Mardin Fragmanları
Rüzgârlı Bir Anlatı

Mardin’de rüzgârla kimler neler yapar? Bu sorunun öznesi sadece insanlar değil, hayvanlar, bitkiler de. İnsanlar rüzgârdan nasıl faydalanıyor ve nasıl korunuyor? İnsan dışındaki canlılar rüzgârı nasıl kullanıyor? Daha mühim soru ise şu: Rüzgâr Mardin’de neler yapıyor? Peki, hangi rüzgâr attı beni böyle yazıya? Bir yazı rüzgârdan nasıl faydalanır? Bir yazıda rüzgâr nasıl eser? Bu sorular etrafında rüzgârla esen ve rüzgâr estiren bir yazı yazmaya çalışacağım. Böylece, yazının boşluklarını havalandıran rüzgâr dilerim ki düşlerimizi alıp oralara buralara şuralara daha bir dolaştırsın, kokular, ısılar, tatlar, renkler, çeşit çeşit dokunsallıklarla bereketlendirsin. Bu noktada, doğal ile kültürel arasındaki ilişkinin kopukluğunu yeniden bağlayan bir düşünme biçimini deneyeceğim. Rüzgâr nasıl kültürleşmiş? Ama bu insanların kültür üretimindeki yeri, onu doğal oluşundan çıkarmıyor. Donna J. Haraway’in “doğa-kültürler” (naturecultures) kavramsallaştırması bu anlamda çok kullanışlı olacaktır.

Eşlikçi şarkı: Grup Gündoğarken’in Rüzgâr isimli şarkısını bu yazıya eşlikçi olarak öneriyorum.

Rüzgâr, yüksek basınç alanından alçak basınç alanına doğru havanın hareket edişidir. Su nasıl akarsa hava da öyle eser. Rüzgâr ki havayı dolaştırır, taşı/toprağı soyar, suyu dalgalandırır, varlıklara çarpar. Uçurur, savurur, dağıtır, parçalar, devirir, koparır. Sınır tanımaz ve zapt edilemez bir taşıyıcıdır. Nerelerden neleri usanmadan sıkılmadan getirir ve götürür. Hem getirdiği şeyleri hem değdiği yerleri çeşit çeşit değiştirir. Havanın akışını hızlandırır. Böylece havanın dolaşımını artırdığı için, hem iyi bir karıştırıcı/bulaştırıcıdır hem de daha ferah bir hava solumayı sağlar. Havanın yoğunluğunu değiştirir, dağıtır, temizler.

Güvercin Treni uçurtması, fotoğraf: Zahit Mungan

Rüzgâr Mardin’de Neler Yapar?

Rüzgâr bilumum şeyleri, tozları, güvercinleri, uçurtmaları uçurur, hayalleri de. Mardin’in rüzgârları meşhurdur. Yerleşik insanlar rüzgârı farklı etkileriyle deneyimler. Ama kimse Mardin’e rüzgârına kapılmak için gelmez, çünkü turistik ritüellerin arasında rüzgârla yapılan bir şey sunulmaz. Mardin’de korunacak doğa/kültür varlıkları arasında da rüzgâr yoktur. Rüzgârlara isim verilse de inanç ya da etnisite odaklı bir köken/kimlik atfederek sahiplenmeye yeltenen henüz olmamıştır. Hiç şüphesiz ki rüzgâr insan yapımı bir şey olsaydı, onu sahiplenmek ve korumak için insanlar birbiriyle yarışırdı.

Ejderha uçurtması, fotoğraf: Zahit Mungan

Eski Mardin’in güneye bakan eğimli cephesi rüzgârı dolu dolu alır. Bazen öyle bir eser ki sanki evleri yerinden taş taş sökecek kadar güçlüdür. Güneyden esen rüzgârlar havayı ısıtırken, kuzeyden gelen soğutur. Kentin güneyden gelen çöl tozlarıyla dolması da rüzgârın sayesindedir. Rüzgâr efil efil ya da püfür püfür de eser, fırtına olarak da. Rüzgâr yönüne ve yaydığı ısıya göre de adlandırılır. Havanın ısısını etkiler, ısıtır, soğutur, kurutur ya da ıslatır. Sıcak ya da soğuk, havanın iliklerimize kadar işlemesi için rüzgâr sıkı çalışır.

