Mardin Fragmanları
Karlı Bir Anlatı

Akrep Nalan’ın “Karlar düşer, düşer düşer, ağlarım” demesine nazire olarak “Karlar düşer, düşer düşer, düşlerim” diyerek başlamak isterim. Peki, Mardin’de karla nasıl düşlenir?1 Karın kendisi cisim olarak bir şey, ama Mardin’deki dilsel çeşitlilik sayesinde karın isimleri çok şey: Selc u berf u kar fark etmez.

Eşlikçi şarkı: Adamo’nun Her yerde kar var isimli parçasını yazıya eşlikçi olarak öneriyorum.

Karı sadece dışarıdaki hâlleriyle, doğrudan değdiği yerlerle ve etkileriyle değil, içerileri nasıl değiştirdiğiyle birlikte düşüneceğim. Kış ve kar, mekânları ve bedenimizi kullanma biçimlerimizi belirgin bir şekilde etkiler. Havanın soğuğunu daha az hissetmek, böylece soğuk yüzünden hastalanma olasılıklarından bedenimizi korumak isteriz. Mekân kullanımı olarak içerisi ile dışarısı arasındaki ilişki ve ritim de değişir. Havalar soğudukça daha içeri dönük, havalar ısındıkça daha dışarı dönük oluyoruz; pencereler açılıyor, avlu ve dam kullanımı artıyor. Mesela, benim için yazdan kışa geçiş, avludan/damdan evin içine belirgin bir göç gibidir.

Kışta canlıların ve ortalıkta gezen hayvanların sayısı ve hareketliliği epeyce azalır. Kış uykusuna yatanlar, küçüklü büyüklü hayvanlar, böcekler ortalıkta dolaşmaz olur. Sokak komşularımız kediler, köpekler ve kuşlar için ise yiyecek bulmak daha bir zorlaşır.

Karlar düşer

Karlar Mardin’in dağlarına düşer, ovasına ise çok nadir, ama sadece bazen şöyle bir uğrar geçer. Ayrıca karın uzaktan gelen soğuğu ile yağdığındaki ılıklığı arasındaki fark da mühim. Mardin’e çok zaman, karın kendisi değil, yakın uzaklarda yağmış karın soğukluğu gelir. Karın “çetin” tarafları çok olsa da farklı güzellemeleri yapılır. Karın gelişi için “Mikroplar kırılsın”, “Kar yerin/toprağın mayasıdır” ya da “Kar berekettir” şeklinde yaygın olumlama ifadeleri var. Kar, su kaynaklarını beslemede önemli bir kaynak.

Mardin eski şehir, 2013, fotoğraf: Zahit Mungan

Karda eski Mardin’in büründüğü görünüm kadar, buradan ovaya ve göğe doğru oluşan görünüm de ayrı bir güzellik. Mevsimlere göre, bu manzaraya bulutlar, rüzgârlar, yağmurlar, şimşekler de dahil olur. Mardin’in yeşil ile sarı arasında dolanan renkliliğine kar sayesinde beyaz dahil olur. Şehirdeki yaygın restorasyon obsesyonu olan taşları tıraşlamanın/temizlemenin şehri beyazlaştırma çabalarının yaygınlığı ve sürekliliği yanında, karın beyazlaştırıcı etkisi, mevsiminde artık birkaç gün oluyor. Karın nasıl bir havada yağdığı, karın rengini de etkiler. Mesela, Mardin’in olağan hava mensuplarından olan toprak tozuyla karın birleştiği durumlar olabiliyor. Böylece, çok nadir de olsa, tozun karla buluşmasında ortaya çıkan hâl için hafızalarda “kırmızı kar” diye bir adlandırma var.

