem öyle, ben de tozu meşhur etmeyi deneyeceğim.

Şarkı arası: Kansas’ın “Hepimiz rüzgârdaki tozlarız” dediği Dust in the wind isimli şarkısının okumaya eşlik etmesini öneririm.

Toza Giriş

Tozun varlığını nerelerde hatırlarız? Toz bizlere neler hatırlatır? Tozu nasıl düşünürüz ve kullanırız? Toz neleri barındırır? Toz sayılabilir mi? Dünya tozlu bir yerdir. Tozların bitimsizce dolaştığı ve konduğu bir dünyada yaşıyoruz. Toz olarak adlandırdığımız çok şey var. Taşın, toprağın zerreleri için de eşyaların, giysilerin ve farklı türdeki canlıların bedenlerinin zerreleri için de bu kelimeyi kullanırız. Peki toz, sadece bir parçalanmışlık mıdır? Yoksa her çeşit “bütün”, çeşit çeşit tozlardan mı bir varlık biçimine erişmiştir?

Taşın da toprağın da bir sürü canlı ve cansız varlığın da taşınması toz hâlinde hava sayesinde gerçekleşir. “Havayı bir taşıma ortamı, tozu da mektup olarak”1 gördüğümüzde, hava tozun dolaşım aracıdır. Hava canlı ve cansız varlıkları, uzak/yakın fark etmeksizin birbirine temas ettiren çok etkili bir aracıdır. Daha güçlü bir ifadeyle “Biz karada yaşamıyoruz, atmosfer aracılığıyla havada yaşıyoruz. Balığın suya batmış olması gibi, biz de aynı şekilde havaya batmışız. Ve bizim solunum dediğimiz, atmosfer tarımcılığından başka bir şey değildir.”2

Toz, gözle görülebilir olduğunda fark edilen ve genellikle istenmeyen bir şeydir. Peki ama sadece bir kirlilik kaynağı mıdır? Toz sadece bir sağlık meselesi midir? Parçacıklarının sağlık üzerindeki etkisi, astımla olan ilişkisi onu istenmeyen kılar. Toz alınır, toz temizlenir. Toz neden bu kadar sevilmez? Öte yandan tozdan kaçmak imkânsızdır. Tozlanma, bir parçalanma ve dağılma biçimidir. Havayı soluduğumuzda tozlaşmış –çok farklı zamansallıkları olan– birçok varlığı da içimize almış oluruz ve içimizden tozları dışarı saçarız.

Mardin’e Giriş

Mardin’de gündelik hayatta ve mimaride etkisi güçlü olan bir fail var: Toz! Mardin tozlu bir yerleşim yeridir, tozun dolaştığı ve yerleştiği bir yerdir. Öte yandan Mardin’de tozun etkileri bazı zamanlar çok belirgin olur. Bu bazı günler, her yerde olabileceği gibi, tozun gözle görülebilir olmasıyla gündeme gelir. Buradaki odak ise taş ve toprak tozudur.

Taş Mardin sarımsı bir yerleşimdir. Mardin bu sarılığını önemli ölçüde toza borçlu değil midir? Taşocaklarından çıkartıldığında beyazımsı olan bu kalker taşının, yapılarda kullanıldıktan sonra sararmasında toprak tozunun havayla dolaşımının katkısı çoktur. Öyle ki aynı taşın içe bakan tarafı daha beyazımsı kalırken, dışa bakan tarafı ise toz, rüzgâr ve yağmur etkileriyle sararır. Bu bağlamda tozun mimari değeri şuradadır: Çıkartıldığında kesimi ve şekil vermesi kolay olan bu taşın sertleşmesini, böylece suya ve rüzgâra dayanıklı olmasını sağlar ve taşı kendine yakın bir renge büründürür.

Mardin’in, eski Mardin olan kısmının tabii ki, son yıllarda artan bir turistik cazibesi var. Eski Mardin yerleşik insanların yaşama yeri olmaktan uzaklaşıyor ve konaklama, yeme/içme, alışveriş ve eğlenme odaklı mekânların arttığı, turistlere yönelik bir alan olmaya doğru hızla dönüşüyor. Bunun için yapılan çalışmalarla, eski Mardin birçok yerde önemli ölçüde şantiyeye dönmüştür. Epeyce moloz çıkmakta, taş, kum gibi yeni malzemeler getirilmekte ya da zeminlere, duvarlara eklenmek üzere beyaz taşlar kesilmektedir. Bu durumda taş tozları bolca havaya yayılmakta ve etrafa yapışmaktadır. Taşla ilgili her işlem sürecinde ortaya çıkan tozları en çok taş işçileri yutar ve tozlar işçilerin gözlerine de epeyce kaçar.