Rüzgârların etkisi mevsime göre değişiyor. Rüzgâr, yazda serinletici etkisinden dolayı aranan bir şeyken, kışta ise tam tersidir. Çünkü rüzgâr havanın soğuğunu içerilere sokmakta ısrarcıdır ve değdiği tende soğuğu daha bir sıkı işletir. Hafızalarda yaygın olarak yer alan “Mardin’de kışlar çok çetin geçerdi” ifadesinde, böyle çetin olmasında aslında rüzgârın etkisi çok. Arada kuvvetli/şiddetli fırtına uyarısı Mardin için de yapılır. Rüzgârın en sert ve soğutucu estiği zamanlar ise kışın son soğuklarında esen, maalesef yaşçı bir adlandırma olan, “berdü’l-acûz” ya da kocakarı soğuklarıdır. Rüzgâr karla işbirliği yaptığında ortaya çıkan ilişkiye tipi deniyor. Tipi durumlarında dışarıda durmak da yürümek de son derece zorlaşıyor. Bu durumda rüzgârdan korunmak için bere ya da eldivenlerle bedenlerimizi sararız. Bir de yerde kalan karların, yağışlar durduktan sonra kuzeyden gelen rüzgârlarla sertleşmesi ve donması gibi bir hâl vardır ki Mardin pek kaygan bir yer olur, merdivenli ve yokuşlu sokaklarında. Bu durumda, pek çok insanın düşmesini kolaylaştırarak kemikler için fena bir kırık-çıkık, çatlak faili olur.

Çok rüzgârlı zamanlarda bütün şehir rüzgârın taşıdığı toza ve (sokaklara atılan çöplerden) çeşit çeşit çöpe bürünüyor. Özellikle poşetler ve ambalajlar havada uçuşuyor. Rüzgâr sadece yerin üstünde esmiyor, yerin altını bir ağ gibi sarmış su tünellerinde de esiyor.1 Sokak aralarına inip dolaşan rüzgâr, kapıların açılmasıyla büyük bir hışımla avlulara/evlere doğru yön değiştiriyor. Yer altlarındaki su tünellerinde su nasıl akıyorsa özellikle dar sokaklarda hava rüzgârla öyle akıyor. Kendi evimin kuzey cephesine bakan sokak kapısını açtığımda gelen rüzgâr, evin konumu ve kapının yönü ile rüzgârdan etkilenmesi arasındaki ilişkiyi fark etmemi sağlıyor.

Rüzgârın Mimari Önemi

Rüzgârın mimariye etkisi önemli, çünkü tozu, suyu (yağmur ya da nem olarak) ve ısıyı yapıların duvarlarına sıkı sıkıya yapıştırır. Özellikle gözenekleri olan taşa iyice yedirerek onu sertleştirir, güçlendirir ve sarartır. Bu yüzden Mardin’in böyle sarımsı bir şehir olmasında rüzgârın etkisi pek çok. Mimariyi kültürlere referansla düşünme ve insan etkinlikleriyle başlatma alışkanlıklarının yetersizliğine ve sıkıcılığına karşı, tozun, suyun ve rüzgârın mimarlık üzerindeki etkisini düşünme alıştırmaları yapmak, insan merkezci düşünme pratiklerini kolayca darmaduman edebilir.

Rüzgârın havanın ev içlerine girmesini sağlamada etkisi, yapıların yalıtımlarına ve özellikle pencere doğramalarına bağlı. Bir de hava giren, taş evlerin bir kısmında yer alan “kameriye” boşlukları var. Hem ışık hem de hava sağlayan, bu pencere üstündeki boşluklar kuşlar için de pek fiyakalı yuvalar oluyor. Yapılarda, artan yalıtım ve sımsıkı plastik pencere doğramalarıyla rüzgâr ev içlerine artık daha az sızıyor. Burada havanın ısısı ile ferahlığı arasında, hangisinin önceleneceğiyle ilgili hep bir dilemma vardır.