Sıkça anlatıldığı üzere, Mardin’de kışlar çok çetin, çok soğuk ve çok kar yağışlı geçermiş. Kar yağışının bu kadar değişmesinde, insanların faaliyetlerinden kaynaklanan iklim değişikliğinin etkisi çok. Mardin’de iklimin değişmesini, küresel ısınma kadar bölgede yoğunluğu artan barajlar etkiliyor. Böylece daha nemli bir hava, sıcağı da soğuğu da duyumsamayı etkiliyor. Bir yandan daha yağışsız, öte yandan da daha ıslak bir Mardin’de yaşıyoruz. İşte o bir vakitler, günlerce süren kar yağışları olurmuş, kulağa/göze ve düşe hoş geliyor. “Yılın aralık-ocak ve şubat aylarında kışı kulaklarınızın dibine kadar, iliklerinize kadar hissedersiniz. Karı da, kar fırtınasını da, sulusepkenini de ve saçaklardan inen kandil kandil buz sarkıtlarını. Açık helalarda donan lağım farelerini de görürsünüz.”2

Cumhuriyet Meydanı, Mardin, 2012

Kar mücadele edilen de bir şey. “Etkili olan kar yağışı” nedeniyle “yollar kapanır”, “eğitime ara verilir”, sokaklarda ve damlarda karlar birikir. Yollar kapandığında, Mardin’de tuzlama yapıldığı gibi, taş derzlerinde kullanılan “ınkara”ların da döküldüğünü görmek mümkün. Kış, gündelik hayatı ve çalışma hayatını önemli ölçüde etkiler. Karda yürümek ancak bata çıka yapılabilen bir şey olur. Yoğunluğuna göre işlerin durması, dükkânların bu günlerde kapalı tutulması gibi etkileri olur, daha çok karın yağdığı geçmiş zamanlarda ise çok daha fazla. Kar sadece canlıları değil, ölüleri de etkiliyor. Çok karlı ya da kar fırtınalı havalarda, cenaze ve defin işleri, mezarlıklara ulaşım mümkün olmadığında zorlaşıyor. “İnanılmaz kar kış kıyamet olan havalarda, ölümlerde, hem avluya gömme olabiliyor, hem de bazı cami ve kiliselerin bir tür kemikhane olan ne’huz denen kısmına cesetleri atma olurmuş.”3

“Kış hazırlıkları” gibi bir şey başka mevsimler için yok. Gıda temini zorlaştığı ve çeşitlilik azaldığı için kışlık gıda hazırlama, evlerde bir şekilde ısınma araçlarının kurulması ve yakacak alınması, kışlık kıyafetler çıkartılması gibi işler yapılır. Karla mücadelenin bir parçası da kendi bedenimizi soğuktan korumak. Mevsimler, bedenimizin ve duyularımızın çalışma biçimini ve ritmini etkiler. Kış, bedenimizi daha kapattığımız, sarıp sarmaladığımız ve hareketimizin önemli ölçüde azaldığı bir mevsim. Bunun için kalın, kat kat giyiniriz: İçlik, patik, kalın çoraplar, kaban/mont, eldiven, atkı, bere, bot/çizme gibi bir dolu şey.

İç mekânlarda da kışın/karın soğuğuyla mücadele ederiz, havayı ısıtacak bir şeyler kullanırız. Soba öncesi zamanlara dair ısınma aracı, Mardin Arapçasında kırsi’dir. Tabii, başka yerlere bakmadan (hatta bakma gereği bile duymadan), sanki o şeylerin sadece burada olduğunu sanma hâline göre, bu sadece Mardin’e özgüymüş gibi anlatılabilir. Halbuki yaygın olarak, Akçura’nın ısınma üzerine yazısında anlattığı üzere, “Osmanlı döneminde evlerin temel ısınma aleti mangaldı. Mangalın, yapıldığı maddeye, geldiği bölgeye ya da hangi amaçla kullanıldığına göre değişen pek çok adı vardı. En çok pirinç ve bakır mangallar kullanıldı.”4