Taşın üzerindeki sıva ya da boya tabakalar taşlardan arındırılmakta, beton eklentiler ise ya kaldırılmakta ya da taş rengine yakın bir sıva/boyayla görünümü değiştirilmektedir. Öte yandan kaldırılan bu beton tabakayla, Mardin'in betonlaşma tarihinin izlerinin silinmekte ve moloz olarak dışarı atılmaktadır.

Tozun Rengi

Farklı koruma uygulamalarının neredeyse en çok uzlaştığı “koruma” müdahalesi olan şey tıraşlama/raspalama/kumlama gibi yöntemlerle “kir” olarak görülen patinayı kaldırmak olduğu için taş giderek beyazlaştırılmaktadır. Böylece eski Mardin sarımsı bir yerleşim olmaktan uzaklaşarak beyazımsı bir görüntüye bürünüyor. Bu iflah olmaz ve şüphe duyulmaz “temizleme” obsesyonu da pürüzsüz, gıcır gıcır ya da cillop gibi beyazımsı bir Mardin görüntüsü/dokusu oluşmasına neden oluyor. Bu durumda taşın yüzeyinin aşındırılması, taşın kütlesini azaltmakta ve dayanımını zayıflatmakta değil midir? Sarılaşan tabaka önemli ölçüde taşın içini de koruyan, sertleşmiş bir katman değil midir? Bu tabaka ısrarla neden bu kadar değersizleştirilmektedir?

Tabii ki Mardin, eski Mardin’den ve eski Mardin’deki taş yapılardan ibaret değil. “Taş Mardin” ne kadar Mardin ise “beton Mardin” de o kadar Mardin’dir. Ama betondaki tozlaşma ile taştaki tozlaşma arasında belirgin bir fark var. Peki, neden Mardin’i sarılaştıran bu toz bir koruma konusu olmaz?3 Çok şükür ki, beyazlaştırılan Mardin bir süre sonra toz, rüzgâr, yağmur ve güneşle elbette sarılaşacaktır. Otantisite, orijinallik gibi imkânsız ideallerin peşine düşen koruma uygulamaları tozun mimari değerini ya da sarımsı rengin mimarini değerini gözetmekten neden bu kadar kaçar?

Tozun Aşınımı

Taşın toz toz dökülmesinden dolayı birçok taş yapıda, duvarlardaki taşlar sıva ya da boyayla kapatılmıştır. Bu yöntem, tozdan kaçınmanın ya da korunmanın yaygın bir yolu olarak kullanılmıştır. Evlerin bakım emeğini üstlenen –çoğunlukla– kadınların temizlik yüklerini azaltan belirgin bir etkisi de olmuştur bunun. Taşın dökülmesinde nemin aşındırması önemlidir. Nemi azaltmak için çeşitli yalıtım uygulamaları, süreç içerisinde artmasına rağmen hiçbir şekilde taşın aşınan, tozlaşan bir şey olmaktan kurtulmasını sağlayamamıştır. Eski Mardin’den yeni Mardin’e göç etmenin önemli gerekçelerinden biri de taşın toz toz dökülmesinin ortaya çıkardığı temizleme problemini ortadan kaldırmak olmuştur. Bu da betonun önemli bir avantajıdır.

Tozun bulaşıcılığıyla ilgili sık sık karşılaştığımız şeylerden biri de duvara değince taşın tozunun kıyafete geçmesidir, bu nedenle “üstü başı toz olmuş”luk daha kolay oluşabilmektedir. Bu tozları kıyafetlerden arındırmak için her türlü temizleme eylemi de tozu havaya saçarak, tozun dolaşımına katkı sağlar.

Tozun Taşınımı

Mardin’de “toz taşınımı” olarak adlandırılan bir meteoroloji olayı da sık sık gerçekleşir. Görme mesafesini azaltacak kadar yoğun olduğunda, bir “toz bulutu” gibi, sis gibi bütün havayı kapladığında, “çölden gelen” diye tarif edilir ve hakkında medyada “Hayatı olumsuz etkiledi” şeklinde haberler yapılır. Bu yoğunluktayken hava turuncuya yakın bir renge döner. Toz, dolaştığı kadar mekânlara ve canlılara konar. Özellikle beyaz zeminli yerleri ve arabaları suyla yıkarken çamur gibi akar gider. Havanın ne kadar tozlu olduğunu arabaların rengini değiştirmesinden –zaten çok önemli bir kısmı beyaz olduğu için çok kolayca– anlayabiliriz. Mesela, bu toprak tozunun yoğunluğundan ötürü, Mardin’de hafızalarda “kırmızı kar” olarak kalmış bir olaydan da bahsedilir.