Sıcak yaz günlerinde bir tutam rüzgârın etkisi pek ferahlatıcıdır. Rüzgârın yapıların içine nasıl alındığı önemli bir mesele. Mesela en çok İran’da bilinmekle birlikte Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da farklı coğrafyalarda kullanılmış olan, icadı 2500 yıl öncesine dayanan, mimari bir soğutma elemanı olan “rüzgâr yakalayıcılar” ya da “rüzgâr bacaları”2 Mardin’de olsa acaba nasıl olurdu? Çok yakında, Urfa’da, farklı örnekleri var.3 Peki neden Mardin’de yok? Üzerine düşünmeye ve hayal etmeye değer. Eski Mardin’de, ev içlerinde rüzgâr yapsın diye kullanılan pervane, vantilatör ya da klima gibi serinleticilere, evlerin damları ya da avluları oturma/yatma için kullanıldığından, gerek olmuyor. Tabii eğer önleri başka bir ev tarafından kapatılmadıysa. Çünkü açık havada, tahtın üstünde yatarak uyuyacak, hatta kalınca bir örtü alma gereği duyacak kadar bir serinlik sağlayan rüzgâr başka bir şeye muhtaç bırakmıyor insanı. “Hiç esmiyor” ya da “Yaprak kıpırdamıyor” dedirten zamanlar olsa da yaz gecelerinde rüzgârın bir şekilde esmesi, önü açık damlarda çok olağan. İşte o sıcak yaz gecelerinde, damda tahtta uyumak aslında rüzgârda/rüzgârla uyumak gibi gelir bana. Ayı, yıldızları, ovadaki elektrikli ışıkları ve karanlığı izlerken uykuya dalmak, uykuyu rüzgârın akışına kapılıp dolaşarak geçirmek gibidir. Uyanmak ise rüzgârın geri getirip tahta bırakmasıdır. Aslında Mardin, Turgut Uyar’ın şiirinden alıntılayarak, sadece bir “göğe bakma durağı” değil, rüzgâra kapılma durağıdır.

Rüzgârın başka bir mimari önemi ise bacayla ilgili. Sobanın icadı ve yayılmasıyla birlikte, evlerde ya doğrudan baca yapılıyor ya da bir yerleri delerek boruları dışarı uzatılıyor/yükseltiliyor. Mangal (Arapçadan gelen yerel adıyla kırsi) zamanlarında oluşmayan bir ilişki kuruluyor böylece rüzgârla. Şiddetli rüzgârlarda rüzgâr dumanı havayla birlikte içeri atıyor, böylece içeride duman zehirlenmesi olabiliyor. Bu nedenle artık bacalara (soba borularının ucuna) ayrıca “baca şapkası” ya da “baca rüzgâr gülü” takılıyor.

Rüzgârdan faydalanmak için önemli bir yapı olan yeldeğirmenlerinden bir vakitler Mardin’de de bir tane varmış, büyükçe, Kırkıs Tepesi olarak adlandırılan yerde; fotoğraf kayıtlarından biliyoruz. Fotoğrafı dışında bir izi yok, hafızalarda karşılığı pek yok. Günümüze kalsa muhtemelen önemli bir turistik cazibe nesnesi ve landmark olurdu. Sonrasında ise başka yeldeğirmeni de yapılmamış.

Rüzgâr Uçurur

Rüzgârın yönü ve şiddeti, kuşların uçmasına ve uçurtma uçurmaya olan etkisiyle önemli. Bu bağlamda güneyden esen rüzgâr makbul, çünkü daha stabil, “Ovadan geldiği zaman, yere paralel geliyor, yukarıdan gelmiyor, evleri yalayıp yukarı doğru çıkıyor”.4 Öte yandan kuzeyden esen rüzgâra ise “ters rüzgâr” ya da “hava kırık” deniyor ve kuzey rüzgârları her zaman daha şiddetli oluyor. Ters rüzgâr olarak adlandırılmasının sebebi ise şu: “Hava kırılıyor, hava türbülansa giyiyor, rüzgâr dönüyor, buradakiler heve meksorve diyor Arapçada. Böyle olunca mesela güvercin kalktığı yere geri dönemiyor. Rüzgâr ovaya, yamaca doğru atıyor. Dans edemiyor havada, takla atamıyor.”5 Uçurtma da uçurulamıyor. Rüzgârın yönü ve şiddeti gün içinde de değişebiliyor, “Yazları bazen gündüzleri güneyden, akşamları kuzeyden rüzgâr esiyor. Rüzgâr kademeli bir şekilde kuzeye dönüyor”.6 Rüzgâr yön değiştirmediği müddetçe uçurtma havada kalabiliyor.