Kırsi, anlatılanlara göre şöyle bir şey: Közlenmiş ateşin teneke ya da seramik kapla taşındığı, cora olarak adlandırılan koni biçimindeki çukur; mangal ya da toprak kap içinde köz hâlindeki ateş ve üstünde bir tür sofra/masa ile bunu kaplayan bir yorgan. Ayaklar yorganın altına sokuluyor, vücudun üst kısmı ise dışarıda. Buna dair söylenen “Beyt hesen keyf, aşara tah’tîl héf” cümlesinin anlamı şu: “Hasan’ın evinde keyif, on kişi bir yorganın altında.” Ayaklar sıcakta kalırken diğer kısımların görece daha soğukta kalması romatizmaya sebep olabiliyormuş. Bütün odaya yayılan güçlü bir ısı söz konusu olmadığı için kalın giyinmek daha bir önemli. Ayakları yorgan altında tutmak, zorunlu bir fiziksel yakınlık sebebi. Kırsi’nin etrafı bir sosyalleşme alanı olarak, sohbetler, masallar, şarkılar, danslar ya da leyli hikâye anlatıcılığıyla sözlü kültürün üretim yeri.5 Üzeri ise ayrıca bir yemek alanı olabiliyor, yorganın üstünde bir bakır sinide cevizli sucuk, pestil, çerezler, meyveler konarak yeniliyormuş.

Ancak ilginçtir ki ev içinde ısınma amaçlı “ocak” yapısına rastlamıyoruz. Soğuk kış gecelerinde kırsi’yle ısınma, daha sonraları sobanın icat olmasıyla değişiyor. Bir zanaat alanı olarak “sobacılar çarşısı” bile oluşuyor. Günümüzde de bu çarşıda birkaç dükkân hâlâ faaliyetini sürdürüyor. Nasıl ki taş zorunlu bir yapı malzemesi olarak kullanılmışsa ve betonun icadı sonrasında Mardin’de beton yapılar inşa edilmişse, sobanın icadı ve malzemesinin yaygınlaşmasıyla birlikte sobalar da kırsi’lerin yerini alıyor. Sobalarla birlikte evlere baca eklenmesi ya da soba boruları için boşluklar açılması gerekiyor. Yakacak malzeme olarak da odun, kömür, gazyağı kullanılabiliyor ve sonrasında da elektrikli ısıtıcılar, klimalar devreye giriyor. Eski Mardin’de bazı çokkatlı beton konutlarda kömürle çalışan kalorifer sistemleri de kurulmuş. Kırsi’yi ya da sobayı hazırlama ve toparlama emeği yine önemli ölçüde kadınlarda. Kırsi’nin etrafındaki sosyalleşmeler, etkinlikler ve yemeler/içmeler kadar, bunu hazırlama ve toparlama emeği, bahse pek değer görülmeyen bir boyut.

Isı biçimlerindeki bu değişimle düşünürsek, tescilli taş evlere eklenmiş elektrik, su ve kanalizasyon sistemlerini ya da bacayı, soba borularını bozulma ya da orijinalliğe aykırı saymayan bakış, mesela elektrikli bir kalorifer sistemini ya da klimayı pek garip bir şekilde aykırılık olarak görebiliyor. Peki ama neden günümüzün ısınma dahil herhangi bir teknolojik ve mimari yeniliğini, koruma ve yenileme uygulamalarının bir parçası yapmayalım?