Tozu Taşımak

Ev içinde toz almak olan şey, Mardin’de sadece eşya tozu değil de bazen daha çok toprak tozunu almaktır. Öte yandan gayet iyi biliyorum ki “Toz almaya yarayan gereçler tozu ortadan kaldırmaz, onu yayar, her yana seyahat etmesine yol açar, ne de olsa tozun böbürlendiği bir kökü yoktur ki sökülüp atılsın. Toz zerreleri, zamanın, uzayın ve anlamın enginliğinde dolanıp duran safiyane göçebelerdir.”4 Yine de özellikle kendim için, avluyu yıkarken, avluda masayı silerken ya da bilgisayarımın üzerindeki tozu alırken en çok karşılaştığım şey bu toprak tozudur. Bazen avluyu yıkarken hortumu duvarlara da tutarım ve oradan akan suyun tozlu/çamurlu hâlini izlemekten de epeyce keyif alırım. Bu toz hiç bitmez ve taşa hep konuktur. Bir mühim şey ise Mardin’den bir süreliğine ayrıldığımda, örneğin bilgisayarımın üzerini temizlerken, eksikliğini en çok hissettiğim şeyin de toz olmasıdır. Bu durumda işte tozu pek özlüyorum. Anlıyorum ki Mardin semalarında dolaşan bu tozu, görüntüsü ve kokusunu galiba pek seviyorum, ama tadını değil.

Mardin’de bir de sokakları tozunu alma deneyimine sık sık rastlarız. Temizlik işçileri –çöplerin sıklıkla sokaklara atılmasından ötürü– çöpleri toplama ve –maalesef– eşeklere yükleyerek taşıma işi dışında, sokakları itinayla süpürür, bu sırada yayılan tozu da yine en çok onlar yutar.

Çıkış

Farklı biçimleriyle ve dolaşımlarıyla “modern mimarlıkta asla tahammül edilemeyen, sanatta ise disipline edilmesi gereken bir şey” olduğu müddetçe, tozun etkilerini göremeyecek ve olanaklarını kullanmamaya devam edeceğiz. Çünkü toz, barındırdığı şeylerle iflah olmaz bir şekilde yayılımcıdır, kaotiktir, anonimdir ve bedenlerimize, içimize, dışımıza, dünyamıza, her yerlere yapışır, karışır, dolaşır. “Toz her şey ve hiçbir şeydir, var olan her şeyden parçacıkları alır ama bu parçacıklara yeni bir biçim bahşetmez. Toz, her şeyin, dönüşmek üzere olduğu hiçle hasbıhal ettiği araçtır.”5 Tozun değerini gözeten ve olanaklarını kullanan, tozla düşünen, tozla düşleyen sanatsal, mimari, edebi ve sosyal bilimsel deneyişler için tozla tanışsak mı acaba?

{tüm fotoğraflar: Mardin, Murat Küçük}

1. Hannah Holmes, Tozun Gizli Hayatı: Evrenden Mutfak Tezgahına Küçük Şeylerin Büyük Sonuçları, çev. Ebru Kılıç (Ankara: TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları, 2011), s. 3.

2. Emanuele Coccia, Bitkilerin Yaşamı: Bir Karışım Metafiziği, çev. Kağan Kahveci (İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2021), s. 73.

3. Bu bağlamda, deneysel bir iş olarak “toz”un korunması üzerine yapılan “The Ethics of Dust” (2015) başlıklı proje, yaygın koruma ve miraslaştırma düşüncesine ve uygulamaları eleştirel bir müdahale olarak kurgulanmıştır. Bu projeye dair detaylar için bkz. Otero-Pailos Studio ve Vimeo. Ayrıca Çaylı, bu çalışmayı şöyle yorumlamaktadır: “Otero-Pailos, anıtsal addedilen yapıların ya da kopyalarının iç ve dış yüzeylerinde biriken tozları koruyarak ana akım miras politikalarını ve bu politikaların tarihi sadece insan elinden çıkma tekil nesneler üzerinden temsil etme eğilimini tartışmaya açıyor.” Metnin tamamı için bkz. Eray Çaylı, “Geçmişin ve Geleceğin Arayüzünde Umut ve Korumanın ‘Neden’leriyle ‘Nasıl’ları”, XXI, Şubat 2018.

4. Michael Marder, Toz, çev. Öznur Karakaş (İstanbul: İthaki Yayınları, 2019), s. 14.

5. Michael Marder, age, s. 83.

gündelik hayat, kent, Mardin, Mardin Fragmanları, Murat Küçük, şehir, toz