Kuşlar rüzgârı yükselmek, ilerlemek ve inmek için kullanır, kanatlarına hava takviye eder. Rüzgâr kullanılarak yapılan iki önemli insan etkinliği var: Biri uçurtma, diğeri “güvercin merakçılığı”. “Merakçı” yerel konuşma dilinde kullanılıyor, çünkü yetiştiricilikten başka bir şey. Güvercinleri besleme, eğitme, bakım, uçurma ve yarıştırma gibi süreçleri içerebiliyor. Havada uçarken takla attığı için “taklacı güvercin” ya da “oyun kuşu” olarak adlandırılan güvercinlerin “merakçı”ları ise erkekler. Yaban güvercinlerden farklı olan bu kuşların, damlarda ya da dükkânlarda insanlar tarafından yapılmış odaları/kafesleri var. Güvercin merakçıları bu güvercinlerin hangi rüzgârda nasıl uçtuğunu biliyor. Ona göre uçurmaya çıkartıyorlar, havanın dönebilmelerine uygun olmasını gözetiyorlar.

Öte yandan güvercinlerin özgür uçan kuşlar olmaktan alıkoyularak insanların eğlencesine hizmet etmesi yerine, şu şehirde göklerde özgür uçan kuşlara eşlikçi uçurtmalar var. Üstelik uçurtma, kimsenin özgürlüğünü kısıtlamadan, çeşit çeşit tasarımlarla ve uçurma biçimleriyle epeyce şenlikli ve barışçıl. Uçurtma kültürünün gelişmesi, insanlar arası iletişim için kıpır kıpır bir eşlikçi. Buradaki uçurtma kültüründe “uçurtma dövüşü” (kite fight) gibi (uçurtma iplerini keserek düşürme) bir şey olmaması, yarış dışı bir salınma hâli olarak göğü paylaşmanın belirtisidir. Zahit Mungan’ın tasarladığı uçurtmalar aslında rüzgâr kültürüne önemli bir katkı. Mungan’ı müstakil kılan şey, bir şekilde var olan “uçurtma kültürü”nü sadece tanıtmak, sabitlemek gibi bir ezbercilikle yetinmeyerek uçurtma tasarlama ve dikme bağlamında uçurtma kültürünü başkalaştırması ve zenginleştirmesi. Bir şeylere, özellikle “kültürel” sıfatıyla nitelendirilmiş şeylere, hep “aslına uygun” ve “orijinal” olana uygunluk üzerinden bakan düşünmeye karşı, Zahit Mungan uçurtmayı hem Mardin’de gündelik hayatın içinde ve kültürün bir parçası olarak kullanıyor, hem de bununla yetinmeyerek, uçurtmayı dönüştürmeye cesaret ediyor, yaratıcılığını kullanarak onu daha şenlikli kılıyor. Onun deyişiyle “Uçurtmayı damda uçurmak ile arazide uçurmak arasında fark var. Arazide rüzgâr daha stabil ama damlarda minare, direk, evler rüzgârın dengesini değiştiriyor. Beton yüksek katlı binalar sadece silueti değil rüzgâr akımını ve insanların/hayvanların bundan faydalanma biçimini de etkiledi”.7 Mungan rüzgârı yirmi yıldır takip ediyor ve hızının saatte altmış kilometreyi geçmediğini söylüyor. Ona göre yıllık ortalama rüzgâr hızı saatte on dört-on beş kilometre. Bu da rüzgâr santralleri için yeterli değil ama uçurtma ve güvercin için çok uygun.

Her uçurtmanın bir rüzgârı var, rüzgârın hızına ve yönüne göre seçiyor onu. Ayrıca sadece rüzgâra göre uçurtma seçmiyor, rüzgâra göre uçurtmaya ip de seçiyor. Bazı uçurtmalar az rüzgârda uçabiliyor ama şiddetli rüzgârda kırılabiliyor. Bunda malzemenin hafifliği ve rüzgârı alma biçiminin etkisi var. Ayrıca üç boyutlu şişme uçurtmalar ile çıtalı uçurtmaların rüzgârı kullanma biçimleri de farklı. Uçurtmacıların rüzgârla kurduğu ilişki daha doğrudan. Bunu Zahit şöyle ifade ediyor: “Güvercinciler rüzgârı hissetmiyor ama ben rüzgârı doğrudan hissediyorum, rüzgârı tenimde hissedince uçurtmayı salıyorum.”