Karlar birikir

Karlar avlulardan ve damlardan sokağa süpürülerek atıldığı için, sokakta kar miktarı yükselir. Yağan kar miktarının çok olduğu zamanlarda, sokak araları dar olduğundan, bu biriken karlarla dam için merdiven yapılabildiğini anlatılıyor; çünkü kar damda durdukça donarak ve eriyerek, evin iç duvarlarına sızar, bu da taşın erimesine sebep olur. Karın atılabilmesi için avlu/dam duvarlarında kar penceresi ya da kar nişi olarak takıt îl selç denen özel bir kar küreme boşluğu var. Karları küremek için de özel bir kar küreği olarak ce’ruf. Damlardaki karları temizlemek, bazı damlar büyük olduğundan ve gerekli işlemi en kısa sürede yapıp damı temiz tutmak da gerektiğinden, bazıları için bir meslek oluyor, bu kar temizleyicilere de cerraf deniyor. Bu işi yapanlar, duruma göre hamallar oluyormuş ve “Kar yüzünden işler durduğu için işsiz kalan hamallar, özellikle zengin ailelerin damlarından karları temizleyerek yevmiyelerini çıkartırlarmış.”6 Kar temizleme sırasında, sokaktan geçenlerin üstüne bir ce’ruf karın düşmesi de önemli bir olasılık. Yıllar içinde birkaç defa bundan nasiplendiğim için kendimi şanslı hissediyorum.

Sokaklarda, kapı önlerinde karların birikmesi kapıların açılmasını zorlaştırır. Karın sokaklarda birikmesi abbaraların tıkanmasına da sebep olabiliyor. Uzun yıllardır hamallık yapan ve ara ara birlikte Mardin dolaşmalarına çıktığımız arkadaşım Ammo Şehmus, abbaralara biriken karların içinden tünel açıp geçtiklerini göstererek anlatmıştı ve ben de pek kıskanmıştım. Karın sokaklarda birikmesi, güneş almayan kısımlarda donmaya sebep oluyor. Karda ya da donda yürümeyi güvenli hâle getirmek için, insanlar sobadaki külleri (ya da bazen talaşı) karların üstüne serpmeyi tercih eder.

Manzara olarak güzellemesi yapılan kar için, pencereden izlemek ile çıkıp kara karışmak arasında önemli bir deneyim farkı var. Karı sadece seyirlik değil, bütün etkilerine açık olarak deneyimlemek için bizzat içine dalmak gerekiyor. Bu bağlamda kar, en güzel ve en doğal oyun araçlarından biri. Zaten hangi mevsim kış kadar oyun araçları sunar? Kartopu oynama, kayma ve kardan adam/kadın gibi figürler yapma, damdan sokaktaki kar birikintisine atlama, karda tuzaklar kurma gibi oyuncul tarafları da var kışın. Tabii yapılan figür için “kardan adam” isimlendirmesinin yaygın olması, ama mesela “kardan kadın” denmemesi cinsiyetçiliğin pek sorgulanmadığı bir durum değil mi? Çok kar yağdığında, çocukların gelip geçenleri düşürmek için kurduğu, üstünü ince odunlarla kapatıp üstüne kar serip fıhha dedikleri kar çukuru bir tuzak olduğu kadar oyun alanı. Birikmiş karın üstüne atlamak ya da bir yokuş bulup poşet/leğenle kaymak, yazın suda yüzmek gibi değil midir?

Şaziye Gloria, 2012 ve 2022

Mardin’de iki farklı damda on yıl arayla aynı isimli, birbirinin devamı kardan kadınlar yapmıştım: Şaziye Gloria. Kısa süreli de olsa Mardin’in pek meşhur şahsiyetlerinden oldular.

Sokaklar kaymak için uygun değil, çünkü yokuşlar hep merdivenli. Ama kar bu merdivenleri düzleştirdiği için kayılabilir zemine dönüştürüyor. Kazıklar, naylon leğenler gibi, okul çocuklarının okula gidip gelirken sırt çantalarının üzerinde kaydıkları da geçmişe dair anlatılan şeylerden. Mardin’de önemli bir değişim de yapılan altyapı ve sokak düzenleme çalışmalarında merdivenlerin az olduğu eğimli yerlerin önemli bir kısmının düz yola çevrilmesi olmuş. Bu durum karlı zamanlarda kaymaya zemin sağlayacağı gibi, şehri daha engelsiz ve erişilebilir hâle de getirmiş. Yine de Mardin’de kara denk gelip de sokaklarda kaymak isteyenler için, eğiminden ve uzunluğundan dolayı ben eski Kız Meslek Lisesi merdivenlerini tercih ediyorum.

Dağın güneşi daha az alan kuzey cephesinde, yani kale arkasında (kafel kala), etrafı taşla örülü, geniş ve derin çukurlar kazılırmış. Mardin Arapçasında meslece denen bu kar çukurları ya da karlık, Arapça kar anlamına gelen selc’den türüyor. Meslece sahipleri, kale arkasında arazisi ya da bahçesi olan kişilermiş. Bu çukurlara doldurulan kar bastırılır, sıkıştırılır, üzeri saman koyarak kapatılır, böylece buzlaşması sağlanır. Buzdolabının olmadığı zamanlarda, yazın testereyle/baltayla kesilerek çarşıda satılırmış; kar şerbetlerinde ya da suların, meşrubatların, dondurmaların soğuk kalmasını sağlamak için kullanılırmış. Sonra buz fabrikaları, evlerde buzdolapları, bu işi ve alanları gereksiz hâle getiriyor.

Kışın geceler uzar. (Peki ya, düşler de uzar mı?) Kar, şehrin rengini karanlıktan daha bir göz gözü görür bir aydınlığa çevirir, gecenin karanlığını beyazlatır ve gecenin sessizliğini artırır. Kış belki de en sessiz mevsimdir. İnsan dışı varlıkların, özellikle rüzgârın ve yağmurun sesi, insanların ve hayvanların seslerine göre daha baskın hâle gelir. Kar iyice sessizleştirir. Kış, diğer mevsimlere göre kokuların salınımlarını zayıflatır ve tatların çeşitliliğini azaltır. Karın sıradışı bir tatsız tadı vardır. Kar doğrudan da yenebilen bir şeydir, ama pekmezle nasıl da güzel gider: Dıbs u selc, karsambaç, baksuseme (kar/pekmez dondurması, kar helvası) gibi şeyler yapılabilir. Ayrıca karın kokusu, kokudan epeyce azade bir şey gibi değil midir?

Karlar donar

Mardin’in esas olarak dağın güneye bakan cephesine kurulmuş olsa da doğu ve batı cephelerinde de yerleşim var. Öyle güney merkezlidir ki Kale Arkası olarak adlandırılan kısım, dağın kuzey yamacı. Bu kuzey cephe epeyce yeşil, ağaçlar ve bitkilerle dolu. Bu sayede baharda ve özellikle yazın, piknik ve oyun alanı olarak (kalenin NATO için askeri alan olarak ilan edildiği 1960’a kadar) kullanılmış. Karlar güneşin ısıtması sayesinde güneye bakan yerleşim alanında erirken, kuzey cephede daha uzun süre kalıyor. Güney cephede olmasına rağmen, evlerin yüksekliğinin de etkisiyle, sokakların bütün kısımları güneşi aynı şekilde almaz, özellikle gece epeyce düşen sıcaklığın etkisiyle karlar sokakta donar.

Karlar hem sokaklarda, damlarda ve damlardan aşağı akan suyollarında (bazen zincirlerde, sarkıt hâlinde), hem de evlere şebeke suyunu ileten depolarda/borularda suların donmasına neden olur. Bu donma hâli, güneş almayan yerlerde uzun sürüyor. Su, sızmakta olduğu kadar donmakta ve buharlaşmakta da epey marifetli bir faildir. Böylece borulardan ve duvarlardan sarkan farklı buzlu şekiller oluşur.