Böyle bir kültürün üretiminde rüzgârın rolünü düşünmeyi, bütün bunların aslında rüzgârın kültürü ya da rüzgâra göre uyumlanan bir kültür üretimi olarak düşünmekle değiştirirsek, acaba neleri değiştirmiş oluruz?

Çıkış

Rüzgâr dağıtıcıdır. Bir şeylerin derli toplu kalmasına izin vermez. Hem kendisi durduğu yerde durmaz hem de ektisi altına şeylerin durduğu yerde durmalarına izin vermez. Rüzgâr parçalayıp dağıtabilir ya da kaldırıp savurabilir.

Rüzgâr aşırır. Önüne katıp götürebildiği her şeyi havalandırıp uzaklara götürür. Havayı taşıdığı gibi, canlı cansız nesneleri de taşır, kokuları da sesleri de. Tohumları taşır, saçtığı yerlerde, mesela taşların arasında bitkilerin pörtlemesini sağlar.

Rüzgâr aşındırır, taşı, toprağı ya da farklı sert dokuların tenlerini. Taşıyıp getirdiği şeyler kadar, çarpıp değdiği yerler/şeylere de izini bırakır.

Rüzgâr üfürür, ses de çıkarır, mesela ıslık çalar. Rüzgârın sesi hem kuvvetiyle hem de çarptığı şeylerle birlikte çeşit çeşit çıkar.

Zahit Mungan, Leylek uçurtmasını uçururken, fotoğraf: Zahit Mungan Arşivi

En Son Çıkış

Rüzgârın düş gücüne katkısından faydalanmak isteyenler için, mesela, öyle rüzgâr olur ki ara sıra şehir dolaşmalarına çıktığımız Ammo Şehmus’la, kalenin altındaki mezarlıklardan manzaraya bakarken, onun her mevsim giydiği hamal abasını kanat gibi açıp şehrin üstünde süzülebileceği üzerine de konuşuruz. Ben de kendimce harfler ve kelimelerle ya rüzgâra kapılır ya da rüzgâr yoksa da yaratır ve varlığımı kaptırırım. Şu yazı boyunca, okuyan gözlerinizin önünde kirpiklerinizden gözbebeklerinize doğru bir esinti geldiyse, yazı muradına ermiştir.

Ammo Şehmus, Büyük Güvercin uçurtmasını damda uçururken, fotoğraf: Zahit Mungan
{Editörün notu: Fotoğrafların kullanım izni için Zahit Mungan’a teşekkür ederiz. Zahit Mungan’ın uçurtma çalışmalarına instagram hesabından ulaşabilirsiniz.}

1. Metin Ezilmez ile yazarın 04.01.2024 tarihinde yaptığı söyleşi.

2. İklim krizine karşı kullanılabilecek yöntemlerden biri olarak değerlendirilen “rüzgâr yakalayıcılar” hakkında bir yazı.

3. Yahya Melikoğlu “Geleneksel Yaşam Alanlarından Öğrenilen Sürdürülebilir Dersler: Şanlıurfa’nın Geleneksel Rüzgâr Yakalayıcıları” başlıklı yüksek lisans tezinde Urfa’daki rüzgâr yakalayıcılarını fotoğraflamış ve tartışmış.

4. Zahit Mungan ile yazarın 03.01.2024 tarihinde yaptığı söyleşi.

5. Zahit Mungan ile yazarın 03.01.2024 tarihinde yaptığı söyleşi.

6. Zahit Mungan ile yazarın 03.01.2024 tarihinde yaptığı söyleşi.

7. Zahit Mungan ile yazarın 03.01.2024 tarihinde yaptığı söyleşi.

gündelik hayat, kent, Mardin, Mardin Fragmanları, Murat Küçük, rüzgâr, şehir, uçurtma