Karlar erir

Karlar, küllere ve çamurlara karışarak su olup sokaklardan, toprak bulunca da sızıp giderlerden doğru kanalizasyona karışarak ya da buharlaşarak havaya karışıp hareket eder. Kar, donduğunda sızdığı çatlakların arasını genişletir. Sonra da genişlettiği çatlaklardan eriyerek taşa sızar ve açıklıklara akar. Bu sızma, yapıların malzemesinde çürüme, erime, dağılma, yosunlanma gibi etkiler üretir. Bundan dolayı, kar yağdığında yapılan şeylerden biri, taş evlerin bakımı için önemli olan, karı damdan iyice süpürdükten sonra silindir loğ taşıyla dam zeminindeki toprağı ezerek sıkılaştırmaktır. Menderune de denen bu taşla yapılan loğlama, toprak damlardaki malzemeyi sertleştirerek kışları karda/yağmurda suların içeriye sızmasını önlemeyi amaçlar. Kar sonrasında olduğu gibi, bazı yağmur yağışları sonrasında da damın toprağını loğlamak önemli. Tabii beton icat oldu, loğlamak bozuldu. Damların önce betonla, sonradan farklı yalıtım malzemeleriyle kaplanması, suyun evlere, taşlara sızma olanaklarını epeyce kısıtladı. Mardin’de evlerde taş erime/dağılmasının önemli sebebi olan su sızıntısı böylece büyük ölçüde azaltıldı. Artık eski Mardin’de toprak dam neredeyse kalmış değil.

Karla düşleme denemesi: Soluksuz bir kısa öykü

Yukarıdan aşağıya doğru sokak aralarında yürürken, yolun damdan süpürülen karların birikmesiyle tıkandığı bir yerde bir evin yan merdivenlerinden inmeye yeltenirken yanlışlıkla basılan kapının zilini gözlüklü, beyaz saçlı bir kardan erkek ile saçları beyaz bir tülbentle hafifçe örtülü bir kardan kadının açmasıyla avluya davet edilmem; kapıdan değil de karlardan yükselti yapa yapa avluya çıkarak mı inerek mi bilemediğim bir hâlle vardıktan sonra ayakkabılarımı karlardan temizlemekle birlikte evin hikâyesi hakkında bir muhabbete başlamamız; evi evlatlarıymış gibi, eski kışları ve yağan karları da uzak bir geçmiş gibi anlatmaları; karları biriktire biriktire merdiven yaparak ya da tünel açarak o avludan dama, damdan başka damlara atlaya sıçraya sokaklarla abbaralarla güle oynaya kar topu oynayarak daha da yükseklere, şehrin bütün karlarını yığarak yaptığım merdivenlerden bitimsizce yürüyerek yükseldiğim göğü bir güzel gıdıklamam, hâlâ daha gıdıklamam.

{aksi belirtilmedikçe fotoğraflar: Murat Küçük}

1. Konuyla ilgili farklı zamanlarda görüştüğüm, bilgilerini paylaşan Ali Altınöz, Mehmet Sait Tunç, Ammo Şehmus, Metin Ezilmez, Mehmet Selim Parlakoğlu ve fotoğrafını paylaşma izni veren Zahit Mungan’a teşekkür ederim.

2. Latif Öztürkatalay, Mardin ve Mardinliler (İstanbul: Seçil Ofset, 1995), 298.

3. Ali Altınöz.

4. Gökhan Akçura, “Isınmak İstiyorum”, Manifold, 18.12.2022.

5. Hikâye anlatıcılığı hakkında daha detaylı bilgiler için şu kaynaklara bakılabilir: Ahmet Abdülhadioğlu, “Mardin’deki Arapça Sözlü Kültürünün Korunmasında Hikâye Gecelerinin Rolü”, Mukaddime 7/2 (2016): 243-257. Hatice Kübra Uygur, “Mardin’in Geleneksel Eğlencesi: Leyli Gecesi”, Millî Folklor 26/102 (2014): 86-98.

6. Mehmet Selim Parlakoğlu.

gündelik hayat, kar, kent, kış, Mardin, Mardin Fragmanları, Murat Küçük, şehir